2028'e Giden Ulusal İktidar Savaşımında
Yerel Siyasal Gücün Yeniden Yapılandırılması: CHP’den Siyasal Göç ve AKP-YENİ
Parti Stratejileri
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
YÜRÜTME ÖZETİ
Araştırmanın
konusu
Bu çalışma
31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye’de yerel siyasal alanın yeniden
yapılandırılmasını 2028’e giden ulusal iktidar savaşımı bağlamında
incelemektedir. Çalışmanın temel hareket noktası, yerel yönetimlerin yalnızca
yerel kamu hizmetlerinin yürütüldüğü yönetsel birimler olmadığı aynı zamanda
siyasal örgütlenme, kadro, seçmen ilişkileri, siyasal görünürlük ve seçimsel
deneyim üreten siyasal kapasite alanları olduğudur.
Bu nedenle
çalışmanın son inceleme nesnesi belediyelerin kim tarafından yönetildiği
değildir. Asıl araştırma nesnesi, 31 Mart 2024 seçimleriyle özellikle CHP
tarafından elde edilen yerel siyasal kapasitenin seçimler arasındaki dönemde
hangi aktörler tarafından, hangi araçlarla ve hangi mekanizmalar üzerinden
yeniden dağıtıldığıdır. Bu yaklaşım, yerel siyasal alanı ulusal iktidar savaşımının
kendisi olarak değil, bu savaşımda kullanılabilecek siyasal altyapının
üretildiği ve yeniden dağıtıldığı stratejik bir alan olarak ele almaktadır.
Temel
araştırma sorusu
Araştırmanın
temel sorusu şu biçimde düzenlenmiştir: 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle
özellikle CHP tarafından elde edilen yerel siyasal kapasite 2028’e giden ulusal
iktidar savaşımında hangi aktörler tarafından, hangi araçlarla ve hangi
mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtılmaktadır? Bu temel soru çerçevesinde
araştırma özellikle üç aktör arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır: CHP, AKP ve
YENİ Parti.
Kavramsal
çerçeve
Çalışmada
yerel siyasal kapasite kurumsal temsil, belediye meclisi aritmetiği, yerel
parti örgütlenmesi, siyasal kadrolar, iletişim ve görünürlük, seçmen ilişkileri
ve seçimsel deneyim gibi unsurların bileşimi olarak ele alınmaktadır. Bu
kapasitenin seçim sonrasında nasıl değiştiğini izlemek için iki kavram
geliştirilmiştir: Başlangıç Temsil Düzeni (BTD): 31 Mart 2024 seçimleri
sonucunda seçmen iradesiyle oluşturulan temsil düzeni. Eylemli Temsil Düzeni (ETD):
Belirli bir tarihte siyasal temsil ve yönetim kapasitesinin fiilen hangi
aktörlerin kontrolünde bulunduğu düzen. Bu iki düzen arasındaki fark, seçim
sonrasında meydana gelen siyasal ve kurumsal değişimin izlenmesini olanaklı
kılmaktadır.
Çalışmanın
bir diğer temel kavramı siyasal göçtür. Siyasal göç seçilmiş veya örgütsel
siyasal aktörlerin bir partiden başka bir partiye geçmesini ifade etmektedir.
Ancak araştırmada siyasal göç ile siyasal kapasite transferi birbirinden
ayrılmaktadır. Bir aktörün parti değiştirmesi tek başına kapasite transferini
kanıtlamaz. Kapasite transferinden söz edebilmek için temsil, örgüt, kadro,
seçmen ilişkileri, görünürlük veya seçimsel deneyim gibi unsurların yeni
siyasal alana taşındığının gösterilmesi gerekir.
Araştırmanın
temel çözümleme modeli
Çalışmada
seçim sonrası siyasal yeniden yapılanma şu süreç içinde ele alınmaktadır: 31
Mart 2024 seçimleri, Başlangıç Temsil Düzeni, hukuksal/yönetsel müdahale
ve/veya siyasal göç, kurumsal ve örgütsel kapasite değişimi, Eylemli Temsil
Düzeni, yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımı ve ulusal siyasal kapasite
üzerindeki olası etkiler. Bu süreç bütün belediyelerde aynı biçimde
gerçekleşmemektedir. Bazı durumlarda hukuksal veya yönetsel müdahale sonrasında
belediye yönetiminin siyasal niteliği değişebilmekte ve bazı durumlarda ise
belediye meclisi aritmetiği mevcut siyasal düzenin devamını sağlayabilmektedir.
Bu nedenle araştırma, “müdahale ve otomatik olarak iktidar değişimi” biçiminde
deterministik bir model kullanmamaktadır.
Çözümlemenin
temel bulguları
Araştırmada
en az dört mekanizma birbirinden ayrıştırılmıştır: Hukuksal ve yönetsel
müdahaleler, belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi, siyasal göç ve yerel
örgütsel ve siyasal kapasitenin başka siyasal alanlara aktarılması. Bu
mekanizmalar bazı olaylarda bağımsız ve bazı olaylarda ise birbirini tamamlayan
süreçler olarak ortaya çıkabilmektedir. Özellikle belediye başkanının görevini
sürdürememesi ile belediyenin başka bir parti tarafından yönetilmeye başlaması
arasında zorunlu bir ilişki bulunmadığı görülmektedir. Belediye meclisinin
mevcut aritmetiği, başkan vekilliği seçiminin sonucu ve bu süreçte gerçekleşen
siyasal geçişler sonucu belirleyebilmektedir. Bu nedenle çalışmada yalnızca
“belediye el değiştirdi mi?” sorusu değil, “bu sonucu üreten siyasal ve
kurumsal kapasite nasıl değişti?” sorusu esas alınmıştır.
CHP’den
siyasal göç
Araştırmanın
önemli bulgularından biri CHP'den başka siyasal aktörlere gerçekleşen
geçişlerin yalnızca bireysel parti değişiklikleri olarak görülmemesi
gerektiğidir. CHP'den AKP'ye geçişler, siyasal kapasitenin doğrudan mevcut
iktidar alanına aktarılması bakımından CHP'den YENİ Parti'ye geçişler ise
CHP'nin yerel örgütsel ve siyasal kapasitesinin yeni bir siyasal alanda yeniden
örgütlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle çalışma, siyasal göçün üç
düzeyde incelenmesini önermektedir: Bireysel düzey yani belediye başkanı veya
tekil siyasal aktörün geçişi. Kurumsal düzey yani belediye başkanı ile birlikte
belediye meclisi üyelerinin hareketi. Örgütsel düzey yani yerel parti
örgütlerinin, kadroların ve siyasal ağların birlikte hareket etmesi. Üçüncü
düzeye yaklaşıldıkça basit bir parti değişikliğinden daha geniş bir siyasal
kapasite transferinden söz etmek olanaklı duruma gelmektedir.
CHP–AKP–YENİ
Parti üçgeni
Çalışmanın
önemli bir sonucu 31 Mart 2024 sonrasındaki sürecin yalnızca CHP ile AKP
arasındaki bir savaşım olarak ele alınmasının yetersiz kalabileceğidir. CHP'nin
yerel siyasal kapasitesinin bir bölümü AKP'ye ve bir bölümü YENİ Parti'ye
yönelmektedir. Böylece CHP'nin kaybettiği kapasite ile AKP'nin ve YENİ
Parti'nin kazandığı kapasitenin birlikte incelenmesi gerekmektedir. Bu durum,
YENİ Parti'nin CHP'den devraldığı kapasitenin belirli bir ölçeğe ulaşması durumunda
AKP'nin davranışlarının bundan etkilenip etkilenmediği sorusunu da ortaya
çıkarmaktadır. Ancak çalışma bu noktada kesin bir stratejik niyet yargısına
ulaşmamaktadır. AKP'nin YENİ Parti'nin kapasite kazanımını sınırlamaya veya
dengelemeye yönelik sistemli bir strateji izlediği araştırmanın bulguları
bakımından henüz kanıtlanmış bir sonuç değil, sınanması gereken bir önermedir.
Yerel
siyasal kapasitenin ulusal boyutu
Araştırmanın
temel kuramsal akıl yürütmesi yerel siyasal kapasitenin ulusal siyasal
kapasitenin üretiminde kullanılabilecek bir kaynak olduğudur. Belediyeler siyasal
kadro yetiştirebilir, örgütsel ağlar oluşturabilir, seçmen ilişkileri
geliştirebilir, siyasal görünürlük sağlayabilir, adaylık ve yönetim deneyimi
kazandırabilir ve seçim dönemlerinde kullanılabilecek yerel örgütlenme
kapasitesi oluşturabilir. Dolayısıyla yerel siyasal kapasitenin başka bir
partiye aktarılması yalnızca yerel yönetim düzeyinde bir değişiklik
olmayabilir. Uzun vadede ulusal siyasal örgütlenme ve seçimsel kapasite
üzerinde de etkiler yaratabilir. Ancak bu ilişki otomatik değildir. Yerel
kapasitenin ulusal kapasiteye dönüşebilmesi için örgütlenme, kadro, seçmen
ilişkileri ve seçimsel faaliyet bakımından devamlılığının gösterilmesi gerekir.
Bu nedenle çalışma 2028 seçim sonucunu öngörmemekte ve 2028'e kadar olan
dönemde siyasal kapasitenin nasıl oluşturulduğunu ve yeniden dağıtıldığını
incelemektedir.
İktidar
değişimine direnç
Araştırmanın
ikinci kuramsal ekseni uzun süreli siyasal iktidar dönemlerinde oluşabilecek
siyasal-bürokratik-ekonomik karşılıklı bağımlılıkların iktidar değişimine
direnç üretip üretmediği sorusudur. Buradaki “direnç”, psikolojik bir korku
veya niyet varsayımı olarak değil, mevcut güç ilişkilerinin devamını
sağlayabilecek kurumsal, hukuksal, bürokratik, ekonomik ve siyasal
mekanizmaların ortaya çıkması olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle “oligarşi” de
çalışmada önceden kabul edilmiş bir gerçeklik olarak kullanılmamaktadır.
Siyasal ve ekonomik gücün belirli gruplarda yoğunlaşması, bürokratik
süreklilik, kamu kaynaklarına erişim ve siyasal-ekonomik bağlantılar ancak
görgül olarak gösterilebildikleri ölçüde açıklayıcı duruma gelebilir. Fon
soruşturması da bu nedenle doğrudan bir yolsuzluk kanıtı olarak değil, siyasal,
bürokratik ve ekonomik ilişkilerin kesişme biçimlerini incelemek için bir
görgül alan olarak değerlendirilmiştir.
Farklı
açıklamalar
Çalışma,
bulguların tek bir siyasal açıklamaya indirgenmemesi için farklı açıklamaları
da dikkate almaktadır. Bunlar arasında hukuksal soruşturmaların siyasal amaçtan
bağımsız olması, bireysel veya kurumsal yönetim sorunları, belediye meclisi
aritmetiğinin sonuçları belirlemesi, parti değişikliklerinin bireysel siyasal
tercihlerden kaynaklanması, YENİ Parti'nin bağımsız örgütsel genişleme
stratejisi ve yerel gelişmelerin ulusal iktidar savaşımından çok yönetsel
gerekçelerle açıklanabilmesi bulunmaktadır. Bu açıklama seçenekleri
araştırmanın nedensellik savını sınırlandırmaktadır.
Çalışmanın
temel yöntembilimsel ilkesi bu nedenle şöyledir: “Ortak sonuç göstermek, ortak
niyet kanıtlamak değildir.” Bununla birlikte, benzer sonuçların farklı
olaylarda tekrarlanması, aynı veya benzer mekanizmalarla ortaya çıkması ve
belirli bir siyasal kapasitenin aynı yönde yeniden dağıldığının
gösterilebilmesi ortak bir yapısal örüntü bulunduğuna ilişkin akıl yürütmeyi
güçlendirebilir.
Genel
sonuç
Araştırmanın
genel sonucu 31 Mart 2024 sonrasında Türkiye'deki yerel siyasal alanın yalnızca
belediye yönetimlerindeki değişimler üzerinden değil, siyasal kapasitenin
yeniden dağılımı üzerinden okunması gerektiğidir. Hukuksal ve yönetsel
müdahaleler, belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler, siyasal göç ve
örgütsel yeniden yapılanma birlikte değerlendirildiğinde 31 Mart 2024
seçimleriyle oluşturulan yerel siyasal kapasitenin seçimler arasındaki dönemde
yeniden yapılandırılabildiği görülmektedir. Bu süreç, tek başına belirli bir
siyasal aktörün niyetini kanıtlamamakta ve 2028 seçim sonucunu öngörmemektedir.
Ancak yerel siyasal alanın, ulusal iktidar savaşımının dışında veya ikincil bir
alan olarak görülemeyeceğini göstermektedir. Çalışmanın temel akıl yürütmesi şu
biçimde özetlenebilir: Yerel siyasal alan ulusal iktidar savaşımının yalnızca
sonucu üzerinde etkili olabilecek bir alan değil, ulusal siyasal kapasitenin
seçimler arasında oluşturulduğu, korunduğu, aktarıldığı ve yeniden dağıtıldığı
önemli bir siyasal altyapıdır. Bu nedenle 31 Mart 2024 sonrasında gerçekleşen
yerel siyasal değişimler, yalnızca “hangi belediye kimin eline geçti?”
sorusuyla değil, daha geniş bir soruyla değerlendirilmelidir: “Seçimle
oluşturulan siyasal kapasite, bir sonraki seçime kadar kimler arasında ve hangi
mekanizmalarla yeniden dağıtılmaktadır?”
