Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

3 Ekim 2026 Cumartesi

 

2028'e Giden Ulusal İktidar Savaşımında Yerel Siyasal Gücün Yeniden Yapılandırılması: CHP’den Siyasal Göç ve AKP-YENİ Parti Stratejileri

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

YÜRÜTME ÖZETİ

Araştırmanın konusu

Bu çalışma 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye’de yerel siyasal alanın yeniden yapılandırılmasını 2028’e giden ulusal iktidar savaşımı bağlamında incelemektedir. Çalışmanın temel hareket noktası, yerel yönetimlerin yalnızca yerel kamu hizmetlerinin yürütüldüğü yönetsel birimler olmadığı aynı zamanda siyasal örgütlenme, kadro, seçmen ilişkileri, siyasal görünürlük ve seçimsel deneyim üreten siyasal kapasite alanları olduğudur.

Bu nedenle çalışmanın son inceleme nesnesi belediyelerin kim tarafından yönetildiği değildir. Asıl araştırma nesnesi, 31 Mart 2024 seçimleriyle özellikle CHP tarafından elde edilen yerel siyasal kapasitenin seçimler arasındaki dönemde hangi aktörler tarafından, hangi araçlarla ve hangi mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtıldığıdır. Bu yaklaşım, yerel siyasal alanı ulusal iktidar savaşımının kendisi olarak değil, bu savaşımda kullanılabilecek siyasal altyapının üretildiği ve yeniden dağıtıldığı stratejik bir alan olarak ele almaktadır.

Temel araştırma sorusu

Araştırmanın temel sorusu şu biçimde düzenlenmiştir: 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle özellikle CHP tarafından elde edilen yerel siyasal kapasite 2028’e giden ulusal iktidar savaşımında hangi aktörler tarafından, hangi araçlarla ve hangi mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtılmaktadır? Bu temel soru çerçevesinde araştırma özellikle üç aktör arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır: CHP, AKP ve YENİ Parti.

Kavramsal çerçeve

Çalışmada yerel siyasal kapasite kurumsal temsil, belediye meclisi aritmetiği, yerel parti örgütlenmesi, siyasal kadrolar, iletişim ve görünürlük, seçmen ilişkileri ve seçimsel deneyim gibi unsurların bileşimi olarak ele alınmaktadır. Bu kapasitenin seçim sonrasında nasıl değiştiğini izlemek için iki kavram geliştirilmiştir: Başlangıç Temsil Düzeni (BTD): 31 Mart 2024 seçimleri sonucunda seçmen iradesiyle oluşturulan temsil düzeni. Eylemli Temsil Düzeni (ETD): Belirli bir tarihte siyasal temsil ve yönetim kapasitesinin fiilen hangi aktörlerin kontrolünde bulunduğu düzen. Bu iki düzen arasındaki fark, seçim sonrasında meydana gelen siyasal ve kurumsal değişimin izlenmesini olanaklı kılmaktadır.

Çalışmanın bir diğer temel kavramı siyasal göçtür. Siyasal göç seçilmiş veya örgütsel siyasal aktörlerin bir partiden başka bir partiye geçmesini ifade etmektedir. Ancak araştırmada siyasal göç ile siyasal kapasite transferi birbirinden ayrılmaktadır. Bir aktörün parti değiştirmesi tek başına kapasite transferini kanıtlamaz. Kapasite transferinden söz edebilmek için temsil, örgüt, kadro, seçmen ilişkileri, görünürlük veya seçimsel deneyim gibi unsurların yeni siyasal alana taşındığının gösterilmesi gerekir.

Araştırmanın temel çözümleme modeli

Çalışmada seçim sonrası siyasal yeniden yapılanma şu süreç içinde ele alınmaktadır: 31 Mart 2024 seçimleri, Başlangıç Temsil Düzeni, hukuksal/yönetsel müdahale ve/veya siyasal göç, kurumsal ve örgütsel kapasite değişimi, Eylemli Temsil Düzeni, yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımı ve ulusal siyasal kapasite üzerindeki olası etkiler. Bu süreç bütün belediyelerde aynı biçimde gerçekleşmemektedir. Bazı durumlarda hukuksal veya yönetsel müdahale sonrasında belediye yönetiminin siyasal niteliği değişebilmekte ve bazı durumlarda ise belediye meclisi aritmetiği mevcut siyasal düzenin devamını sağlayabilmektedir. Bu nedenle araştırma, “müdahale ve otomatik olarak iktidar değişimi” biçiminde deterministik bir model kullanmamaktadır.

Çözümlemenin temel bulguları

Araştırmada en az dört mekanizma birbirinden ayrıştırılmıştır: Hukuksal ve yönetsel müdahaleler, belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi, siyasal göç ve yerel örgütsel ve siyasal kapasitenin başka siyasal alanlara aktarılması. Bu mekanizmalar bazı olaylarda bağımsız ve bazı olaylarda ise birbirini tamamlayan süreçler olarak ortaya çıkabilmektedir. Özellikle belediye başkanının görevini sürdürememesi ile belediyenin başka bir parti tarafından yönetilmeye başlaması arasında zorunlu bir ilişki bulunmadığı görülmektedir. Belediye meclisinin mevcut aritmetiği, başkan vekilliği seçiminin sonucu ve bu süreçte gerçekleşen siyasal geçişler sonucu belirleyebilmektedir. Bu nedenle çalışmada yalnızca “belediye el değiştirdi mi?” sorusu değil, “bu sonucu üreten siyasal ve kurumsal kapasite nasıl değişti?” sorusu esas alınmıştır.

CHP’den siyasal göç

Araştırmanın önemli bulgularından biri CHP'den başka siyasal aktörlere gerçekleşen geçişlerin yalnızca bireysel parti değişiklikleri olarak görülmemesi gerektiğidir. CHP'den AKP'ye geçişler, siyasal kapasitenin doğrudan mevcut iktidar alanına aktarılması bakımından CHP'den YENİ Parti'ye geçişler ise CHP'nin yerel örgütsel ve siyasal kapasitesinin yeni bir siyasal alanda yeniden örgütlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle çalışma, siyasal göçün üç düzeyde incelenmesini önermektedir: Bireysel düzey yani belediye başkanı veya tekil siyasal aktörün geçişi. Kurumsal düzey yani belediye başkanı ile birlikte belediye meclisi üyelerinin hareketi. Örgütsel düzey yani yerel parti örgütlerinin, kadroların ve siyasal ağların birlikte hareket etmesi. Üçüncü düzeye yaklaşıldıkça basit bir parti değişikliğinden daha geniş bir siyasal kapasite transferinden söz etmek olanaklı duruma gelmektedir.

CHP–AKP–YENİ Parti üçgeni

Çalışmanın önemli bir sonucu 31 Mart 2024 sonrasındaki sürecin yalnızca CHP ile AKP arasındaki bir savaşım olarak ele alınmasının yetersiz kalabileceğidir. CHP'nin yerel siyasal kapasitesinin bir bölümü AKP'ye ve bir bölümü YENİ Parti'ye yönelmektedir. Böylece CHP'nin kaybettiği kapasite ile AKP'nin ve YENİ Parti'nin kazandığı kapasitenin birlikte incelenmesi gerekmektedir. Bu durum, YENİ Parti'nin CHP'den devraldığı kapasitenin belirli bir ölçeğe ulaşması durumunda AKP'nin davranışlarının bundan etkilenip etkilenmediği sorusunu da ortaya çıkarmaktadır. Ancak çalışma bu noktada kesin bir stratejik niyet yargısına ulaşmamaktadır. AKP'nin YENİ Parti'nin kapasite kazanımını sınırlamaya veya dengelemeye yönelik sistemli bir strateji izlediği araştırmanın bulguları bakımından henüz kanıtlanmış bir sonuç değil, sınanması gereken bir önermedir.

Yerel siyasal kapasitenin ulusal boyutu

Araştırmanın temel kuramsal akıl yürütmesi yerel siyasal kapasitenin ulusal siyasal kapasitenin üretiminde kullanılabilecek bir kaynak olduğudur. Belediyeler siyasal kadro yetiştirebilir, örgütsel ağlar oluşturabilir, seçmen ilişkileri geliştirebilir, siyasal görünürlük sağlayabilir, adaylık ve yönetim deneyimi kazandırabilir ve seçim dönemlerinde kullanılabilecek yerel örgütlenme kapasitesi oluşturabilir. Dolayısıyla yerel siyasal kapasitenin başka bir partiye aktarılması yalnızca yerel yönetim düzeyinde bir değişiklik olmayabilir. Uzun vadede ulusal siyasal örgütlenme ve seçimsel kapasite üzerinde de etkiler yaratabilir. Ancak bu ilişki otomatik değildir. Yerel kapasitenin ulusal kapasiteye dönüşebilmesi için örgütlenme, kadro, seçmen ilişkileri ve seçimsel faaliyet bakımından devamlılığının gösterilmesi gerekir. Bu nedenle çalışma 2028 seçim sonucunu öngörmemekte ve 2028'e kadar olan dönemde siyasal kapasitenin nasıl oluşturulduğunu ve yeniden dağıtıldığını incelemektedir.

İktidar değişimine direnç

Araştırmanın ikinci kuramsal ekseni uzun süreli siyasal iktidar dönemlerinde oluşabilecek siyasal-bürokratik-ekonomik karşılıklı bağımlılıkların iktidar değişimine direnç üretip üretmediği sorusudur. Buradaki “direnç”, psikolojik bir korku veya niyet varsayımı olarak değil, mevcut güç ilişkilerinin devamını sağlayabilecek kurumsal, hukuksal, bürokratik, ekonomik ve siyasal mekanizmaların ortaya çıkması olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle “oligarşi” de çalışmada önceden kabul edilmiş bir gerçeklik olarak kullanılmamaktadır. Siyasal ve ekonomik gücün belirli gruplarda yoğunlaşması, bürokratik süreklilik, kamu kaynaklarına erişim ve siyasal-ekonomik bağlantılar ancak görgül olarak gösterilebildikleri ölçüde açıklayıcı duruma gelebilir. Fon soruşturması da bu nedenle doğrudan bir yolsuzluk kanıtı olarak değil, siyasal, bürokratik ve ekonomik ilişkilerin kesişme biçimlerini incelemek için bir görgül alan olarak değerlendirilmiştir.

Farklı açıklamalar

Çalışma, bulguların tek bir siyasal açıklamaya indirgenmemesi için farklı açıklamaları da dikkate almaktadır. Bunlar arasında hukuksal soruşturmaların siyasal amaçtan bağımsız olması, bireysel veya kurumsal yönetim sorunları, belediye meclisi aritmetiğinin sonuçları belirlemesi, parti değişikliklerinin bireysel siyasal tercihlerden kaynaklanması, YENİ Parti'nin bağımsız örgütsel genişleme stratejisi ve yerel gelişmelerin ulusal iktidar savaşımından çok yönetsel gerekçelerle açıklanabilmesi bulunmaktadır. Bu açıklama seçenekleri araştırmanın nedensellik savını sınırlandırmaktadır.

Çalışmanın temel yöntembilimsel ilkesi bu nedenle şöyledir: “Ortak sonuç göstermek, ortak niyet kanıtlamak değildir.” Bununla birlikte, benzer sonuçların farklı olaylarda tekrarlanması, aynı veya benzer mekanizmalarla ortaya çıkması ve belirli bir siyasal kapasitenin aynı yönde yeniden dağıldığının gösterilebilmesi ortak bir yapısal örüntü bulunduğuna ilişkin akıl yürütmeyi güçlendirebilir.

Genel sonuç

Araştırmanın genel sonucu 31 Mart 2024 sonrasında Türkiye'deki yerel siyasal alanın yalnızca belediye yönetimlerindeki değişimler üzerinden değil, siyasal kapasitenin yeniden dağılımı üzerinden okunması gerektiğidir. Hukuksal ve yönetsel müdahaleler, belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler, siyasal göç ve örgütsel yeniden yapılanma birlikte değerlendirildiğinde 31 Mart 2024 seçimleriyle oluşturulan yerel siyasal kapasitenin seçimler arasındaki dönemde yeniden yapılandırılabildiği görülmektedir. Bu süreç, tek başına belirli bir siyasal aktörün niyetini kanıtlamamakta ve 2028 seçim sonucunu öngörmemektedir. Ancak yerel siyasal alanın, ulusal iktidar savaşımının dışında veya ikincil bir alan olarak görülemeyeceğini göstermektedir. Çalışmanın temel akıl yürütmesi şu biçimde özetlenebilir: Yerel siyasal alan ulusal iktidar savaşımının yalnızca sonucu üzerinde etkili olabilecek bir alan değil, ulusal siyasal kapasitenin seçimler arasında oluşturulduğu, korunduğu, aktarıldığı ve yeniden dağıtıldığı önemli bir siyasal altyapıdır. Bu nedenle 31 Mart 2024 sonrasında gerçekleşen yerel siyasal değişimler, yalnızca “hangi belediye kimin eline geçti?” sorusuyla değil, daha geniş bir soruyla değerlendirilmelidir: “Seçimle oluşturulan siyasal kapasite, bir sonraki seçime kadar kimler arasında ve hangi mekanizmalarla yeniden dağıtılmaktadır?”

Araştırmanın ulaştığı sonuç, bu soruya kesin bir siyasal niyet yargısı vermek değil, siyasal kapasitenin seçimler arasında yeniden yapılandırılmasını açıklayabilecek görgül ve sınanabilir bir çözümleme çerçevesi ortaya koymaktır.


 

Öz

Bu çalışma, 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'de yerel siyasal alanın yeniden yapılandırılmasını 2028'e giden ulusal iktidar savaşımı bağlamında incelemektedir. Çalışmanın temel varsayımı yerel yönetimlerin yalnızca yerel hizmet üreten yönetsel kurumlar olmadığı aynı zamanda siyasal örgütlenme, kadro, seçmen ilişkileri, siyasal görünürlük ve seçimsel deneyim üreten önemli siyasal kapasite alanları olduğudur. Bu çerçevede araştırma seçimlerle oluşturulan Başlangıç Temsil Düzeni (BTD) ile belirli bir tarihte ortaya çıkan Eylemli Temsil Düzeni (ETD) arasındaki değişimi incelemekte ve hukuksal ve yönetsel müdahaleler, belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler, siyasal göç ve siyasal kapasite transferini temel çözümleme mekanizmaları olarak ele almaktadır. Nitel, açıklayıcı ve karşılaştırmalı araştırma tasarımı ile süreç izleme yaklaşımının kullanıldığı çalışmada CHP'nin 31 Mart 2024 sonrasında elde ettiği yerel siyasal kapasitenin farklı mekanizmalar aracılığıyla yeniden dağıtıldığı görülmektedir. CHP'den AK Parti'ye ve YENİ Parti'ye gerçekleşen siyasal göçler bu yeniden dağılımın önemli unsurlarından birini oluşturmaktadır. Ancak çalışma, bu süreçlerin tek bir merkezi stratejinin sonucu olduğunu varsaymamakta ve siyasal niyet ile ortaya çıkan siyasal sonuç arasında ayrım yapmaktadır. Araştırmanın temel akıl yürütmesi yerel siyasal alanın ulusal iktidar savaşımının ikincil bir alanı olmadığı, ulusal siyasal kapasitenin oluşturulduğu, aktarıldığı ve yeniden dağıtıldığı önemli bir siyasal altyapı alanı olduğudur. Çalışma 2028 seçim sonucunu öngörmemekte ve seçimler arasındaki dönemde siyasal kapasitenin yeniden yapılandırılma mekanizmalarını açıklamaya yönelmektedir.

Anahtar Kelimeler: 31 Mart 2024 yerel seçimleri; yerel siyasal kapasite; ulusal iktidar savaşımı; siyasal göç; siyasal kapasite transferi; Başlangıç Temsil Düzeni; Fiilî Temsil Düzeni; belediye meclisi aritmetiği; seçim sonrası yeniden yapılandırma; Türkiye

 

Abstract

This study examines the restructuring of the local political field in Türkiye after the 31 March 2024 local elections within the context of the national struggle for political power leading toward 2028. Its central premise is that local governments are not merely administrative institutions responsible for local service delivery, but also important sites of political organization, cadre formation, voter relations, political visibility, and electoral experience. The study therefore examines the transformation between the Initial Representation Order (IRO) established by the elections and the De Facto Representation Order (DRO) that emerges at a later point in time. Judicial and administrative interventions, changes in municipal council arithmetic, political migration, and political capacity transfer are treated as the principal mechanisms of analysis. Employing a qualitative, explanatory, comparative research design and process-tracing approach, the study finds that the local political capacity acquired by the Republican People's Party (CHP) after the 31 March 2024 elections has been subject to redistribution through different institutional and political mechanisms. Political migration from the CHP to the Justice and Development Party (AK Party) and the YENİ Party constitutes an important dimension of this redistribution. The study does not, however, assume that these developments result from a single centralized political strategy; it maintains a distinction between political intentions and observable political outcomes. Its principal inference is that the local political field is not merely a secondary arena of the national struggle for political power, but an important political infrastructure through which national political capacity can be built, transferred, and redistributed. The study does not attempt to predict the outcome of the 2028 elections; rather, it seeks to explain the mechanisms through which political capacity is restructured during the inter-election period.

Keywords: 31 March 2024 local elections; local political capacity; national struggle for political power; political migration; political capacity transfer; Initial Representation Order; De Facto Representation Order; municipal council arithmetic; post-election restructuring; Türkiye


 

GİRİŞ VE SORUNSALIN TANIMLANMASI

Demokratik siyasal sistemlerde iktidarın seçim yoluyla el değiştirebilmesi demokratik düzenin temel güvencelerinden biridir. Seçimler yalnızca siyasal yöneticilerin belirlenmesini değil, aynı zamanda iktidarın belirli aralıklarla siyasal olarak denetlenebilmesini ve gerektiğinde barışçıl biçimde devredilebilmesini sağlar. Bu nedenle demokratik sistemin niteliği yalnızca iktidarın nasıl kullanıldığıyla değil, iktidarın gerektiğinde nasıl devredilebildiğiyle de ilgilidir.

Ancak uzun süre iktidarda kalan siyasal yapıların zaman içinde yalnızca seçimsel bir üstünlük elde etmekle kalmadıkları, bürokratik kadrolar, ekonomik aktörler, kamu kaynaklarına erişim kanalları, siyasal bağlantılar, yerel örgütlenmeler ve kurumsal ilişkiler üzerinden daha geniş bir güç alanı oluşturabildikleri görülmektedir. Böyle bir durumda iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi yalnızca bir hükümetin veya siyasal partinin görevden ayrılması anlamına gelmez. Aynı zamanda iktidar döneminde oluşmuş siyasal, bürokratik ve ekonomik ilişkilerin yeniden düzenlenmesi olasılığını da gündeme getirir.

Türkiye'de 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra ortaya çıkan gelişmeler bu sorunun yalnızca kuramsal bir tartışma olmadığını göstermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) çok sayıda belediyede seçim kazanarak önemli bir yerel siyasal kapasite elde etmesinin ardından bazı belediye başkanlarının görevlerinden uzaklaştırılması, tutuklanması veya siyasal konumlarını değiştirmesi, bazı belediyelerde belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi, seçilmiş temsilcilerin başka siyasal yapılara geçmesi ve bazı belediyelerin yönetimlerinin el değiştirmesi seçimle ortaya çıkan siyasal gücün seçimler arasındaki dönemde yeniden yapılandırılabileceği gerçeğini ortaya koymuştur.

Bu gelişmeler ilk bakışta yerel yönetimlerle sınırlı bir siyasal savaşım olarak değerlendirilebilir. Oysa yerel yönetimler yalnızca belediye hizmetlerinin yürütüldüğü yönetsel birimler değildir. Belediyeler aynı zamanda siyasal kadroların yetiştiği, örgütlerin kurulduğu, seçmenlerle doğrudan ilişkilerin geliştirildiği, siyasal görünürlüğün üretildiği ve gelecekteki seçimler için örgütsel ve toplumsal kapasitenin biriktirildiği alanlardır. Bu nedenle yerel siyasal gücün yeniden dağılımı daha geniş bir ulusal iktidar savaşımının örgütsel ve siyasal altyapısını da etkileyebilir.

Bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturan daha temel sorun ise burada ortaya çıkmaktadır: Uzun süre iktidarda bulunan bir siyasal yapının seçim yoluyla iktidarı kaybetme olasılığı yalnızca gelecekteki bir seçim sonucuyla mı ilgilidir, yoksa iktidar döneminde oluşmuş siyasal, bürokratik ve ekonomik çıkar ilişkilerinin gelecekteki iktidar değişiminden etkilenme olasılığı iktidarın korunmasına yönelik daha kapsamlı stratejilerin oluşmasına yol açabilir mi?

Bu soru 2026 Eylül ayında ortaya çıkan yatırım fonu kriziyle birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) aldığı tasfiye kararları 100'den fazla yatırım fonunu ve yaklaşık 455 bin yatırımcıyı etkilemiş ve soruşturma daha sonra şüpheli piyasa işlemleri, para transferleri ve olağandışı kazançlar üzerinde yoğunlaşarak genişlemiştir. AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın kendisi ve eşiyle ilgili hisse işlemlerine ilişkin savların araştırılabilmesi amacıyla görevlerinden ayrılması da olayın siyasal boyutunu görünür duruma getirmiştir. Ancak söz konusu işlemlere ilişkin savların henüz kesinleşmiş bir hukuksal sonuca bağlanmamış olması nedeniyle bunların doğrulanmış yolsuzluk olarak nitelendirilmesi olanaklı değildir.

Bununla birlikte fon krizi daha genel bir soruyu gündeme getirmek bakımından önem taşımaktadır. Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal iktidar ile ekonomik güç, bürokratik konumlar ve siyasal bağlantılar arasında zaman içinde karşılıklı bağımlılıklar oluşabilir mi? Oluşuyorsa, bu ilişkiler iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi olasılığına karşı nasıl bir davranışsal ve kurumsal direnç üretebilir?

Burada “oligarşi” kavramı, başlangıçta kanıtlanmış bir olgu olarak değil, sınanması gereken bir kuramsal olasılık olarak ele alınmaktadır. Benzer biçimde, uzun süreli iktidar dönemlerinde oluşmuş ekonomik ve siyasal çıkar ağlarının varlığı da önceden kabul edilmeyecek ve bunların varlığı, kapsamı, aktörleri ve kurumsal dayanakları somut ve doğrulanabilir veriler üzerinden araştırılacaktır. Böylece çalışma belirli kişi veya gruplara peşinen “oligarşik” bir nitelik yüklemek yerine iktidarın ekonomik, bürokratik ve siyasal güçle kesiştiği kurumsal yapının seçim yoluyla iktidar değişimini nasıl etkileyebileceğini inceleyecektir.

Bu yaklaşım çalışmanın temel sorunsalını şu biçimde ortaya koymaktadır: Uzun süreli siyasal iktidar dönemlerinde oluşan ekonomik, bürokratik ve siyasal güç ilişkileri iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi olasılığını neden ve hangi mekanizmalarla bir siyasal tehdit olarak algılayabilir ve bu algı iktidarın korunmasına yönelik siyasal ve kurumsal stratejilerin oluşmasını nasıl etkileyebilir?

Bu temel sorunsalın Türkiye bakımından incelenmesi 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan yerel siyasal yeniden yapılanmanın yalnızca belediyeler arasındaki bir güç değişimi olarak değil, 2028'e giden ulusal iktidar savaşımında siyasal kapasitenin yeniden dağıtılması bağlamında değerlendirilmesini gerektirmektedir.

Bu nedenle çalışmanın temel inceleme alanı yerel iktidarın kendisi değildir. Yerel siyasal alan daha geniş bir ulusal iktidar savaşımının araçlarından ve siyasal altyapılarından biri olarak ele alınmaktadır. Çalışma, CHP'nin 31 Mart 2024 seçimleriyle elde ettiği yerel siyasal kapasitenin seçim sonrasında hangi mekanizmalarla zayıflatıldığı, parçalandığı, başka siyasal aktörlere aktarıldığı veya yeniden örgütlendiği sorusundan hareketle bu değişimin AKP ile YENİ Parti arasındaki ulusal siyasal güç savaşımı bakımından ne anlama geldiğini araştırmaktadır.

Dolayısıyla çalışmanın temel varsayımı bir seçim sonucunu öngörmek değildir. Amaç, 2028 seçimlerine kadar geçen dönemde ulusal iktidar savaşımının siyasal, örgütsel ve kurumsal altyapısının nasıl yeniden oluşturulduğunu ortaya koymaktır. Bu çerçevede belediye başkanlarının tutuklanması veya görevden uzaklaştırılması, belediye meclislerindeki parti değişiklikleri, CHP'den YENİ Parti'ye ve AKP'ye gerçekleşen siyasal göçler, yerel örgütlerin yeniden yapılanması ve siyasal temsil kapasitesindeki değişimler birbirinden kopuk olaylar olarak değil, aynı siyasal yeniden yapılanma sürecinin farklı görünümleri olarak incelenecektir.

Böylece araştırmanın temel sorusu “hangi parti 2028 seçimlerini kazanacaktır?” biçiminde bir öngörü sorusu olmaktan çıkarılmakta ve bunun yerine “2028'e giden ulusal iktidar savaşımında siyasal kapasite kimler arasında, hangi araçlarla ve hangi mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtılmaktadır?” sorusuna dönüştürülmektedir.

Bu dönüşüm çalışmanın ilk makaleden ayrıldığı temel noktayı da oluşturmaktadır. İlk çalışma seçim sonrasında seçmen iradesinin işlevsel sürekliliği ve yerel temsil düzeninin yeniden yapılandırılması üzerinde yoğunlaşırken bu çalışma aynı gelişmeleri daha geniş bir siyasal güç ilişkileri çerçevesine yerleştirmekte ve yerel siyasal kapasitenin ulusal iktidarın siyasal altyapısının yeniden yapılandırılmasındaki rolünü incelemektedir.