Araştırmanın
ulaştığı sonuç, bu soruya kesin bir siyasal niyet yargısı vermek değil, siyasal
kapasitenin seçimler arasında yeniden yapılandırılmasını açıklayabilecek görgül
ve sınanabilir bir çözümleme çerçevesi ortaya koymaktır.
Öz
Bu çalışma,
31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'de yerel siyasal alanın yeniden
yapılandırılmasını 2028'e giden ulusal iktidar savaşımı bağlamında
incelemektedir. Çalışmanın temel varsayımı yerel yönetimlerin yalnızca yerel
hizmet üreten yönetsel kurumlar olmadığı aynı zamanda siyasal örgütlenme,
kadro, seçmen ilişkileri, siyasal görünürlük ve seçimsel deneyim üreten önemli
siyasal kapasite alanları olduğudur. Bu çerçevede araştırma seçimlerle
oluşturulan Başlangıç Temsil Düzeni (BTD) ile belirli bir tarihte ortaya çıkan Eylemli
Temsil Düzeni (ETD) arasındaki değişimi incelemekte ve hukuksal ve yönetsel
müdahaleler, belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler, siyasal göç ve
siyasal kapasite transferini temel çözümleme mekanizmaları olarak ele
almaktadır. Nitel, açıklayıcı ve karşılaştırmalı araştırma tasarımı ile süreç
izleme yaklaşımının kullanıldığı çalışmada CHP'nin 31 Mart 2024 sonrasında elde
ettiği yerel siyasal kapasitenin farklı mekanizmalar aracılığıyla yeniden
dağıtıldığı görülmektedir. CHP'den AK Parti'ye ve YENİ Parti'ye gerçekleşen
siyasal göçler bu yeniden dağılımın önemli unsurlarından birini
oluşturmaktadır. Ancak çalışma, bu süreçlerin tek bir merkezi stratejinin
sonucu olduğunu varsaymamakta ve siyasal niyet ile ortaya çıkan siyasal sonuç
arasında ayrım yapmaktadır. Araştırmanın temel akıl yürütmesi yerel siyasal
alanın ulusal iktidar savaşımının ikincil bir alanı olmadığı, ulusal siyasal
kapasitenin oluşturulduğu, aktarıldığı ve yeniden dağıtıldığı önemli bir
siyasal altyapı alanı olduğudur. Çalışma 2028 seçim sonucunu öngörmemekte ve
seçimler arasındaki dönemde siyasal kapasitenin yeniden yapılandırılma
mekanizmalarını açıklamaya yönelmektedir.
Anahtar
Kelimeler: 31 Mart
2024 yerel seçimleri; yerel siyasal kapasite; ulusal iktidar savaşımı; siyasal
göç; siyasal kapasite transferi; Başlangıç Temsil Düzeni; Fiilî Temsil Düzeni;
belediye meclisi aritmetiği; seçim sonrası yeniden yapılandırma; Türkiye
Abstract
This study examines the restructuring of the local
political field in Türkiye after the 31 March 2024 local elections within the
context of the national struggle for political power leading toward 2028. Its
central premise is that local governments are not merely administrative
institutions responsible for local service delivery, but also important sites
of political organization, cadre formation, voter relations, political
visibility, and electoral experience. The study therefore examines the
transformation between the Initial Representation Order (IRO) established by
the elections and the De Facto Representation Order (DRO) that emerges at a
later point in time. Judicial and administrative interventions, changes in
municipal council arithmetic, political migration, and political capacity
transfer are treated as the principal mechanisms of analysis. Employing a
qualitative, explanatory, comparative research design and process-tracing
approach, the study finds that the local political capacity acquired by the
Republican People's Party (CHP) after the 31 March 2024 elections has been
subject to redistribution through different institutional and political
mechanisms. Political migration from the CHP to the Justice and Development
Party (AK Party) and the YENİ Party constitutes an important dimension of this
redistribution. The study does not, however, assume that these developments
result from a single centralized political strategy; it maintains a distinction
between political intentions and observable political outcomes. Its principal
inference is that the local political field is not merely a secondary arena of
the national struggle for political power, but an important political
infrastructure through which national political capacity can be built,
transferred, and redistributed. The study does not attempt to predict the
outcome of the 2028 elections; rather, it seeks to explain the mechanisms
through which political capacity is restructured during the inter-election
period.
Keywords: 31 March
2024 local elections; local political capacity; national struggle for political
power; political migration; political capacity transfer; Initial Representation
Order; De Facto Representation Order; municipal council arithmetic;
post-election restructuring; Türkiye
GİRİŞ VE
SORUNSALIN TANIMLANMASI
Demokratik
siyasal sistemlerde iktidarın seçim yoluyla el değiştirebilmesi demokratik
düzenin temel güvencelerinden biridir. Seçimler yalnızca siyasal yöneticilerin
belirlenmesini değil, aynı zamanda iktidarın belirli aralıklarla siyasal olarak
denetlenebilmesini ve gerektiğinde barışçıl biçimde devredilebilmesini sağlar.
Bu nedenle demokratik sistemin niteliği yalnızca iktidarın nasıl
kullanıldığıyla değil, iktidarın gerektiğinde nasıl devredilebildiğiyle de
ilgilidir.
Ancak uzun
süre iktidarda kalan siyasal yapıların zaman içinde yalnızca seçimsel bir
üstünlük elde etmekle kalmadıkları, bürokratik kadrolar, ekonomik aktörler,
kamu kaynaklarına erişim kanalları, siyasal bağlantılar, yerel örgütlenmeler ve
kurumsal ilişkiler üzerinden daha geniş bir güç alanı oluşturabildikleri
görülmektedir. Böyle bir durumda iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi
yalnızca bir hükümetin veya siyasal partinin görevden ayrılması anlamına
gelmez. Aynı zamanda iktidar döneminde oluşmuş siyasal, bürokratik ve ekonomik
ilişkilerin yeniden düzenlenmesi olasılığını da gündeme getirir.
Türkiye'de
31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra ortaya çıkan gelişmeler bu sorunun
yalnızca kuramsal bir tartışma olmadığını göstermiştir. Cumhuriyet Halk
Partisi'nin (CHP) çok sayıda belediyede seçim kazanarak önemli bir yerel
siyasal kapasite elde etmesinin ardından bazı belediye başkanlarının
görevlerinden uzaklaştırılması, tutuklanması veya siyasal konumlarını
değiştirmesi, bazı belediyelerde belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi,
seçilmiş temsilcilerin başka siyasal yapılara geçmesi ve bazı belediyelerin
yönetimlerinin el değiştirmesi seçimle ortaya çıkan siyasal gücün seçimler
arasındaki dönemde yeniden yapılandırılabileceği gerçeğini ortaya koymuştur.
Bu
gelişmeler ilk bakışta yerel yönetimlerle sınırlı bir siyasal savaşım olarak
değerlendirilebilir. Oysa yerel yönetimler yalnızca belediye hizmetlerinin
yürütüldüğü yönetsel birimler değildir. Belediyeler aynı zamanda siyasal
kadroların yetiştiği, örgütlerin kurulduğu, seçmenlerle doğrudan ilişkilerin
geliştirildiği, siyasal görünürlüğün üretildiği ve gelecekteki seçimler için
örgütsel ve toplumsal kapasitenin biriktirildiği alanlardır. Bu nedenle yerel
siyasal gücün yeniden dağılımı daha geniş bir ulusal iktidar savaşımının
örgütsel ve siyasal altyapısını da etkileyebilir.
Bu
çalışmanın çıkış noktasını oluşturan daha temel sorun ise burada ortaya
çıkmaktadır: Uzun süre iktidarda bulunan bir siyasal yapının seçim yoluyla
iktidarı kaybetme olasılığı yalnızca gelecekteki bir seçim sonucuyla mı
ilgilidir, yoksa iktidar döneminde oluşmuş siyasal, bürokratik ve ekonomik
çıkar ilişkilerinin gelecekteki iktidar değişiminden etkilenme olasılığı
iktidarın korunmasına yönelik daha kapsamlı stratejilerin oluşmasına yol
açabilir mi?
Bu soru 2026
Eylül ayında ortaya çıkan yatırım fonu kriziyle birlikte yeni bir boyut
kazanmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) aldığı tasfiye kararları 100'den
fazla yatırım fonunu ve yaklaşık 455 bin yatırımcıyı etkilemiş ve soruşturma
daha sonra şüpheli piyasa işlemleri, para transferleri ve olağandışı kazançlar
üzerinde yoğunlaşarak genişlemiştir. AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül
Sayan Kaya'nın kendisi ve eşiyle ilgili hisse işlemlerine ilişkin savların
araştırılabilmesi amacıyla görevlerinden ayrılması da olayın siyasal boyutunu
görünür duruma getirmiştir. Ancak söz konusu işlemlere ilişkin savların henüz
kesinleşmiş bir hukuksal sonuca bağlanmamış olması nedeniyle bunların
doğrulanmış yolsuzluk olarak nitelendirilmesi olanaklı değildir.
Bununla
birlikte fon krizi daha genel bir soruyu gündeme getirmek bakımından önem
taşımaktadır. Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal iktidar ile ekonomik
güç, bürokratik konumlar ve siyasal bağlantılar arasında zaman içinde
karşılıklı bağımlılıklar oluşabilir mi? Oluşuyorsa, bu ilişkiler iktidarın
seçim yoluyla el değiştirmesi olasılığına karşı nasıl bir davranışsal ve
kurumsal direnç üretebilir?
Burada
“oligarşi” kavramı, başlangıçta kanıtlanmış bir olgu olarak değil, sınanması
gereken bir kuramsal olasılık olarak ele alınmaktadır. Benzer biçimde, uzun
süreli iktidar dönemlerinde oluşmuş ekonomik ve siyasal çıkar ağlarının varlığı
da önceden kabul edilmeyecek ve bunların varlığı, kapsamı, aktörleri ve
kurumsal dayanakları somut ve doğrulanabilir veriler üzerinden
araştırılacaktır. Böylece çalışma belirli kişi veya gruplara peşinen
“oligarşik” bir nitelik yüklemek yerine iktidarın ekonomik, bürokratik ve
siyasal güçle kesiştiği kurumsal yapının seçim yoluyla iktidar değişimini nasıl
etkileyebileceğini inceleyecektir.
Bu yaklaşım
çalışmanın temel sorunsalını şu biçimde ortaya koymaktadır: Uzun süreli siyasal
iktidar dönemlerinde oluşan ekonomik, bürokratik ve siyasal güç ilişkileri
iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi olasılığını neden ve hangi
mekanizmalarla bir siyasal tehdit olarak algılayabilir ve bu algı iktidarın
korunmasına yönelik siyasal ve kurumsal stratejilerin oluşmasını nasıl
etkileyebilir?
Bu temel
sorunsalın Türkiye bakımından incelenmesi 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan
yerel siyasal yeniden yapılanmanın yalnızca belediyeler arasındaki bir güç
değişimi olarak değil, 2028'e giden ulusal iktidar savaşımında siyasal
kapasitenin yeniden dağıtılması bağlamında değerlendirilmesini
gerektirmektedir.
Bu nedenle
çalışmanın temel inceleme alanı yerel iktidarın kendisi değildir. Yerel siyasal
alan daha geniş bir ulusal iktidar savaşımının araçlarından ve siyasal
altyapılarından biri olarak ele alınmaktadır. Çalışma, CHP'nin 31 Mart 2024
seçimleriyle elde ettiği yerel siyasal kapasitenin seçim sonrasında hangi
mekanizmalarla zayıflatıldığı, parçalandığı, başka siyasal aktörlere aktarıldığı
veya yeniden örgütlendiği sorusundan hareketle bu değişimin AKP ile YENİ Parti
arasındaki ulusal siyasal güç savaşımı bakımından ne anlama geldiğini
araştırmaktadır.
Dolayısıyla
çalışmanın temel varsayımı bir seçim sonucunu öngörmek değildir. Amaç, 2028
seçimlerine kadar geçen dönemde ulusal iktidar savaşımının siyasal, örgütsel ve
kurumsal altyapısının nasıl yeniden oluşturulduğunu ortaya koymaktır. Bu
çerçevede belediye başkanlarının tutuklanması veya görevden uzaklaştırılması,
belediye meclislerindeki parti değişiklikleri, CHP'den YENİ Parti'ye ve AKP'ye
gerçekleşen siyasal göçler, yerel örgütlerin yeniden yapılanması ve siyasal
temsil kapasitesindeki değişimler birbirinden kopuk olaylar olarak değil, aynı
siyasal yeniden yapılanma sürecinin farklı görünümleri olarak incelenecektir.