AMAÇ VE HEDEFLER

Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın temel amacı 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'de ortaya çıkan yerel siyasal güç yeniden yapılanmasını 2028'e giden ulusal iktidar savaşımı bağlamında çözümlemektir. Çalışmada yerel yönetimler araştırmanın son nesnesi olarak değil, ulusal siyasal iktidarın oluşturulması, sürdürülmesi ve el değiştirmesi bakımından önem taşıyan siyasal ve örgütsel alanlar olarak ele alınmaktadır. Bu çerçevede araştırma 31 Mart 2024 seçimleriyle özellikle CHP'nin elde ettiği yerel siyasal kapasitenin seçimler arasındaki dönemde hangi hukuksal, yönetsel, siyasal ve örgütsel mekanizmalar aracılığıyla değiştirildiğini, bu değişimin hangi aktörlerin yararına sonuçlar ürettiğini ve söz konusu kapasitenin AKP ile YENİ Parti arasındaki ulusal siyasal güç savaşımı bakımından nasıl yeniden konumlandığını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın ikinci temel amacı uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal iktidar, bürokratik konum, ekonomik güç ve siyasal bağlantılar arasında oluşabilecek karşılıklı bağımlılıkların iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi olasılığı karşısında nasıl bir siyasal direnç üretebileceğini araştırmaktır. Bu bağlamda “iktidar değişiminin tehdit olarak algılanması” araştırmanın başlangıçta kabul edilmiş bir sonucu değil, somut gelişmeler üzerinden sınanacak bir açıklama çerçevesidir. Araştırma ayrıca siyasal iktidarın korunmasına yönelik stratejilerin yalnızca seçim gününe ilişkin olmadığını ve seçimler arasındaki dönemde siyasal kapasitenin, örgütsel yapıların, yerel temsilin, ekonomik ilişkilerin ve siyasal kadroların yeniden dağıtılması yoluyla da şekillenebileceği varsayımını sınamayı amaçlamaktadır.

Araştırmanın Hedefleri

Bu genel amaç doğrultusunda araştırmanın hedefleri şunlardır:

31 Mart 2024 seçimleriyle ortaya çıkan yerel siyasal güç dağılımını başlangıç noktası olarak belirlemek ve özellikle CHP'nin elde ettiği yerel siyasal kapasitenin kapsamını ortaya koymak.

Seçim sonrasında belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması, tutuklanması, belediye meclislerindeki parti değişiklikleri, kayyım uygulamaları ve diğer hukuksal-yönetsel müdahalelerin yerel siyasal temsil ve siyasal kapasite üzerindeki sonuçlarını belirlemek.

CHP'den AKP'ye ve YENİ Parti'ye gerçekleşen belediye başkanı, belediye meclis üyesi ve yerel örgüt düzeyindeki siyasal göçleri inceleyerek bu hareketliliğin hangi tür siyasal kapasitenin aktarılmasına yol açtığını ortaya koymak.

AKP ile YENİ Parti'nin CHP'den kopan siyasal kapasite karşısındaki tutumlarını karşılaştırmak ve iki aktörün örgütlenme, kadro kazanımı, yerel temsil ve siyasal alanın yeniden yapılandırılması bakımından izlediği farklılaşan stratejileri belirlemek.

Hukuksal-yönetsel müdahaleler ile siyasal göç arasında zamansal ve kurumsal bir ilişki bulunup bulunmadığını araştırmak ancak zamansal yakınlığı tek başına nedensellik kanıtı olarak kabul etmemek.

Yerel siyasal kapasitenin yalnızca belediye başkanlığı makamından ibaret olmadığını ve belediye meclisi, yerel parti örgütü, siyasal kadro, seçmenle iletişim, mali ve örgütsel kaynaklar ve siyasal görünürlük gibi unsurların birlikte oluşturduğu bir kapasite olduğunu ortaya koymak.

Yerel siyasal alanda meydana gelen değişikliklerin ulusal düzeyde örgütsel ve seçimsel kapasitenin yeniden dağıtılmasına katkıda bulunup bulunmadığını incelemek.

Uzun süreli iktidar dönemlerinde oluşmuş olabilecek siyasal-bürokratik-ekonomik güç ilişkilerinin iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi karşısında bir direnç mekanizması oluşturup oluşturmadığını araştırmak.

“Oligarşik yapı”, “çıkar ağı”, “iktidar değişimine direnç” ve benzeri kavramları önceden doğrulanmış sonuçlar olarak kabul etmek yerine bunların somut kurumsal ve görgül göstergelerle sınanabilir açıklama çerçeveleri olup olmadığını değerlendirmek.

2026 yılında ortaya çıkan fon soruşturması gibi gelişmeleri tek başına bir siyasal sonucun kanıtı olarak değil, siyasal iktidar ile ekonomik güç arasındaki ilişkilerin niteliğini araştırmaya olanak veren yeni bir görgül alan olarak değerlendirmek.

Bütün bu gelişmelerin ortak bir siyasal örüntü oluşturup oluşturmadığını ve oluşturuyorsa bu örüntünün ulusal iktidarın siyasal altyapısının yeniden yapılandırılması bakımından ne ifade ettiğini ortaya koymak.

Son olarak, araştırmanın bulgularından hareketle 2028 seçim sonucuna ilişkin herhangi bir öngörüde bulunmaksızın 2028'e giden süreçte ulusal iktidar savaşımının hangi siyasal, örgütsel ve kurumsal kapasite değişimleri üzerinden yürütüldüğünü açıklamak.

Araştırmanın Temel Yönelimi

Bu amaç ve hedefler birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın yönelimi üç aşamalı olarak kurulmaktadır: Seçim sonucu, seçim sonrası siyasal kapasitenin yeniden dağılımı ve ulusal iktidar savaşımının yeniden yapılanması. Dolayısıyla çalışmanın temel ilgisi “hangi parti hangi belediyeyi aldı?” sorusundan çok şu soruya yönelmektedir: 31 Mart 2024'te seçmen tarafından oluşturulan siyasal kapasite, seçimler arasındaki dönemde kimler arasında, hangi araçlarla ve hangi mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtılmaktadır ve bu yeniden dağılım ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısını nasıl değiştirmektedir?

ARAŞTIRMA SORULARI

Bu araştırmanın soruları 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında ortaya çıkan siyasal yeniden yapılanmayı yalnızca belediyelerdeki yönetim değişiklikleri üzerinden değil, yerel siyasal kapasitenin ulusal iktidar savaşımı bakımından yeniden dağıtılması üzerinden incelemek üzere oluşturulmuştur.

Temel Araştırma Sorusu: 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle özellikle CHP tarafından elde edilen yerel siyasal kapasite 2028'e giden ulusal iktidar savaşımında hangi aktörler tarafından, hangi araçlarla ve hangi mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtılmaktadır? Bu temel soruya bağlı olarak araştırmada şu alt sorulara yanıt aranacaktır:

Alt Araştırma Soruları

31 Mart 2024 seçimleri sonrasında CHP'nin elde ettiği yerel siyasal kapasitenin hangi unsurları (belediye başkanlıkları, belediye meclisleri, yerel parti örgütleri, siyasal kadrolar, seçmenle iletişim ağları ve yerel kaynaklara erişim) seçimler arasındaki dönemde değişime uğramıştır?

CHP'li belediyelere ve seçilmiş belediye başkanlarına yönelik hukuksal ve yönetsel müdahaleler yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımında hangi sonuçları üretmiştir?

Tutuklama, görevden uzaklaştırma, kayyım, belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi ve yeniden başkanvekili seçimi gibi mekanizmalar seçimle oluşturulmuş yerel siyasal temsil düzenini hangi ölçüde değiştirmiştir?

CHP'den AKP'ye ve YENİ Parti'ye gerçekleşen belediye başkanı ve belediye meclis üyesi geçişleri hangi özellikleri taşımaktadır? Bu geçişler yalnızca bireysel siyasal tercih değişiklikleri midir, yoksa yerel siyasal kapasitenin aktarılması niteliğinde daha geniş bir örüntü oluşturmakta mıdır?

YENİ Parti'nin CHP'den gerçekleştirdiği siyasal göç, parti açısından hangi örgütsel, yerel ve ulusal siyasal kapasiteyi ortaya çıkarmıştır?

AKP'nin CHP'li belediyelere yönelik hukuksal, yönetsel ve siyasal tutumu, CHP'nin yerel kapasitesini zayıflatmanın ötesinde, CHP'den kopan siyasal kapasitenin YENİ Parti tarafından devralınmasını sınırlama veya dengeleme işlevi de görüyor olabilir mi? 

AKP ile YENİ Parti'nin CHP'den kopan belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve yerel siyasal kadrolara yönelik tutumları arasında hangi benzerlikler ve farklılıklar bulunmaktadır?

Hukuksal-yönetsel müdahaleler ile siyasal göç arasında zamansal, kurumsal veya örüntüsel bir ilişki bulunmakta mıdır? Varsa bu ilişki hangi mekanizmalar üzerinden açıklanabilir?

Yerel siyasal kapasitedeki değişimler, belediye sınırları içinde kalan sonuçlar üretmekte midir, yoksa partilerin ulusal düzeyde örgütlenme, kadro oluşturma, seçmenle ilişki kurma ve seçimsel kapasite üretme yeteneklerini de değiştirmekte midir?

Uzun süreli siyasal iktidar döneminde oluşmuş olabilecek siyasal, bürokratik ve ekonomik güç ilişkileri iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi olasılığı karşısında nasıl bir kurumsal ve siyasal direnç oluşturabilir?

Bu güç ilişkilerinin varlığına ilişkin ileri sürülen oligarşi, çıkar ağı ve iktidar değişimine direnç açıklamaları hangi doğrulanabilir görgül göstergeler üzerinden sınanabilir?

2026 yılında ortaya çıkan fon soruşturması gibi ekonomik-finansal gelişmeler, siyasal iktidar ile ekonomik güç arasındaki ilişkilerin niteliğini açıklamak bakımından nasıl değerlendirilebilir? Bu gelişmeler ile yerel siyasal alanın yeniden yapılandırılması arasında doğrulanabilir bir ilişki kurulabilir mi?

İncelenen hukuksal, yönetsel ve siyasal gelişmeler birbirinden bağımsız olaylar mıdır, yoksa yerel siyasal kapasitenin yeniden dağıtılması ve ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının yeniden yapılandırılması bakımından ortak bir örüntü oluşturmakta mıdır?

Eğer ortak bir örüntü mevcutsa bu örüntünün ulusal iktidar savaşımı bakımından ortaya çıkardığı başlıca örgütsel, kurumsal ve seçimsel sonuçlar nelerdir?

Araştırmanın Temel Sorusu

Bu soruların bütününden hareketle araştırmanın temel sorusu şöyle ortaya konulabilir: 31 Mart 2024 sonrasında yerel siyasal kapasitenin yeniden dağıtılması Türkiye'de 2028'e giden ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının yeniden yapılandırılmasına yönelik bir sürecin parçası olarak açıklanabilir mi ve açıklanabiliyorsa bu süreç hangi aktörler, araçlar ve mekanizmalar üzerinden işlemektedir?

YÖNTEM

Araştırma Tasarımı

Bu araştırma 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'de ortaya çıkan siyasal yeniden yapılanmayı nitel, açıklayıcı ve karşılaştırmalı bir araştırma tasarımı içinde ele almaktadır. Araştırmanın temel amacı belirli siyasal aktörlerin niyetlerini varsaymak veya 2028 seçimlerinin sonucunu öngörmek değil, seçim sonrasında meydana gelen hukuksal, yönetsel, siyasal ve örgütsel gelişmeler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak ve bunların ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısı üzerindeki etkilerini çözümlemektir. Araştırmanın temel inceleme birimi tek tek olaylar veya kişiler değil, siyasal kapasitenin değişmesine yol açan süreçlerdir. Bu nedenle bir belediye başkanının tutuklanması, bir belediye meclis üyesinin parti değiştirmesi veya bir belediyenin yönetiminin el değiştirmesi ancak bunların öncesindeki ve sonrasındaki gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde araştırma bakımından anlam kazanmaktadır. Araştırma bu yönüyle süreç çözümlemesine (process tracing) dayanmaktadır. Ancak süreç çözümlemesi yalnızca olayların kronolojik sıralanması biçiminde kullanılmayacak ve olaylar arasındaki olası mekanizmalar, aktörlerin davranışları, kurumsal değişiklikler ve ortaya çıkan sonuçlar birlikte değerlendirilecektir.

Araştırmanın Zaman ve Alan Kapsamı

Araştırmanın başlangıç noktası 31 Mart 2024 Yerel Yönetimler seçimleridir. Bu tarih CHP'nin özellikle büyükşehirler ve ilçe belediyeleri bakımından önemli bir yerel siyasal kapasite elde ettiği ve Türkiye'deki yerel siyasal güç dağılımının belirgin biçimde değiştiği tarih olması nedeniyle seçilmiştir. Araştırmanın zaman aralığı 31 Mart 2024'ten 2026 yılı sonbaharına kadar uzanmaktadır. Böylece yalnızca 2024 seçimlerinin hemen sonrasındaki gelişmeler değil, sonraki dönemde ortaya çıkan siyasal göçler, belediye meclisi aritmetiğindeki değişiklikler, hukuksal-yönetsel müdahaleler ve ekonomik-finansal gelişmeler de inceleme kapsamına alınmaktadır. Araştırmanın alanı Türkiye'dir. Bununla birlikte bütün belediyeler kapsamlı biçimde incelenmeyecek ve siyasal mekanizmaları ve süreçleri açıklama bakımından bilgi değeri yüksek örnek olaylar seçilecektir.

Örnek Olayların Seçimi

Örnek olayların seçiminde yalnızca olayın siyasal önemine değil, araştırmanın temel sorularına açıklayıcı katkısına bakılacaktır. Bu kapsamda özellikle şu olay türleri karşılaştırılacaktır: seçilmiş belediye başkanının tutuklanması veya görevden uzaklaştırılması, kayyım atanması, belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi, başkanvekili seçiminin yinelenmesi, belediye başkanının başka bir partiye geçmesi, belediye meclis üyelerinin toplu veya bireysel parti değiştirmesi, yerel parti örgütlerinin başka bir siyasal yapı tarafından devralınması, hukuksal-yönetsel müdahale sonrasında yerel siyasal denetimin değişmesi ve müdahale gerçekleşmesine karşın yerel siyasal denetimin değişmemesi. Sonuncu kategori özellikle önemlidir. Çünkü araştırma yalnızca modeli doğrulayan olayları değil, modeli sınayabilecek olayları da inceleyecektir. Örneğin belediye başkanının görev yapma kapasitesi sınırlanmasına karşın belediye meclisi aritmetiğinin değişmemesi müdahalenin otomatik olarak yönetim değişikliğine yol açmadığını gösterebilir. Bu nedenle araştırmada Mersin örneği İstanbul'daki bazı örneklerden farklı olarak özellikle karşılaştırmalı değere sahiptir. Burada hukuksal müdahalenin yerel yönetimin siyasal denetimini hemen değiştirmemesi araştırmanın nedensellik varsayımlarının sınanmasına olanak verebilir.

Siyasal Kapasitenin Çözümleme Birimleri

Araştırmada “yerel siyasal güç” soyut ve tek boyutlu bir kavram olarak kullanılmayacaktır. Siyasal kapasite en az altı bileşen üzerinden incelenecektir:

Kurumsal kapasite: Belediye başkanlığı ve belediye yönetimi üzerindeki denetim.

Temsil kapasitesi: Seçilmiş belediye başkanı ve belediye meclisinin seçim sonucunda elde ettiği temsil yetkisini kullanabilme kapasitesi.

Örgütsel kapasite: İl, ilçe ve belediye düzeyindeki parti örgütlerinin varlığı ve işlevselliği.

Kadro kapasitesi: Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve diğer yerel siyasal kadroların siyasal hareketliliği ve başka partilere aktarılabilmesi.

İletişimsel kapasite: Siyasal aktörlerin seçmenlere ulaşabilme, görünür olabilme ve siyasal söylem üretebilme olanakları.

Seçimsel kapasite: Yerel düzeyde oluşturulan örgüt, kadro, kaynak, görünürlük ve seçmen ilişkilerinin daha sonraki ulusal seçimlerde kullanılabilme olanağı.

Bu ayrım sayesinde araştırma örneğin “belediye AKP'ye geçti” ile “CHP'nin o belediyedeki siyasal kapasitesinin AKP'ye aktarıldı” önermelerini birbirinden ayırabilecektir. İkinci önerme ancak somut göstergelerle desteklenirse ileri sürülecektir.

Aktörlerin Çözümlemesi

Araştırmanın temel aktörleri üç siyasal alan içinde ele alınacaktır:

CHP: 31 Mart 2024 seçimleri sonrasında önemli yerel siyasal kapasite elde eden ve bu kapasitenin bir bölümünü seçimler arasındaki dönemde kaybeden veya başka siyasal yapılara aktaran aktör.

AKP: Yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımında iktidar konumundan hareket eden ve hukuksal, yönetsel ve siyasal araçların kullanımında merkezi konuma sahip aktör.

YENİ Parti: CHP'den kopan belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve yerel örgütleri bünyesine katmaya çalışan ve böylece CHP'nin mevcut siyasal kapasitesinden yeni bir ulusal siyasal kapasite üretmeye yönelen aktör.

Bunun yanında merkezi bürokrasi, yargı organları, belediye meclisleri, yerel siyasal aktörler ve ekonomik aktörler bağımsız veya aracılık eden aktörler olarak ayrıca incelenecektir.

Burada önemli yöntembilimsel ilke şudur: Bir kurumsal işlemin siyasal sonuç doğurması o işlemin siyasal amaçla gerçekleştirildiğini tek başına kanıtlamaz. Bu nedenle araştırma hukuksal gerekçe ile siyasal sonuç arasındaki ayrımı sürekli koruyacaktır.

Olgu-Sav- Akıl Yürütme (İstidlal) Ayrımı

Araştırmanın güvenilirliğini sağlamak amacıyla bütün temel bulgular üç ayrı kategoride değerlendirilecektir:

Olgu: Resmi belgeler, mahkeme kararları, seçim sonuçları, belediye meclisi tutanakları veya birden fazla bağımsız güvenilir kaynak tarafından doğrulanabilen gelişmeler.

Sav: Siyasal aktörlerin, partilerin, avukatların, medya kuruluşlarının veya diğer ilgili aktörlerin ileri sürdüğü ancak araştırma kapsamında bağımsız olarak doğrulanmamış açıklamalar.

Akıl yürütme: Birden fazla doğrulanmış olgu arasındaki ilişkilerden hareketle araştırmacının ulaştığı açıklayıcı sonuç.

Bu ayrım özellikle “AKP'nin gerçek amacı”, “iktidar değişiminden korku”, “oligarşik yapı” ve “siyasal tasfiye” gibi yüksek düzeyde açıklama gerektiren kavramların kullanımında belirleyici olacaktır. Örneğin “Bir belediye başkanı görevden uzaklaştırılmıştır” söylemi bir olgunun ortaya konulmasıdır. “Bu işlem CHP'nin yerel örgütlenmesini zayıflatmak amacıyla yapılmıştır” söylemi sav/yorumdur. “Benzer müdahalelerin belirli bir zaman aralığında yinelenmesi ve bunların sonucunda muhalefetin yerel siyasal kapasitesinin sistemli biçimde azalması ortak bir siyasal mekanizmanın varlığına ilişkin kuşkuları güçlendirmektedir” söylemi akıl yürütmedir. Bu ayrım çalışmanın temel yöntembilimsel güvencesi olacaktır.

Nedensellik Sorunu

Araştırmada kronolojik ardışıklık nedensellik olarak kabul edilmeyecektir. Bir olayın diğerinden sonra meydana gelmesi tek başına birinci olayın ikinci olaya neden olduğunu göstermez. Bu nedenle her örnek olay bakımından üç gösterge birlikte aranacaktır: Yön-yineleme-mekanizma.

Yön: Değişimin hangi siyasal kapasiteyi azalttığı veya artırdığıdır.

Yineleme: Benzer mekanizmanın başka olaylarda da görülüp görülmediğidir.

Mekanizma: Bir olaydan diğerine geçişi açıklayabilecek somut kurumsal veya siyasal bağlantının bulunup bulunmadığıdır.

Bu yöntem, çalışmanın “AKP şu nedenle bunu yaptı” türündeki kanıtlanması güç niyet okumalarından uzak durmasını sağlayacaktır.

Araştırmanın Temel Çözümleme Modeli

Araştırmanın temel süreç modeli şu biçimde kurulmaktadır:

31 Mart 2024 seçim sonucu

↓

CHP'nin yerel siyasal kapasitesi

↓

Hukuksal / yönetsel müdahaleler + siyasal göç + örgütsel yeniden yapılanma

↓

Yerel siyasal kapasitenin parçalanması, aktarılması veya yeniden örgütlenmesi

↓

AKP ve YENİ Parti'nin bu kapasite üzerindeki konumlanması

↓

Örgütsel ve seçimsel kapasitenin yeniden dağılımı

↓

2028'e giden ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının değişmesi

Ancak bu şema önceden doğrulanmış bir nedensellik modeli değildir. Araştırmanın görgül malzemesiyle sınanacak açıklayıcı modeldir.

İktidar Değişimi ve “Oligarşik Direnç” Önermesi

Araştırmanın en özgün boyutlarından biri uzun süreli iktidar dönemlerinde oluşabilecek siyasal-bürokratik-ekonomik güç bütünleşmesinin iktidar değişimi karşısındaki davranışını incelemektir. Burada “oligarşi” kavramı araştırmanın başında Türkiye'ye ilişkin kanıtlanmış bir durum olarak kullanılmayacaktır. Bunun yerine şu önerme sınanacaktır: Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal makamlar, bürokratik konumlar, ekonomik kaynaklar ve siyasal bağlantılar arasında yoğun karşılıklı bağımlılıkların oluşması iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi olasılığı karşısında mevcut güç ilişkilerini korumaya yönelik direnç mekanizmalarının ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu önerme sınanırken özellikle şu göstergeler araştırılacaktır: ekonomik çıkar ilişkilerinin siyasal iktidarla bağlantısı, bürokratik kadroların siyasal iktidarla ilişkisi, kamu kaynaklarına erişim, siyasal ve ekonomik aktörler arasındaki personel geçişleri, hukuksal süreçlerin siyasal güç dağılımına etkileri, seçimle ortaya çıkan muhalefet kapasitesinin sınırlandırılması ve iktidar değişiminin ekonomik veya hukuksal sonuçlarına ilişkin aktör açıklamaları. Böylece araştırma, “iktidar neden değişmek istemiyor?” gibi psikolojik bir sorudan çok daha araştırılabilir bir soruya yönelmektedir: İktidar değişiminin mevcut siyasal, bürokratik ve ekonomik güç ilişkileri üzerindeki olası sonuçları nelerdir ve bu sonuçlar mevcut iktidarın davranış örüntülerini açıklamakta ne ölçüde kullanılabilir?

KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesi 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri tek tek belediyelerdeki yönetim değişiklikleri olarak değil, ulusal iktidar savaşımında siyasal kapasitenin yeniden dağıtılması olarak değerlendirmeye olanak verecek biçimde kurulmaktadır. Çerçevenin hareket noktası siyasal iktidarın yalnızca hükümet makamından ibaret olmadığıdır. Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal iktidar kurumsal konumlar, bürokratik kadrolar, ekonomik ilişkiler, yerel örgütler, siyasal kadrolar, kamu kaynaklarına erişim, iletişim olanakları ve seçmenlerle kurulan ilişkiler üzerinden daha geniş bir kapasite alanı oluşturabilir. Dolayısıyla iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi yalnızca hükümet makamının değişmesini değil, bu kapasite alanının da yeniden düzenlenmesini gündeme getirir.

Siyasal İktidarın Siyasal Altyapısı

Bu çalışmada “ulusal iktidarın siyasal altyapısı” bir siyasal aktörün ulusal ölçekte iktidar elde etmesini veya iktidarını sürdürmesini olanaklı kılan örgütsel, kadro, kurumsal, ekonomik ve iletişimsel kapasitenin bütünü olarak kullanılmaktadır. Bu altyapının başlıca unsurları şunlardır: siyasal parti örgütleri, yerel örgütlenme, siyasal kadrolar, seçilmiş temsilciler, belediye yönetimleri, belediye meclisleri, ekonomik ve örgütsel kaynaklara erişim, seçmenlerle doğrudan ilişki, siyasal görünürlük ve iletişim kapasitesi ve seçim deneyimi ve seçimsel örgütlenme kapasitesi. Bu yaklaşım bakımından belediyeler, yalnızca yerel kamu hizmetlerinin yürütüldüğü yönetsel birimler değildir. Aynı zamanda siyasal kadro, örgüt, görünürlük, seçmen ilişkisi ve seçim deneyiminin üretildiği alanlardır. Bu nedenle bir belediyenin siyasal denetiminin değişmesi tek başına ulusal iktidar bakımından belirleyici olmayabilir ancak çok sayıda belediyede benzer değişimlerin meydana gelmesi siyasal kapasitenin ulusal düzeyde yeniden dağılımına katkıda bulunabilir. Burada araştırmanın temel akıl yürütmesi şu biçimde kurulmaktadır: Yerel siyasal kapasitenin parçalanması, aktarılması veya yeniden örgütlenmesi belirli koşullarda ulusal siyasal kapasitenin de yeniden yapılandırılmasına katkıda bulunabilir. Bu, araştırmanın sınayacağı bir önermedir ve başlangıçta doğrulanmış bir sonuç değildir.

Yerel Siyasal Kapasite

Yerel siyasal kapasite bir siyasal partinin veya siyasal aktörün belirli bir yerel siyasal alanda temsil üretme, örgütlenme, kadro oluşturma, seçmenlerle ilişki kurma, kaynaklara erişme ve gelecekteki seçimlerde siyasal destek üretebilme kapasitesini ifade etmektedir. Bu kavram, yalnızca belediye başkanlığı makamına indirgenmemektedir. Yerel siyasal kapasitenin beş temel bileşeni bulunmaktadır:

Kurumsal kapasite: Belediye başkanlığı ve belediye yönetimi üzerinde siyasal denetim.