Böylece
araştırmanın temel sorusu “hangi parti 2028 seçimlerini kazanacaktır?”
biçiminde bir öngörü sorusu olmaktan çıkarılmakta ve bunun yerine “2028'e giden
ulusal iktidar savaşımında siyasal kapasite kimler arasında, hangi araçlarla ve
hangi mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtılmaktadır?” sorusuna
dönüştürülmektedir.
Bu dönüşüm
çalışmanın ilk makaleden ayrıldığı temel noktayı da oluşturmaktadır. İlk
çalışma seçim sonrasında seçmen iradesinin işlevsel sürekliliği ve yerel temsil
düzeninin yeniden yapılandırılması üzerinde yoğunlaşırken bu çalışma aynı
gelişmeleri daha geniş bir siyasal güç ilişkileri çerçevesine yerleştirmekte ve
yerel siyasal kapasitenin ulusal iktidarın siyasal altyapısının yeniden
yapılandırılmasındaki rolünü incelemektedir.
AMAÇ VE
HEDEFLER
Araştırmanın
Amacı
Bu
araştırmanın temel amacı 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'de
ortaya çıkan yerel siyasal güç yeniden yapılanmasını 2028'e giden ulusal
iktidar savaşımı bağlamında çözümlemektir. Çalışmada yerel yönetimler
araştırmanın son nesnesi olarak değil, ulusal siyasal iktidarın oluşturulması,
sürdürülmesi ve el değiştirmesi bakımından önem taşıyan siyasal ve örgütsel
alanlar olarak ele alınmaktadır. Bu çerçevede araştırma 31 Mart 2024
seçimleriyle özellikle CHP'nin elde ettiği yerel siyasal kapasitenin seçimler
arasındaki dönemde hangi hukuksal, yönetsel, siyasal ve örgütsel mekanizmalar
aracılığıyla değiştirildiğini, bu değişimin hangi aktörlerin yararına sonuçlar
ürettiğini ve söz konusu kapasitenin AKP ile YENİ Parti arasındaki ulusal
siyasal güç savaşımı bakımından nasıl yeniden konumlandığını incelemeyi
amaçlamaktadır. Araştırmanın ikinci temel amacı uzun süreli iktidar
dönemlerinde siyasal iktidar, bürokratik konum, ekonomik güç ve siyasal
bağlantılar arasında oluşabilecek karşılıklı bağımlılıkların iktidarın seçim
yoluyla el değiştirmesi olasılığı karşısında nasıl bir siyasal direnç
üretebileceğini araştırmaktır. Bu bağlamda “iktidar değişiminin tehdit olarak
algılanması” araştırmanın başlangıçta kabul edilmiş bir sonucu değil, somut
gelişmeler üzerinden sınanacak bir açıklama çerçevesidir. Araştırma ayrıca
siyasal iktidarın korunmasına yönelik stratejilerin yalnızca seçim gününe
ilişkin olmadığını ve seçimler arasındaki dönemde siyasal kapasitenin, örgütsel
yapıların, yerel temsilin, ekonomik ilişkilerin ve siyasal kadroların yeniden
dağıtılması yoluyla da şekillenebileceği varsayımını sınamayı amaçlamaktadır.
Araştırmanın
Hedefleri
Bu genel
amaç doğrultusunda araştırmanın hedefleri şunlardır:
31 Mart 2024 seçimleriyle ortaya çıkan yerel siyasal güç
dağılımını başlangıç noktası olarak belirlemek ve özellikle CHP'nin elde ettiği
yerel siyasal kapasitenin kapsamını ortaya koymak.
Seçim sonrasında belediye başkanlarının görevden
uzaklaştırılması, tutuklanması, belediye meclislerindeki parti değişiklikleri, kayyım
uygulamaları ve diğer hukuksal-yönetsel müdahalelerin yerel siyasal temsil ve
siyasal kapasite üzerindeki sonuçlarını belirlemek.
CHP'den AKP'ye ve YENİ Parti'ye gerçekleşen belediye başkanı,
belediye meclis üyesi ve yerel örgüt düzeyindeki siyasal göçleri inceleyerek bu
hareketliliğin hangi tür siyasal kapasitenin aktarılmasına yol açtığını ortaya
koymak.
AKP ile YENİ Parti'nin CHP'den kopan siyasal kapasite
karşısındaki tutumlarını karşılaştırmak ve iki aktörün örgütlenme, kadro
kazanımı, yerel temsil ve siyasal alanın yeniden yapılandırılması bakımından
izlediği farklılaşan stratejileri belirlemek.
Hukuksal-yönetsel müdahaleler ile siyasal göç arasında
zamansal ve kurumsal bir ilişki bulunup bulunmadığını araştırmak ancak zamansal
yakınlığı tek başına nedensellik kanıtı olarak kabul etmemek.
Yerel siyasal kapasitenin yalnızca belediye başkanlığı
makamından ibaret olmadığını ve belediye meclisi, yerel parti örgütü, siyasal
kadro, seçmenle iletişim, mali ve örgütsel kaynaklar ve siyasal görünürlük gibi
unsurların birlikte oluşturduğu bir kapasite olduğunu ortaya koymak.
Yerel siyasal alanda meydana gelen değişikliklerin ulusal
düzeyde örgütsel ve seçimsel kapasitenin yeniden dağıtılmasına katkıda bulunup
bulunmadığını incelemek.
Uzun süreli iktidar dönemlerinde oluşmuş olabilecek
siyasal-bürokratik-ekonomik güç ilişkilerinin iktidarın seçim yoluyla el
değiştirmesi karşısında bir direnç mekanizması oluşturup oluşturmadığını
araştırmak.
“Oligarşik yapı”, “çıkar ağı”, “iktidar değişimine direnç” ve
benzeri kavramları önceden doğrulanmış sonuçlar olarak kabul etmek yerine
bunların somut kurumsal ve görgül göstergelerle sınanabilir açıklama
çerçeveleri olup olmadığını değerlendirmek.
2026 yılında ortaya çıkan fon soruşturması gibi gelişmeleri
tek başına bir siyasal sonucun kanıtı olarak değil, siyasal iktidar ile
ekonomik güç arasındaki ilişkilerin niteliğini araştırmaya olanak veren yeni
bir görgül alan olarak değerlendirmek.
Bütün bu gelişmelerin ortak bir siyasal örüntü oluşturup
oluşturmadığını ve oluşturuyorsa bu örüntünün ulusal iktidarın siyasal
altyapısının yeniden yapılandırılması bakımından ne ifade ettiğini ortaya
koymak.
Son olarak, araştırmanın bulgularından hareketle 2028 seçim
sonucuna ilişkin herhangi bir öngörüde bulunmaksızın 2028'e giden süreçte
ulusal iktidar savaşımının hangi siyasal, örgütsel ve kurumsal kapasite
değişimleri üzerinden yürütüldüğünü açıklamak.
Araştırmanın
Temel Yönelimi
Bu amaç ve
hedefler birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın yönelimi üç aşamalı olarak
kurulmaktadır: Seçim sonucu, seçim sonrası siyasal kapasitenin yeniden dağılımı
ve ulusal iktidar savaşımının yeniden yapılanması. Dolayısıyla çalışmanın temel
ilgisi “hangi parti hangi belediyeyi aldı?” sorusundan çok şu soruya
yönelmektedir: 31 Mart 2024'te seçmen tarafından oluşturulan siyasal kapasite,
seçimler arasındaki dönemde kimler arasında, hangi araçlarla ve hangi
mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtılmaktadır ve bu yeniden dağılım ulusal
iktidar savaşımının siyasal altyapısını nasıl değiştirmektedir?
ARAŞTIRMA
SORULARI
Bu
araştırmanın soruları 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında ortaya çıkan
siyasal yeniden yapılanmayı yalnızca belediyelerdeki yönetim değişiklikleri
üzerinden değil, yerel siyasal kapasitenin ulusal iktidar savaşımı bakımından
yeniden dağıtılması üzerinden incelemek üzere oluşturulmuştur.
Temel
Araştırma Sorusu: 31
Mart 2024 yerel seçimleriyle özellikle CHP tarafından elde edilen yerel siyasal
kapasite 2028'e giden ulusal iktidar savaşımında hangi aktörler tarafından,
hangi araçlarla ve hangi mekanizmalar üzerinden yeniden dağıtılmaktadır? Bu
temel soruya bağlı olarak araştırmada şu alt sorulara yanıt aranacaktır:
Alt
Araştırma Soruları
31 Mart 2024 seçimleri sonrasında CHP'nin elde ettiği yerel
siyasal kapasitenin hangi unsurları (belediye başkanlıkları, belediye
meclisleri, yerel parti örgütleri, siyasal kadrolar, seçmenle iletişim ağları
ve yerel kaynaklara erişim) seçimler arasındaki dönemde değişime uğramıştır?
CHP'li belediyelere ve seçilmiş belediye başkanlarına yönelik
hukuksal ve yönetsel müdahaleler yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımında
hangi sonuçları üretmiştir?
Tutuklama, görevden uzaklaştırma, kayyım, belediye meclisi
aritmetiğinin değişmesi ve yeniden başkanvekili seçimi gibi mekanizmalar
seçimle oluşturulmuş yerel siyasal temsil düzenini hangi ölçüde değiştirmiştir?
CHP'den AKP'ye ve YENİ Parti'ye gerçekleşen belediye başkanı
ve belediye meclis üyesi geçişleri hangi özellikleri taşımaktadır? Bu geçişler
yalnızca bireysel siyasal tercih değişiklikleri midir, yoksa yerel siyasal
kapasitenin aktarılması niteliğinde daha geniş bir örüntü oluşturmakta mıdır?
YENİ Parti'nin CHP'den gerçekleştirdiği siyasal göç, parti
açısından hangi örgütsel, yerel ve ulusal siyasal kapasiteyi ortaya
çıkarmıştır?
AKP'nin CHP'li belediyelere yönelik hukuksal, yönetsel ve
siyasal tutumu, CHP'nin yerel kapasitesini zayıflatmanın ötesinde, CHP'den
kopan siyasal kapasitenin YENİ Parti tarafından devralınmasını sınırlama veya
dengeleme işlevi de görüyor olabilir mi?
AKP ile YENİ Parti'nin CHP'den kopan belediye başkanları,
belediye meclis üyeleri ve yerel siyasal kadrolara yönelik tutumları arasında
hangi benzerlikler ve farklılıklar bulunmaktadır?
Hukuksal-yönetsel müdahaleler ile siyasal göç arasında
zamansal, kurumsal veya örüntüsel bir ilişki bulunmakta mıdır? Varsa bu ilişki
hangi mekanizmalar üzerinden açıklanabilir?
Yerel siyasal kapasitedeki değişimler, belediye sınırları
içinde kalan sonuçlar üretmekte midir, yoksa partilerin ulusal düzeyde
örgütlenme, kadro oluşturma, seçmenle ilişki kurma ve seçimsel kapasite üretme
yeteneklerini de değiştirmekte midir?
Uzun süreli siyasal iktidar döneminde oluşmuş olabilecek
siyasal, bürokratik ve ekonomik güç ilişkileri iktidarın seçim yoluyla el
değiştirmesi olasılığı karşısında nasıl bir kurumsal ve siyasal direnç
oluşturabilir?
Bu güç ilişkilerinin varlığına ilişkin ileri sürülen
oligarşi, çıkar ağı ve iktidar değişimine direnç açıklamaları hangi
doğrulanabilir görgül göstergeler üzerinden sınanabilir?
2026 yılında ortaya çıkan fon soruşturması gibi
ekonomik-finansal gelişmeler, siyasal iktidar ile ekonomik güç arasındaki
ilişkilerin niteliğini açıklamak bakımından nasıl değerlendirilebilir? Bu
gelişmeler ile yerel siyasal alanın yeniden yapılandırılması arasında
doğrulanabilir bir ilişki kurulabilir mi?
İncelenen hukuksal, yönetsel ve siyasal gelişmeler
birbirinden bağımsız olaylar mıdır, yoksa yerel siyasal kapasitenin yeniden
dağıtılması ve ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının yeniden
yapılandırılması bakımından ortak bir örüntü oluşturmakta mıdır?
Eğer ortak bir örüntü mevcutsa bu örüntünün ulusal iktidar savaşımı
bakımından ortaya çıkardığı başlıca örgütsel, kurumsal ve seçimsel sonuçlar
nelerdir?
Araştırmanın
Temel Sorusu
Bu soruların
bütününden hareketle araştırmanın temel sorusu şöyle ortaya konulabilir: 31
Mart 2024 sonrasında yerel siyasal kapasitenin yeniden dağıtılması Türkiye'de
2028'e giden ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının yeniden
yapılandırılmasına yönelik bir sürecin parçası olarak açıklanabilir mi ve
açıklanabiliyorsa bu süreç hangi aktörler, araçlar ve mekanizmalar üzerinden
işlemektedir?
YÖNTEM
Araştırma
Tasarımı
Bu araştırma
31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'de ortaya çıkan siyasal yeniden
yapılanmayı nitel, açıklayıcı ve karşılaştırmalı bir araştırma tasarımı içinde
ele almaktadır. Araştırmanın temel amacı belirli siyasal aktörlerin niyetlerini
varsaymak veya 2028 seçimlerinin sonucunu öngörmek değil, seçim sonrasında
meydana gelen hukuksal, yönetsel, siyasal ve örgütsel gelişmeler arasındaki
ilişkileri ortaya çıkarmak ve bunların ulusal iktidar savaşımının siyasal
altyapısı üzerindeki etkilerini çözümlemektir. Araştırmanın temel inceleme
birimi tek tek olaylar veya kişiler değil, siyasal kapasitenin değişmesine yol
açan süreçlerdir. Bu nedenle bir belediye başkanının tutuklanması, bir belediye
meclis üyesinin parti değiştirmesi veya bir belediyenin yönetiminin el
değiştirmesi ancak bunların öncesindeki ve sonrasındaki gelişmelerle birlikte
değerlendirildiğinde araştırma bakımından anlam kazanmaktadır. Araştırma bu
yönüyle süreç çözümlemesine (process tracing) dayanmaktadır. Ancak süreç
çözümlemesi yalnızca olayların kronolojik sıralanması biçiminde kullanılmayacak
ve olaylar arasındaki olası mekanizmalar, aktörlerin davranışları, kurumsal
değişiklikler ve ortaya çıkan sonuçlar birlikte değerlendirilecektir.
Araştırmanın
Zaman ve Alan Kapsamı
Araştırmanın
başlangıç noktası 31 Mart 2024 Yerel Yönetimler seçimleridir. Bu tarih CHP'nin
özellikle büyükşehirler ve ilçe belediyeleri bakımından önemli bir yerel
siyasal kapasite elde ettiği ve Türkiye'deki yerel siyasal güç dağılımının
belirgin biçimde değiştiği tarih olması nedeniyle seçilmiştir. Araştırmanın
zaman aralığı 31 Mart 2024'ten 2026 yılı sonbaharına kadar uzanmaktadır.
Böylece yalnızca 2024 seçimlerinin hemen sonrasındaki gelişmeler değil, sonraki
dönemde ortaya çıkan siyasal göçler, belediye meclisi aritmetiğindeki
değişiklikler, hukuksal-yönetsel müdahaleler ve ekonomik-finansal gelişmeler de
inceleme kapsamına alınmaktadır. Araştırmanın alanı Türkiye'dir. Bununla
birlikte bütün belediyeler kapsamlı biçimde incelenmeyecek ve siyasal
mekanizmaları ve süreçleri açıklama bakımından bilgi değeri yüksek örnek
olaylar seçilecektir.
Örnek
Olayların Seçimi
Örnek
olayların seçiminde yalnızca olayın siyasal önemine değil, araştırmanın temel
sorularına açıklayıcı katkısına bakılacaktır. Bu kapsamda özellikle şu olay
türleri karşılaştırılacaktır: seçilmiş belediye başkanının tutuklanması veya
görevden uzaklaştırılması, kayyım atanması, belediye meclisi aritmetiğinin
değişmesi, başkanvekili seçiminin yinelenmesi, belediye başkanının başka bir
partiye geçmesi, belediye meclis üyelerinin toplu veya bireysel parti
değiştirmesi, yerel parti örgütlerinin başka bir siyasal yapı tarafından
devralınması, hukuksal-yönetsel müdahale sonrasında yerel siyasal denetimin
değişmesi ve müdahale gerçekleşmesine karşın yerel siyasal denetimin
değişmemesi. Sonuncu kategori özellikle önemlidir. Çünkü araştırma yalnızca
modeli doğrulayan olayları değil, modeli sınayabilecek olayları da
inceleyecektir. Örneğin belediye başkanının görev yapma kapasitesi sınırlanmasına
karşın belediye meclisi aritmetiğinin değişmemesi müdahalenin otomatik olarak
yönetim değişikliğine yol açmadığını gösterebilir. Bu nedenle araştırmada
Mersin örneği İstanbul'daki bazı örneklerden farklı olarak özellikle
karşılaştırmalı değere sahiptir. Burada hukuksal müdahalenin yerel yönetimin
siyasal denetimini hemen değiştirmemesi araştırmanın nedensellik
varsayımlarının sınanmasına olanak verebilir.
Siyasal
Kapasitenin Çözümleme Birimleri
Araştırmada
“yerel siyasal güç” soyut ve tek boyutlu bir kavram olarak kullanılmayacaktır.
Siyasal kapasite en az altı bileşen üzerinden incelenecektir:
Kurumsal kapasite: Belediye başkanlığı ve belediye yönetimi üzerindeki denetim.
Temsil kapasitesi: Seçilmiş belediye başkanı ve belediye meclisinin seçim
sonucunda elde ettiği temsil yetkisini kullanabilme kapasitesi.
Örgütsel kapasite: İl, ilçe ve belediye düzeyindeki parti örgütlerinin varlığı
ve işlevselliği.
Kadro kapasitesi: Belediye başkanları, belediye meclis
üyeleri ve diğer yerel siyasal kadroların siyasal hareketliliği ve başka
partilere aktarılabilmesi.
İletişimsel kapasite: Siyasal aktörlerin seçmenlere ulaşabilme, görünür olabilme
ve siyasal söylem üretebilme olanakları.
Seçimsel kapasite: Yerel düzeyde oluşturulan örgüt, kadro, kaynak, görünürlük
ve seçmen ilişkilerinin daha sonraki ulusal seçimlerde kullanılabilme olanağı.
Bu ayrım
sayesinde araştırma örneğin “belediye AKP'ye geçti” ile “CHP'nin o belediyedeki
siyasal kapasitesinin AKP'ye aktarıldı” önermelerini birbirinden
ayırabilecektir. İkinci önerme ancak somut göstergelerle desteklenirse ileri
sürülecektir.
Aktörlerin
Çözümlemesi
Araştırmanın
temel aktörleri üç siyasal alan içinde ele alınacaktır:
CHP: 31 Mart 2024 seçimleri sonrasında önemli yerel siyasal kapasite elde eden
ve bu kapasitenin bir bölümünü seçimler arasındaki dönemde kaybeden veya başka
siyasal yapılara aktaran aktör.
AKP: Yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımında iktidar konumundan hareket
eden ve hukuksal, yönetsel ve siyasal araçların kullanımında merkezi konuma
sahip aktör.
YENİ Parti: CHP'den kopan belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve
yerel örgütleri bünyesine katmaya çalışan ve böylece CHP'nin mevcut siyasal
kapasitesinden yeni bir ulusal siyasal kapasite üretmeye yönelen aktör.
Bunun
yanında merkezi bürokrasi, yargı organları, belediye meclisleri, yerel siyasal
aktörler ve ekonomik aktörler bağımsız veya aracılık eden aktörler olarak
ayrıca incelenecektir.
Burada
önemli yöntembilimsel ilke şudur: Bir kurumsal işlemin siyasal sonuç doğurması
o işlemin siyasal amaçla gerçekleştirildiğini tek başına kanıtlamaz. Bu nedenle
araştırma hukuksal gerekçe ile siyasal sonuç arasındaki ayrımı sürekli
koruyacaktır.
Olgu-Sav-
Akıl Yürütme (İstidlal) Ayrımı
Araştırmanın
güvenilirliğini sağlamak amacıyla bütün temel bulgular üç ayrı kategoride
değerlendirilecektir:
Olgu: Resmi belgeler, mahkeme kararları, seçim sonuçları, belediye meclisi
tutanakları veya birden fazla bağımsız güvenilir kaynak tarafından
doğrulanabilen gelişmeler.
Sav: Siyasal aktörlerin, partilerin, avukatların, medya kuruluşlarının veya
diğer ilgili aktörlerin ileri sürdüğü ancak araştırma kapsamında bağımsız
olarak doğrulanmamış açıklamalar.
Akıl yürütme: Birden fazla doğrulanmış olgu arasındaki ilişkilerden
hareketle araştırmacının ulaştığı açıklayıcı sonuç.
Bu ayrım
özellikle “AKP'nin gerçek amacı”, “iktidar değişiminden korku”, “oligarşik
yapı” ve “siyasal tasfiye” gibi yüksek düzeyde açıklama gerektiren kavramların
kullanımında belirleyici olacaktır. Örneğin “Bir belediye başkanı görevden
uzaklaştırılmıştır” söylemi bir olgunun ortaya konulmasıdır. “Bu işlem CHP'nin
yerel örgütlenmesini zayıflatmak amacıyla yapılmıştır” söylemi sav/yorumdur. “Benzer
müdahalelerin belirli bir zaman aralığında yinelenmesi ve bunların sonucunda
muhalefetin yerel siyasal kapasitesinin sistemli biçimde azalması ortak bir
siyasal mekanizmanın varlığına ilişkin kuşkuları güçlendirmektedir” söylemi
akıl yürütmedir. Bu ayrım çalışmanın temel yöntembilimsel güvencesi olacaktır.
Nedensellik
Sorunu
Araştırmada
kronolojik ardışıklık nedensellik olarak kabul edilmeyecektir. Bir olayın
diğerinden sonra meydana gelmesi tek başına birinci olayın ikinci olaya neden
olduğunu göstermez. Bu nedenle her örnek olay bakımından üç gösterge birlikte
aranacaktır: Yön-yineleme-mekanizma.
Yön: Değişimin hangi siyasal kapasiteyi azalttığı veya artırdığıdır.
Yineleme: Benzer mekanizmanın başka olaylarda da görülüp görülmediğidir.
Mekanizma: Bir olaydan diğerine geçişi açıklayabilecek somut kurumsal
veya siyasal bağlantının bulunup bulunmadığıdır.
Bu yöntem,
çalışmanın “AKP şu nedenle bunu yaptı” türündeki kanıtlanması güç niyet
okumalarından uzak durmasını sağlayacaktır.
Araştırmanın
Temel Çözümleme Modeli
Araştırmanın
temel süreç modeli şu biçimde kurulmaktadır:
31 Mart 2024 seçim sonucu
↓
CHP'nin yerel siyasal kapasitesi
↓
Hukuksal / yönetsel müdahaleler +
siyasal göç + örgütsel yeniden yapılanma
↓
Yerel siyasal kapasitenin
parçalanması, aktarılması veya yeniden örgütlenmesi
↓
AKP ve YENİ Parti'nin bu kapasite
üzerindeki konumlanması
↓
Örgütsel ve seçimsel kapasitenin
yeniden dağılımı
↓
2028'e giden ulusal iktidar savaşımının
siyasal altyapısının değişmesi
Ancak bu
şema önceden doğrulanmış bir nedensellik modeli değildir. Araştırmanın görgül
malzemesiyle sınanacak açıklayıcı modeldir.
İktidar
Değişimi ve “Oligarşik Direnç” Önermesi
Araştırmanın
en özgün boyutlarından biri uzun süreli iktidar dönemlerinde oluşabilecek
siyasal-bürokratik-ekonomik güç bütünleşmesinin iktidar değişimi karşısındaki
davranışını incelemektir. Burada “oligarşi” kavramı araştırmanın başında
Türkiye'ye ilişkin kanıtlanmış bir durum olarak kullanılmayacaktır. Bunun
yerine şu önerme sınanacaktır: Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal
makamlar, bürokratik konumlar, ekonomik kaynaklar ve siyasal bağlantılar
arasında yoğun karşılıklı bağımlılıkların oluşması iktidarın seçim yoluyla el
değiştirmesi olasılığı karşısında mevcut güç ilişkilerini korumaya yönelik
direnç mekanizmalarının ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu önerme sınanırken
özellikle şu göstergeler araştırılacaktır: ekonomik çıkar ilişkilerinin siyasal
iktidarla bağlantısı, bürokratik kadroların siyasal iktidarla ilişkisi, kamu
kaynaklarına erişim, siyasal ve ekonomik aktörler arasındaki personel
geçişleri, hukuksal süreçlerin siyasal güç dağılımına etkileri, seçimle ortaya
çıkan muhalefet kapasitesinin sınırlandırılması ve iktidar değişiminin ekonomik
veya hukuksal sonuçlarına ilişkin aktör açıklamaları. Böylece araştırma,
“iktidar neden değişmek istemiyor?” gibi psikolojik bir sorudan çok daha
araştırılabilir bir soruya yönelmektedir: İktidar değişiminin mevcut siyasal,
bürokratik ve ekonomik güç ilişkileri üzerindeki olası sonuçları nelerdir ve bu
sonuçlar mevcut iktidarın davranış örüntülerini açıklamakta ne ölçüde
kullanılabilir?
KAVRAMSAL
VE KURAMSAL ÇERÇEVE
Bu
araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesi 31 Mart 2024 sonrasında ortaya
çıkan gelişmeleri tek tek belediyelerdeki yönetim değişiklikleri olarak değil,
ulusal iktidar savaşımında siyasal kapasitenin yeniden dağıtılması olarak
değerlendirmeye olanak verecek biçimde kurulmaktadır. Çerçevenin hareket
noktası siyasal iktidarın yalnızca hükümet makamından ibaret olmadığıdır. Uzun
süreli iktidar dönemlerinde siyasal iktidar kurumsal konumlar, bürokratik
kadrolar, ekonomik ilişkiler, yerel örgütler, siyasal kadrolar, kamu
kaynaklarına erişim, iletişim olanakları ve seçmenlerle kurulan ilişkiler
üzerinden daha geniş bir kapasite alanı oluşturabilir. Dolayısıyla iktidarın
seçim yoluyla el değiştirmesi yalnızca hükümet makamının değişmesini değil, bu
kapasite alanının da yeniden düzenlenmesini gündeme getirir.