Örgütsel kapasite: İlçe ve belediye düzeyindeki parti örgütlerinin sürekliliği ve örgütlenme yeteneği.

Kadro kapasitesi: Belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri ve diğer siyasal kadroların varlığı ve siyasal hareketliliği.

Seçmen ilişkisi kapasitesi: Yerel yönetim ile seçmen arasında doğrudan veya dolaylı olarak kurulmuş siyasal ilişkinin sürdürülebilmesi.

Seçimsel kapasite: Yukarıdaki unsurların gelecekteki seçimlerde siyasal destek üretmek üzere kullanılabilmesi.

Bu ayrım özellikle CHP'den AKP'ye veya YENİ Parti'ye siyasal göçün değerlendirilmesinde önemlidir. Bir belediye başkanının parti değiştirmesi yalnızca bireysel bir üyelik değişikliği olabilir. Buna karşılık başkanla birlikte belediye meclis üyelerinin ve yerel parti örgütünün de hareket etmesi çok daha geniş bir siyasal kapasite aktarımı anlamına gelebilir. Dolayısıyla araştırmada şu ayrım yapılacaktır: Siyasal kişi aktarımı siyasal kapasite aktarımı değildir. İkincisinin varlığı ancak örgütsel ve kurumsal göstergelerle ortaya konulabilecektir.

Siyasal Göç

Araştırmada “siyasal göç” seçilmiş siyasal aktörlerin veya örgütsel yapıların bir siyasal partiden ayrılarak başka bir siyasal yapıya katılması olarak ele alınmaktadır. Ancak bu kavram yalnızca bireysel parti üyeliği değişikliğini ifade etmemektedir. Siyasal göçün üç düzeyi birbirinden ayrılmaktadır:

Birinci düzey: Bireysel siyasal göç. Belediye başkanı veya belediye meclis üyesinin parti değiştirmesi.

İkinci düzey: Kurumsal siyasal göç. Birden fazla seçilmiş temsilcinin aynı siyasal yapıdan ayrılarak başka bir partiye geçmesi ve bunun belediye meclisi aritmetiğini değiştirmesi.

Üçüncü düzey: Örgütsel siyasal göç. Seçilmiş temsilcilerin yanı sıra il, ilçe veya yerel parti örgütlerinin de başka bir siyasal yapıya aktarılması.

Bu üçüncü düzey ulusal iktidar savaşımı bakımından özellikle önemlidir. Çünkü burada yalnızca kişilerin değil, örgütlenme kapasitesinin de hareket etmesi söz konusu olabilir.

Siyasal Kapasite Transferi

Siyasal göçün araştırma bakımından en önemli sonucu siyasal kapasite transferi kavramıyla ifade edilmektedir. Bir siyasal aktörün parti değiştirmesi durumunda şu sorular sorulacaktır: yalnızca kişi mi değişmiştir, seçilmiş makamın siyasal etkisi de yeni partiye taşınmış mıdır, belediye meclisi aritmetiği değişmiş midir, yerel parti örgütü yeni partiye geçmiş midir, seçmenlerle daha önce kurulmuş siyasal ilişki yeni partiye aktarılabilir durumda mıdır ve yerel siyasal görünürlük ve örgütsel deneyim yeni aktör tarafından kullanılabilir duruma gelmiş midir? Bu soruların tamamına olumlu yanıt verilmesi gerekmemektedir. Ancak bunlardan birkaçının birlikte gerçekleşmesi siyasal göçün siyasal kapasite transferine dönüşmesi bakımından güçlü bir gösterge oluşturabilir. Bu kavram araştırmanın CHP–AKP–YENİ Parti ilişkisini yalnızca “parti değiştirme” olgusu üzerinden değil, siyasal kapasitenin hangi aktöre aktarıldığı üzerinden incelemesini sağlayacaktır.

Ulusal İktidar Savaşımı

Bu çalışmada ulusal iktidar savaşımı belirli bir seçimde kimin kazanacağını öngörmeye yönelik bir kavram değildir. Kavram seçimden önceki dönemde siyasal aktörlerin örgütlerini genişletmeleri, siyasal kadrolar edinmeleri, yerel ve ulusal görünürlüklerini artırmaları, seçmenlerle ilişkilerini geliştirmeleri, kaynaklara erişimlerini artırmaları ve rakip siyasal aktörlerin kapasitesini sınırlamaları üzerinden yürüttükleri uzun dönemli siyasal savaşımı ifade etmektedir. Bu nedenle çalışma 2028 seçim sonucunu kestirmeye çalışmayacaktır. Bunun yerine 2028'e giden süreçte siyasal kapasitenin nasıl yeniden dağıtıldığını inceleyecektir. Bu ayrım önemlidir çünkü araştırmanın konusu seçim sonucunun kestirilmesi değil, seçim sonucunu etkileyebilecek siyasal kapasitenin seçim öncesinde nasıl yeniden yapılandırıldığıdır.

İktidar Değişimine Direnç

Uzun süreli siyasal iktidarın önemli bir özelliği iktidarın yalnızca siyasal makamları değil, zaman içinde oluşmuş kurumsal ve ilişkisel güç ağlarını da içerebilmesidir. Bu nedenle iktidar değişimi iki farklı düzeyde ele alınabilir:

Birinci düzey: Hükümetin veya siyasal partinin seçim yoluyla değişmesi.

İkinci düzey: İktidar döneminde oluşmuş siyasal, bürokratik ve ekonomik ilişkilerin yeniden düzenlenmesi.

Araştırmanın özgün sorusu ikinci düzeydedir. Eğer uzun süreli iktidar döneminde siyasal makamlarla ekonomik ve bürokratik güç arasında güçlü karşılıklı bağımlılıklar oluşmuşsa seçim yoluyla iktidar değişimi bu ilişkilerin geleceği bakımından belirsizlik yaratabilir. Bu durumda “iktidar değişimine direnç” belirli bir kişinin veya grubun psikolojik korkusu olarak değil, mevcut güç ilişkilerinin korunmasına yönelik kurumsal ve siyasal davranışların bütünü olarak ele alınacaktır.

Siyasal-Bürokratik-Ekonomik Güç Bütünleşmesi

Bu kavram çalışmanın fon kriziyle birlikte önem kazanan ikinci kuramsal eksenidir. Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal güç, bürokratik konum, ekonomik olanak, siyasal ilişki ve yeniden siyasal güç biçiminde bir karşılıklı güçlenme döngüsünün ortaya çıkıp çıkmadığı araştırılacaktır. Ancak bu döngü başlangıçta varsayılan bir gerçeklik değildir. Araştırma şu soruyu sınayacaktır: Türkiye'de uzun süreli iktidar döneminde siyasal, bürokratik ve ekonomik konumlar arasında iktidar değişimi karşısında korunması gereken ölçüde yoğun ve karşılıklı bağımlı ilişkiler oluşmuş mudur? Bu sorunun yanıtı için kişi veya grup zenginleşmeleri tek başına yeterli gösterge kabul edilmeyecektir. Siyasal bağlantı, kamu görevi, ekonomik çıkar ve kurumsal karar arasındaki somut bağlantıların ortaya konulması gerekecektir.

Oligarşi Kavramı

“Oligarşi” bu çalışmada özellikle dikkatli kullanılacaktır. Kavramın araştırma bakımından anlamlı olabilmesi için yalnızca bazı siyasal aktörlerin uzun süre iktidarda bulunması veya önemli ekonomik varlık edinmesi yeterli değildir. Daha güçlü bir oligarşik yapıdan söz edebilmek için en azından sınırlı bir aktörler grubunun siyasal karar süreçlerinde sürekli ağırlığa sahip olması, ekonomik ve siyasal kaynakların belirli ölçüde bu aktörler çevresinde yoğunlaşması, bürokratik ve kurumsal mekanizmalarla bu konumun desteklenmesi, iktidar değişiminin bu çıkar ve konumları doğrudan etkileyebilmesi ve söz konusu aktörlerin güçlerini korumaya yönelik ortak veya birbirini tamamlayan davranış örüntülerinin bulunması gibi göstergelerin araştırılması gerekir. Dolayısıyla çalışmanın başlangıç önermesi “Türkiye'de oligarşik bir yapı vardır” değil, “uzun süreli iktidar döneminde oligarşik özellikler taşıyan bir siyasal-bürokratik-ekonomik güç yapılanması oluşmuş olabilir ve bunun varlığı ve siyasal davranış üzerindeki etkisi görgül olarak sınanmalıdır” biçiminde olacaktır. Bu ayrım, araştırmanın hem akademik tarafsızlığını hem de açıklama gücünü artıracaktır.

İktidarın Korunması Ekosistemi

Bu araştırmada önceki çalışmalarımızdaki “İktidar Sürdürme Ekosistemi” kavramından da yararlanılabilir. Ancak burada kavram daha dar ve operasyonel biçimde kullanılmalıdır. İktidarın Korunması Ekosistemi iktidarın seçimsel, kurumsal, hukuksal, bürokratik, ekonomik, örgütsel ve iletişimsel kapasitesinin korunmasına katkıda bulunan birbirleriyle ilişkili mekanizmaların bütünü olarak tanımlanabilir. Bu mekanizmalar arasında seçimsel üstünlük, parti örgütlenmesi, kamu bürokrasisi, hukuksal ve yönetsel araçlar, ekonomik ilişkiler, medya ve iletişim kapasitesi, yerel yönetimler ve siyasal kadro hareketliliği yer alabilir. Ancak burada da kritik nokta şudur: Her iktidar siyasası otomatik olarak iktidarı koruma mekanizması değildir. Bir mekanizmanın bu ekosistemin parçası olarak değerlendirilebilmesi için somut olarak iktidarın siyasal kapasitesinin korunmasına veya rakip siyasal kapasitenin sınırlandırılmasına katkıda bulunduğunun gösterilmesi gerekir.

Kuramsal Çerçevenin Bütünleştirilmesi

Yukarıdaki kavramlar birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın kuramsal modeli şu biçimde kurulmaktadır:

Uzun süreli iktidar

↓

Siyasal + bürokratik + ekonomik güç ilişkilerinin oluşması

↓

İktidar değişiminin mevcut güç ilişkileri bakımından belirsizlik yaratması

↓

İktidarın korunmasına yönelik siyasal ve kurumsal davranışlar

↓

31 Mart 2024 sonrasında muhalefetin elde ettiği yerel siyasal kapasitenin yeniden yapılandırılması

↓

CHP'den siyasal göç / kapasite transferi

↓

AKP ve YENİ Parti arasında siyasal kapasitenin yeniden dağılımı

↓

Yerel siyasal altyapının değişmesi

↓

Ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının yeniden yapılandırılması

Ancak bu modelin sonucu değil, araştırma hipotezi niteliğindeki açıklama çerçevesi olduğunu özellikle vurgulamak gerekir. Çalışmanın ilerleyen çözümleme bölümünde her halka ayrı ayrı sınanacak ve böylece “iktidar değişiminden duyulan korku”, “güç ilişkilerinin korunması”, “yerel siyasal kapasitenin yeniden yapılandırılması”, “ulusal iktidar kapasitesinin yeniden üretilmesi” zincirinin gerçekten görgül olarak kurulup kurulamayacağı araştırılacaktır.

SINANABİLİR ÖNERMELER

Araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesinden hareketle 31 Mart 2024 sonrasında Türkiye'de ortaya çıkan siyasal yeniden yapılanmanın açıklanabilmesi amacıyla yedi sınanabilir önerme geliştirilmiştir. Bu önermeler araştırmanın sonuçları değildir. Her biri, araştırmanın görgül malzemesi aracılığıyla desteklenebilecek, zayıflatılabilecek veya reddedilebilecek açıklama önerileri niteliğindedir.

Önerme 1: Yerel Siyasal Kapasitenin Ulusal İktidar Bakımından Stratejik Değeri

31 Mart 2024 seçimleri sonrasında muhalefetin elde ettiği yerel siyasal kapasite yalnızca belediye yönetimlerine ilişkin bir güç kazanımı değil, aynı zamanda ulusal ölçekte örgütlenme, kadro oluşturma, seçmenlerle ilişki kurma ve seçimsel kapasite üretme bakımından stratejik bir kaynak niteliğindedir. Bu önerme, belediyelerin yalnızca yönetsel hizmet birimleri olmadığı ve siyasal örgütlenme, kadro ve seçmen ilişkilerinin yeniden üretildiği alanlar olduğu varsayımına dayanmaktadır. Önerme, özellikle belediye başkanlığı değişiklikleri ile birlikte belediye meclisleri, yerel parti örgütleri, siyasal kadrolar ve seçmen ilişkilerinde de değişiklik meydana gelip gelmediği incelenerek sınanacaktır.

Önerme 2: Seçim Sonrası Müdahaleler Yerel Siyasal Kapasiteyi Değiştirebilir

Seçim sonrasında gerçekleşen hukuksal ve yönetsel müdahaleler yalnızca ilgili seçilmiş kişinin hukuksal statüsünü değiştirmekle kalmayıp belirli koşullarda muhalefetin yerel siyasal kapasitesini de değiştirebilir. Bu değişimin varlığı, müdahalenin sonucunda belediye yönetiminin el değiştirmesi, belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi, seçilmiş temsilcilerin görev yapma kapasitesinin sınırlandırılması, yerel örgütlenmenin zayıflaması veya parçalanması ve siyasal görünürlük ve iletişim kapasitesinin azalması gibi sonuçların ortaya çıkıp çıkmadığı üzerinden değerlendirilecektir. Burada hukuksal işlemin amacı ile ortaya çıkan siyasal sonuç birbirinden ayrılacaktır.

Önerme 3: Siyasal Göç, Belirli Koşullarda Siyasal Kapasite Transferine Dönüşebilir

CHP'den AKP'ye veya YENİ Parti'ye gerçekleşen siyasal göç yalnızca bireysel parti değişikliklerinden oluşmayıp belirli koşullarda yerel siyasal kapasitenin bir siyasal aktörden diğerine aktarılmasına yol açabilir. Bu önerme bakımından temel gösterge parti değiştiren aktörlerin yalnızca bireysel konumlarının değil belediye meclisi aritmetiğinin, yerel parti örgütünün, siyasal kadroların, seçmen ilişkilerinin, yerel görünürlüğün ve seçimsel örgütlenme kapasitesinin de yeni siyasal aktöre aktarılıp aktarılmadığıdır. Bu nedenle araştırmada “kaç kişi parti değiştirdi?” sorusu tek başına yeterli olmayacak ve “hangi siyasal kapasite kimin eline geçti?” sorusu esas alınacaktır.

Önerme 4: CHP'den YENİ Parti'ye Siyasal Göç Ulusal Siyasal Güç Dağılımını Değiştirebilir

CHP'den YENİ Parti'ye gerçekleşen siyasal göç belirli bir ölçeğe ulaştığında yalnızca CHP'nin yerel örgütsel kapasitesini azaltmakla kalmayıp YENİ Parti'nin ulusal siyasal kapasitesini artırabilecek bir sonuç doğurabilir. Bu önerme, siyasal göçün niceliğinden çok niteliğine odaklanmaktadır. Özellikle belediye başkanı, belediye meclisi ve yerel parti örgütü biçiminde gerçekleşen aktarımın YENİ Parti'nin yalnızca üye sayısını değil, yerel örgütlenme, kadro ve seçmen ilişkisi üretme kapasitesini de artırıp artırmadığı araştırılacaktır. Bu önerme doğrulanırsa CHP'den YENİ Parti'ye siyasal göç, basit bir parti değiştirme hareketi olmaktan çıkarak ulusal siyasal kapasitenin yeniden dağılımının bir mekanizması olarak değerlendirilebilecektir.

Önerme 5: AKP ile YENİ Parti Arasında CHP Kaynaklı Siyasal Kapasite Üzerinde Dolaylı Bir Yarışma Bulunabilir

YENİ Parti'nin CHP'den önemli ölçekte siyasal kapasite devralması AKP'nin yerel siyasal stratejilerinin yalnızca CHP'nin zayıflatılmasıyla açıklanmasını yetersiz duruma getirebilir. Bu durumda araştırılması gereken daha karmaşık bir ilişki ortaya çıkmaktadır: CHP'nin yerel kapasitesinin azalması, YENİ Parti'nin bu kapasiteyi devralması, YENİ Parti'nin ulusal siyasal kapasitesinin artması AKP bakımından yeni bir siyasal rakibin güçlenmesi. Bu zincirin görgül olarak desteklenmesi durumunda AKP'nin bazı davranışlarının yalnızca CHP–AKP yarışımı bağlamında değil, AKP–YENİ Parti arasındaki ulusal siyasal kapasite yarışımı bağlamında da değerlendirilmesi gerekecektir. Bu önerme özellikle önemlidir çünkü araştırmanın aktörler arasındaki ilişkiyi iki kutuplu olmaktan çıkarıp CHP'nin siyasal kapasitesinin üçüncü bir aktör tarafından devralınması üzerinden üçlü bir ilişkiye dönüştürmektedir.

Önerme 6: Uzun Süreli İktidar, İktidar Değişimine Karşı Kurumsal Direnç Üretebilir

Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal makamlar, bürokratik konumlar, ekonomik kaynaklar ve siyasal bağlantılar arasında yoğun karşılıklı bağımlılıklar oluşmuşsa iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi mevcut güç ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi tehdidini yaratabilir ve bu durum iktidarın korunmasına yönelik kurumsal ve siyasal direnç mekanizmalarının oluşmasına katkıda bulunabilir. Bu önerme araştırmanın en güçlü ancak aynı zamanda en dikkatli sınanması gereken önermesidir. Burada “korku” psikolojik bir durum olarak araştırılmayacaktır. Bunun yerine iktidar değişiminin mevcut ekonomik ilişkileri, bürokratik konumları, kamu kaynaklarına erişimi, siyasal nüfuz alanlarını, hukuksal statüleri ve geçmiş döneme ilişkin hesap verebilirlik risklerini değiştirme olasılığı üzerinden davranışsal göstergeler araştırılacaktır. Dolayısıyla araştırma “iktidar değişiminden korkulduğunu” doğrudan varsaymayacak ve iktidar değişiminin mevcut güç ilişkileri bakımından yaratabileceği risklerin siyasal davranışları açıklayıp açıklamadığını inceleyecektir.

Önerme 7: Siyasal-Bürokratik-Ekonomik Güç İlişkileri İktidarın Yeniden Üretiminde Rol Oynayabilir

Uzun süreli iktidar döneminde siyasal, bürokratik ve ekonomik güç arasında karşılıklı bağımlılıkların oluştuğu doğrulanabilirse bu ilişkiler iktidarın yalnızca seçimsel değil, aynı zamanda kurumsal ve ekonomik araçlarla yeniden üretilmesine katkıda bulunabilir. Bu önerme bakımından fon soruşturması önemli bir görgül araştırma alanı oluşturmaktadır ancak soruşturmadaki savlar kesinleşmiş yolsuzluk olarak kabul edilmeyecektir. Nitekim güncel soruşturma, yatırım fonlarındaki olağandışı işlemler ve piyasa manipülasyonu savları kapsamında genişlemekte ve 30 Eylül itibarıyla 217 şüpheli hakkında işlem yapıldığı, 56 kişinin tutuklandığı ve 88 kişi hakkında yargısal denetim uygulandığı bildirilmiştir. Fonların tasfiyesi 131 fonu ve yaklaşık 455.758 yatırımcıyı etkilerken fonların toplam büyüklüğünün 20 milyar doların üzerinde olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle araştırmada fon olayı şu şekilde ele alınacaktır: Fon soruşturması, doğrulanmış ekonomik işlemler, siyasal aktörlerle olası bağlantılar, hukuksal süreç ve siyasal sonuç. Bu zincirin her halkası ayrı ayrı doğrulanmadıkça son halkaya ilişkin akıl yürütme yapılmayacaktır.

Önermelerin Birlikte Sınanması

Yukarıdaki önermeler birbirinden bağımsız değildir. Araştırmanın temel açıklama modeli bunların birbirleriyle bağlantılı olarak sınanmasını gerektirmektedir. Önerilen ilişki şu biçimde ifade edilebilir:

31 Mart 2024 seçimleri

↓

CHP'nin yüksek yerel siyasal kapasite elde etmesi

↓

Seçim sonrası hukuksal/yönetsel müdahaleler

+

CHP'den siyasal göç

↓

Yerel siyasal kapasitenin parçalanması ve yeniden dağıtılması

↓

AKP ve YENİ Parti'nin farklı biçimlerde kapasite edinmesi

↓

Ulusal siyasal kapasitenin yeniden dağılımı

↓

2028'e giden ulusal iktidar savaşımının değişen siyasal altyapısı

Bunun üzerinde ikinci bir açıklama düzeyi bulunmaktadır:

Uzun süreli iktidar

↓

Siyasal + bürokratik + ekonomik güç ilişkilerinin birikmesi

↓

Olası iktidar değişiminin mevcut güç ilişkileri üzerindeki etkisi

↓

İktidar değişimine karşı direnç mekanizmaları

↓

Siyasal alanın ve rakip siyasal kapasitenin yeniden yapılandırılması

Araştırmanın asıl amacı bu iki sürecin birbirinden bağımsız mı, yoksa belirli mekanizmalar üzerinden birbirleriyle bağlantılı mı olduğunu ortaya koymaktır. Bu nedenle çalışmanın son açıklama önerisi şu soruda yoğunlaşmaktadır: Yerel siyasal kapasitenin 31 Mart 2024 sonrasında yeniden dağıtılması ile uzun süreli iktidarın mevcut siyasal-bürokratik-ekonomik güç ilişkilerini koruma gereksinmesi arasında görgül olarak kurulabilir bir ilişki var mıdır? Eğer böyle bir ilişki kurulabilirse yerel yönetimlerdeki değişimler yalnızca yerel iktidar savaşımının sonuçları olarak değil, daha geniş bir ulusal iktidarın yeniden üretimi veya yeniden yapılandırılması sürecinin parçaları olarak yorumlanabilecektir. Eğer ilişki kurulamazsa araştırmanın sonucu yine anlamlı olacaktır: bu durumda yerel siyasal yeniden yapılanmanın ulusal iktidarın korunmasına ilişkin daha geniş bir stratejiyle açıklanamayacağı veya mevcut verilerin böyle bir akıl yürütmeyi desteklemek için yetersiz olduğu ortaya konulacaktır.

ÇÖZÜMLEME

Araştırmanın bu bölümünde 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan gelişmeler yukarıda geliştirilen kavramsal çerçeve ve sınanabilir önermeler doğrultusunda incelenecektir. Çözümleme olayların yalnızca kronolojik olarak sıralanmasına değil, siyasal kapasitenin nasıl değiştiğine, bu değişimin kimlerin lehine sonuçlandığına ve farklı olaylar arasında ortak bir mekanizma bulunup bulunmadığına odaklanacaktır. Çözümlemenin temel yaklaşımı iki farklı düzeyi birbirinden ayırarak daha sonra bunların arasında ilişki kurmaktır. Birinci düzey, 31 Mart 2024 sonrasında yerel siyasal kapasitenin yeniden yapılandırılmasıdır. İkinci düzey ise, bu yeniden yapılandırmanın 2028'e giden ulusal iktidar savaşımı bakımından taşıdığı siyasal anlamdır. Bu nedenle çözümleme şu süreç üzerinden ilerleyecektir: Seçim sonucu, yerel siyasal kapasite, müdahale veya siyasal göç, kapasite transferi/kaybı, aktörlerin yeniden konumlanması ve ulusal siyasal kapasite.

31 Mart 2024 Seçimleri: Başlangıç Siyasal Kapasitenin Oluşması

31 Mart 2024 Yerel Yönetimler Genel Seçimleri araştırmanın başlangıç noktasıdır. Çünkü bu seçimler sonucunda CHP özellikle büyükşehirler ve büyükşehirlerin ilçe belediyeleri bakımından önceki döneme göre önemli bir yerel siyasal kapasite elde etmiştir. Bu sonuç yalnızca belediye başkanlıklarının kazanılması anlamına gelmemektedir. Seçim sonuçları aynı zamanda CHP'ye yerel yönetim deneyimi, seçilmiş siyasal kadrolar, belediye meclislerinde temsil, yerel örgütlenme, seçmenlerle doğrudan ilişki, siyasal görünürlük, yerel yönetim kaynaklarını kullanma ve yeni siyasal kadrolar yetiştirme olanakları sağlamıştır. Dolayısıyla 31 Mart 2024 araştırmada “başlangıç siyasal kapasitenin” oluşturulduğu tarih olarak kabul edilmektedir. Ancak burada önemli bir yöntembilimsel ayrım yapılmalıdır. Bir belediyenin CHP tarafından kazanılması o belediyenin bütün siyasal kapasitesinin CHP'ye ait olduğu anlamına gelmez. Siyasal kapasite, seçim sonucunun yanında belediye meclisi aritmetiği, yerel parti örgütü, seçilmiş temsilciler ve seçmen ilişkileri gibi unsurlardan oluşmaktadır. Bu nedenle sonraki çözümlemede yalnızca “CHP kaç belediye kazandı?” sorusu değil, “31 Mart 2024 itibarıyla CHP hangi siyasal kapasite bileşenlerini elde etti?” sorusu esas alınacaktır.

Seçim Sonrası Dönüşümün İlk Mekanizması: Hukuksal ve Yönetsel Müdahale

31 Mart 2024 sonrasında bazı CHP'li belediye başkanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması veya belediyelerin yönetim biçiminin değiştirilmesi, yerel siyasal kapasitenin seçim sonrasında değişebilmesinin ilk mekanizmasını oluşturmaktadır. Burada iki farklı sonucu birbirinden ayırmak gerekir. Birinci sonuç, seçilmiş belediye başkanının bireysel olarak görev yapma kapasitesinin sınırlandırılmasıdır. İkinci sonuç, bu işlemin belediyenin siyasal yönetim ve temsil düzeni üzerinde meydana getirdiği değişikliktir. İkinci sonuç araştırma açısından daha önemlidir. Çünkü belediye başkanının görevinden uzaklaştırılması tek başına belediyenin siyasal denetimini değiştirmeyebilir. Belediye meclisi aritmetiği aynı kalabilir ve başkanvekili yine aynı siyasal çoğunluk tarafından seçilebilir. Dolayısıyla Başkanın görev yapamaması belediyenin siyasal denetiminin otomatik olarak değişmesi demek değildir. Bu ayrım, araştırmanın nedensellik çözümlemesi bakımından temel önemdedir.

Belediye Meclisi Aritmetiği: Siyasal Kapasitenin Kritik Unsuru

Belediye başkanının görevinden uzaklaştırıldığı durumlarda belediye meclisinin siyasal dağılımı belirleyici olmaktadır. Başlangıçta seçilmiş başkan ve belediye meclisi çoğunluğu birlikte düşünüldüğünde seçim sonucu tarafından oluşturulmuş bir yerel siyasal yönetim ortaya çıkmaktadır. Başkanın görev yapamaması durumunda ise belediye meclisi aritmetiği, başkanvekili seçimi be gerçekleşen yönetim zinciri devreye girmektedir. Bu nedenle araştırmada özellikle başkanvekili seçimleri, yalnızca hukuksal bir süreç olarak değil, seçim sonucunun yönetim üzerindeki devamlılığını belirleyen kurumsal karar noktaları olarak ele alınacaktır. Burada önceki çalışmamızdaki Etkili Temsil Aritmetiği (ETA) kavramı yeniden kullanılabilir: Belirli bir kurumsal karar anında hukuksal olarak ve gerçekte oy kullanabilen seçilmiş temsilcilerin siyasal dağılımı. Bu kavram sayesinde örneğin başlangıçtaki CHP çoğunluğu ile daha sonraki bir başkanvekili seçimindeki oy dağılımı arasındaki fark ölçülebilecektir.

Siyasal Göç: Müdahaleden Bağımsız İkinci Mekanizma

Yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımı yalnızca hukuksal veya yönetsel müdahaleler yoluyla gerçekleşmemektedir. İkinci önemli mekanizma siyasal göçtür. Bir belediye başkanının veya belediye meclis üyesinin CHP'den ayrılarak AKP'ye veya YENİ Parti'ye geçmesi ilk bakışta bireysel siyasal tercih değişikliği olarak değerlendirilebilir. Ancak aynı hareket belediye meclisi çoğunluğunu değiştiriyor, başkanvekili seçiminde sonucu etkiliyor, yerel parti örgütünün bir bölümünü başka partiye taşıyor, seçilmiş kadroları yeni partiye kazandırıyor veya yeni partinin yerel seçmen ilişkisini güçlendiriyorsa artık yalnızca bireysel parti değişikliğinden söz etmek yeterli olmayacaktır. Bu durumda siyasal kapasite transferi kavramı devreye girmektedir.

AKP'ye Siyasal Kapasite Aktarımı

AKP'ye gerçekleşen siyasal geçişlerin çözümlemesinde temel soru CHP'den AKP'ye geçen siyasal aktörle birlikte hangi kapasite unsurları AKP'nin kullanımına açılmıştır olacaktır. Örneğin yalnızca belediye başkanının AKP'ye geçmesi ile belediye başkanı, belediye meclisi üyeleri ve yerel örgüt yapısının birlikte hareket etmesi aynı siyasal sonuç değildir. Bu nedenle AKP'ye gerçekleşen geçişler üç düzeyde incelenecektir: Bireysel aktarım, kurumsal aktarım ve örgütsel aktarım. Bu ayrım AKP'nin gerçekten yeni bir siyasal kapasite kazanıp kazanmadığının belirlenmesine yardımcı olacaktır.

YENİ Parti: CHP'den Kopan Kapasitenin Yeni Adresi mi?

Araştırmanın özgünlüğünü artıran asıl sorun burada ortaya çıkmaktadır. CHP'den ayrılan siyasal aktörlerin önemli bir bölümünün YENİ Parti'ye yönelmesi CHP'nin kaybettiği kapasitenin tamamının AKP'ye aktarılmadığını göstermektedir. Dolayısıyla süreç basitçe CHP ve AKP şeklinde değil, CHP, AKP ve YENİ Parti şeklinde incelenmelidir. Bu durum, ulusal iktidar savaşımının aktör yapısını da değiştirmektedir. YENİ Parti, CHP'nin yerel siyasal kapasitesinden belirli unsurları devralabildiği ölçüde yalnızca CHP'den ayrılanların toplandığı yeni bir siyasal yapı olmaktan çıkarak ulusal iktidar savaşımında bağımsız bir kapasite sahibi aktör durumuna gelebilir. Ancak bunun gerçekleşip gerçekleşmediği üye veya belediye başkanı sayısıyla tek başına belirlenemez. Örgütsel süreklilik, belediye meclisi aritmetiği, yerel örgütlerin aktarımı ve seçmen ilişkilerinin yeni partiye taşınıp taşınmadığı ayrıca incelenmelidir.

CHP–AKP İlişkisinden CHP–AKP–YENİ Parti İlişkisine

Bu aşamada araştırmanın temel siyasal ilişkisi değişmektedir. İlk bakışta süreç CHP ve AKP arasında bir siyasal savaşım gibi görünmektedir. Ancak CHP'den YENİ Parti'ye yönelik siyasal göç belirli bir ölçeğe ulaştığında üçlü bir ilişki ortaya çıkmaktadır: AKP, CHP ve YENİ Parti. Burada CHP, yalnızca AKP'nin rakibi değildir aynı zamanda YENİ Parti'nin siyasal kapasite devşirdiği temel kaynaklardan biri durumuna gelmektedir. Bu nedenle araştırmanın önemli sorularından biri şudur: AKP bakımından asıl sorun yalnızca CHP'nin zayıflatılması mıdır, yoksa CHP'den kopan siyasal kapasitenin YENİ Parti tarafından devralınması da ayrıca önemli bir stratejik sorun oluşturmakta mıdır? Bu soru doğrudan niyet okumasıyla yanıtlanmayacaktır. Yanıt için şu göstergeler aranacaktır: YENİ Parti'nin güçlendiği bölgelerde AKP'nin tutumu, AKP'nin CHP'den kopan aktörlere yönelik yaklaşımı, aynı belediyelerde farklı siyasal aktörlerin davranışları, hukuksal müdahale ile siyasal geçiş arasındaki zamanlama, belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler ve AKP'nin YENİ Parti'nin kapasite kazanmasını sınırlayan veya kolaylaştıran davranışları.

İstanbul: Yerel Siyasal Kapasitenin Yığınsal Yeniden Dağılımı

İstanbul araştırmanın en önemli örneklerinden biridir. Çünkü 31 Mart 2024'te CHP 39 ilçe belediyesinin 26'sını kazanmış, AKP ise 13 ilçede yönetimi elde etmiştir. Daha sonraki dönemde bazı CHP'li belediyelerde başkanların görev yapma kapasitesinin sınırlandırılması, bazı belediye başkanlarının parti değiştirmesi ve belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi sonucunda siyasal dağılımın başlangıçtaki seçim sonucundan farklılaştığı görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta toplam sayıdaki değişimin tek başına neden-sonuç kanıtı olmadığıdır. Ancak başlangıç ile sonraki durum arasındaki fark araştırmanın şu sorusunu görünür kılmaktadır: Seçimle oluşturulan yerel siyasal kapasitenin belirli bir bölümü seçim yenilenmeden hangi mekanizmalarla başka siyasal aktörlerin kullanımına geçmiştir? İstanbul bu nedenle yalnızca bir “belediye kaybı” örneği değil, yerel siyasal kapasitenin seçimler arasında yeniden dağıtılmasının yığınsal bir görünümünü incelemek bakımından önem taşımaktadır.

Mersin: Modeli Sınayan Karşı Örnek

Mersin ise çözümleme bakımından farklı bir önem taşımaktadır. Burada belediye başkanı Vahap Seçer'in 1 Ekim 2026'da bir soruşturma kapsamında gözaltına alınması, hukuksal-yönetsel müdahalenin yerel siyasal kapasite üzerindeki etkisinin incelenmesini olanaklı kılmaktadır. Ancak belediye meclisindeki CHP çoğunluğu devam ettiği sürece başkanın hukuksal statüsündeki değişiklik otomatik olarak belediyenin siyasal denetiminin değiştiği anlamına gelmemektedir. Bu durum araştırmanın modeli açısından önemlidir. Eğer müdahale başkanın işlevsel kapasitesinin sınırlandırılması gerçekleşiyor fakat müdahale belediye yönetiminin rakip partiye geçmesi gerçekleşmiyorsa ilk mekanizma ile ikinci mekanizmanın birbirinden ayrılması gerekir. Bu nedenle Mersin, İstanbul'daki örneklerin genelleştirilmesini engelleyen ve araştırmanın açıklama modelini sınayan karşılaştırmalı bir olay niteliğindedir.

Siyasal-Bürokratik-Ekonomik Güç ve İktidar Değişimi

Çözümlemenin ikinci büyük ekseni burada başlayacaktır. Yerel siyasal kapasitenin yeniden yapılandırılması tek başına uzun süreli iktidarın neden korunmaya çalışıldığını açıklamayabilir. Bunun için daha derindeki güç ilişkilerinin incelenmesi gerekir:

Siyasal iktidar

↕

Bürokratik güç

↕

Ekonomik güç

↕

Siyasal bağlantılar

Araştırmanın burada sınadığı önerme bu unsurlar arasında belirli ölçüde kurumsallaşmış karşılıklı bağımlılıkların bulunup bulunmadığıdır. Eğer böyle bir yapılanma varsa iktidarın değişmesi yalnızca hükümetin değişmesi olmayabilir. Aynı zamanda ekonomik ilişkilerin yeniden incelenmesi, bürokratik konumların değişmesi, geçmiş kararların yeniden değerlendirilmesi, kamu kaynaklarının kullanımının araştırılması ve siyasal bağlantıların zayıflaması gibi sonuçlar doğurabilir. Bu durumda iktidar değişimi mevcut güç ilişkileri bakımından daha geniş sonuçlar doğuran bir süreç durumuna gelebilir.

Fon Olayı: İktidar Değişiminin Ekonomik Boyutuna Açılan Pencere

Fon soruşturması bu araştırmanın tam da bu noktasında önem kazanmaktadır. Ancak fon olayının araştırmadaki konumu dikkatle belirlenmelidir. Araştırmanın amacı “fon soruşturması AKP'nin yolsuzluklarının kanıtıdır” demek değildir. Araştırılması gereken daha genel soru şudur: Siyasal iktidar ile ekonomik güç arasındaki ilişkiler, iktidar değişiminin siyasal aktörler açısından neden yalnızca bir seçim sonucu değil, aynı zamanda ekonomik ve hukuksal sonuçları olan bir süreç olabileceğini açıklayabilir mi? Bu sorunun yanıtı için fon soruşturmasında hangi ekonomik işlemlerin doğrulandığı, hangi kişilerin hangi konumlarda bulunduğu, siyasal bağlantıların somut olarak nasıl kurulduğu, hangi savların soruşturma makamlarınca ileri sürüldüğü, hangilerinin bağımsız biçimde doğrulandığı ve hukuksal sürecin hangi aşamada olduğu ayrı ayrı incelenmelidir. Böylece fon olayı araştırmanın siyasal savını desteklemek üzere kullanılan tekil bir örnek olmaktan çıkarılarak siyasal güç ile ekonomik güç arasındaki ilişkinin sınanabileceği bir olay durumuna getirilecektir.

Çözümlemenin Birinci Ara Sonucu

Şu ana kadarki çözümleme 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan değişimin tek bir mekanizma üzerinden açıklanamayacağını göstermektedir. En az üç farklı mekanizma birbirinden ayrılmalıdır:

Hukuksal-yönetsel müdahale: Seçilmiş temsilcinin veya belediye yönetiminin işlevsel kapasitesinin sınırlandırılması.

Kurumsal-siyasal yeniden yapılandırma: Belediye meclisi aritmetiğinin veya başkanvekili seçiminin değişmesi yoluyla yönetim düzeninin değiştirilmesi.

Siyasal göç ve kapasite transferi: Seçilmiş aktörlerin, kadroların veya örgütlerin başka siyasal yapılara aktarılması.

Bu üç mekanizma aynı olayda birlikte bulunabileceği gibi birbirinden bağımsız da ortaya çıkabilir. Araştırmanın bundan sonraki çözümlemesi bu mekanizmaların hangi koşullarda birbirini tamamladığını ve hangi koşullarda birbirinden ayrıldığını incelemelidir. Böylece çalışmanın temel sorusuna yaklaşabiliriz: 31 Mart 2024'te seçimle ortaya çıkan yerel siyasal kapasite seçimler arasında yalnızca azalmış mıdır yoksa belirli aktörler arasında yeniden dağıtılmış mıdır? Eğer ikinci seçenek görgül olarak desteklenirse bir sonraki aşamada daha ileri bir soruya geçilebilir: Bu yeniden dağılım yerel iktidar savaşımının ötesinde 2028'e giden ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının yeniden yapılandırılması olarak açıklanabilir mi?

BELEDİYE ÖRNEKLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI ÇÖZÜMLENMESİ: MÜDAHALE, ARİTMETİK VE SİYASAL GÖÇ

İncelenen belediye örneklerinin açıklayıcı değeri yalnızca kaç belediyenin yönetiminin değiştiğinin belirlenmesiyle sınırlı değildir. Asıl sorun bu değişikliklerin hangi mekanizmalar üzerinden ortaya çıktığı, seçimle oluşmuş siyasal kapasitenin hangi bileşenlerini etkilediği ve ortaya çıkan sonuçların hangi siyasal aktörlerin kapasitesini artırdığı veya azalttığıdır. Bu amaçla belediyelerde yaşanan gelişmeler üç temel mekanizma çerçevesinde karşılaştırılabilir: Hukuksal ve yönetsel müdahale yani seçilmiş belediye başkanının görevini sürdürememesi, görevden uzaklaştırılması veya belediye yönetimine kayyım atanması gibi gelişmeler. Kurumsal aritmetiğin yeniden yapılandırılması yani belediye meclisindeki üye dağılımının değişmesi, başkanvekilliği seçiminin yenilenmesi veya seçimin sonucunu etkileyen hukuksal ve siyasal gelişmeler. Siyasal göç ve kapasite transferi yani belediye başkanlarının, belediye meclisi üyelerinin veya yerel parti örgütlerinin bir partiden ayrılarak başka bir partiye katılması. Bu mekanizmalar birbirinden bağımsız işleyebileceği gibi, belirli olaylarda birbirini tamamlayan bir süreç de oluşturabilir. Bununla birlikte, aynı belediyede birden fazla mekanizmanın gözlenmesi bunların önceden belirlenmiş ortak bir planın parçaları olduğunu tek başına kanıtlamaz. Böyle bir sonuca ulaşmak için zamanlama, aktör davranışları, karar süreçleri ve gözlenebilir bağlantılar ayrıca incelenmelidir.

Müdahale ile Yönetim Değişikliğinin Ayrıştırılması

Esenyurt ve Şişli örnekleri seçilmiş belediye başkanının görevini sürdürememesi ile belediyenin yönetim düzeninin değişmesi arasındaki ilişkinin incelenmesine olanak vermektedir. Bu örneklerde kayyım veya belediye başkanvekilliği düzenlemeleri yalnızca bir makamın geçici olarak boşalması biçiminde ele alınamaz. Söz konusu düzenlemelerin belediyenin siyasal temsil yapısı, karar alma süreçleri ve seçmen iradesinin kurumsal yansıması üzerindeki etkileri de araştırılmalıdır. Bununla birlikte, bu tür müdahalelerin hukuksal gerekçeleri ile siyasal sonuçları ayrı düzlemlerde değerlendirilmelidir. Bir müdahalenin hukuksal dayanağının bulunup bulunmadığı ayrı bir sorudur. Müdahalenin seçilmiş yönetimin siyasal kapasitesini nasıl etkilediği ise başka bir sorudur. İkinci soruya verilecek yanıt birinci sorunun kendiliğinden yanıtı olarak kullanılamaz. Bu ayrım araştırmanın temel yöntemsel güvencelerinden biridir. Çünkü bir işlemin muhalefetin yönetme kapasitesini azaltması o işlemin bu amaçla yapıldığını tek başına göstermez. Buna karşılık, hukuksal sürecin gerekçeleri ne olursa olsun, ortaya çıkan kurumsal sonuçların siyasal kapasite üzerindeki etkileri görgül olarak incelenebilir.

Belediye Meclisi Aritmetiği ve Yönetim

Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa, Üsküdar ve Adalar örnekleri belediye meclisi aritmetiğinin siyasal kapasite üzerindeki etkisini incelemek bakımından farklı süreçleri karşılaştırmaya elverişlidir. Bu örneklerde başkanvekilliği seçimleri, seçimlerin yenilenmesi, meclis üyelerinin parti değiştirmesi veya seçim sürecini etkileyen hukuksal gelişmeler ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Burada belirleyici olan yalnızca belediye başkanının hangi partiden seçildiği değildir. Belediye meclisinin başlangıçtaki dağılımı, üyelerin sonraki siyasal konumları, başkanvekilliği seçiminin hangi koşullarda yapıldığı ve seçim sonucunun yönetim üzerindeki etkisi birlikte ele alınmalıdır. Bu çerçevede “Etkili Temsil Aritmetiği” (ETA), seçimle oluşan temsil düzeni ile sonraki karar anında kullanılabilen temsil kapasitesi arasındaki farkı incelemek için kullanılabilir. Başlangıçtaki meclis dağılımı ile sonraki karar anındaki dağılım karşılaştırıldığında yalnızca kaç üyenin hangi partide bulunduğu değil, bu değişikliğin yönetim sonucunu üretmeye yeterli olup olmadığı da belirlenebilir. Çözümlemenin temel sorusu şöyledir: Meclis aritmetiğindeki değişiklik seçmen iradesiyle oluşmuş başlangıç temsil düzeninin olağan siyasal süreçler içindeki dönüşümünden mi kaynaklanmıştır, yoksa hukuksal veya yönetsel müdahalelerle aynı dönemde ortaya çıkan gelişmeler bu dönüşümün koşullarını değiştirmiş midir? Bu soru siyasal göçün etkisini de daha kesin biçimde ölçmeye olanak verir. Bir belediye başkanının parti değiştirmesi ile başkanvekilliği seçiminin sonucunu değiştirecek sayıda meclis üyesinin parti değiştirmesi aynı olgu değildir. İlkinde öncelikle siyasal temsilin yönelimi değişirken ikincisinde kurumsal karar üretme kapasitesi de değişebilir.

Bayrampaşa, Beykoz ve Şile: Farklı Mekanizmaların Birlikte İncelenmesi

Bayrampaşa örneğinde öne çıkan araştırma konusu seçilmiş belediye başkanının görevini sürdürememesi sonrasında başkanvekilliği seçiminin, yargısal müdahalenin ve yenilenen seçim sonucunun birbirini izleyen etkileridir. Buradaki çözümleme tek bir seçimin sonucuna indirgenmemeli ve sürecin bütün aşamalarının yönetim üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır. Beykoz ve Şile örnekleri ise farklı bir soruyu gündeme getirmektedir. Bu örneklerde CHP'den seçilmiş belediye başkanlarının görevlerini sürdürememeleri veya görevdeki değişikliklerin ardından belediye yönetiminde görev alan bazı kişilerin daha sonra AKP'ye katılması hukuksal-yönetsel süreç ile siyasal göç arasındaki ilişkinin araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu olaylar dizisi en az üç farklı açıklamaya açıktır: Hukuksal veya yönetsel müdahale ile siyasal göç birbirinden bağımsız süreçler olabilir. İlk süreç, ikinci sürecin ortaya çıkabileceği kurumsal koşulları değiştirmiş olabilir. Her iki süreç, daha geniş bir siyasal yeniden yapılanmanın birbirini tamamlayan sonuçları olabilir. Bu açıklamalar arasında seçim yapmak için yalnızca olayların art arda gerçekleşmiş olması yeterli değildir. Siyasal göç kararlarının ne zaman alındığı, karar sahiplerinin kamuya açık açıklamaları, belediye meclisindeki değişiklikler ve bu değişikliklerin yönetim sonucuna etkisi birlikte incelenmelidir. Dolayısıyla bu örnekler, önceden belirlenmiş bir siyasal niyetin kanıtı olarak değil, hukuksal-yönetsel müdahale ile siyasal kapasite transferi arasında gözlenebilir bir mekanizma bağlantısı bulunup bulunmadığını sınamak için kullanılmalıdır.

Çekmeköy ve Tuzla: Doğrudan Siyasal Göç

Çekmeköy ve Tuzla örnekleri belediye yönetiminin değişmesi ile belediye başkanının parti değiştirmesi arasındaki ilişkinin ayrı bir mekanizma üzerinden incelenmesine olanak vermektedir. Bu tür örneklerde araştırma konusu yalnızca belediye başkanının başka partiye katılması değildir. Parti değişikliğinin belediye meclisinin dağılımını, yerel parti örgütünü, seçmenlerle kurulan ilişkiyi ve belediyenin siyasal görünürlüğünü ne ölçüde etkilediği de belirlenmelidir. Bu nedenle siyasal göçün sonuçları üç düzeyde ölçülmelidir:

Birinci düzey — Bireysel siyasal göç: Belediye başkanı veya seçilmiş temsilci parti değiştirir ancak belediye meclisinin ve yerel örgütün geri kalan yapısı büyük ölçüde aynı kalır.

İkinci düzey — Kurumsal siyasal göç: Parti değişikliği, belediye yönetimiyle birlikte meclis aritmetiğini veya belediyenin karar üretme kapasitesini de etkiler.

Üçüncü düzey — Örgütsel siyasal göç: Belediye başkanı ve seçilmiş temsilcilerin yanı sıra yerel parti örgütü, kadrolar ve siyasal bağlantılar da yeni partiye yönelir.

Üçüncü düzeyde gerçekleşen bir geçiş salt temsilci sayısındaki artıştan daha kapsamlı bir sonuç yaratabilir. Çünkü geçilen parti yalnızca yeni üyeler kazanmakla kalmayıp daha önce başka bir partinin bünyesinde oluşmuş yerel siyasal ilişkileri ve örgütsel birikimi de devralabilir. Bunun gerçekleşip gerçekleşmediği ise üyelik sayılarından hareketle varsayılmamalı ve örgütsel yapı, kadro devamlılığı, yerel etkinlikler ve seçmen ilişkileri üzerinden araştırılmalıdır. Bu ayrım, CHP'den YENİ Parti'ye yönelen siyasal göçün ulusal iktidar savaşımı bakımından önemini değerlendirmek için özellikle gereklidir.

Üsküdar ve Adalar: Siyasal Göçün Kurumsal Sonuca Dönüşmesi

Üsküdar ve Adalar örnekleri siyasal göçün belediye meclisi aritmetiğiyle birleştiğinde nasıl bir kurumsal sonuç üretebildiği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu tür örneklerde bir temsilcinin parti değiştirmesi tek başına yönetimin değiştiğini göstermez. Ancak karar sonucunu belirleyebilecek sayıda temsilcinin konum değiştirmesi, başkanvekilliği seçiminin sonucunu etkileyebilecek bir koşul oluşturabilir. Bu nedenle iki ayrı gösterge izlenmelidir: Siyasal geçişin ölçeği yani hangi temsilciler, hangi tarihte ve hangi gerekçelerle parti değiştirmiştir? Kurumsal etkisi yani bu geçişler, başkanvekilliği seçiminin sonucunu veya belediyenin yönetimini değiştirmeye yeterli olmuş mudur? Ayrıca, siyasal göç ile yönetim değişikliği arasında bir ilişki saptanması, göç kararlarının belirli bir karşılık, vaat veya baskı sonucunda alındığını kanıtlamaz. Bu tür savlar varsa ilgili kişilerin açıklamaları ve bağımsız olarak doğrulanabilen belgeler üzerinden ayrıca incelenmelidir. Araştırmanın hedefi, kişilerin niyetlerini kanıt olmaksızın açıklamak değil, siyasal geçişlerin kurumsal sonuçlarını, bunların zamanlamasını ve olası mekanizma bağlantılarını ortaya koymaktır.

CHP’DEN YENİ PARTİ’YE SİYASAL GÖÇ: ÜYELİK ARTIŞI MI, SİYASAL KAPASİTE TRANSFERİ Mİ?

31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan en dikkat çekici gelişmelerden biri CHP’den başka siyasal yapılara yönelen siyasal göçtür. Bu göç 24 Temmuz 2026’da YENİ Parti’nin kurulmasıyla birlikte niceliksel olarak da görünür bir ölçeğe ulaşmıştır. Ancak araştırma açısından önemli olan kaç belediye başkanının parti değiştirdiği değil, bu geçişlerle birlikte hangi siyasal kapasitenin bir partiden diğerine taşındığıdır. 7 Ağustos 2026’da YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün TBMM’de yaptığı açıklamada 232 belediye başkanının CHP’den istifa ettiğini ve bunların büyük bölümünün YENİ Parti’ye üyelik işlemlerini tamamladığını bildirmiştir. Aynı açıklamada 28 ilde CHP’li belediye başkanının kalmadığı ileri sürülmüştür. Bu rakamlar YENİ Parti yöneticisinin açıklamasına dayanmaktadır. Dolayısıyla araştırmada bağımsız olarak doğrulanmış belediye kayıtlarıyla ayrıca sınanması gerekir. Bununla birlikte, farklı tarihlerde açıklanan rakamlar dahi siyasal göçün yalnızca bireysel belediye başkanlarının parti değiştirmesinden ibaret olmadığını göstermektedir. Örneğin 24 Ağustos'ta YENİ Parti tarafından 244 belediyeye ulaşıldığı açıklanmış ve 10 Eylül tarihli Medyascope haberinde ise CHP'den seçilen 252 belediye başkanının YENİ Parti'ye katıldığı bildirilmiştir. Bu farklılıklar, sayıların belirli tarihlerdeki hareketli bir siyasal göçü yansıttığını ve tek bir sabit veri gibi kullanılmaması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla burada iki farklı büyüklüğün birbirinden ayrılması gerekir: Birinci büyüklük siyasal göçün niceliğidir. İkinci ve daha önemli büyüklük ise siyasal kapasite transferinin niteliğidir.