Siyasal
İktidarın Siyasal Altyapısı
Bu çalışmada
“ulusal iktidarın siyasal altyapısı” bir siyasal aktörün ulusal ölçekte iktidar
elde etmesini veya iktidarını sürdürmesini olanaklı kılan örgütsel, kadro,
kurumsal, ekonomik ve iletişimsel kapasitenin bütünü olarak kullanılmaktadır. Bu
altyapının başlıca unsurları şunlardır: siyasal parti örgütleri, yerel
örgütlenme, siyasal kadrolar, seçilmiş temsilciler, belediye yönetimleri, belediye
meclisleri, ekonomik ve örgütsel kaynaklara erişim, seçmenlerle doğrudan
ilişki, siyasal görünürlük ve iletişim kapasitesi ve seçim deneyimi ve seçimsel
örgütlenme kapasitesi. Bu yaklaşım bakımından belediyeler, yalnızca yerel kamu
hizmetlerinin yürütüldüğü yönetsel birimler değildir. Aynı zamanda siyasal
kadro, örgüt, görünürlük, seçmen ilişkisi ve seçim deneyiminin üretildiği
alanlardır. Bu nedenle bir belediyenin siyasal denetiminin değişmesi tek başına
ulusal iktidar bakımından belirleyici olmayabilir ancak çok sayıda belediyede
benzer değişimlerin meydana gelmesi siyasal kapasitenin ulusal düzeyde yeniden
dağılımına katkıda bulunabilir. Burada araştırmanın temel akıl yürütmesi şu
biçimde kurulmaktadır: Yerel siyasal kapasitenin parçalanması, aktarılması veya
yeniden örgütlenmesi belirli koşullarda ulusal siyasal kapasitenin de yeniden
yapılandırılmasına katkıda bulunabilir. Bu, araştırmanın sınayacağı bir
önermedir ve başlangıçta doğrulanmış bir sonuç değildir.
Yerel
Siyasal Kapasite
Yerel
siyasal kapasite bir siyasal partinin veya siyasal aktörün belirli bir yerel
siyasal alanda temsil üretme, örgütlenme, kadro oluşturma, seçmenlerle ilişki
kurma, kaynaklara erişme ve gelecekteki seçimlerde siyasal destek üretebilme
kapasitesini ifade etmektedir. Bu kavram, yalnızca belediye başkanlığı makamına
indirgenmemektedir. Yerel siyasal kapasitenin beş temel bileşeni bulunmaktadır:
Kurumsal kapasite: Belediye başkanlığı ve belediye yönetimi üzerinde siyasal denetim.
Örgütsel kapasite: İlçe ve belediye düzeyindeki parti örgütlerinin sürekliliği
ve örgütlenme yeteneği.
Kadro kapasitesi: Belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri ve diğer
siyasal kadroların varlığı ve siyasal hareketliliği.
Seçmen ilişkisi kapasitesi: Yerel yönetim ile seçmen arasında
doğrudan veya dolaylı olarak kurulmuş siyasal ilişkinin sürdürülebilmesi.
Seçimsel kapasite: Yukarıdaki unsurların gelecekteki seçimlerde siyasal destek
üretmek üzere kullanılabilmesi.
Bu ayrım
özellikle CHP'den AKP'ye veya YENİ Parti'ye siyasal göçün değerlendirilmesinde
önemlidir. Bir belediye başkanının parti değiştirmesi yalnızca bireysel bir
üyelik değişikliği olabilir. Buna karşılık başkanla birlikte belediye meclis
üyelerinin ve yerel parti örgütünün de hareket etmesi çok daha geniş bir
siyasal kapasite aktarımı anlamına gelebilir. Dolayısıyla araştırmada şu ayrım
yapılacaktır: Siyasal kişi aktarımı siyasal kapasite aktarımı değildir. İkincisinin
varlığı ancak örgütsel ve kurumsal göstergelerle ortaya konulabilecektir.
Siyasal
Göç
Araştırmada
“siyasal göç” seçilmiş siyasal aktörlerin veya örgütsel yapıların bir siyasal
partiden ayrılarak başka bir siyasal yapıya katılması olarak ele alınmaktadır. Ancak
bu kavram yalnızca bireysel parti üyeliği değişikliğini ifade etmemektedir.
Siyasal göçün üç düzeyi birbirinden ayrılmaktadır:
Birinci düzey: Bireysel siyasal göç. Belediye başkanı veya belediye meclis
üyesinin parti değiştirmesi.
İkinci düzey: Kurumsal siyasal göç. Birden fazla seçilmiş temsilcinin aynı
siyasal yapıdan ayrılarak başka bir partiye geçmesi ve bunun belediye meclisi
aritmetiğini değiştirmesi.
Üçüncü düzey: Örgütsel siyasal göç. Seçilmiş temsilcilerin yanı sıra il,
ilçe veya yerel parti örgütlerinin de başka bir siyasal yapıya aktarılması.
Bu üçüncü
düzey ulusal iktidar savaşımı bakımından özellikle önemlidir. Çünkü burada
yalnızca kişilerin değil, örgütlenme kapasitesinin de hareket etmesi söz konusu
olabilir.
Siyasal
Kapasite Transferi
Siyasal
göçün araştırma bakımından en önemli sonucu siyasal kapasite transferi
kavramıyla ifade edilmektedir. Bir siyasal aktörün parti değiştirmesi durumunda
şu sorular sorulacaktır: yalnızca kişi mi değişmiştir, seçilmiş makamın siyasal
etkisi de yeni partiye taşınmış mıdır, belediye meclisi aritmetiği değişmiş
midir, yerel parti örgütü yeni partiye geçmiş midir, seçmenlerle daha önce
kurulmuş siyasal ilişki yeni partiye aktarılabilir durumda mıdır ve yerel
siyasal görünürlük ve örgütsel deneyim yeni aktör tarafından kullanılabilir duruma
gelmiş midir? Bu soruların tamamına olumlu yanıt verilmesi gerekmemektedir.
Ancak bunlardan birkaçının birlikte gerçekleşmesi siyasal göçün siyasal
kapasite transferine dönüşmesi bakımından güçlü bir gösterge oluşturabilir. Bu
kavram araştırmanın CHP–AKP–YENİ Parti ilişkisini yalnızca “parti değiştirme”
olgusu üzerinden değil, siyasal kapasitenin hangi aktöre aktarıldığı üzerinden
incelemesini sağlayacaktır.
Ulusal
İktidar Savaşımı
Bu çalışmada
ulusal iktidar savaşımı belirli bir seçimde kimin kazanacağını öngörmeye
yönelik bir kavram değildir. Kavram seçimden önceki dönemde siyasal aktörlerin örgütlerini
genişletmeleri, siyasal kadrolar edinmeleri, yerel ve ulusal görünürlüklerini
artırmaları, seçmenlerle ilişkilerini geliştirmeleri, kaynaklara erişimlerini
artırmaları ve rakip siyasal aktörlerin kapasitesini sınırlamaları üzerinden
yürüttükleri uzun dönemli siyasal savaşımı ifade etmektedir. Bu nedenle çalışma
2028 seçim sonucunu kestirmeye çalışmayacaktır. Bunun yerine 2028'e giden
süreçte siyasal kapasitenin nasıl yeniden dağıtıldığını inceleyecektir. Bu
ayrım önemlidir çünkü araştırmanın konusu seçim sonucunun kestirilmesi değil,
seçim sonucunu etkileyebilecek siyasal kapasitenin seçim öncesinde nasıl
yeniden yapılandırıldığıdır.
İktidar
Değişimine Direnç
Uzun süreli
siyasal iktidarın önemli bir özelliği iktidarın yalnızca siyasal makamları
değil, zaman içinde oluşmuş kurumsal ve ilişkisel güç ağlarını da
içerebilmesidir. Bu nedenle iktidar değişimi iki farklı düzeyde ele alınabilir:
Birinci düzey: Hükümetin veya siyasal partinin seçim yoluyla değişmesi.
İkinci düzey: İktidar döneminde oluşmuş siyasal, bürokratik ve ekonomik
ilişkilerin yeniden düzenlenmesi.
Araştırmanın
özgün sorusu ikinci düzeydedir. Eğer uzun süreli iktidar döneminde siyasal
makamlarla ekonomik ve bürokratik güç arasında güçlü karşılıklı bağımlılıklar
oluşmuşsa seçim yoluyla iktidar değişimi bu ilişkilerin geleceği bakımından
belirsizlik yaratabilir. Bu durumda “iktidar değişimine direnç” belirli bir
kişinin veya grubun psikolojik korkusu olarak değil, mevcut güç ilişkilerinin
korunmasına yönelik kurumsal ve siyasal davranışların bütünü olarak ele
alınacaktır.
Siyasal-Bürokratik-Ekonomik
Güç Bütünleşmesi
Bu kavram
çalışmanın fon kriziyle birlikte önem kazanan ikinci kuramsal eksenidir. Uzun
süreli iktidar dönemlerinde siyasal güç, bürokratik konum, ekonomik olanak,
siyasal ilişki ve yeniden siyasal güç biçiminde bir karşılıklı güçlenme
döngüsünün ortaya çıkıp çıkmadığı araştırılacaktır. Ancak bu döngü başlangıçta
varsayılan bir gerçeklik değildir. Araştırma şu soruyu sınayacaktır: Türkiye'de
uzun süreli iktidar döneminde siyasal, bürokratik ve ekonomik konumlar arasında
iktidar değişimi karşısında korunması gereken ölçüde yoğun ve karşılıklı
bağımlı ilişkiler oluşmuş mudur? Bu sorunun yanıtı için kişi veya grup
zenginleşmeleri tek başına yeterli gösterge kabul edilmeyecektir. Siyasal
bağlantı, kamu görevi, ekonomik çıkar ve kurumsal karar arasındaki somut
bağlantıların ortaya konulması gerekecektir.
Oligarşi
Kavramı
“Oligarşi”
bu çalışmada özellikle dikkatli kullanılacaktır. Kavramın araştırma bakımından
anlamlı olabilmesi için yalnızca bazı siyasal aktörlerin uzun süre iktidarda
bulunması veya önemli ekonomik varlık edinmesi yeterli değildir. Daha güçlü bir
oligarşik yapıdan söz edebilmek için en azından sınırlı bir aktörler grubunun
siyasal karar süreçlerinde sürekli ağırlığa sahip olması, ekonomik ve siyasal
kaynakların belirli ölçüde bu aktörler çevresinde yoğunlaşması, bürokratik ve
kurumsal mekanizmalarla bu konumun desteklenmesi, iktidar değişiminin bu çıkar
ve konumları doğrudan etkileyebilmesi ve söz konusu aktörlerin güçlerini
korumaya yönelik ortak veya birbirini tamamlayan davranış örüntülerinin
bulunması gibi göstergelerin araştırılması gerekir. Dolayısıyla çalışmanın
başlangıç önermesi “Türkiye'de oligarşik bir yapı vardır” değil, “uzun süreli
iktidar döneminde oligarşik özellikler taşıyan bir siyasal-bürokratik-ekonomik
güç yapılanması oluşmuş olabilir ve bunun varlığı ve siyasal davranış
üzerindeki etkisi görgül olarak sınanmalıdır” biçiminde olacaktır. Bu ayrım,
araştırmanın hem akademik tarafsızlığını hem de açıklama gücünü artıracaktır.
İktidarın
Korunması Ekosistemi
Bu
araştırmada önceki çalışmalarımızdaki “İktidar Sürdürme Ekosistemi” kavramından
da yararlanılabilir. Ancak burada kavram daha dar ve operasyonel biçimde
kullanılmalıdır. İktidarın Korunması Ekosistemi iktidarın seçimsel, kurumsal,
hukuksal, bürokratik, ekonomik, örgütsel ve iletişimsel kapasitesinin
korunmasına katkıda bulunan birbirleriyle ilişkili mekanizmaların bütünü olarak
tanımlanabilir. Bu mekanizmalar arasında seçimsel üstünlük, parti örgütlenmesi,
kamu bürokrasisi, hukuksal ve yönetsel araçlar, ekonomik ilişkiler, medya ve
iletişim kapasitesi, yerel yönetimler ve siyasal kadro hareketliliği yer
alabilir. Ancak burada da kritik nokta şudur: Her iktidar siyasası otomatik
olarak iktidarı koruma mekanizması değildir. Bir mekanizmanın bu ekosistemin
parçası olarak değerlendirilebilmesi için somut olarak iktidarın siyasal
kapasitesinin korunmasına veya rakip siyasal kapasitenin sınırlandırılmasına
katkıda bulunduğunun gösterilmesi gerekir.