Siyasal Göçün Üç Düzeyi

CHP'den YENİ Parti'ye yönelen geçişler üç düzeyde incelenebilir.

Birinci düzey-bireysel geçiş: Belediye başkanı veya başka bir seçilmiş temsilci CHP'den ayrılarak YENİ Parti'ye katılmaktadır. Bu durumda yeni parti bir siyasal aktör kazanmakta ancak bu aktörün daha önce sahip olduğu bütün siyasal bağlantıların yeni partiye otomatik olarak geçtiği varsayılamamaktadır.

İkinci düzey-kurumsal geçiş: Belediye başkanının yanında belediye meclisi üyelerinin de parti değiştirmesi siyasal göçü kurumsal bir kapasite transferine dönüştürebilmektedir. Çankaya örneği bu bakımdan özellikle dikkat çekicidir. Hüseyin Can Güner'in YENİ Parti'ye geçmesinin ardından başkanvekili Haldun Güler ile 33 belediye meclisi üyesinin de aynı yönde hareket ettiği bildirilmiştir. Böyle bir durumda yalnızca bir kişinin parti değiştirmesinden değil, belediye meclisi düzeyinde bir siyasal kapasite transferinden söz etmek olanaklı duruma gelmektedir.

Üçüncü düzey-örgütsel geçiş: Siyasal göç belediye başkanı ve meclis üyeleriyle sınırlı kalmayıp il, ilçe ve gençlik örgütlerini de kapsadığında daha kapsamlı bir kapasite transferi ortaya çıkabilir.

İstanbul örneği bu bakımdan özellikle önemlidir. 28 Temmuz 2026'da CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik'in yanı sıra 40 kişilik il yönetiminin 39 üyesinin ve 39 ilçe başkanının 36'sının YENİ Parti'ye geçtiği bildirildi. Bu gelişme belediye başkanlarının geçişinden farklı olarak doğrudan örgütsel altyapının taşınması niteliğinde bir örnek oluşturmaktadır. Bu nedenle siyasal göçün araştırılmasında basit bir “kaç kişi geçti?” göstergesi yeterli değildir. Daha anlamlı gösterge şu olacaktır: Bir partiden ayrılan aktörlerle birlikte, daha önce o partide bulunan hangi örgütsel, kurumsal, temsile dayalı ve seçimsel kapasite yeni partiye taşınmıştır?

YENİ Parti'nin Kazandığı Kapasitenin Niteliği

YENİ Parti'nin kısa süre içerisinde elde ettiği örgütsel ölçek siyasal göçün yalnızca temsilci sayısı üzerinden açıklanamayacağını göstermektedir. Parti, 24 Ağustos'ta 400 bin üye ve 244 belediye bildirmiş ve 26 Ağustos'ta üye sayısını 503.027 olarak açıklamıştır. Daha sonraki parti açıklamalarında bu sayı 26 Eylül itibarıyla 723 bin olarak verilmiştir. Bu rakamlar parti tarafından açıklanan verilerdir ve bağımsız üye denetimi anlamına gelmez. Bu hızlı büyümenin siyasal anlamını belirlemek için ise üye sayısından daha farklı göstergelere gereksinme vardır. Bunlar yerel parti örgütlerinin aktarılması, seçilmiş belediye başkanlarının aktarılması, belediye meclisi üyelerinin aktarılması, deneyimli siyasal kadroların aktarılması, yerel seçmen ilişkilerinin korunması, yerel görünürlüğün yeni partiye taşınması, seçim kampanyası deneyiminin aktarılması ve yerel düzeyde örgütlenme maliyetinin azalmasıdır. Bu göstergeler birlikte gerçekleştiğinde siyasal göç siyasal kapasite transferi niteliği kazanır. Dolayısıyla YENİ Parti'nin büyümesini yalnızca yeni kurulmuş bir partinin “üye kazanması” olarak açıklamak eksik kalabilir. Eğer eski CHP örgütlerinin seçilmiş temsilcilerin ve yerel siyasal ağların önemli bir bölümü yeni partiye birlikte taşınıyorsa burada daha önce başka bir parti bünyesinde birikmiş siyasal kapasitenin yeni bir siyasal örgüte aktarılması söz konusudur.

CHP Açısından Kayıp: Belediye Sayısından Daha Fazlası

Aynı süreç CHP açısından da yalnızca “belediye kaybı” olarak değerlendirilmemelidir. Bir belediye başkanının CHP'den ayrılması belediyenin hukuksal olarak ve gerçekte kim tarafından yönetildiği bakımından önemli olabilir. Ancak belediye başkanıyla birlikte meclis üyeleri, ilçe örgütü ve yerel kadrolar da ayrılıyorsa CHP'nin kaybı yerel siyasal yeniden üretim kapasitesine dönüşebilir. Bu nedenle CHP açısından kaybı dört bileşene ayırmak olanaklıdır:

Temsil kaybı: Seçimle kazanılmış makamın siyasal bağlılığının değişmesi.

Örgüt kaybı: İl ve ilçe örgütlerinin başka bir siyasal yapıya geçmesi.

Kadro kaybı: Deneyimli siyasal aktörlerin ve yerel yöneticilerin ayrılması.

Seçimsel kapasite kaybı: Seçmen ilişkileri, yerel tanınırlık ve seçim kampanyası deneyiminin başka bir partiye aktarılması.

Bu dört kayıp aynı anda ortaya çıkıyorsa siyasal göçün etkisi bir belediye başkanlığı değişikliğinin çok ötesine geçmektedir.

AKP ile YENİ Parti Arasındaki Farklı Kapasite Edinme Yolları

Burada araştırmanın daha önce ortaya koyduğu üçlü yapı önem kazanmaktadır: CHP ve AKP, CHP ve YENİ Parti ve AKP ve YENİ Parti. 31 Mart 2024 sonrasında CHP'den ayrılan belediye başkanlarının tümünün aynı siyasal hedefe yönelmediği görülmektedir. 10 Eylül itibarıyla Medyascope, CHP'den AKP'ye geçen belediye başkanı veya başkanvekili sayısını 14 olarak vermiş ve 30 Eylül'de ise bu sayının 17'ye yükseldiğini bildirmiştir. Buna karşılık aynı dönemde YENİ Parti'ye geçtiği bildirilen CHP kökenli belediye başkanlarının sayısı çok daha yüksektir. Bu durum, CHP'den kopan yerel siyasal kapasitenin tek bir aktöre doğru akmadığını göstermektedir. Böylece araştırmanın başlangıçtaki iki taraflı modeli CHP ve iktidar biçimindeki basit bir yeniden dağılım modeli olmaktan çıkmakta ve üç aktörlü bir modele dönüşmektedir: CHP’den AKP ve YENİ Partiye. Bu değişiklik kuramsal olarak önemlidir. Çünkü CHP'nin yerel siyasal kapasitesinin azalması ile AKP'nin siyasal kapasitesinin artması aynı şey değildir. CHP'den kopan kapasitenin önemli bir bölümü YENİ Parti'ye gidiyorsa ortaya CHP'nin zayıflaması ile AKP'nin güçlenmesinin birbirinden ayrışabileceği bir durum çıkmaktadır. Bu nedenle araştırmanın daha önce kurduğu beşinci önerme önem kazanmaktadır: YENİ Parti'nin CHP'den gerçekleştirdiği yerel siyasal göç belirli bir ölçeği aştıkça AKP'nin CHP'li belediyelere yönelik siyasal stratejisi yalnızca CHP'nin yerel siyasal kapasitesini azaltmaya değil, CHP'den kopan kapasitenin YENİ Parti tarafından devralınmasını sınırlamaya veya dengelemeye de yönelmiş olabilir. Ancak bu cümledeki “yönelmiş olabilir” ifadesi korunmalıdır. Mevcut bulgular böyle bir stratejik amacı kanıtlamamaktadır. Şimdilik bu sonraki karşılaştırmalı çözümlemede sınanacak bir önermedir.

Etimesgut ve Çankaya: Siyasal Kapasitenin Yeni Bir Partide Yeniden Örgütlenmesi

Çankaya örneği siyasal göçün yalnızca belediye başkanının parti değiştirmesi olmadığını açık biçimde göstermesi bakımından önemlidir. Belediye başkanı, başkanvekili ve çok sayıda belediye meclisi üyesinin birlikte hareket etmesi temsile dayalı kapasite ile örgütsel kapasitenin aynı anda taşınabileceğini göstermektedir. Bu durumun araştırma açısından anlamı şudur: Siyasal göç yalnızca siyasal bağlılık değişikliği değildir. Bazı durumlarda siyasal göç temsil kapasitesi, örgütsel kapasite, kadro kapasitesi ve seçimsel kapasite transferidir. Bu mekanizma doğrulanırsa YENİ Parti'nin ulusal düzeydeki kapasitesinin yalnızca yeni üyelerin toplamından oluşmadığı ve başka bir partide uzun yıllar boyunca birikmiş siyasal kapasitenin yeni bir siyasal örgütlenmeye aktarılmasıyla da oluştuğu ileri sürülebilir. Bu ise makalenin yerel yönetimlerden ulusal iktidar savaşımına geçişini sağlayan temel bağlantılardan biridir.

Ara Sonuç: “Başarı” Yerine “Kapasite Transferi”

Bu aşamada “YENİ Parti CHP'den ne kadar başarılı biçimde göç aldı?” sorusu yerine daha ölçülebilir bir soru kullanılmalıdır: “CHP'den YENİ Parti'ye gerçekleşen siyasal göç CHP'nin daha önce sahip olduğu hangi siyasal kapasite unsurlarını yeni partiye aktarmıştır?” Bu değişiklik, araştırmanın akademik niteliğini de güçlendirmektedir. Çünkü “başarı” normatif ve sonuç odaklı bir değerlendirme iken kapasite transferi gözlenebilir göstergeler üzerinden incelenebilir. Buna göre YENİ Parti'nin CHP'den devraldığı kapasiteyi şu beş başlık altında ölçmek olanaklıdır:

 

Çizelge 1:

 

Göstergeler

Kapasite boyutu

Ölçülebilecek gösterge

Temsil kapasitesi

Belediye başkanları ve seçilmiş temsilciler

Kurumsal kapasite

Belediye meclisi aritmetiği

Örgütsel kapasite

İl, ilçe ve gençlik örgütleri

Kadro kapasitesi

Deneyimli yerel siyasal aktörler

Seçimsel kapasite

Yerel seçmen ilişkileri, görünürlük ve kampanya altyapısı

 

Bu çerçevede YENİ Parti'nin CHP'den siyasal göç yoluyla yalnızca insan değil, siyasal kapasite devralıp devralmadığı, makalenin görgül olarak sınanabilecek en önemli sorularından biri durumuna gelmektedir. Daha da önemlisi, eğer bu kapasitenin bir bölümü 2028'e kadar korunur ve ulusal örgütlenmeye aktarılırsa 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin sonucu yalnızca geçmişte kalmış bir yerel seçim sonucu olmaktan çıkar ve 2028'e giden ulusal iktidar savaşımının örgütsel ve siyasal altyapısını etkileyen bir başlangıç noktası durumuna gelir. Bu nedenle çözümlemenin bir sonraki aşamasında yalnızca CHP’den YENİ Parti’ye hareketi değil, CHP’den AKP’ye hareketi de aynı ölçütlerle karşılaştırmak gerekir. Böylece iki aktörün CHP'den kopan siyasal kapasiteyi hangi mekanizmalarla, hangi ölçekte ve hangi kurumsal sonuçlarla bünyelerine kattıkları birbirinden ayrıştırılabilir.

CHP’DEN AKP’YE SİYASAL GÖÇ: SİYASAL KAPASİTENİN İKTİDAR ALANINA TRANSFERİ

CHP’den ayrılan yerel siyasal aktörlerin bir bölümünün AKP’ye katılması CHP’den YENİ Parti’ye yönelen siyasal göçten farklı bir mekanizma ortaya koymaktadır. Burada siyasal kapasitenin yeni bir muhalefet partisinde yeniden örgütlenmesinden değil, iktidar partisinin mevcut yerel siyasal alanını genişletebilecek bir kapasitenin doğrudan iktidar alanına taşınmasından söz edilmektedir. Ancak bu olgunun da yalnızca “belediye başkanının AKP’ye geçmesi” biçiminde ele alınması yeterli değildir. Önceki bölümde kullanılan ölçütler burada da korunmalıdır: Temsil kapasitesi, kurumsal kapasite, örgütsel kapasite, kadro kapasitesi ve seçimsel kapasite. Bir belediye başkanının CHP'den AKP'ye geçmesi bu beş kapasitenin tümünün otomatik olarak AKP'ye geçtiği anlamına gelmez. Örneğin başkan parti değiştirmiş olmakla birlikte belediye meclisi CHP çoğunluğunu koruyabilir. Bu durumda temsil makamının siyasal bağlılığı değişmiş ancak kurumsal kapasite bütünüyle transfer edilmemiştir. Dolayısıyla CHP’den AKP’ye geçişleri bakımından ilk ayrım şudur: Siyasal bağlılık transferi ile siyasal kapasite transferi aynı şey değildir.

AKP’ye Geçişlerin Üç Biçimi

CHP'den AKP'ye yönelen siyasal göç üç biçimde sınıflandırılabilir. Birinci biçim belediye başkanının bireysel geçişidir. Bu durumda AKP, doğrudan seçilmiş bir yerel siyasal aktörü kendi bünyesine katmaktadır. Bunun sonucu, belediye başkanının siyasal görünürlüğünün ve seçilmişlik meşruluğunun AKP'ye taşınmasıdır. İkinci biçim belediye yönetimiyle birlikte gerçekleşen geçiştir. Belediye başkanının yanında başkan yardımcıları, meclis üyeleri veya başka yerel aktörler de parti değiştiriyorsa kapasite transferi genişlemektedir. Üçüncü biçim kurumsal ve örgütsel geçiştir. Belediye başkanının yanı sıra belediye meclisi ve yerel parti örgütlerinin de yeni siyasal alana taşınması durumunda AKP yalnızca bir siyasal aktör kazanmamakta ve mevcut bir yerel siyasal ağın bir bölümünü de bünyesine katmaktadır. Bu üç biçim arasında önemli bir fark vardır. Birinci biçim temsil kapasitesini, ikinci biçim kurumsal kapasiteyi, üçüncü biçim ise örgütsel ve seçimsel kapasiteyi daha doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle CHP’den AKP geçişlerinin sayısı tek başına yeterli bir gösterge değildir.

AKP’ye Geçiş ile Belediye Yönetiminin Değişmesi Arasındaki Fark

Burada araştırmanın temel kavramlarından biri yeniden önem kazanmaktadır: “Eylemli Temsil Düzeni” (ETD). Bir belediye başkanının AKP'ye geçmesiyle belediyenin ETD'sinin bütünüyle AKP lehine değiştiği söylenemez. Bunun için belediye meclisi aritmetiği, başkanvekilliği veya belediye yönetiminin karar üretme kapasitesi de incelenmelidir. Örneğin başlangıçta CHP'nin belirgin bir meclis çoğunluğuna sahip olduğu bir belediyede yalnızca başkanın AKP'ye geçmesi CHP'nin kurumsal kapasitesini bütünüyle ortadan kaldırmayabilir. Buna karşılık başkanla birlikte yeterli sayıda meclis üyesinin de parti değiştirmesi durumunda ETD'nin değişmesi olanaklı duruma gelir. Bu nedenle çözümlemede şu sıra izlenmelidir: BTD, siyasal göç, meclis aritmetiği, ETA ve ETD. Burada Başlangıç Temsil Düzeni (BTD) seçim sonrasında oluşan temsil yapısını, Etkili Temsil Aritmetiği (ETA) belirli bir karar anında kullanılabilen seçilmiş temsil kapasitesini, Eylemli Temsil Düzeni (ETD) ise bu kapasitenin ortaya çıkardığı yönetimsel sonucu ifade etmektedir. Bu üç düzeyin ayrılması, “belediye AKP'ye geçti” gibi genel bir ifadenin altında hangi mekanizmanın bulunduğunu ortaya çıkaracaktır.

AKP’nin Kazancı: Yeni Oy mu, Hazır Siyasal Kapasite mi?

AKP'ye katılan CHP kökenli belediye başkanlarının siyasal değerini yalnızca gelecekte kazanabilecekleri oylarla açıklamak da yetersizdir. Çünkü seçilmiş bir belediye başkanı beraberinde en azından şu unsurları taşıyabilir: yerel tanınırlık, seçmenle doğrudan ilişki, belediye yönetimi deneyimi, yerel siyasal bağlantılar, kamuoyu görünürlüğü, seçim kampanyası deneyimi, yerel kadro bilgisi ve belediye meclisi ilişkileri. Bunların tümünün AKP'ye geçtiğini varsaymak doğru değildir. Ancak geçiş sonrasında bunların belirli bir bölümünün AKP'nin siyasal alanında kullanılabilir duruma gelip gelmediği araştırılabilir. Bu nedenle AKP bakımından temel soru: “CHP'den AKP'ye geçen siyasal aktörler AKP'ye yalnızca yeni üyeler mi kazandırmaktadır, yoksa daha önce CHP bünyesinde birikmiş yerel siyasal kapasitenin bir bölümünü de iktidar alanına taşımakta mıdır?” olmalıdır. Bu soru doğrulanabilirse siyasal göçü açıklamak için “parti değiştirme” kavramı tek başına yetersiz kalacak ve siyasal kapasite transferi daha açıklayıcı bir kavram durumuna gelecektir.

CHP–AKP–YENİ PARTİ ÜÇGENİ: SİYASAL KAPASİTENİN YENİDEN DAĞILIMI

Şimdiye kadar yapılan çözümleme ikinci makalenin temel varsayımını daha görünür duruma getirmektedir. 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan süreç yalnızca CHP ile AKP arasındaki bir iktidar savaşımı olarak ele alınırsa önemli bir gelişme açıklama dışında kalmaktadır. YENİ Parti'nin ortaya çıkışıyla birlikte siyasal alan üç aktörlü hale gelmiştir: “CHP ve→ AKP”, “CHP ve YENİ Parti “ve dolaylı olarak “AKP ve YENİ Parti”. Bu üçlü ilişki CHP'den kopan siyasal kapasitenin tek bir siyasal merkeze doğru hareket etmediğini göstermektedir. Bunun önemli bir sonucu vardır: CHP'nin yerel siyasal kapasitesinin azalması AKP'nin aynı ölçüde güçlenmesi anlamına gelmemektedir. Eğer CHP'den kopan kapasitenin önemli bir bölümü YENİ Parti'ye aktarılıyorsa CHP'nin zayıflaması ile AKP'nin güçlenmesi arasında otomatik bir nedensel ilişki kurulamaz. Bu nedenle 2028'e giden süreç bakımından yalnızca “CHP ne kadar kaybetti?” sorusu yeterli değildir. Üç ayrı soru birlikte sorulmalıdır: CHP ne kadar siyasal kapasite kaybetti? AKP bu kapasitenin ne kadarını kazandı? YENİ Parti bu kapasitenin ne kadarını kendi bünyesine taşıdı? Ancak bundan sonra dördüncü soru sorulabilir: Bu yeniden dağılım ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısını nasıl değiştirdi? Bu yaklaşım, araştırmanın başlangıçtaki “AKP'nin gerçek niyeti nedir?” sorusunu da daha bilimsel bir biçime dönüştürmektedir. “Gerçek niyet” doğrudan gözlenemeyen bir değişkendir. Buna karşılık davranış örüntüleri, zamanlama, kurumlar arası ilişkiler ve ortaya çıkan sonuçlar gözlenebilir değişkenlerdir. Dolayısıyla araştırmanın sorusu şöyle yeniden düzenlenebilir: “AKP'nin ve YENİ Parti'nin 31 Mart 2024 sonrasında CHP'den kopan yerel siyasal kapasite karşısındaki davranışları bu aktörlerin ulusal iktidar savaşımında nasıl bir siyasal kapasite biriktirmeye çalıştıklarına ilişkin hangi akıl yürütmelere olanak vermektedir?” Bu ifade, niyet savını olgu olmaktan çıkarıp akıl yürütme düzeyine taşımaktadır.

YENİ PARTİ’NİN ORTAYA ÇIKIŞI AKP’NİN STRATEJİK HESABINI DEĞİŞTİRİR Mİ?

Burada araştırmanın daha ileri bir varsayımı ortaya çıkmaktadır. Eğer CHP'den ayrılan yerel siyasal aktörlerin önemli bir bölümü AKP yerine YENİ Parti'ye yöneliyorsa bu durum AKP açısından iki farklı sonuç yaratabilir. Birinci olasılıkta YENİ Parti'nin büyümesi CHP'nin oy ve örgüt kapasitesinden daha fazla pay alarak muhalefet alanını parçalayabilir. Bu durumda AKP açısından YENİ Parti'nin büyümesi dolaylı bir üstünlük yaratabilir. İkinci olasılıkta ise YENİ Parti CHP'den ayrılan örgütleri, seçilmiş temsilcileri ve yerel siyasal kadroları kendi bünyesinde birleştirerek yeni ve güçlü bir ulusal siyasal rakip oluşturabilir. Bu durumda YENİ Parti'nin büyümesi AKP açısından olası bir siyasal sorun durumuna gelebilir. Dolayısıyla AKP'nin YENİ Parti karşısındaki konumu baştan “rakip” veya “müttefik” olarak tanımlanmamalıdır. Daha uygun soru şudur: YENİ Parti'nin CHP'den devraldığı siyasal kapasite hangi noktada AKP açısından CHP'nin zayıflamasından doğan dolaylı bir üstünlük olmaktan çıkarak bağımsız bir siyasal yarışma kapasitesine dönüşmektedir? Bu sorunun yanıtı henüz verilemez. Bunun için YENİ Parti'nin örgütsel yayılma hızının, yerel kadro yapısının, belediye başkanlarının siyasal davranışlarının, seçmen tabanının, ulusal düzeydeki örgütlenmesinin ve AKP ile ilişkilerinin zaman içinde izlenmesi gerekir. Bu nedenle AKP–YENİ Parti ilişkisi makalenin sonuç bölümünde kesin bir siyasal ittifak veya yarışma kategorisi olarak değil, görgül olarak izlenmesi gereken devingen bir ilişki olarak ele alınmalıdır.

Mersin: Modelin Sınanması İçin Karşı Örnek

Mersin örneği bu noktada özel önem taşımaktadır. Çünkü burada seçilmiş belediye başkanının gözaltına alınması veya soruşturma kapsamında siyasal kapasitesinin fiilen sınırlandırılması, belediye yönetiminin otomatik olarak AKP'ye geçmesine yol açmamaktadır. Belediye meclisindeki çoğunluğun korunması durumunda, belediyenin kurumsal siyasal kapasitesinin önemli bir bölümü aynı siyasal alanda kalabilmektedir. Bu durum, makalenin temel modelini güçlendiren bir karşı örnek niteliğindedir. Çünkü model müdahale → mutlaka iktidar değişikliği dememektedir. Bunun yerine müdahale → siyasal kapasitenin belirli bileşenlerinde değişiklik → koşullara bağlı olarak kurumsal sonuç öngörmektedir. Dolayısıyla Mersin, önceki İstanbul örneklerinden farklı bir sonuç üretmektedir. İstanbul tipi süreçte müdahale → temsil kapasitesinin zayıflaması → meclis aritmetiğinin değişmesi → yönetim değişikliği. Mersin tipi süreçte ise müdahale → seçilmiş başkanın kapasitesinin sınırlandırılması → meclis aritmetiğinin korunması → belediye üzerindeki kurumsal siyasal denetimin otomatik olarak değişmemesi. Bu ayrım önemlidir. Çünkü böylece araştırma, her hukuksal veya yönetsel müdahaleyi önceden belirlenmiş bir siyasal sonuca bağlayan determinist bir modele dönüşmemektedir. Aksine, sonucu belirleyen ara değişkenlerin bulunduğu ortaya çıkmaktadır: Müdahale → ETA → BTD/FTD ilişkisi → siyasal sonuç. Bu ara değişkenler arasında özellikle belediye meclisi aritmetiği ve siyasal göç öne çıkmaktadır.

YEREL SİYASAL KAPASİTEDEN ULUSAL SİYASAL KAPASİTEYE

Araştırmanın asıl konusu yerel yönetimlerin kimin elinde bulunduğu değildir. Yerel alanın ulusal iktidar savaşımında nasıl bir siyasal altyapı oluşturduğu sorusudur. Bu nedenle yerel kapasitenin ulusal kapasiteye dönüşüm mekanizmasının ayrıca açıklanması gerekir. Bir belediye başkanının ulusal siyasette etkili olabilmesi için belediye makamının kendisi yeterli değildir. Belediye makamı aşağıdaki kapasite unsurlarının oluşmasına veya korunmasına katkıda bulunabilir: Yerel temsil, siyasal görünürlük, örgütlenme, kadro yetişmesi, seçmen ilişkileri, medya görünürlüğü, seçim deneyimi ve ulusal siyasal kapasite. Bu zincir otomatik değildir. Her belediye başkanının veya her belediyenin ulusal kapasite ürettiği söylenemez. Ancak uzun süre görev yapan, geniş seçmen tabanına sahip, görünürlüğü yüksek ve örgütsel bağlantıları güçlü yerel aktörlerin ulusal siyaset açısından belirli bir kapasite biriktirebileceği varsayılabilir. Bu nedenle 31 Mart 2024 seçimlerinin önemi yalnızca CHP'nin kaç belediye kazandığıyla ölçülmemelidir. Seçim, aynı zamanda CHP'nin çok sayıda belediyede siyasal kadro, örgüt, seçmen ilişkisi, yönetim deneyimi ve kamuoyu görünürlüğü biriktirmesine olanak sağlamıştır. Seçimler arasındaki dönemde bu kapasitenin bir bölümünün başka siyasal aktörlere geçmesi ulusal iktidar savaşımının altyapısını da etkileyebilir. Buradan araştırmanın temel akıl yürütmesine ulaşılabilir: Yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımı, yalnızca belediyelerin yönetim bileşimini değiştiren bir süreç olarak değil, gelecekteki ulusal siyasal yarışmanın örgütsel ve temsile dayalı kaynaklarının yeniden dağıtılması olarak da değerlendirilebilir. Ancak bu akıl yürütmenin doğrulanması için 2028 seçiminden önce, kapasite transferinin gerçekten ulusal düzeyde kullanılabilir duruma gelip gelmediğinin gözlenmesi gerekir. Bu nedenle makale 2028 seçim sonucunu öngörmemelidir. Araştırmanın konusu seçim sonucunun kendisi değil, o sonuca giden süreçte siyasal kapasitenin nasıl yeniden dağıtıldığıdır.

Ara Değerlendirme: Üç Mekanizmanın Birleşmesi

Şimdiye kadar yapılan çözümleme 31 Mart 2024 sonrasındaki sürecin üç temel mekanizma üzerinden incelenebileceğini göstermektedir:

Hukuksal-yönetsel müdahale: Seçilmiş aktörlerin görev yapma ve temsil kapasitesini sınırlandırabilir.

Kurumsal aritmetiğin yeniden yapılandırılması: Meclis üyelerinin siyasal konumlarının değişmesi veya başkanvekilliği seçimlerinin yenilenmesi yoluyla belediyenin yönetimini değiştirebilir.

Siyasal göç: CHP'de birikmiş temsile dayalı, örgütsel ve seçimsel kapasitenin AKP veya YENİ Parti'ye aktarılmasına yol açabilir.

Bu üç mekanizma bazı olaylarda ayrı ayrı ve bazı olaylarda ise birbirini izleyen süreçler durumunda ortaya çıkabilir. Bu nedenle araştırmanın temel çözümleme şeması artık şöyle ifade edilebilir:

31 Mart 2024 seçimleri

↓

CHP'de yüksek yerel siyasal kapasitenin oluşması

↓

Hukuksal-yönetsel müdahaleler + kurumsal aritmetik değişiklikleri + siyasal göç

↓

Yerel siyasal kapasitenin parçalanması ve yeniden dağıtılması

↓

CHP → AKP / CHP → YENİ Parti kapasite transferi

↓

AKP–YENİ Parti arasındaki yeni siyasal konumlanma

↓

Ulusal siyasal kapasitenin yeniden yapılanması

↓

2028'e giden ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısında değişim

Bu modelin en önemli özelliği, sonucu önceden belirlememesidir. Model, yalnızca hangi mekanizmaların incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Bundan sonraki aşamada ise daha zor ve makalenin kuramsal açıdan en önemli bölümüne geçebiliriz: Uzun süreli iktidar döneminde oluşmuş siyasal–bürokratik–ekonomik ilişkiler, iktidarın seçim yoluyla değişmesi olasılığına karşı neden ve nasıl bir “iktidar değişimine direnç” üretebilir? Burada “oligarşi” kavramını doğrudan kabul etmek yerine önce gözlenebilir göstergeler üzerinden sınamamız gerekir. Fon/soruşturma sorununu da bu çerçevede ele almak daha doğru olacaktır.

İKTİDAR DEĞİŞİMİNE DİRENÇ: BİR VARSAYIMIN SINANMASI

Araştırmanın bu aşamasında yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımından daha geniş bir soruya geçilmektedir: Uzun süre iktidarda kalan bir siyasal yapı iktidarın seçim yoluyla değişmesi olasılığı karşısında neden ve hangi mekanizmalarla direnç üretebilir? Bu soru, “iktidar değişiminden korkulduğu” veya mevcut iktidarın “iktidarı bırakmak istemediği” gibi psikolojik açıklamalara indirgenmemelidir. Araştırmanın konusu siyasal aktörlerin zihinsel durumları değil, iktidar değişikliğinin mevcut siyasal, bürokratik ve ekonomik ilişkiler üzerinde yaratabileceği kurumsal sonuçlardır. Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal makamlar ile bürokratik konumlar kamu kaynaklarına erişim, ekonomik aktörlerle ilişkiler, yerel yönetimler, kamu ihaleleri, düzenleyici kurumlar, medya ve siyasal örgütlenme arasında karşılıklı bağımlılık ilişkileri oluşabilir. Bu ilişkilerin varlığı tek başına bir “oligarşi” bulunduğunu göstermez. Ancak iktidar değişikliğinin neden yalnızca siyasal makamların değişmesi anlamına gelmeyebileceğini açıklayabilecek bir kurumsal zemin oluşturabilir. Bu nedenle araştırmada iktidar değişimine direnç şu şekilde kavramsallaştırılabilir: İktidar değişimine direnç mevcut siyasal güç ilişkilerinin seçim yoluyla değişmesi olasılığı karşısında bu ilişkilerin devamlılığını veya yeniden üretimini sağlayabilecek kurumsal, hukuksal, bürokratik, ekonomik ve siyasal mekanizmaların ortaya çıkmasıdır. Burada önemli olan herhangi bir müdahaleyi peşin olarak “direnç mekanizması” olarak kabul etmemektir. Bir mekanizmanın bu kategoriye alınabilmesi için gözlenebilir biçimde mevcut iktidar ilişkilerinin korunmasına veya yeniden üretilmesine katkıda bulunduğunun gösterilmesi gerekir. Bu nedenle üç aşamalı bir sınama önerilmektedir:

Birinci aşama: Bir güç ilişkisi veya çıkar bağlantısı gerçekten mevcut mudur?

İkinci aşama: İktidar değişikliği bu ilişkinin devamlılığını etkileyebilecek midir?

Üçüncü aşama: İncelenen kurumsal veya siyasal davranış bu ilişkinin korunması veya yeniden üretilmesi yönünde gözlenebilir bir sonuç doğurmuş mudur?

Bu üç aşamadan biri gösterilemiyorsa “iktidar değişimine direnç” sonucuna ulaşmak yöntemsel olarak zayıf kalacaktır.

Oligarşi Varsayımı: Kavramı Kullanmak mı, Sınamak mı?

Araştırmanın başlangıcında ortaya çıkan “oligarşik yapı” olasılığı özellikle dikkatli ele alınması gereken bir konudur. Oligarşi kavramı siyasal ve ekonomik gücün dar bir grubun elinde yoğunlaşmasını ifade eden güçlü bir kavramsallaştırmadır. Ancak uzun süreli bir iktidarın bulunması veya siyasal iktidar ile ekonomik aktörler arasında ilişkilerin görülmesi tek başına oligarşik bir düzenin varlığını kanıtlamaz. Bu nedenle makalede “Türkiye'de oligarşik bir yapı vardır” şeklinde başlangıçta kurulmuş bir kabul kullanılmamalıdır. Bunun yerine “uzun süreli iktidar dönemlerinde ortaya çıkabilecek siyasal-bürokratik-ekonomik güç yoğunlaşmasının iktidar değişimine direnç üretip üretmediği araştırılmalıdır” şeklindeki sınanabilir önerme tercih edilmelidir. Bu önerme için en az beş gözlenebilir gösterge kullanılabilir:

Siyasal güç yoğunlaşması: Belirli aktörlerin uzun süre boyunca kritik siyasal karar süreçlerinde merkezi konumlarını korumaları.

Bürokratik süreklilik: Siyasal değişime karşın belirli bürokratik kadroların veya kurumsal ağların sürekliliği.

Ekonomik kaynak yoğunlaşması: Kamu kaynakları, büyük ihaleler veya düzenleyici kararlar bakımından belirli ekonomik aktörlerin sürekli üstünlük elde edip etmediği.

Siyasal-ekonomik bağlantılar: Siyasal karar vericiler ile ekonomik aktörler arasında süreklilik gösteren ve belgelenebilir ilişkiler.

İktidar değişikliği karşısındaki davranış: Seçimle iktidar değişikliğinin gerçekleşmesi veya olasılığının güçlenmesi karşısında bu ilişkilerin korunmasına yönelik gözlenebilir kurumsal davranışlar.

Ancak bu göstergelerin bulunması dahi otomatik olarak “oligarşi” sonucunu üretmez. Bunlar ancak daha ileri bir çözümleme için kanıt kümeleri oluşturabilir. Bu nedenle “oligarşi” makalenin başlangıç varsayımı değil, sınanabilir bir açıklama kategorisi olarak tutulmalıdır.

Siyasal-Bürokratik-Ekonomik Güç Bütünleşmesi

Uzun süreli iktidarın oluşturabileceği ikinci önemli yapı siyasal, bürokratik ve ekonomik ilişkilerin birbirinden tamamen bağımsız olmaktan çıkmasıdır. Bu durum “bütünleşme” olarak kavramsallaştırılabilir. Ancak bütünleşme sözcüğü de önceden kurulmuş bir ortaklık varsayımı taşımamalıdır. Araştırma bakımından daha güvenli ifade siyasal-bürokratik-ekonomik karşılıklı bağımlılık olacaktır. Bu kavram, üç alan arasında şu tür ilişkilerin ortaya çıkabileceğini ifade eder: Siyasal iktidar, kamu kararları, bürokratik yapı, uygulama kapasitesi, ekonomik aktörle ve kaynak ve ekonomik etkililik. Bu üç alanın birbirini etkilemesi durumunda ortaya çıkan yapı siyasal iktidarın yalnızca seçimlerde aldığı oyla açıklanamayacak bir kapasiteye sahip olmasına yol açabilir. Böyle bir durumda iktidar değişikliği yalnızca Parti A’dan Parti B’ye değişim değildir. Aynı zamanda siyasal kadrolar, bürokratik konumlar, ekonomik ilişkiler ve kamu kaynaklarına erişim alanlarında yeniden dağılım anlamına gelebilir. Bu nedenle uzun süre iktidarda bulunan siyasal yapıların seçim yoluyla değişmesi mevcut ilişkilerin bazı aktörler bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek bir süreç durumuna gelebilir. Ancak burada da önemli bir yöntemsel sınır bulunmaktadır: İktidar değişikliğinin bazı aktörler için ekonomik veya bürokratik sonuçlar doğurabilecek olması bu aktörlerin iktidar değişikliğini engellemek için ortak hareket ettiklerini göstermez. Bu ikinci savın ayrıca kanıtlanması gerekir.

Fon Soruşturması: Siyasal-Ekonomik İlişkileri İncelemek İçin Bir Pencere

Bu çerçevede araştırmada ele alınması düşünülen fon/soruşturma dosyası özel bir yöntemsel işleve sahiptir. Soruşturmanın varlığı veya soruşturma kapsamında belirli ekonomik ilişkilerin incelenmesi tek başına herhangi bir siyasal partinin yolsuzluk yaptığının kanıtı olarak kullanılmamalıdır. Nitekim bir soruşturmadaki savlar ile kesinleşmiş yargı kararları birbirinden ayrılmalıdır. Buna karşılık böyle bir dosya, siyasal iktidar ile ekonomik aktörler arasında hangi tür ilişkilerin ortaya çıktığını incelemek için bir araştırma alanı oluşturabilir. Dolayısıyla araştırma sorusu “Bu soruşturma iktidarın yolsuzluklarının kanıtı mıdır?” olmamalıdır. Daha uygun soru “Soruşturma dosyasında ortaya çıkan ekonomik ilişkiler, kamu kaynakları, siyasal bağlantılar ve bürokratik karar süreçleri arasındaki karşılıklı bağımlılıkları anlamak bakımından hangi görgül verileri sunmaktadır?” şeklindedir. Bu yaklaşım iki önemli üstünlük sağlamaktadır. Birincisi, soruşturmanın hukuksal sonucunu peşinen belirlemez. İkincisi, ekonomik ilişkileri araştırmanın daha geniş sorusuna bağlar: Siyasal iktidar, ekonomik kaynaklar, bürokratik kararlar, siyasal ilişkiler ve iktidarın yeniden üretimi. Eğer dosyada bu zincirin belirli halkalarını birbirine bağlayan belgeler bulunursa bunlar ayrı ayrı değerlendirilebilir. Eğer bulunmuyorsa zincirin varlığı varsayılmamalıdır. Bu nedenle fon dosyası makalenin tezini kanıtlayan bir “örnek olay” değil, siyasal-bürokratik-ekonomik ilişkilerin nasıl araştırılabileceğini gösteren bir görgül pencere olarak kullanılmalıdır.

“İktidarın Korunması Ekosistemi” Kavramının Sınırları

Bu çözümleme sonucunda daha önce kullanılan “İktidarın Korunması Ekosistemi” kavramı yeniden ele alınabilir. Kavram, iktidarın yalnızca seçim kazanarak değil, siyasal örgütlenme, bürokratik kapasite, ekonomik ilişkiler, iletişim araçları, hukuksal düzenlemeler ve yerel siyasal alan üzerindeki etkiler aracılığıyla da yeniden üretilebileceğini ifade etmek için kullanılmaktadır. Ancak “ekosistem” kavramının aşırı genişleme riski vardır. Eğer iktidarın gerçekleştirdiği veya etkilediği her işlem bu ekosistemin parçası kabul edilirse kavram açıklayıcı olmaktan çıkar ve her şeyi açıklayan bir kategoriye dönüşür. Bu nedenle bir mekanizmanın “iktidarın korunması ekosistemi” içinde değerlendirilebilmesi için üç koşul aranmalıdır:

Bağlantı: Mekanizma iktidarın siyasal kapasitesiyle gözlenebilir bir ilişkiye sahip olmalıdır.

Süreklilik: Tekil ve rastlantısal bir olay yerine yinelenen veya birikimli bir örüntü bulunmalıdır.

Sonuç: Mekanizma mevcut siyasal kapasitenin korunmasına veya yeniden üretilmesine ölçülebilir bir katkı sağlamalıdır.

Bu üç koşul sağlanmadığında yalnızca olayın iktidar üzerinde siyasal bir etkisi olduğu söylenebilir ama “iktidarın korunması mekanizması” olduğu söylenemez.

İki Ayrı Sürecin Birbirine Bağlanması

Bu noktada makalenin iki ana çözümleme yolu birleşmektedir. Birinci yol 31 Mart 2024’ta oluşan CHP yerel siyasal kapasitesinin müdahale, siyasal göç ve kapasite transferine konu olmasıdır. İkinci yol ise uzun süreli iktidarın oluşturduğu siyasal-bürokratik-ekonomik ilişkiler, iktidar değişikliğinin olası sonuçları ve iktidar değişimine direnç olasılığı konularında yoğunlaşmaktadır. Bu iki yolun birbirine bağlanması, makalenin asıl kuramsal savını oluşturmaktadır. Şöyle bir mekanizma sınanabilir: Uzun süreli iktidar döneminde biriken siyasal, bürokratik ve ekonomik ilişkiler iktidar değişikliğinin yalnızca siyasal makamların el değiştirmesi anlamına gelmediği bir yapı yaratabilir. Bu durumda 31 Mart 2024 sonrasında muhalefetin elde ettiği yerel siyasal kapasitenin seçimler arasında yeniden yapılandırılması yalnızca yerel yönetimlerin denetimine ilişkin bir süreç olmayabilir ve daha geniş bir ulusal iktidar savaşımında siyasal kapasitenin yeniden dağıtılmasıyla ilişkili olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta “ilişkili olabilir” ifadesidir. Henüz “AKP bu nedenle CHP belediyelerini dönüştürmektedir” şeklinde bir sonuç kurulmamaktadır. Bunun yerine araştırma şu soruyu sınamaktadır: Yerel siyasal kapasitenin yeniden yapılandırılması ile mevcut iktidar ilişkilerinin korunması arasında sistemli, yinelenen ve mekanizma düzeyinde gösterilebilir bir bağlantı var mıdır? Bu bağlantı gösterilebilirse makalenin başlangıçtaki sorusu olan ulusal iktidarın siyasal altyapısının yeniden yapılandırılması daha güçlü bir açıklama durumuna gelecektir. Gösterilemezse, yerel siyasal göç ve belediye yönetimindeki değişiklikler yine açıklanabilir ancak bunların ortak bir ulusal iktidar koruma stratejisinin parçaları olduğu sonucu çıkarılamaz. Bu ayrım, araştırmanın bilimsel sınırını belirlemektedir.

Çözümlemenin Birleştirici Modeli

Şimdiye kadar elde edilen bulgular ve sınama alanları tek bir modelde toplandığında aşağıdaki yapı ortaya çıkmaktadır:

31 Mart 2024 seçimleri

↓

CHP'de yüksek yerel siyasal kapasite

↓

Seçim sonrası müdahaleler ve siyasal göç

↓

BTD'nin değişimi

↓

ETA'nın yeniden oluşması

↓

ETD'nin farklılaşması

↓

CHP'nin yerel kapasitesinin azalması

↙         ↘

CHP → AKP    CHP → YENİ Parti

↓         ↓

İktidar alanının    Yeni siyasal merkezin

genişlemesi      kapasite biriktirmesi

↘         ↙

AKP–YENİ Parti arasındaki yeni siyasal konumlanma

↓

Yerel siyasal kapasitenin ulusal siyasal kapasiteye dönüşümü

↓

2028'e giden ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının değişmesi

Bu hattın üzerine ikinci bir katman yerleştirilmektedir:

Uzun süreli iktidar

↓

Siyasal + bürokratik + ekonomik karşılıklı bağımlılıklar

↓

İktidar değişikliğinin olası kurumsal ve ekonomik sonuçları

↓

İktidar değişimine direnç olasılığı

↓

Mevcut siyasal kapasitenin korunması veya yeniden üretilmesi

Bu iki hattın kesiştiği noktada araştırmanın en önemli sorusu ortaya çıkmaktadır: 31 Mart 2024 sonrasında CHP'nin yerel siyasal kapasitesinin yeniden yapılandırılması, yalnızca yerel iktidarların el değiştirmesiyle açıklanabilecek bir süreç midir yoksa uzun süreli iktidar döneminde oluşmuş siyasal-bürokratik-ekonomik ilişkilerin ve 2028'e giden ulusal iktidar savaşımının yeniden yapılanmasıyla birlikte ele alındığında daha açıklayıcı bir örüntü ortaya çıkmakta mıdır? Bu soru, makalenin başlangıcındaki “AKP'nin gerçek niyeti” arayışını daha bilimsel ve sınanabilir bir araştırma sorunsalına dönüştürmektedir. Çözümlemenin bundan sonraki aşamasında artık tek tek belediyeleri anlatmak yerine önerme bazında sınamaya geçmek daha doğru olacaktır. Özellikle yedi önermenin her biri için destekleyen bulgular, karşı bulgular ve henüz kanıtlanamayan noktalar ayrı ayrı gösterilmeli ve böylece makalenin sonunda hangi önermenin güçlü, hangisinin kısmen desteklenmiş, hangisinin ise henüz doğrulanmamış olduğu ortaya konulmalıdır.

SINANABİLİR ÖNERMELERİN GÖRGÜL OLARAK SINANMASI

Çözümlemenin bu aşamasında artık tek tek olayların betimlenmesinden çıkılarak araştırmanın başında oluşturulan yedi önermenin görgül dayanakları ve sınırlılıkları birlikte değerlendirilebilir. Buradaki amaç, önermeleri doğrulamak için örnek seçmek değil, her önermenin hem destekleyici hem de karşı yöndeki bulgularını aynı çerçevede değerlendirmektir.

Birinci Önerme: Yerel Siyasal Kapasitenin Ulusal İktidar Bakımından Stratejik Değeri

Önerme 1: Yerel siyasal kapasite, uzun dönemli ulusal iktidar savaşımında örgütsel, kadro, iletişimsel ve seçimsel kaynaklar ürettiği ölçüde stratejik bir değer taşır.

Bu önerme yerel yönetimlerin yalnızca belediye hizmetleri üreten yönetsel birimler olmadığı varsayımına dayanmaktadır. Belediye başkanları, belediye meclisleri, yerel parti örgütleri ve seçmen ilişkileri, siyasal partilerin ulusal düzeydeki örgütlenme ve temsil kapasitesinin bir bölümünü oluşturabilir. 31 Mart 2024 seçimleri sonrasında ortaya çıkan siyasal göçler bu varsayımı özellikle görünür duruma getirmektedir. Bir belediye başkanının parti değiştirmesi yalnızca makamın siyasal bağlılığını değiştirebilir ama buna karşılık başkanla birlikte meclis üyeleri ve parti örgütlerinin de hareket etmesi daha geniş bir kapasite aktarımına işaret eder. Bu nedenle önerme “her belediye ulusal siyasal kapasite üretir” şeklinde değil, koşullu olarak kabul edilmelidir. Görgül sınama bakımından şu göstergeler önem taşımaktadır: belediye başkanının siyasal görünürlüğü, belediye meclisi, yerel parti örgütü, yerel kadro, seçmen ilişkileri, seçim kampanyası deneyimi ve ulusal siyasete geçiş yapan yerel aktörler. Bu göstergeler birlikte değerlendirildiğinde yerel siyasal alanın ulusal siyasal kapasite için güçlü bir kaynak oluşturduğu söylenebilir. Ancak bu önerme henüz yerel kapasitenin gerçekten 2028 seçim kapasitesine dönüştüğünü kanıtlamamaktadır. Bunun için seçim öncesindeki örgütsel gelişmelerin ve seçim sonrasındaki davranışların ayrıca izlenmesi gerekir.

Ara değerlendirme: Önerme kuramsal ve görgül bakımdan desteklenebilir niteliktedir ancak ulusal seçimsel sonuç hakkında henüz bir çıkarım yapılmasına olanak vermez.

İkinci Önerme: Hukuksal ve Yönetsel Müdahalelerin Yerel Siyasal Kapasiteyi Değiştirmesi

Önerme 2: Seçim sonrasında gerçekleşen hukuksal ve yönetsel müdahaleler seçilmiş temsilcilerin ve dolayısıyla yerel siyasal kapasitenin belirli bileşenlerini değiştirebilir.

Bu önerme bakımından önceki bölümlerde incelenen belediye örnekleri daha doğrudan görgül malzeme sunmaktadır. Seçilmiş belediye başkanının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması veya yerine başka bir yönetim biçiminin getirilmesi öncelikle temsil makamının kullanım kapasitesini etkileyebilir. Bunun ardından belediye meclisi aritmetiği, başkanvekilliği seçimi veya kayyım uygulaması gibi mekanizmalar devreye girebilir. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Hukuksal müdahale ile siyasal kapasite kaybı arasında ilişki bulunması müdahalenin siyasal amaçla yapıldığını kanıtlamaz. Bu nedenle ikinci önerme müdahalenin sonuç etkisini sınamaktadır, müdahalenin güdüsünü değil. Mersin örneği bu noktada karşılaştırmalı önem taşımaktadır. Seçilmiş belediye başkanının görev yapma kapasitesinin sınırlandırılması, belediye meclisindeki siyasal aritmetik değişmediğinde belediyenin bütün kurumsal siyasal kapasitesinin otomatik olarak başka bir partiye geçmesine yol açmamaktadır. Dolayısıyla önerme şu şekilde daha kesin hale getirilebilir: Hukuksal ve yönetsel müdahale, yerel siyasal kapasitenin belirli bileşenlerini değiştirebilir ancak bunun yönetim değişikliğine dönüşmesi belediye meclisi aritmetiği ve diğer kurumsal koşullara bağlıdır.

Ara değerlendirme: Önerme güçlü biçimde desteklenmektedir ancak müdahale ile siyasal amaç arasında otomatik nedensellik kurulamaz.

Üçüncü Önerme: Siyasal Göçün Kapasite Transferine Dönüşmesi

Önerme 3: Siyasal göç, belirli koşullarda yalnızca siyasal bağlılık değişikliği değil, siyasal kapasite transferi niteliği kazanabilir.

Bu önerme ikinci makalenin temel kavramsal yeniliklerinden biridir. Bir belediye başkanının parti değiştirmesi bireysel siyasal göçtür. Buna belediye meclisi üyelerinin katılması kurumsal kapasiteyi ve il ve ilçe örgütlerinin katılması ise örgütsel kapasiteyi etkileyebilir. Bu nedenle siyasal göçün etkisi şöyle ortaya konulabilir: Bireysel geçiş, kurumsal geçiş, örgütsel geçiş. Ancak bu bir değer sıralaması değil, kapasite kapsamının genişlemesini gösteren çözümleyici bir ayrımdır. Çankaya ve İstanbul örnekleri özellikle bu açıdan önemlidir. Belediye başkanıyla birlikte çok sayıda meclis üyesinin veya yerel parti örgütlerinin de yeni siyasal yapıya geçmesi yalnızca bireysel siyasal tercihlerin toplamı olarak açıklanamayacak bir kapasite aktarımı olasılığını ortaya çıkarmaktadır. Bununla birlikte “kapasite transferi” sonucuna ulaşmak için yalnızca üyelik kayıtları yeterli değildir. Şu soruların da yanıtlanması gerekir: Örgüt gerçekten yeni partiye geçti mi? Meclis aritmetiği değişti mi? Yerel siyasal etkinlik sürdü mü? Seçmen ilişkileri korunabildi mi? Geçen kadrolar yeni partide aktif görev aldı mı? Bu kapasite ulusal örgütlenmeye aktarılabildi mi?

Ara değerlendirme: Önerme güçlü bir açıklama olanağına sahiptir ancak “siyasal göç” ile “siyasal kapasite transferi” arasındaki ilişkinin her olayda ayrıca kanıtlanması gerekir.

Dördüncü Önerme: CHP’den YENİ Parti’ye Göçün Ulusal Siyasal Kapasiteye Etkisi

Önerme 4: CHP'den YENİ Parti'ye gerçekleşen yerel siyasal göç belirli bir ölçeğe ulaştığında YENİ Parti'nin ulusal siyasal kapasitesinin oluşumuna katkıda bulunabilir.