Kuramsal
Çerçevenin Bütünleştirilmesi
Yukarıdaki
kavramlar birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın kuramsal modeli şu biçimde
kurulmaktadır:
Uzun süreli iktidar
↓
Siyasal + bürokratik + ekonomik güç
ilişkilerinin oluşması
↓
İktidar değişiminin mevcut güç
ilişkileri bakımından belirsizlik yaratması
↓
İktidarın korunmasına yönelik siyasal
ve kurumsal davranışlar
↓
31 Mart 2024 sonrasında muhalefetin
elde ettiği yerel siyasal kapasitenin yeniden yapılandırılması
↓
CHP'den siyasal göç / kapasite
transferi
↓
AKP ve YENİ Parti arasında siyasal
kapasitenin yeniden dağılımı
↓
Yerel siyasal altyapının değişmesi
↓
Ulusal iktidar savaşımının siyasal
altyapısının yeniden yapılandırılması
Ancak bu
modelin sonucu değil, araştırma hipotezi niteliğindeki açıklama çerçevesi
olduğunu özellikle vurgulamak gerekir. Çalışmanın ilerleyen çözümleme bölümünde
her halka ayrı ayrı sınanacak ve böylece “iktidar değişiminden duyulan korku”,
“güç ilişkilerinin korunması”, “yerel siyasal kapasitenin yeniden
yapılandırılması”, “ulusal iktidar kapasitesinin yeniden üretilmesi” zincirinin
gerçekten görgül olarak kurulup kurulamayacağı araştırılacaktır.
SINANABİLİR
ÖNERMELER
Araştırmanın
kavramsal ve kuramsal çerçevesinden hareketle 31 Mart 2024 sonrasında
Türkiye'de ortaya çıkan siyasal yeniden yapılanmanın açıklanabilmesi amacıyla
yedi sınanabilir önerme geliştirilmiştir. Bu önermeler araştırmanın sonuçları
değildir. Her biri, araştırmanın görgül malzemesi aracılığıyla
desteklenebilecek, zayıflatılabilecek veya reddedilebilecek açıklama önerileri
niteliğindedir.
Önerme 1:
Yerel Siyasal Kapasitenin Ulusal İktidar Bakımından Stratejik Değeri
31 Mart 2024
seçimleri sonrasında muhalefetin elde ettiği yerel siyasal kapasite yalnızca
belediye yönetimlerine ilişkin bir güç kazanımı değil, aynı zamanda ulusal
ölçekte örgütlenme, kadro oluşturma, seçmenlerle ilişki kurma ve seçimsel
kapasite üretme bakımından stratejik bir kaynak niteliğindedir. Bu önerme,
belediyelerin yalnızca yönetsel hizmet birimleri olmadığı ve siyasal
örgütlenme, kadro ve seçmen ilişkilerinin yeniden üretildiği alanlar olduğu
varsayımına dayanmaktadır. Önerme, özellikle belediye başkanlığı değişiklikleri
ile birlikte belediye meclisleri, yerel parti örgütleri, siyasal kadrolar ve
seçmen ilişkilerinde de değişiklik meydana gelip gelmediği incelenerek
sınanacaktır.
Önerme 2:
Seçim Sonrası Müdahaleler Yerel Siyasal Kapasiteyi Değiştirebilir
Seçim
sonrasında gerçekleşen hukuksal ve yönetsel müdahaleler yalnızca ilgili
seçilmiş kişinin hukuksal statüsünü değiştirmekle kalmayıp belirli koşullarda
muhalefetin yerel siyasal kapasitesini de değiştirebilir. Bu değişimin varlığı,
müdahalenin sonucunda belediye yönetiminin el değiştirmesi, belediye meclisi
aritmetiğinin değişmesi, seçilmiş temsilcilerin görev yapma kapasitesinin
sınırlandırılması, yerel örgütlenmenin zayıflaması veya parçalanması ve siyasal
görünürlük ve iletişim kapasitesinin azalması gibi sonuçların ortaya çıkıp
çıkmadığı üzerinden değerlendirilecektir. Burada hukuksal işlemin amacı ile
ortaya çıkan siyasal sonuç birbirinden ayrılacaktır.
Önerme 3:
Siyasal Göç, Belirli Koşullarda Siyasal Kapasite Transferine Dönüşebilir
CHP'den
AKP'ye veya YENİ Parti'ye gerçekleşen siyasal göç yalnızca bireysel parti
değişikliklerinden oluşmayıp belirli koşullarda yerel siyasal kapasitenin bir
siyasal aktörden diğerine aktarılmasına yol açabilir. Bu önerme bakımından
temel gösterge parti değiştiren aktörlerin yalnızca bireysel konumlarının değil
belediye meclisi aritmetiğinin, yerel parti örgütünün, siyasal kadroların, seçmen
ilişkilerinin, yerel görünürlüğün ve seçimsel örgütlenme kapasitesinin de yeni
siyasal aktöre aktarılıp aktarılmadığıdır. Bu nedenle araştırmada “kaç kişi
parti değiştirdi?” sorusu tek başına yeterli olmayacak ve “hangi siyasal
kapasite kimin eline geçti?” sorusu esas alınacaktır.
Önerme 4:
CHP'den YENİ Parti'ye Siyasal Göç Ulusal Siyasal Güç Dağılımını Değiştirebilir
CHP'den YENİ
Parti'ye gerçekleşen siyasal göç belirli bir ölçeğe ulaştığında yalnızca
CHP'nin yerel örgütsel kapasitesini azaltmakla kalmayıp YENİ Parti'nin ulusal
siyasal kapasitesini artırabilecek bir sonuç doğurabilir. Bu önerme, siyasal
göçün niceliğinden çok niteliğine odaklanmaktadır. Özellikle belediye başkanı,
belediye meclisi ve yerel parti örgütü biçiminde gerçekleşen aktarımın YENİ
Parti'nin yalnızca üye sayısını değil, yerel örgütlenme, kadro ve seçmen
ilişkisi üretme kapasitesini de artırıp artırmadığı araştırılacaktır. Bu önerme
doğrulanırsa CHP'den YENİ Parti'ye siyasal göç, basit bir parti değiştirme
hareketi olmaktan çıkarak ulusal siyasal kapasitenin yeniden dağılımının bir
mekanizması olarak değerlendirilebilecektir.
Önerme 5:
AKP ile YENİ Parti Arasında CHP Kaynaklı Siyasal Kapasite Üzerinde Dolaylı Bir
Yarışma Bulunabilir
YENİ
Parti'nin CHP'den önemli ölçekte siyasal kapasite devralması AKP'nin yerel
siyasal stratejilerinin yalnızca CHP'nin zayıflatılmasıyla açıklanmasını
yetersiz duruma getirebilir. Bu durumda araştırılması gereken daha karmaşık bir
ilişki ortaya çıkmaktadır: CHP'nin yerel kapasitesinin azalması, YENİ Parti'nin
bu kapasiteyi devralması, YENİ Parti'nin ulusal siyasal kapasitesinin artması AKP
bakımından yeni bir siyasal rakibin güçlenmesi. Bu zincirin görgül olarak
desteklenmesi durumunda AKP'nin bazı davranışlarının yalnızca CHP–AKP yarışımı
bağlamında değil, AKP–YENİ Parti arasındaki ulusal siyasal kapasite yarışımı
bağlamında da değerlendirilmesi gerekecektir. Bu önerme özellikle önemlidir
çünkü araştırmanın aktörler arasındaki ilişkiyi iki kutuplu olmaktan çıkarıp
CHP'nin siyasal kapasitesinin üçüncü bir aktör tarafından devralınması
üzerinden üçlü bir ilişkiye dönüştürmektedir.
Önerme 6:
Uzun Süreli İktidar, İktidar Değişimine Karşı Kurumsal Direnç Üretebilir
Uzun süreli
iktidar dönemlerinde siyasal makamlar, bürokratik konumlar, ekonomik kaynaklar
ve siyasal bağlantılar arasında yoğun karşılıklı bağımlılıklar oluşmuşsa
iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi mevcut güç ilişkilerinin yeniden
düzenlenmesi tehdidini yaratabilir ve bu durum iktidarın korunmasına yönelik
kurumsal ve siyasal direnç mekanizmalarının oluşmasına katkıda bulunabilir. Bu
önerme araştırmanın en güçlü ancak aynı zamanda en dikkatli sınanması gereken
önermesidir. Burada “korku” psikolojik bir durum olarak araştırılmayacaktır.
Bunun yerine iktidar değişiminin mevcut ekonomik ilişkileri, bürokratik
konumları, kamu kaynaklarına erişimi, siyasal nüfuz alanlarını, hukuksal
statüleri ve geçmiş döneme ilişkin hesap verebilirlik risklerini değiştirme olasılığı
üzerinden davranışsal göstergeler araştırılacaktır. Dolayısıyla araştırma
“iktidar değişiminden korkulduğunu” doğrudan varsaymayacak ve iktidar
değişiminin mevcut güç ilişkileri bakımından yaratabileceği risklerin siyasal
davranışları açıklayıp açıklamadığını inceleyecektir.
Önerme 7:
Siyasal-Bürokratik-Ekonomik Güç İlişkileri İktidarın Yeniden Üretiminde Rol
Oynayabilir
Uzun süreli
iktidar döneminde siyasal, bürokratik ve ekonomik güç arasında karşılıklı
bağımlılıkların oluştuğu doğrulanabilirse bu ilişkiler iktidarın yalnızca
seçimsel değil, aynı zamanda kurumsal ve ekonomik araçlarla yeniden
üretilmesine katkıda bulunabilir. Bu önerme bakımından fon soruşturması önemli
bir görgül araştırma alanı oluşturmaktadır ancak soruşturmadaki savlar
kesinleşmiş yolsuzluk olarak kabul edilmeyecektir. Nitekim güncel soruşturma,
yatırım fonlarındaki olağandışı işlemler ve piyasa manipülasyonu savları
kapsamında genişlemekte ve 30 Eylül itibarıyla 217 şüpheli hakkında işlem
yapıldığı, 56 kişinin tutuklandığı ve 88 kişi hakkında yargısal denetim
uygulandığı bildirilmiştir. Fonların tasfiyesi 131 fonu ve yaklaşık 455.758
yatırımcıyı etkilerken fonların toplam büyüklüğünün 20 milyar doların üzerinde
olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle araştırmada fon olayı şu şekilde ele
alınacaktır: Fon soruşturması, doğrulanmış ekonomik işlemler, siyasal
aktörlerle olası bağlantılar, hukuksal süreç ve siyasal sonuç. Bu zincirin her
halkası ayrı ayrı doğrulanmadıkça son halkaya ilişkin akıl yürütme yapılmayacaktır.
Önermelerin
Birlikte Sınanması
Yukarıdaki
önermeler birbirinden bağımsız değildir. Araştırmanın temel açıklama modeli
bunların birbirleriyle bağlantılı olarak sınanmasını gerektirmektedir. Önerilen
ilişki şu biçimde ifade edilebilir:
31 Mart 2024 seçimleri
↓
CHP'nin yüksek yerel siyasal kapasite
elde etmesi
↓
Seçim sonrası hukuksal/yönetsel
müdahaleler
+
CHP'den siyasal göç
↓
Yerel siyasal kapasitenin
parçalanması ve yeniden dağıtılması
↓
AKP ve YENİ Parti'nin farklı
biçimlerde kapasite edinmesi
↓
Ulusal siyasal kapasitenin yeniden
dağılımı
↓
2028'e giden ulusal iktidar savaşımının
değişen siyasal altyapısı
Bunun
üzerinde ikinci bir açıklama düzeyi bulunmaktadır:
Uzun süreli iktidar
↓
Siyasal + bürokratik + ekonomik güç
ilişkilerinin birikmesi
↓
Olası iktidar değişiminin mevcut güç
ilişkileri üzerindeki etkisi
↓
İktidar değişimine karşı direnç
mekanizmaları
↓
Siyasal alanın ve rakip siyasal
kapasitenin yeniden yapılandırılması
Araştırmanın
asıl amacı bu iki sürecin birbirinden bağımsız mı, yoksa belirli mekanizmalar
üzerinden birbirleriyle bağlantılı mı olduğunu ortaya koymaktır. Bu nedenle
çalışmanın son açıklama önerisi şu soruda yoğunlaşmaktadır: Yerel siyasal
kapasitenin 31 Mart 2024 sonrasında yeniden dağıtılması ile uzun süreli
iktidarın mevcut siyasal-bürokratik-ekonomik güç ilişkilerini koruma gereksinmesi
arasında görgül olarak kurulabilir bir ilişki var mıdır? Eğer böyle bir ilişki
kurulabilirse yerel yönetimlerdeki değişimler yalnızca yerel iktidar savaşımının
sonuçları olarak değil, daha geniş bir ulusal iktidarın yeniden üretimi veya
yeniden yapılandırılması sürecinin parçaları olarak yorumlanabilecektir. Eğer
ilişki kurulamazsa araştırmanın sonucu yine anlamlı olacaktır: bu durumda yerel
siyasal yeniden yapılanmanın ulusal iktidarın korunmasına ilişkin daha geniş
bir stratejiyle açıklanamayacağı veya mevcut verilerin böyle bir akıl yürütmeyi
desteklemek için yetersiz olduğu ortaya konulacaktır.