Buradaki “katkıda bulunabilir” ifadesi özellikle korunmalıdır. Çünkü henüz YENİ Parti'nin ulusal seçim kapasitesi bakımından kesin bir sonuç çıkarmak olanaklı değildir. Bununla birlikte çok sayıda belediye başkanı, belediye meclisi üyesi ve yerel örgüt aktörünün yeni partiye geçmesi yeni partinin örgütlenme maliyetini azaltabilecek bir unsur olarak değerlendirilebilir. Yeni bir siyasal partinin sıfırdan il ve ilçe örgütleri kurması, yerel kadrolar yetiştirmesi, seçilmiş temsilciler oluşturması, seçmen ilişkileri geliştirmesi ve kampanya deneyimi biriktirmesi uzun zaman alabilir. Buna karşılık başka bir partide daha önce oluşmuş bu kapasitenin yeni partiye aktarılması örgütsel oluşum sürecini hızlandırabilir. Buradaki temel araştırma sorusu şudur: YENİ Parti'nin büyümesi, yeni üyelerin sayısından mı, yoksa başka bir partide daha önce birikmiş siyasal kapasitenin aktarılmasından mı daha fazla beslenmektedir? Bu soruya yalnızca üye sayılarıyla yanıt verilemez. Özellikle İstanbul'daki örgütsel geçişler ve Çankaya gibi belediye meclisi ölçeğinde gerçekleşen geçişler bu varsayımın sınanması açısından önem taşımaktadır.

Ara değerlendirme: Önerme görgül olarak sınanabilir ve mevcut olaylar tarafından desteklenebilecek bir açıklama sunmaktadır fakat YENİ Parti'nin ulusal seçimsel etkisi konusunda henüz sonuç üretmez.

Beşinci Önerme: AKP–YENİ Parti Arasında CHP Kaynaklı Siyasal Kapasite Üzerindeki Dolaylı Savaşım

Bu önerme makalenin en dikkatli ele alınması gereken önermesidir. YENİ Parti'nin CHP'den gerçekleştirdiği yerel siyasal göç belirli bir ölçeği aştıkça AKP'nin CHP'li belediyelere yönelik siyasal stratejisi yalnızca CHP'nin yerel siyasal kapasitesini zayıflatmaya değil, CHP'den kopan kapasitenin YENİ Parti tarafından devralınmasını sınırlamaya veya dengelemeye de yönelmiş olabilir. Burada üç ayrı olgunun birbirinden ayrılması gerekir:

Birinci olgu: CHP'den YENİ Parti'ye önemli ölçekte siyasal göç gerçekleşmektedir.

İkinci olgu: CHP'den AKP'ye de siyasal geçişler gerçekleşmektedir.

Üçüncü olgu: AKP ve YENİ Parti, CHP'den ayrılan aktörler bakımından aynı siyasal kaynağa yönelmektedir.

İlk iki olgu üçüncü olguyu araştırmaya değer kılabilir. Ancak bunlar tek başına AKP'nin YENİ Parti'nin kapasite kazanmasını sınırlama amacı taşıdığını kanıtlamaz. Bu nedenle beşinci önerme için daha güçlü bir sınama gerekir. Örneğin AKP'nin müdahalelerinin YENİ Parti'ye geçişlerin yoğunlaştığı alanlarla zamansal ilişkisi var mı? CHP'den YENİ Parti'ye geçen aktörlerin belediye yönetimini korumaya yönelik girişimleri ile AKP'nin tutumu arasında düzenli bir karşıtlık görülüyor mu? AKP, CHP kökenli aktörlerin YENİ Parti'ye geçmesi yerine kendi bünyesine katılmasını özendiren açık siyasal mesajlar veriyor mu? Aynı belediyede YENİ Parti'nin kurumsal kapasite kazanmasını engelleyen gelişmeler yineleniyor mu? Bu davranışlar farklı belediyelerde benzer biçimde ortaya çıkıyor mu? Bu sorulara olumlu yanıtlar çoğaldıkça önerme güçlenebilir.

Ara değerlendirme: Önerme şu aşamada kanıtlanmış bir sonuç değil, güçlü bir araştırma varsayımı olarak tutulmalıdır.

Altıncı Önerme: Uzun Süreli İktidar ve İktidar Değişimine Direnç

Önerme 6: Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal, bürokratik ve ekonomik ilişkilerin yoğunlaşması, iktidarın seçim yoluyla değişmesi karşısında mevcut güç ilişkilerini korumaya yönelik direnç mekanizmalarının ortaya çıkmasına elverişli koşullar yaratabilir.

Bu önerme doğrudan “iktidar değişimine direnç vardır” dememektedir. Sadece böyle bir direncin ortaya çıkmasını olanaklı kılabilecek koşulların oluşabileceğini ileri sürmektedir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü uzun süre iktidarda kalmak oligarşi değildir. Siyasal-ekonomik ilişki ortak çıkar ağı ve kurumsal karar iktidarı koruma amacı demektir. Dolayısıyla önerme ancak belirli güç ilişkileri ile belirli davranışlar arasında bağlantı gösterilebildiğinde güç kazanacaktır. Burada özellikle şu göstergeler önemlidir: ekonomik aktörlerin kamu kararlarıyla ilişkisi, belirli şirket veya grupların süreklilik gösteren üstünlükleri, bürokratik kadro sürekliliği, kamu kaynaklarının dağılımı, siyasal ve ekonomik aktörlerin karşılıklı hareketleri ve iktidar değişikliği karşısında ortaya çıkan kurumsal davranışlar. Bu göstergelerden hareketle bir direnç örüntüsü ortaya çıkıp çıkmadığı araştırılabilir.

Ara değerlendirme: Önerme kuramsal olarak anlamlıdır; ancak mevcut çözümlemede henüz yeterli görgül kanıtla doğrulanmış değildir.

Yedinci Önerme: Siyasal–Bürokratik–Ekonomik Güç İlişkilerinin İktidarın Yeniden Üretimine Katkısı

Önerme 7: Siyasal, bürokratik ve ekonomik kaynakların karşılıklı bağımlılık ilişkileri içinde bulunması mevcut iktidarın siyasal kapasitesinin yeniden üretilmesine katkıda bulunabilir.

Bu önerme altıncı önermeden biraz farklıdır. Altıncı önerme iktidar değişimine direnç üzerinde yoğunlaşırken yedinci önerme iktidarın yeniden üretimi üzerine odaklanmaktadır. İktidarın yeniden üretimi seçim kazanmakla sınırlı değildir. Siyasal örgütlenmenin devamı, bürokratik uygulama kapasitesi, ekonomik kaynaklara erişim, kamuoyu görünürlüğü ve yerel siyasal alan üzerindeki etki de bu yeniden üretimin unsurları olabilir. Ancak burada da mekanizma gösterilmelidir. Örneğin ekonomik kaynak, siyasal örgütlenme veya bürokratik kapasite, siyasal uygulama kapasitesi gibi bir bağlantı kurulacaksa bu ilişkinin somut verilerle gösterilmesi gerekir. Aksi halde “siyasal, bürokratik ve ekonomik güç birbirini destekliyor” biçimindeki genel ifade açıklayıcı olmaktan çok varsayımsal kalacaktır.

Ara değerlendirme: Önerme araştırmanın kuramsal çerçevesi açısından önemlidir ancak doğrulanabilmesi için özellikle ekonomik ve bürokratik veriler üzerinde daha ayrıntılı çözümleme gerekmektedir.

Önermelerin Birlikte Değerlendirilmesi

Yedi önermenin birlikte değerlendirilmesi, araştırmanın bugüne kadar ortaya koyduğu örüntünün tek bir nedensellik zincirinden oluşmadığını göstermektedir. Daha doğru ifade, birbirine bağlanabilen ancak birbirinden bağımsız olarak da gerçekleşebilen mekanizmalar bulunduğudur. Bunlar:

Yerel kapasite mekanizması: 31 Mart 2024’de ortaya çıkan CHP yerel siyasal kapasitesi.

Müdahale mekanizması: Hukuksal/yönetsel müdahalenin temsil kapasitesinin sınırlandırılması.

Aritmetik mekanizması: Siyasal göç, Etkili Temsil Aritmetiği değişikliği ve Eylemli Temsil Düzeni değişikliği.

Kapasite transferi mekanizması: CHP’den AKP ve YENİ Partiye geçişler.

Ulusal kapasite mekanizması: Yerel örgüt, kadro, temsil, seçmen ilişkisi ve ulusal siyasal kapasite.

Direnç mekanizması: Uzun süreli iktidar, siyasal/bürokratik/ekonomik karşılıklı bağımlılık ve olası direnç

Bu mekanizmaların tümünün aynı olayda bulunması gerekmez. Bu nedenle araştırmanın temel yöntembilimsel sonucu şu olabilir: Türkiye'de 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan yerel siyasal yeniden yapılanma tek bir mekanizmayla açıklanamamalı ve hukuksal-yönetsel müdahale, kurumsal aritmetik değişimi ve siyasal göçün farklı yoğunluklarda birbirine eklemlenebildiği çok mekanizmalı bir süreç olarak incelenmelidir. Bu ifade, makalenin temel savını daha ölçülü duruma getirmektedir.

Çözümlemenin En Önemli Bulgusu: “Yerel İktidar” Değil, “Siyasal Kapasite”

Bu aşamaya kadar yapılan çözümleme araştırmanın başlangıçtaki kavramsal yöneliminde önemli bir değişiklik gerektirmektedir. İlk bakışta araştırmanın konusu “CHP'nin kazandığı belediyeler neden el değiştiriyor?” gibi görünmektedir. Ancak ayrıntılı çözümleme bunun daha geniş bir sorunun yalnızca bir bölümü olduğunu göstermektedir. Asıl soru “31 Mart 2024 seçimleriyle oluşan siyasal kapasitenin hangi unsurları seçimler arasındaki dönemde yeniden dağıtılmaktadır?” olmalıdır. Bu değişiklik makalenin bütününü etkiler. Çünkü belediye başkanının tutuklanması, temsil kapasitesi, kayyım, kurumsal kapasite, meclis üyesinin parti değiştirmesi, aritmetik kapasite, belediye başkanının parti değiştirmesi temsile dayalı kapasite, ilçe örgütünün geçmesi, örgütsel kapasite ve seçmen ilişkilerinin taşınması ve seçimsel kapasite olarak ayrı ayrı incelenebilir. Böylece makalenin temel nesnesi belediye olmaktan çıkıp siyasal kapasite durumuna gelmektedir. Bu kavramsal dönüşüm çalışmanın ulusal iktidar boyutunu da daha sağlam biçimde kurmaktadır. Çünkü ulusal iktidar savaşımında asıl değer taşıyan şey belediyenin kendisi değil, belediye üzerinden birikebilen veya başka siyasal yapılara aktarılabilen örgüt, kadro, temsil, görünürlük, seçmen ilişkisi ve seçim deneyimidir.

Çözümleme Sonucu: 2028'e Giden Süreçte Siyasal Altyapının Yeniden Dağılımı

Bütün çözümleme birlikte ele alındığında araştırmanın ortaya koyduğu temel akıl yürütme şu biçimde ortaya konulabilir: 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle ortaya çıkan siyasal kapasite seçimler arasındaki dönemde sabit kalmamış ve hukuksal-yönetsel müdahaleler kurumsal aritmetik değişiklikleri ve siyasal göçler aracılığıyla farklı aktörler arasında yeniden dağılmaya başlamıştır. Bu yeniden dağılımın bir bölümü AKP'ye ve bir bölümü ise YENİ Parti'ye yönelirken CHP'nin başlangıçta sahip olduğu yerel siyasal kapasitenin hangi ölçüde ve hangi bileşenleriyle kaybedildiği ayrıca incelenmesi gereken bir süreç durumuna gelmiştir. Bunun ulusal düzeydeki anlamı ise henüz seçim sonucuyla ölçülemez. Ancak şu ilişki kurulabilir: Yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımı gelecekteki ulusal siyasal yarışmanın örgütsel, kadro ve seçimsel altyapısını değiştirme olanağına sahiptir. Buradaki “olanak” sözcüğü önemlidir. Çünkü 2028 seçim sonucunu önceden belirlemek olanaklı olmadığı gibi bugünkü yerel kapasite transferlerinin gelecekteki oy davranışına ne ölçüde dönüşeceği de henüz bilinmemektedir. Dolayısıyla çalışmanın ulaştığı sonuç “Şu parti 2028'de kazanacaktır” değildir. Çalışmanın araştırdığı sonuç “2028'e giden süreçte siyasal aktörlerin kullanabileceği kapasite kaynakları seçimler arasındaki dönemde yeniden dağıtılmaktadır” şeklindedir. Bu sonuç, makalenin başlığındaki “Ulusal İktidar Savaşımında Yerel Siyasal Gücün Yeniden Yapılandırılması” kavramını da doğrudan destekleyen çözümleyici çerçeveyi oluşturmaktadır.

FARKLI AÇIKLAMALAR VE KARŞI BULGULAR

Bu çözümlemenin güvenilirliği yalnızca ileri sürülen açıklamaları destekleyen olguların ortaya konulmasına değil, aynı zamanda aynı olguları açıklayabilecek farklı mekanizmaların ve karşı bulguların dikkate alınmasına bağlıdır. Özellikle seçim sonrasında belediye başkanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması, belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi veya parti değiştirmesi gibi olayların tek bir siyasal stratejinin parçaları olarak yorumlanması nedensellik bakımından aşırı açıklama riskini beraberinde getirebilir. Bu nedenle aşağıdaki farklı açıklamalar ileri sürülen önermelerin sınanmasının ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalıdır.

Hukuksal açıklama

İlk farklı açıklama seçim sonrasında ortaya çıkan müdahalelerin siyasal amaçlardan bağımsız olarak hukuksal soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin doğal sonucu olduğudur. Kamu görevlileri hakkında yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet, irtikap, örgütlü suç veya benzeri suçlamalarla soruşturma yürütülmesi tek başına siyasal amaç bulunduğunu göstermemektedir. Bu açıklama özellikle önemlidir çünkü bir soruşturmanın sonucunda seçilmiş bir belediye başkanının görevini sürdürememesi ile bu soruşturmanın siyasal iktidarın yerel siyasal kapasiteyi değiştirme amacı taşıması birbirinden farklı iki önermedir. Dolayısıyla çözümlemenin konusu soruşturmanın hukuksal olarak haklı olup olmadığına ilişkin bir hüküm vermek değil, hukuksal sürecin ortaya çıkardığı görgül siyasal ve kurumsal sonuçları belirlemektir. Bu ayrım şu yöntembilimsel ilkeyi gerekli kılar: Bir hukuksal işlemin siyasal sonuç doğurması o işlemin siyasal amaçla gerçekleştirildiğini tek başına kanıtlamaz. Bununla birlikte, hukuksal işlemlerin belirli bir siyasal aktörün temsil kapasitesini azaltması bu işlemlerin zamanlamasının belirli siyasal süreçlerle düzenli biçimde örtüşmesi ve benzer mekanizmaların farklı yerlerde yinelenmesi salt hukuksal açıklamanın açıklama gücünün ayrıca sınanmasını gerektirebilir.

Bireysel Yolsuzluk ve Yönetim Başarısızlığı Açıklaması

İkinci farklı açıklama belediyelerdeki soruşturmaların veya görev değişikliklerinin esas olarak bireysel ya da kurumsal yönetim sorunlarından kaynaklandığıdır. Bu açıklama doğruysa müdahalelerin parti bağlılığından bağımsız olarak dağıldığı, farklı partilere mensup belediye başkanlarının benzer hukuksal süreçlerle karşılaştığı ve müdahalelerin sonucunda belirli bir siyasal alanın sistemli biçimde zayıflamadığı görülmelidir. Bu nedenle araştırmada yalnızca CHP'li belediyelerde meydana gelen olayların incelenmesi yeterli değildir. Olanaklı olduğu ölçüde AKP, MHP ve diğer partiler tarafından yönetilen belediyelerdeki benzer soruşturma ve görev değişikliklerinin de karşılaştırılması gerekir. Buradaki temel soru şudur: Müdahale örüntüsü parti bağlılığından bağımsız bir hukuksal uygulama örüntüsü müdür, yoksa belirli bir siyasal kapasiteyi diğerlerinden daha fazla etkileyen seçici bir örüntü mü ortaya çıkmaktadır? Bu soruya verilecek yanıt yalnızca olayların sayısına değil, müdahalelerin niteliğine, zamanlamasına, hukuksal gerekçelerine ve ortaya çıkardıkları kurumsal sonuçlara dayanmalıdır.

Belediye Meclisi Aritmetiği Açıklaması

Üçüncü farklı açıklama bazı belediyelerde ortaya çıkan yönetim değişikliklerinin doğrudan siyasal stratejilerden değil, belediye meclislerindeki sandalye dağılımından kaynaklandığıdır. Bu açıklama özellikle belediye başkanının görevden uzaklaştırılması veya görevini sürdürememesi sonrasında önem kazanmaktadır. Çünkü belediye başkanının temsil kapasitesinin ortadan kalkması belediyenin otomatik olarak başka bir partiye geçmesi anlamına gelmemektedir. Sonucu belirleyen unsurlardan biri yeni başkan veya başkan vekilinin hangi meclis aritmetiği içinde seçileceğidir. Bu nedenle Başlangıç Temsil Düzeni (BTD), müdahale, meclis aritmetiği, mecliste yeni seçim ve Eylemli Temsil Düzeni (ETD) zinciri ayrı bir nedensel mekanizma olarak izlenmelidir. Bu mekanizma araştırmanın önceki bölümünde ele alınan Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa ve Üsküdar gibi örneklerde özellikle önem kazanmaktadır. Ancak burada da meclis aritmetiğinin kendisinin nasıl değiştiği ayrıca araştırılmalıdır. Çünkü başlangıçtaki aritmetik ile yeniden yapılan seçim arasındaki dönemde gerçekleşen parti geçişleri, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar veya diğer hukuksal işlemler yeni aritmetiği etkileyebilmektedir. Dolayısıyla yalnızca sonucun hangi parti lehine gerçekleştiğine bakmak yeterli değildir. Sonucu üreten aritmetiğin hangi süreçte oluştuğu da çözümlemenin konusu olmalıdır.

Bireysel Siyasal Tercih Açıklaması

Dördüncü farklı açıklama CHP'den AKP'ye veya YENİ Parti'ye geçen belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri ya da yerel parti yöneticilerinin davranışlarının merkezi bir stratejinin sonucu olmaktan çok kendi siyasal tercihleriyle açıklanabileceğidir. Bu açıklama özellikle siyasal göç bakımından önemlidir. Bir aktörün parti değiştirmesi kendiliğinden bir merkezi siyasal kapasite transferi anlamına gelmez. Örneğin bir belediye başkanının parti değiştirmesi yalnızca bireysel siyasal bağlılık değişikliği olabilir, belediye meclisi aritmetiğini değiştirebilir, yerel parti örgütünün bir bölümünü beraberinde taşıyabilir, seçmen ilişkilerini yeni bir partiye aktarabilir ve belediyenin ulusal siyasal görünürlüğünü yeni partiye taşıyabilir. Bu nedenle siyasal göç ile siyasal kapasite transferi birbirine eşitlenmemelidir. Kapasite transferinin varlığından söz edebilmek için parti değişikliğinin ardından aktörün sahip olduğu temsil, örgüt, kadro, iletişim, seçmen ilişkileri veya seçimsel kapasitenin ne ölçüde yeni siyasal alana taşındığının gösterilmesi gerekir.

YENİ Parti'nin Bağımsız Örgütsel Genişleme Açıklaması

CHP'den YENİ Parti'ye gerçekleşen siyasal göçün AKP'nin stratejisiyle bağlantılı olmaksızın YENİ Parti'nin bağımsız örgütsel genişleme stratejisinin sonucu olması da güçlü bir farklı açıklamadır. Bu açıklamaya göre YENİ Parti CHP'den ayrılan belediye başkanları, meclis üyeleri ve yerel yöneticileri kendi örgütsel kapasitesini büyütmek amacıyla kabul etmekte ve dolayısıyla ortaya çıkan kapasite transferi esas olarak YENİ Parti'nin kendi siyasal yapılanmasının sonucu olmaktadır. Bu durumda AKP'nin YENİ Parti'nin CHP'den kapasite devralmasını sınırlamaya çalıştığı yönündeki önerme ayrıca kanıtlanmalıdır. Yalnızca YENİ Parti'nin büyümesi ve AKP'nin CHP'den bazı aktörleri bünyesine katması iki süreç arasında stratejik bir ilişki bulunduğunu göstermeye yetmez. Bu nedenle beşinci önerme açısından özellikle şu göstergeler önem kazanmaktadır: AKP'nin davranışında YENİ Parti'nin büyümesine koşut bir değişim bulunup bulunmadığı, belirli belediyelerde CHP'den kopan kapasitenin hangi partiye yöneldiği, AKP ve YENİ Parti'nin aynı yerel siyasal kapasite üzerinde yarışıp yarışmadığı, bu yarışmanın belirli belediyelerde kurumsal sonuç üretip üretmediği ve aktörlerin kendi açıklamalarında birbirlerini rakip veya tehdit olarak konumlandırıp konumlandırmadıkları. Böylece AKP–YENİ Parti ilişkisi önceden belirlenmiş bir ittifak veya çatışma modeli olarak değil, görgül olarak sınanacak değişken bir siyasal ilişki olarak ele alınmış olur.

Seçimsel Değil, Yönetsel Akılcılık Açıklaması

Bir başka farklı açıklama belediyelerde meydana gelen siyasal değişimlerin ulusal iktidar savaşımından çok yerel yönetimlerin etkililiği, kamu kaynaklarının kullanımı, belediye yönetimlerinin hukuka uygunluğu veya yerel hizmetlerin sürekliliği gibi yönetsel gerekçelerle açıklanabileceğidir. Bu açıklama önemlidir çünkü araştırmanın ulusal iktidar savaşımıyla ilgili temel akıl yürütmesi yerel olayların kendiliğinden ulusal bir stratejinin parçası olduğu varsayımına dayanmamalıdır. Bu nedenle yerel olayların ulusal iktidar savaşımıyla ilişkilendirilmesi için en az üç düzey arasında bağlantı kurulmalıdır: yerel kurumsal değişim, yerel siyasal kapasite değişimi ve ulusal siyasal kapasite bakımından anlamlı sonuç. Bu zincirin ikinci veya üçüncü halkası gösterilemiyorsa olayın ulusal iktidar savaşımının bir parçası olduğu sonucuna ulaşmak yöntembilimsel olarak erken olacaktır.

Karşı Bulguların Araştırmadaki İşlevi

Karşı bulgular ileri sürülen açıklamayı zayıflatan olaylar olarak değil, açıklamanın sınırlarını belirleyen görgül veriler olarak değerlendirilmelidir. Örneğin bir belediye başkanının görevden uzaklaştırılması sonrasında belediye yönetimi aynı siyasal alanda kalıyorsa, belediye meclisi aritmetiği değişmiyorsa, başkan vekilliği seçimi mevcut siyasal dağılımı koruyorsa ve ilgili yerel örgüt başka bir partiye geçmiyorsa bu olay, “müdahale ve siyasal kapasite transferi” mekanizmasının otomatik olmadığını gösteren bir karşı bulgu niteliğindedir. Bu açıdan Mersin örneği özel önem taşımaktadır. Belediye başkanının işlevsel kapasitesini etkileyen bir hukuksal süreç ile belediye yönetiminin siyasal denetiminin başka bir partiye geçmesi aynı şey değildir. Meclis aritmetiğinin korunması ilk mekanizmanın ikinci sonuca zorunlu olarak yol açmadığını göstermektedir. Bu karşı bulgu araştırmanın açıklamasını zayıflatmaktan çok daha koşullu kılmaktadır: Seçim sonrası müdahale, yerel siyasal kapasiteyi etkileyebilir ancak bu etkinin belediye yönetiminin el değiştirmesine dönüşmesi meclis aritmetiği, siyasal göç, örgütsel değişim ve diğer kurumsal koşulların bileşimine bağlıdır. Dolayısıyla araştırmanın nedensellik modeli deterministik değil, koşullu ve mekanizma temelli olarak kurulmalıdır.

Farklı Açıklamalar Karşısında Araştırmanın Sınırı

Bu farklı açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın ulaşabileceği sonuçların da sınırları belirginleşmektedir. Araştırma, belirli bir siyasal aktörün bütün müdahalelerin arkasındaki niyetini doğrudan ortaya koyamaz. Aynı şekilde, bir belediyedeki hukuksal işlemin gerçek nedeninin siyasal mı hukuksal mı olduğunu yalnızca ortaya çıkan siyasal sonuçtan hareketle belirleyemez. Buna karşılık araştırma şu soruyu daha güvenilir biçimde inceleyebilir: Belirli hukuksal, yönetsel ve siyasal işlemler, seçimle oluşturulmuş yerel siyasal kapasitenin dağılımını hangi mekanizmalar aracılığıyla değiştirmiştir? Bu değişikliklerin farklı belediyelerde yinelenmesi, belirli bir yöne doğru ilerlemesi ve benzer mekanizmalarla gerçekleşmesi durumunda daha geniş bir siyasal örüntüden söz etmek olanaklı duruma gelebilir. Ancak bu örüntü ile belirli bir siyasal niyet arasında yine de ayrım korunmalıdır. Bu nedenle çözümlemenin temel yöntembilimsel sınırı şu biçimde ifade edilebilir: Ortak sonuç göstermek ortak niyet kanıtlamak değildir. Bununla birlikte, ortak sonuçların belirli bir yönde yinelenmesi, aynı veya benzer mekanizmalarla ortaya çıkması ve farklı olaylarda birbirini tamamlayan kurumsal süreçlerle desteklenmesi ortak bir yapısal örüntü bulunduğuna ilişkin akıl yürütmenin gücünü artırabilir.