ÇÖZÜMLEME
Araştırmanın
bu bölümünde 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan gelişmeler yukarıda
geliştirilen kavramsal çerçeve ve sınanabilir önermeler doğrultusunda
incelenecektir. Çözümleme olayların yalnızca kronolojik olarak sıralanmasına
değil, siyasal kapasitenin nasıl değiştiğine, bu değişimin kimlerin lehine
sonuçlandığına ve farklı olaylar arasında ortak bir mekanizma bulunup
bulunmadığına odaklanacaktır. Çözümlemenin temel yaklaşımı iki farklı düzeyi
birbirinden ayırarak daha sonra bunların arasında ilişki kurmaktır. Birinci
düzey, 31 Mart 2024 sonrasında yerel siyasal kapasitenin yeniden
yapılandırılmasıdır. İkinci düzey ise, bu yeniden yapılandırmanın 2028'e giden
ulusal iktidar savaşımı bakımından taşıdığı siyasal anlamdır. Bu nedenle
çözümleme şu süreç üzerinden ilerleyecektir: Seçim sonucu, yerel siyasal
kapasite, müdahale veya siyasal göç, kapasite transferi/kaybı, aktörlerin
yeniden konumlanması ve ulusal siyasal kapasite.
31 Mart
2024 Seçimleri: Başlangıç Siyasal Kapasitenin Oluşması
31 Mart 2024
Yerel Yönetimler Genel Seçimleri araştırmanın başlangıç noktasıdır. Çünkü bu
seçimler sonucunda CHP özellikle büyükşehirler ve büyükşehirlerin ilçe
belediyeleri bakımından önceki döneme göre önemli bir yerel siyasal kapasite
elde etmiştir. Bu sonuç yalnızca belediye başkanlıklarının kazanılması anlamına
gelmemektedir. Seçim sonuçları aynı zamanda CHP'ye yerel yönetim deneyimi, seçilmiş
siyasal kadrolar, belediye meclislerinde temsil, yerel örgütlenme, seçmenlerle
doğrudan ilişki, siyasal görünürlük, yerel yönetim kaynaklarını kullanma ve yeni
siyasal kadrolar yetiştirme olanakları sağlamıştır. Dolayısıyla 31 Mart 2024
araştırmada “başlangıç siyasal kapasitenin” oluşturulduğu tarih olarak kabul
edilmektedir. Ancak burada önemli bir yöntembilimsel ayrım yapılmalıdır. Bir
belediyenin CHP tarafından kazanılması o belediyenin bütün siyasal
kapasitesinin CHP'ye ait olduğu anlamına gelmez. Siyasal kapasite, seçim
sonucunun yanında belediye meclisi aritmetiği, yerel parti örgütü, seçilmiş
temsilciler ve seçmen ilişkileri gibi unsurlardan oluşmaktadır. Bu nedenle
sonraki çözümlemede yalnızca “CHP kaç belediye kazandı?” sorusu değil, “31 Mart
2024 itibarıyla CHP hangi siyasal kapasite bileşenlerini elde etti?” sorusu
esas alınacaktır.
Seçim
Sonrası Dönüşümün İlk Mekanizması: Hukuksal ve Yönetsel Müdahale
31 Mart 2024
sonrasında bazı CHP'li belediye başkanlarının tutuklanması, görevden
uzaklaştırılması veya belediyelerin yönetim biçiminin değiştirilmesi, yerel
siyasal kapasitenin seçim sonrasında değişebilmesinin ilk mekanizmasını
oluşturmaktadır. Burada iki farklı sonucu birbirinden ayırmak gerekir. Birinci
sonuç, seçilmiş belediye başkanının bireysel olarak görev yapma kapasitesinin
sınırlandırılmasıdır. İkinci sonuç, bu işlemin belediyenin siyasal yönetim ve
temsil düzeni üzerinde meydana getirdiği değişikliktir. İkinci sonuç araştırma
açısından daha önemlidir. Çünkü belediye başkanının görevinden uzaklaştırılması
tek başına belediyenin siyasal denetimini değiştirmeyebilir. Belediye meclisi
aritmetiği aynı kalabilir ve başkanvekili yine aynı siyasal çoğunluk tarafından
seçilebilir. Dolayısıyla Başkanın görev yapamaması belediyenin siyasal denetiminin
otomatik olarak değişmesi demek değildir. Bu ayrım, araştırmanın nedensellik
çözümlemesi bakımından temel önemdedir.
Belediye
Meclisi Aritmetiği: Siyasal Kapasitenin Kritik Unsuru
Belediye
başkanının görevinden uzaklaştırıldığı durumlarda belediye meclisinin siyasal
dağılımı belirleyici olmaktadır. Başlangıçta seçilmiş başkan ve belediye
meclisi çoğunluğu birlikte düşünüldüğünde seçim sonucu tarafından oluşturulmuş
bir yerel siyasal yönetim ortaya çıkmaktadır. Başkanın görev yapamaması
durumunda ise belediye meclisi aritmetiği, başkanvekili seçimi be gerçekleşen yönetim
zinciri devreye girmektedir. Bu nedenle araştırmada özellikle başkanvekili
seçimleri, yalnızca hukuksal bir süreç olarak değil, seçim sonucunun yönetim
üzerindeki devamlılığını belirleyen kurumsal karar noktaları olarak ele
alınacaktır. Burada önceki çalışmamızdaki Etkili Temsil Aritmetiği (ETA)
kavramı yeniden kullanılabilir: Belirli bir kurumsal karar anında hukuksal
olarak ve gerçekte oy kullanabilen seçilmiş temsilcilerin siyasal dağılımı. Bu
kavram sayesinde örneğin başlangıçtaki CHP çoğunluğu ile daha sonraki bir
başkanvekili seçimindeki oy dağılımı arasındaki fark ölçülebilecektir.
Siyasal
Göç: Müdahaleden Bağımsız İkinci Mekanizma
Yerel
siyasal kapasitenin yeniden dağılımı yalnızca hukuksal veya yönetsel
müdahaleler yoluyla gerçekleşmemektedir. İkinci önemli mekanizma siyasal
göçtür. Bir belediye başkanının veya belediye meclis üyesinin CHP'den ayrılarak
AKP'ye veya YENİ Parti'ye geçmesi ilk bakışta bireysel siyasal tercih
değişikliği olarak değerlendirilebilir. Ancak aynı hareket belediye meclisi
çoğunluğunu değiştiriyor, başkanvekili seçiminde sonucu etkiliyor, yerel parti
örgütünün bir bölümünü başka partiye taşıyor, seçilmiş kadroları yeni partiye
kazandırıyor veya yeni partinin yerel seçmen ilişkisini güçlendiriyorsa artık
yalnızca bireysel parti değişikliğinden söz etmek yeterli olmayacaktır. Bu
durumda siyasal kapasite transferi kavramı devreye girmektedir.
AKP'ye
Siyasal Kapasite Aktarımı
AKP'ye
gerçekleşen siyasal geçişlerin çözümlemesinde temel soru CHP'den AKP'ye geçen
siyasal aktörle birlikte hangi kapasite unsurları AKP'nin kullanımına
açılmıştır olacaktır. Örneğin yalnızca belediye başkanının AKP'ye geçmesi ile
belediye başkanı, belediye meclisi üyeleri ve yerel örgüt yapısının birlikte
hareket etmesi aynı siyasal sonuç değildir. Bu nedenle AKP'ye gerçekleşen
geçişler üç düzeyde incelenecektir: Bireysel aktarım, kurumsal aktarım ve
örgütsel aktarım. Bu ayrım AKP'nin gerçekten yeni bir siyasal kapasite kazanıp
kazanmadığının belirlenmesine yardımcı olacaktır.
YENİ
Parti: CHP'den Kopan Kapasitenin Yeni Adresi mi?
Araştırmanın
özgünlüğünü artıran asıl sorun burada ortaya çıkmaktadır. CHP'den ayrılan
siyasal aktörlerin önemli bir bölümünün YENİ Parti'ye yönelmesi CHP'nin
kaybettiği kapasitenin tamamının AKP'ye aktarılmadığını göstermektedir. Dolayısıyla
süreç basitçe CHP ve AKP şeklinde değil, CHP, AKP ve YENİ Parti şeklinde
incelenmelidir. Bu durum, ulusal iktidar savaşımının aktör yapısını da
değiştirmektedir. YENİ Parti, CHP'nin yerel siyasal kapasitesinden belirli
unsurları devralabildiği ölçüde yalnızca CHP'den ayrılanların toplandığı yeni
bir siyasal yapı olmaktan çıkarak ulusal iktidar savaşımında bağımsız bir
kapasite sahibi aktör durumuna gelebilir. Ancak bunun gerçekleşip
gerçekleşmediği üye veya belediye başkanı sayısıyla tek başına belirlenemez.
Örgütsel süreklilik, belediye meclisi aritmetiği, yerel örgütlerin aktarımı ve
seçmen ilişkilerinin yeni partiye taşınıp taşınmadığı ayrıca incelenmelidir.
CHP–AKP
İlişkisinden CHP–AKP–YENİ Parti İlişkisine
Bu aşamada
araştırmanın temel siyasal ilişkisi değişmektedir. İlk bakışta süreç CHP ve AKP
arasında bir siyasal savaşım gibi görünmektedir. Ancak CHP'den YENİ Parti'ye
yönelik siyasal göç belirli bir ölçeğe ulaştığında üçlü bir ilişki ortaya
çıkmaktadır: AKP, CHP ve YENİ Parti. Burada CHP, yalnızca AKP'nin rakibi
değildir aynı zamanda YENİ Parti'nin siyasal kapasite devşirdiği temel
kaynaklardan biri durumuna gelmektedir. Bu nedenle araştırmanın önemli
sorularından biri şudur: AKP bakımından asıl sorun yalnızca CHP'nin
zayıflatılması mıdır, yoksa CHP'den kopan siyasal kapasitenin YENİ Parti
tarafından devralınması da ayrıca önemli bir stratejik sorun oluşturmakta
mıdır? Bu soru doğrudan niyet okumasıyla yanıtlanmayacaktır. Yanıt için şu
göstergeler aranacaktır: YENİ Parti'nin güçlendiği bölgelerde AKP'nin tutumu, AKP'nin
CHP'den kopan aktörlere yönelik yaklaşımı, aynı belediyelerde farklı siyasal
aktörlerin davranışları, hukuksal müdahale ile siyasal geçiş arasındaki
zamanlama, belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler ve AKP'nin YENİ
Parti'nin kapasite kazanmasını sınırlayan veya kolaylaştıran davranışları.
İstanbul:
Yerel Siyasal Kapasitenin Yığınsal Yeniden Dağılımı
İstanbul
araştırmanın en önemli örneklerinden biridir. Çünkü 31 Mart 2024'te CHP 39 ilçe
belediyesinin 26'sını kazanmış, AKP ise 13 ilçede yönetimi elde etmiştir. Daha
sonraki dönemde bazı CHP'li belediyelerde başkanların görev yapma kapasitesinin
sınırlandırılması, bazı belediye başkanlarının parti değiştirmesi ve belediye
meclisi aritmetiğinin değişmesi sonucunda siyasal dağılımın başlangıçtaki seçim
sonucundan farklılaştığı görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta
toplam sayıdaki değişimin tek başına neden-sonuç kanıtı olmadığıdır. Ancak
başlangıç ile sonraki durum arasındaki fark araştırmanın şu sorusunu görünür kılmaktadır:
Seçimle oluşturulan yerel siyasal kapasitenin belirli bir bölümü seçim
yenilenmeden hangi mekanizmalarla başka siyasal aktörlerin kullanımına
geçmiştir? İstanbul bu nedenle yalnızca bir “belediye kaybı” örneği değil,
yerel siyasal kapasitenin seçimler arasında yeniden dağıtılmasının yığınsal bir
görünümünü incelemek bakımından önem taşımaktadır.
Mersin:
Modeli Sınayan Karşı Örnek
Mersin ise
çözümleme bakımından farklı bir önem taşımaktadır. Burada belediye başkanı
Vahap Seçer'in 1 Ekim 2026'da bir soruşturma kapsamında gözaltına alınması,
hukuksal-yönetsel müdahalenin yerel siyasal kapasite üzerindeki etkisinin
incelenmesini olanaklı kılmaktadır. Ancak belediye meclisindeki CHP çoğunluğu
devam ettiği sürece başkanın hukuksal statüsündeki değişiklik otomatik olarak
belediyenin siyasal denetiminin değiştiği anlamına gelmemektedir. Bu durum
araştırmanın modeli açısından önemlidir. Eğer müdahale başkanın işlevsel
kapasitesinin sınırlandırılması gerçekleşiyor fakat müdahale belediye
yönetiminin rakip partiye geçmesi gerçekleşmiyorsa ilk mekanizma ile ikinci
mekanizmanın birbirinden ayrılması gerekir. Bu nedenle Mersin, İstanbul'daki
örneklerin genelleştirilmesini engelleyen ve araştırmanın açıklama modelini
sınayan karşılaştırmalı bir olay niteliğindedir.