ÇÖZÜMLEMENİN YÖNTEMBİLİMSEL BİLEŞİMİ

Yukarıdaki çözümlemeler birlikte değerlendirildiğinde 31 Mart 2024 sonrasında Türkiye'deki yerel siyasal alanın dönüşümünü açıklamak için tek bir mekanizmaya dayanan bir modelin yeterli olmadığı görülmektedir. Seçim sonrası hukuksal işlemler, belediye meclisi aritmetiği, siyasal göç, yerel örgütlenmenin yeniden yapılanması ve aktörler arasındaki siyasal kapasite transferleri birbirinden farklı mekanizmalar olmakla birlikte bazı durumlarda birbirini tamamlayan süreçler oluşturabilmektedir. Bu nedenle araştırmanın temel açıklama modeli tek yönlü bir “müdahale ve iktidar değişimi” modeli değildir. Daha uygun model, farklı mekanizmaların belirli koşullar altında birbirine eklemlendiği bir süreç modelidir. Bu model şu biçimde gösterilebilir: 31 Mart 2024 seçimleri, Başlangıç Temsil Düzeni (BTD), seçim sonrası müdahale ve/veya siyasal göç, kurumsal ve örgütsel kapasite değişimi, Eylemli Temsil Düzeni (ETD), yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımı ve ulusal siyasal kapasite üzerindeki olası etkiler. Ancak bu zincirin her olayda bütünüyle gerçekleşmesi beklenmemelidir. Bazı olaylarda hukuksal müdahale gerçekleşmesine karşın kurumsal temsil düzeni değişmeyebilir. Bazılarında ise doğrudan siyasal göç gerçekleşebilir ve herhangi bir hukuksal müdahale bulunmayabilir. Bazı durumlarda da siyasal göç belediye meclisi aritmetiğini değiştirmediği için belediye yönetiminin siyasal niteliğini değiştirmeyebilir. Dolayısıyla araştırmanın bağımsız değişkeni tek bir işlem değildir. Araştırmanın asıl konusu yerel siyasal kapasitenin hangi mekanizmalar aracılığıyla ve hangi koşullarda yeniden dağıldığıdır.

BTD–ETD Ayrımının Açıklayıcı İşlevi

Başlangıç Temsil Düzeni 31 Mart 2024 seçimleri sonucunda seçmen iradesiyle ortaya çıkan siyasal dağılımı ifade etmektedir. Eylemli Temsil Düzeni ise belirli bir tarihte belediye başkanlığı, belediye meclisi, parti örgütü ve diğer siyasal kapasite unsurlarının fiilen hangi aktörlerin denetiminde bulunduğunu göstermektedir. Bu iki düzen arasındaki fark araştırmanın temel gözlem alanını oluşturmaktadır. Burada amaç başlangıç düzeni ile sonraki düzen arasındaki her farklılığı demokratik gerileme olarak nitelendirmek değildir. Siyasal aktörlerin istifa etmesi, parti değiştirmesi, yeni bir partiye katılması veya hukuksal süreçlerin sonucunda görev değişikliği yaşanması farklı hukuksal ve siyasal nedenlere sahip olabilir. Araştırmanın sorduğu soru daha sınırlıdır: BTD ile ETD arasındaki değişim hangi mekanizmalar aracılığıyla meydana gelmiştir ve bu değişim yerel siyasal kapasitenin dağılımını nasıl etkilemiştir? Bu soru, niyet araştırmasından önce mekanizma araştırmasını olanaklı kılmaktadır.

Siyasal kapasite Transferinin Ölçülebilir Duruma Getirilmesi

Araştırmada “siyasal kapasite transferi” kavramının yalnızca retorik bir ifade olarak kalmaması için kapasitenin bileşenlerinin ayrı ayrı izlenmesi gerekmektedir. Bu amaçla yerel siyasal kapasite altı boyutta değerlendirilebilir:

Çizelge 2:

 

Boyutlar

Boyut

Gözlenebilir gösterge

Kurumsal kapasite

Belediye başkanlığı ve yönetim üzerindeki denetim

Temsil kapasitesi

Belediye meclisi aritmetiği ve başkan vekilliği seçimi

Örgütsel kapasite

İl/ilçe örgütleri ve yerel parti örgütleri

Kadro kapasitesi

Belediye başkanları, meclis üyeleri ve yerel yöneticiler

İletişimsel kapasite

Siyasal görünürlük, medya ve doğrudan seçmen erişimi

Seçimsel kapasite

Örgütlenme, aday ağı, seçen ilişkileri ve seçim deneyimi

 

Bu yaklaşım, “kaç belediye el değiştirdi?” sorusunu aşmaktadır. Çünkü bir belediyenin başka bir partinin yönetimine geçmesi yerel siyasal kapasitenin tamamının aktarıldığı anlamına gelmez. Örneğin başkan değişebilir fakat meclis değişmeyebilir ya da başkan ve meclis değişebilir fakat parti örgütü değişmeyebilir. Buna karşılık başkan, meclis, yerel örgüt, kadrolar ve seçmen ilişkileri birlikte hareket ediyorsa çok daha geniş bir kapasite transferinden söz etmek olanaklı olabilir. Bu nedenle araştırmada siyasal göçün başarısı yalnızca parti değiştiren aktörlerin sayısıyla değil, taşınan siyasal kapasitenin kapsamıyla değerlendirilmelidir.

Yerel Siyasal Kapasiteden Ulusal Siyasal Kapasiteye Geçiş

Araştırmanın özgün savı yerel siyasal alanın ulusal iktidar savaşımının doğrudan kendisi olmadığı ancak ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının önemli bir bileşenini oluşturabileceğidir. Yerel yönetimler siyasal kadro yetiştirme, örgütsel ağ oluşturma, seçmen ilişkileri kurma, siyasal görünürlük sağlama, adaylık deneyimi kazandırma ve kamuoyuyla sürekli ilişki kurma bakımından ulusal siyasal kapasiteye dönüşebilecek kaynaklar oluşturabilir. Ancak burada da dikkat edilmesi gereken önemli bir yöntembilimsel sınır vardır. Bir belediye başkanının veya yerel örgütün başka bir partiye geçmesi bu kapasitenin otomatik olarak ulusal seçim başarısına dönüştüğü anlamına gelmez. Bu nedenle araştırma yerel kapasite ve ulusal kapasite ilişkisini bir sonuç olarak değil, araştırılması gereken bir dönüşüm mekanizması olarak ele almaktadır. Bu mekanizmanın varlığını gösterebilmek için yerel aktörlerin yalnızca parti değiştirmesi değil, yeni siyasal alanda örgütsel görev üstlenmesi, yeni kadrolar oluşturması, seçmen ilişkilerini taşıması, ulusal parti örgütlenmesine katkıda bulunması veya sonraki seçim süreçlerinde kullanılabilecek bir siyasal ağ meydana getirmesi gibi göstergelerin bulunması gerekir.

AKP–YENİ Parti İlişkisinin Üçlü Kapasite Modeli

Bu çerçevede araştırmanın başlangıçtaki CHP–AKP ikiliğine dayalı yaklaşımı, CHP–AKP–YENİ Parti biçiminde üçlü bir modele dönüşmektedir. Şematik olarak

CHP'nin 31 Mart 2024 yerel kapasitesi

↓

Siyasal göç / hukuksal-yönetsel müdahale / örgütsel çözülme

↓

CHP'den ayrışan siyasal kapasite

↙         ↘

AKP       YENİ Parti

↓           ↓

İktidar alanının genişlemesi  Yeni muhalefet/iktidar alternatifi için kapasite birikimi

Bu şema bir sonuç savı değildir. Özellikle son iki hücrenin gerçek siyasal sonuçlarının ayrıca araştırılması gerekir. Buradaki esas araştırma nesnesi CHP'den ayrılan kapasitenin hangi siyasal alana yöneldiği, hangi ölçekte toplandığı ve hangi kurumsal sonuçları ürettiğidir. Böylece araştırma yalnızca CHP'nin ne kaybettiğini değil, aynı zamanda bu kapasitenin kim tarafından devralındığını da inceleyebilmektedir.

İktidar Değişimine Direnç Varsayımının Sınanması

Araştırmanın ikinci ana ekseni uzun süreli iktidar dönemlerinde oluşabilecek siyasal-bürokratik-ekonomik karşılıklı bağımlılıkların iktidar değişimine direnç üretip üretmediğidir. Bu savın sınanabilmesi için “iktidar değişimine direnç” kavramının somut göstergelere dönüştürülmesi gerekir. Bunlar arasında siyasal karar alma ile ekonomik çıkar ilişkilerinin belgelenebilir biçimde kesişmesi, belirli bürokratik kadroların uzun dönemli sürekliliği, kamu kaynaklarına erişimin belirli aktörlerde yoğunlaşması, siyasal ve ekonomik aktörler arasındaki belgelenebilir personel veya görev geçişleri, iktidar değişiminin mevcut aktörler açısından doğurabileceği somut kayıplar, bu kayıpları azaltmaya yönelik kurumsal veya siyasal davranışlar ve benzer davranışların farklı olaylarda yinelenmesi olarak belirlenebilir. Böylece “iktidar değişiminden korkulduğu” gibi psikolojik ve doğrulanması güç bir açıklama yerine iktidar ilişkilerinin devamını sağlayan gözlenebilir davranışlar araştırılacaktır. Bu yaklaşım, “oligarşi” kavramı bakımından da aynı yöntembilimsel disiplini gerektirir. Bir ülkede uzun süre iktidarda bulunan siyasal aktörlerin bürokratik kadroların ve ekonomik çevrelerin birbirleriyle yakın ilişkiler içinde bulunması tek başına oligarşik bir yapı bulunduğunu kanıtlamaz. Oligarşi ancak siyasal ve ekonomik gücün belirli bir grubun elinde yoğunlaştığı, bu grubun karar alma süreçlerinde süreklilik gösterdiği ve iktidar değişimi karşısında ortak veya eş güdümlü davranışların görgül olarak gösterilebildiği ölçüde açıklayıcı bir kavram durumuna gelebilir.

Fon Soruşturmasının Yöntembilimsel Konumu

Araştırmada ele alınan fon soruşturması da bu nedenle genel bir “yolsuzluk kanıtı” olarak değil, siyasal-bürokratik-ekonomik ilişkilerin incelenebileceği bir görgül alan olarak değerlendirilmelidir. Soruşturma dosyasından hareketle araştırılabilecek olan kim, hangi ekonomik ilişki içinde, hangi kamu kaynağıyla, hangi bürokratik işlem üzerinden ve hangi siyasal bağlantıyla ilişkilidir sorusudur. Böyle bir çözümleme ekonomik ilişkilerin siyasal güç ilişkileriyle nasıl kesiştiğini gösterebilir. Ancak soruşturma dosyasındaki bir savın veya savcılık değerlendirmesinin kesinleşmiş yargı kararıyla aynı epistemik statüde olmadığı özellikle korunmalıdır. Dolayısıyla burada da sav, soruşturma bulgusu yargısal değerlendirme ve kesinleşmiş hukuksal sonuç ayrımı gözetilmelidir.

Çözümlemenin Genel Yöntembilimsel Sonucu

Bütün bu alt çözümlemeler araştırmanın başlangıçta ortaya koyduğu temel soruya geri dönmektedir: 31 Mart 2024 sonrasında yerel siyasal kapasitenin yeniden dağıtılması ile mevcut iktidar ilişkilerinin korunması arasında sistemli, yinelenen ve mekanizma düzeyinde gösterilebilir bir bağlantı var mıdır? Bu soruya olumlu yanıt verebilmek için üç koşulun birlikte ortaya konulması gerekir: Birincisi, değişimin yönü gösterilmelidir. İkincisi, benzer değişimlerin birden fazla olayda tekrarlandığı gösterilmelidir. Üçüncüsü, değişimi üreten mekanizma gösterilmelidir. Bunlardan yalnızca birincisinin bulunması siyasal sonuç gösterebilir, ilk ikisinin bulunması bir örüntüye işaret edebilir ve üçünün birlikte bulunması ise nedensel açıklamanın gücünü artırır. Bu nedenle araştırmanın temel yöntembilimsel yaklaşımı şu üçlü üzerine kurulmaktadır: Yön, yineleme ve mekanizma güçlü akıl yürütmeye olanak sağlar. Buna karşılık, sonuç ve zaman yakınlığı ise nedensellik kanıtı değildir. Bu ayrım araştırmanın hem siyasal olarak duyarlı niteliğini hem de akademik açıklama savını koruyan temel güvenceyi oluşturmaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu araştırma 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'deki yerel siyasal alanın geçirdiği dönüşümü, yalnızca belediye yönetimlerinin el değiştirmesi veya belirli belediye başkanlarının görevlerini sürdürememesi bağlamında değil, yerel siyasal kapasitenin ulusal iktidar savaşımı bakımından yeniden dağıtılması bağlamında incelemiştir. Araştırmanın hareket noktası yerel yönetimlerin ulusal iktidar savaşımından bağımsız ve yalnızca yerel hizmet üretimine ilişkin kurumlar olarak görülmesinin güncel siyasal dönüşümün önemli bir boyutunu açıklamakta yetersiz kalabileceği varsayımıdır.

31 Mart 2024 seçimleri bu bakımdan önemli bir başlangıç noktası oluşturmuştur. YSK'nın sonuçları CHP'nin özellikle büyükşehirlerde ve ilçe belediyelerinde önemli ölçekte yerel temsil kapasitesi elde ettiğini göstermektedir. Büyükşehirlerde CHP 231 ilçe belediye başkanlığı kazanırken AK Parti 166 ilçe belediye başkanlığı kazanmıştır. 81 il toplamında ise CHP'nin kazandığı ilçe belediyesi sayısı 395, AK Parti'nin kazandığı ilçe belediyesi sayısı 526'dır. Bu sonuç, CHP bakımından yalnızca seçimsel bir başarı değil, belediye yönetimleri, yerel kadrolar, örgütler, seçmen ilişkileri, siyasal görünürlük ve gelecekte kullanılabilecek seçimsel deneyim bakımından önemli bir yerel siyasal kapasite oluşturmuştur.

Araştırmanın temel sorusu bu kapasitenin seçimlerden sonraki dönemde nasıl bir değişime uğradığıdır. Çözümleme, değişimin tek bir mekanizma üzerinden gerçekleşmediğini göstermektedir. En az dört farklı mekanizma birbirinden ayrıştırılabilir: hukuksal ve yönetsel müdahale, belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi, siyasal göç ve yerel örgütsel kapasitenin başka siyasal alanlara aktarılması. Bunların bazı olaylarda birbirinden bağımsız, bazı olaylarda ise birbirini tamamlayan süreçler biçiminde ortaya çıkması, araştırmanın temel bulgusudur. Bu nedenle araştırmanın vardığı sonuç, basit bir “seçim, müdahale ve belediye el değiştirdi” modeli değildir. Daha karmaşık bir süreç söz konusudur: Seçim sonucu, Başlangıç Temsil Düzeni, müdahale ve/veya siyasal göç, temsil ve örgüt kapasitesinde değişim, Eylemli Temsil Düzeni ve siyasal kapasitenin yeniden dağılımı. Bu süreç, her belediyede aynı biçimde işlememektedir. Bazı durumlarda müdahale sonrasında belediye yönetiminin siyasal niteliği değişirken, bazı durumlarda belediye meclisi aritmetiği mevcut durumu korumaktadır. Mersin örneği bu bakımdan araştırmanın önemli karşı bulgularından biridir. Dolayısıyla hukuksal veya yönetsel müdahalenin otomatik olarak siyasal iktidar transferi yarattığı ileri sürülemez.

Araştırmanın ikinci önemli bulgusu siyasal göçün yalnızca parti bağlılığının değişmesi olarak ele alınamayacağıdır. Bir belediye başkanı, belediye meclisi üyesi veya yerel parti yöneticisi parti değiştirdiğinde beraberinde temsil, örgüt, kadro, görünürlük, seçmen ilişkileri ve seçim deneyimi gibi kapasite unsurlarını da taşıyabilir. Ancak bunun gerçekleştiğini kabul edebilmek için kapasitenin gerçekten taşındığının görgül olarak gösterilmesi gerekir. Bu nedenle araştırma, siyasal göç ile siyasal kapasite transferi kavramlarını birbirinden ayırmaktadır. Bu ayrım özellikle CHP'den YENİ Parti'ye ve CHP'den AK Parti'ye gerçekleşen siyasal geçişlerin değerlendirilmesinde önem kazanmaktadır. Birinci durumda CHP'nin yerel kapasitesinin yeni bir siyasal aktöre aktarılması ve ikinci durumda ise bu kapasitenin doğrudan mevcut iktidar alanına taşınması söz konusu olabilir. Ancak her iki durumda da kapasitenin büyüklüğü ve niteliği yalnızca parti değiştiren aktörlerin sayısıyla ölçülemez.

Araştırmanın üçüncü bulgusu CHP–AK Parti ekseninin tek başına yeterli bir açıklama çerçevesi oluşturmadığıdır. CHP'den ayrılan yerel siyasal kapasitenin bir bölümü AK Parti'ye, bir bölümü ise YENİ Parti'ye yönelmektedir. Böylece ortaya üç aktörlü bir siyasal alan çıkmaktadır: CHP-AK Parti ve CHP-YENİ Parti. Bu durum, yerel siyasal kapasitenin yalnızca “iktidar–muhalefet” ekseninde değil, muhalefet alanının kendi içindeki yeniden yapılanma bakımından da incelenmesini gerektirmektedir.

Buradan hareketle araştırmada ileri sürülen, YENİ Parti'nin CHP'den kapasite devralmasının belirli bir ölçeğe ulaşması durumunda AKP'nin davranışlarının da bundan etkilenebileceği yönündeki önerme kanıtlanmış bir strateji olarak değil, sınanması gereken bir açıklama olarak korunmalıdır. Mevcut bulgular böyle bir ilişkinin araştırılmasını gerekli kılmakta ancak tek başına kesin bir stratejik niyet sonucuna ulaşmaya yetmemektedir.

Araştırmanın dördüncü önemli sonucu yerel siyasal kapasitenin ulusal iktidar savaşımından bağımsız düşünülemeyeceğine ilişkin kuramsal öneridir. Belediyeler yalnızca hizmet üreten yönetsel birimler değildir. Aynı zamanda siyasal kadro, örgüt, seçmen ilişkileri, görünürlük, adaylık deneyimi ve siyasal iletişim üreten alanlardır. Bu nedenle yerel kapasitenin başka bir siyasal aktöre aktarılması uzun dönemde ulusal siyasal kapasite üzerinde etkili olabilecek bir kaynak transferi niteliği taşıyabilir.

Bununla birlikte araştırma bu kapasitenin 2028 seçiminde belirli bir sonuca yol açacağını ileri sürmemektedir. Araştırmanın konusu seçim sonucunu öngörmek değil, seçime kadar geçen dönemde siyasal kapasitenin nasıl oluşturulduğunu ve yeniden dağıtıldığını açıklamaktır.

Bu yaklaşım, Türkiye'deki demokratik gerileme yazınıyla da ilişkilendirilebilir. Yarışmacı otoriterlik yaklaşımı seçimlerin varlığını sürdürmesine rağmen siyasal yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmeyebileceğini vurgulamaktadır. Lührmann ve Lindberg ise güncel otokratikleşme süreçlerinin önemli bir bölümünün ani rejim değişikliklerinden çok kademeli ve hukuksal görünümlü gerilemeler biçiminde ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Scheppele'nin “autocratic legalism” yaklaşımı da hukuksal araçların demokratik kurumları zayıflatacak biçimde kullanılabilmesi sorununa dikkat çekmektedir.

Türkiye bakımından Tepe ve Alemdaroğlu'nun “post-election capture” kavramı seçimlerde kaybedilen yerel siyasal makamların seçim sonrasında hukuksal ve yönetsel araçlarla yeniden ele geçirilmesi olgusunu açıklamak bakımından doğrudan önem taşımaktadır. Ancak bu araştırmanın önerdiği çerçeve bundan daha geniştir. Burada yalnızca makamın kimin eline geçtiği değil, seçimle oluşturulan yerel siyasal kapasitenin hangi unsurlarının seçim sonrasında kimler arasında yeniden dağıldığı araştırılmaktadır.

Bu bakımdan araştırmanın temel kavramsal katkısı, yerel siyasal kapasite, siyasal kapasite transferi ve ulusal iktidarın siyasal altyapısı kavramlarını aynı çözümleme çerçevesinde bir araya getirmesidir.

Tan ve Özer'in Türkiye'de yerel yönetimlerin yeniden merkezileştirilmesine ilişkin yakın tarihli çalışması da merkezi yönetimin muhalefet tarafından yönetilen belediyelere yönelik yargısal, medya ve yönetsel araçları kullanan bir yeniden merkezileştirme sürecine dikkat çekmektedir. Bu araştırma ise söz konusu süreci yalnızca merkezileşme açısından değil, seçimle oluşmuş yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımı açısından ele almaktadır.

Bununla birlikte araştırmanın en önemli sınırlaması siyasal sonuç ile siyasal niyet arasındaki ayrımın korunmasıdır. Bir hukuksal işlemin muhalefet tarafından yönetilen bir belediyenin kapasitesini azaltması o işlemin başlangıçtan itibaren bu amaçla gerçekleştirildiğini kanıtlamaz. Aynı şekilde CHP'den AK Parti'ye veya YENİ Parti'ye gerçekleşen parti geçişleri de kendiliğinden merkezi bir stratejinin varlığını kanıtlamaz. Bu nedenle araştırmanın temel yöntembilimsel ilkesi sonuç bölümünde de korunmalıdır: Ortak sonuç göstermek ortak niyet kanıtlamak değildir. Buna karşılık, aynı yönde değişimlerin farklı yerlerde yinelenmesi, benzer mekanizmalarla ortaya çıkması ve bu mekanizmaların belirli bir siyasal kapasiteyi sistemli biçimde yeniden dağıtması daha geniş bir yapısal örüntü bulunduğuna ilişkin istidlali güçlendirebilir.

Bu çerçevede araştırmanın genel sonucu şu biçimde ifade edilebilir: 31 Mart 2024 sonrasında Türkiye'nin yerel siyasal alanında meydana gelen değişimler tek tek belediye olaylarının toplamından ibaret görünmemektedir. Hukuksal-yönetsel müdahaleler, belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler, siyasal göç ve örgütsel yeniden yapılanma birlikte değerlendirildiğinde seçimle oluşturulmuş yerel siyasal kapasitenin seçimler arasındaki dönemde yeniden dağıtılabildiğini gösteren bir süreç ortaya çıkmaktadır. Bu süreç, doğrudan 2028 seçim sonucunu belirlediği anlamına gelmemekle birlikte, 2028'e giden ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının seçimler arasında da şekillendiğini göstermektedir.

Dolayısıyla çalışmanın temel akıl yürütmesi yerel siyasal alanın ulusal iktidar savaşımının ikincil bir alanı olmadığı ve ulusal siyasal kapasitenin oluşturulduğu, korunduğu, aktarıldığı ve yeniden dağıtıldığı önemli bir siyasal altyapı alanı olduğudur.

Araştırmanın bundan sonraki aşaması ise bu genel çerçeveyi daha geniş bir veri setiyle sınamak olmalıdır. Özellikle parti değiştiren belediye başkanları ve meclis üyeleri, belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler, yerel parti örgütlerinin hareketliliği ve bu aktörlerin yeni siyasal partilerde üstlendikleri görevler sistemli olarak izlenmelidir. Böyle bir izleme, araştırmanın temel sorusuna daha güçlü bir yanıt verebilir: 31 Mart 2024'te seçmen tarafından oluşturulan yerel siyasal kapasite, 2028'e giden ulusal iktidar savaşımında hangi aktörler tarafından, hangi araçlarla ve hangi mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtılmaktadır? Bu soru bakımından araştırmanın ulaştığı sonuç kesinleşmiş bir siyasal niyet yargısı değil, görgül olarak sınanabilir bir siyasal yeniden yapılanma modelidir.


 

Kaynakça

 

Esen, B., ve Gümüşçü, Ş. (2017). Turkey: How the coup failed. Journal of Democracy, 28(1), 59–73. https://doi.org/10.1353/jod.2017.0006

Esen, B., Gümüşçü, Ş., ve Yavuzyılmaz, H. (2024). Competitive yet unfair: May 2023 elections and authoritarian resilience in Turkey. South European Society and Politics, 28(3), 359–387. https://doi.org/10.1080/13608746.2024.2327778

Esen, B., ve Gümüşçü, Ş. (2025). How to fight Turkey's authoritarian turn. Journal of Democracy, 36(3), 106–120. https://doi.org/10.1353/jod.2025.a964568

Levitsky, S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511781353

Lührmann, A., ve Lindberg, S. I. (2019). A third wave of autocratization is here: What is new about it? Democratization, 26(7), 1095–1113. https://doi.org/10.1080/13510347.2019.1582029

Maerz, S. F., Lührmann, A., Hellmeier, S., Grahn, S., ve Lindberg, S. I. (2020). State of the world 2019: Autocratization surges—resistance grows. Democratization, 27(6), 909–927. https://doi.org/10.1080/13510347.2020.1758670

Scheppele, K. L. (2018). Autocratic legalism. University of Chicago Law Review, 85(2), 545–583.

Tan, E., ve Özer, İ. (2026). The politics of recentralisation: Local governance under Türkiye's illiberal turn. Urban Research ve Practice, 19(3), 384–414. https://doi.org/10.1080/17535069.2025.2571856

Tepe, S., ve Alemdaroğlu, A. (2021). How authoritarians win when they lose. Journal of Democracy, 32(4), 87–101. https://doi.org/10.1353/jod.2021.0054

Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu. (2024). 31 Mart 2024 mahallî idareler genel seçimleri: Seçim istatistikleri bülteni. https://www.ysk.gov.tr/doc/dosyalar/docs/31%20MART%202024%20MAHALL%C4%B0%20%C4%B0DARELER%20B%C3%9CLTEN%C4%B0_01.07.2024.pdf