Siyasal-Bürokratik-Ekonomik
Güç ve İktidar Değişimi
Çözümlemenin
ikinci büyük ekseni burada başlayacaktır. Yerel siyasal kapasitenin yeniden
yapılandırılması tek başına uzun süreli iktidarın neden korunmaya çalışıldığını
açıklamayabilir. Bunun için daha derindeki güç ilişkilerinin incelenmesi
gerekir:
Siyasal iktidar
↕
Bürokratik güç
↕
Ekonomik güç
↕
Siyasal bağlantılar
Araştırmanın
burada sınadığı önerme bu unsurlar arasında belirli ölçüde kurumsallaşmış
karşılıklı bağımlılıkların bulunup bulunmadığıdır. Eğer böyle bir yapılanma
varsa iktidarın değişmesi yalnızca hükümetin değişmesi olmayabilir. Aynı
zamanda ekonomik ilişkilerin yeniden incelenmesi, bürokratik konumların
değişmesi, geçmiş kararların yeniden değerlendirilmesi, kamu kaynaklarının
kullanımının araştırılması ve siyasal bağlantıların zayıflaması gibi sonuçlar
doğurabilir. Bu durumda iktidar değişimi mevcut güç ilişkileri bakımından daha
geniş sonuçlar doğuran bir süreç durumuna gelebilir.
Fon
Olayı: İktidar Değişiminin Ekonomik Boyutuna Açılan Pencere
Fon
soruşturması bu araştırmanın tam da bu noktasında önem kazanmaktadır. Ancak fon
olayının araştırmadaki konumu dikkatle belirlenmelidir. Araştırmanın amacı “fon
soruşturması AKP'nin yolsuzluklarının kanıtıdır” demek değildir. Araştırılması
gereken daha genel soru şudur: Siyasal iktidar ile ekonomik güç arasındaki
ilişkiler, iktidar değişiminin siyasal aktörler açısından neden yalnızca bir
seçim sonucu değil, aynı zamanda ekonomik ve hukuksal sonuçları olan bir süreç
olabileceğini açıklayabilir mi? Bu sorunun yanıtı için fon soruşturmasında hangi
ekonomik işlemlerin doğrulandığı, hangi kişilerin hangi konumlarda bulunduğu, siyasal
bağlantıların somut olarak nasıl kurulduğu, hangi savların soruşturma
makamlarınca ileri sürüldüğü, hangilerinin bağımsız biçimde doğrulandığı ve hukuksal
sürecin hangi aşamada olduğu ayrı ayrı incelenmelidir. Böylece fon olayı
araştırmanın siyasal savını desteklemek üzere kullanılan tekil bir örnek
olmaktan çıkarılarak siyasal güç ile ekonomik güç arasındaki ilişkinin
sınanabileceği bir olay durumuna getirilecektir.
Çözümlemenin
Birinci Ara Sonucu
Şu ana
kadarki çözümleme 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan değişimin tek bir
mekanizma üzerinden açıklanamayacağını göstermektedir. En az üç farklı
mekanizma birbirinden ayrılmalıdır:
Hukuksal-yönetsel müdahale: Seçilmiş temsilcinin veya belediye yönetiminin
işlevsel kapasitesinin sınırlandırılması.
Kurumsal-siyasal yeniden yapılandırma: Belediye meclisi aritmetiğinin veya
başkanvekili seçiminin değişmesi yoluyla yönetim düzeninin değiştirilmesi.
Siyasal göç ve kapasite transferi: Seçilmiş aktörlerin, kadroların veya
örgütlerin başka siyasal yapılara aktarılması.
Bu üç
mekanizma aynı olayda birlikte bulunabileceği gibi birbirinden bağımsız da
ortaya çıkabilir. Araştırmanın bundan sonraki çözümlemesi bu mekanizmaların
hangi koşullarda birbirini tamamladığını ve hangi koşullarda birbirinden
ayrıldığını incelemelidir. Böylece çalışmanın temel sorusuna yaklaşabiliriz: 31
Mart 2024'te seçimle ortaya çıkan yerel siyasal kapasite seçimler arasında
yalnızca azalmış mıdır yoksa belirli aktörler arasında yeniden dağıtılmış
mıdır? Eğer ikinci seçenek görgül olarak desteklenirse bir sonraki aşamada daha
ileri bir soruya geçilebilir: Bu yeniden dağılım yerel iktidar savaşımının
ötesinde 2028'e giden ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının yeniden
yapılandırılması olarak açıklanabilir mi?
BELEDİYE
ÖRNEKLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI ÇÖZÜMLENMESİ: MÜDAHALE, ARİTMETİK VE SİYASAL GÖÇ
İncelenen
belediye örneklerinin açıklayıcı değeri yalnızca kaç belediyenin yönetiminin
değiştiğinin belirlenmesiyle sınırlı değildir. Asıl sorun bu değişikliklerin
hangi mekanizmalar üzerinden ortaya çıktığı, seçimle oluşmuş siyasal
kapasitenin hangi bileşenlerini etkilediği ve ortaya çıkan sonuçların hangi
siyasal aktörlerin kapasitesini artırdığı veya azalttığıdır. Bu amaçla
belediyelerde yaşanan gelişmeler üç temel mekanizma çerçevesinde
karşılaştırılabilir: Hukuksal ve yönetsel müdahale yani seçilmiş belediye
başkanının görevini sürdürememesi, görevden uzaklaştırılması veya belediye
yönetimine kayyım atanması gibi gelişmeler. Kurumsal aritmetiğin yeniden
yapılandırılması yani belediye meclisindeki üye dağılımının değişmesi,
başkanvekilliği seçiminin yenilenmesi veya seçimin sonucunu etkileyen hukuksal
ve siyasal gelişmeler. Siyasal göç ve kapasite transferi yani belediye
başkanlarının, belediye meclisi üyelerinin veya yerel parti örgütlerinin bir
partiden ayrılarak başka bir partiye katılması. Bu mekanizmalar birbirinden
bağımsız işleyebileceği gibi, belirli olaylarda birbirini tamamlayan bir süreç
de oluşturabilir. Bununla birlikte, aynı belediyede birden fazla mekanizmanın
gözlenmesi bunların önceden belirlenmiş ortak bir planın parçaları olduğunu tek
başına kanıtlamaz. Böyle bir sonuca ulaşmak için zamanlama, aktör davranışları,
karar süreçleri ve gözlenebilir bağlantılar ayrıca incelenmelidir.
Müdahale
ile Yönetim Değişikliğinin Ayrıştırılması
Esenyurt ve
Şişli örnekleri seçilmiş belediye başkanının görevini sürdürememesi ile
belediyenin yönetim düzeninin değişmesi arasındaki ilişkinin incelenmesine
olanak vermektedir. Bu örneklerde kayyım veya belediye başkanvekilliği
düzenlemeleri yalnızca bir makamın geçici olarak boşalması biçiminde ele
alınamaz. Söz konusu düzenlemelerin belediyenin siyasal temsil yapısı, karar
alma süreçleri ve seçmen iradesinin kurumsal yansıması üzerindeki etkileri de
araştırılmalıdır. Bununla birlikte, bu tür müdahalelerin hukuksal gerekçeleri
ile siyasal sonuçları ayrı düzlemlerde değerlendirilmelidir. Bir müdahalenin
hukuksal dayanağının bulunup bulunmadığı ayrı bir sorudur. Müdahalenin seçilmiş
yönetimin siyasal kapasitesini nasıl etkilediği ise başka bir sorudur. İkinci
soruya verilecek yanıt birinci sorunun kendiliğinden yanıtı olarak
kullanılamaz. Bu ayrım araştırmanın temel yöntemsel güvencelerinden biridir.
Çünkü bir işlemin muhalefetin yönetme kapasitesini azaltması o işlemin bu
amaçla yapıldığını tek başına göstermez. Buna karşılık, hukuksal sürecin
gerekçeleri ne olursa olsun, ortaya çıkan kurumsal sonuçların siyasal kapasite
üzerindeki etkileri görgül olarak incelenebilir.
Belediye
Meclisi Aritmetiği ve Yönetim
Bayrampaşa,
Gaziosmanpaşa, Üsküdar ve Adalar örnekleri belediye meclisi aritmetiğinin
siyasal kapasite üzerindeki etkisini incelemek bakımından farklı süreçleri
karşılaştırmaya elverişlidir. Bu örneklerde başkanvekilliği seçimleri,
seçimlerin yenilenmesi, meclis üyelerinin parti değiştirmesi veya seçim
sürecini etkileyen hukuksal gelişmeler ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Burada
belirleyici olan yalnızca belediye başkanının hangi partiden seçildiği
değildir. Belediye meclisinin başlangıçtaki dağılımı, üyelerin sonraki siyasal
konumları, başkanvekilliği seçiminin hangi koşullarda yapıldığı ve seçim
sonucunun yönetim üzerindeki etkisi birlikte ele alınmalıdır. Bu çerçevede “Etkili
Temsil Aritmetiği” (ETA), seçimle oluşan temsil düzeni ile sonraki karar anında
kullanılabilen temsil kapasitesi arasındaki farkı incelemek için
kullanılabilir. Başlangıçtaki meclis dağılımı ile sonraki karar anındaki
dağılım karşılaştırıldığında yalnızca kaç üyenin hangi partide bulunduğu değil,
bu değişikliğin yönetim sonucunu üretmeye yeterli olup olmadığı da
belirlenebilir. Çözümlemenin temel sorusu şöyledir: Meclis aritmetiğindeki
değişiklik seçmen iradesiyle oluşmuş başlangıç temsil düzeninin olağan siyasal
süreçler içindeki dönüşümünden mi kaynaklanmıştır, yoksa hukuksal veya yönetsel
müdahalelerle aynı dönemde ortaya çıkan gelişmeler bu dönüşümün koşullarını
değiştirmiş midir? Bu soru siyasal göçün etkisini de daha kesin biçimde ölçmeye
olanak verir. Bir belediye başkanının parti değiştirmesi ile başkanvekilliği
seçiminin sonucunu değiştirecek sayıda meclis üyesinin parti değiştirmesi aynı
olgu değildir. İlkinde öncelikle siyasal temsilin yönelimi değişirken
ikincisinde kurumsal karar üretme kapasitesi de değişebilir.
Bayrampaşa,
Beykoz ve Şile: Farklı Mekanizmaların Birlikte İncelenmesi
Bayrampaşa
örneğinde öne çıkan araştırma konusu seçilmiş belediye başkanının görevini
sürdürememesi sonrasında başkanvekilliği seçiminin, yargısal müdahalenin ve
yenilenen seçim sonucunun birbirini izleyen etkileridir. Buradaki çözümleme tek
bir seçimin sonucuna indirgenmemeli ve sürecin bütün aşamalarının yönetim
üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır. Beykoz ve Şile örnekleri ise farklı bir
soruyu gündeme getirmektedir. Bu örneklerde CHP'den seçilmiş belediye
başkanlarının görevlerini sürdürememeleri veya görevdeki değişikliklerin
ardından belediye yönetiminde görev alan bazı kişilerin daha sonra AKP'ye
katılması hukuksal-yönetsel süreç ile siyasal göç arasındaki ilişkinin
araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu olaylar dizisi en az üç farklı
açıklamaya açıktır: Hukuksal veya yönetsel müdahale ile siyasal göç birbirinden
bağımsız süreçler olabilir. İlk süreç, ikinci sürecin ortaya çıkabileceği
kurumsal koşulları değiştirmiş olabilir. Her iki süreç, daha geniş bir siyasal
yeniden yapılanmanın birbirini tamamlayan sonuçları olabilir. Bu açıklamalar
arasında seçim yapmak için yalnızca olayların art arda gerçekleşmiş olması
yeterli değildir. Siyasal göç kararlarının ne zaman alındığı, karar
sahiplerinin kamuya açık açıklamaları, belediye meclisindeki değişiklikler ve
bu değişikliklerin yönetim sonucuna etkisi birlikte incelenmelidir. Dolayısıyla
bu örnekler, önceden belirlenmiş bir siyasal niyetin kanıtı olarak değil,
hukuksal-yönetsel müdahale ile siyasal kapasite transferi arasında gözlenebilir
bir mekanizma bağlantısı bulunup bulunmadığını sınamak için kullanılmalıdır.
Çekmeköy
ve Tuzla: Doğrudan Siyasal Göç
Çekmeköy ve
Tuzla örnekleri belediye yönetiminin değişmesi ile belediye başkanının parti
değiştirmesi arasındaki ilişkinin ayrı bir mekanizma üzerinden incelenmesine
olanak vermektedir. Bu tür örneklerde araştırma konusu yalnızca belediye
başkanının başka partiye katılması değildir. Parti değişikliğinin belediye
meclisinin dağılımını, yerel parti örgütünü, seçmenlerle kurulan ilişkiyi ve
belediyenin siyasal görünürlüğünü ne ölçüde etkilediği de belirlenmelidir. Bu
nedenle siyasal göçün sonuçları üç düzeyde ölçülmelidir:
Birinci düzey — Bireysel siyasal göç: Belediye başkanı veya seçilmiş
temsilci parti değiştirir ancak belediye meclisinin ve yerel örgütün geri kalan
yapısı büyük ölçüde aynı kalır.
İkinci düzey — Kurumsal siyasal göç: Parti değişikliği, belediye
yönetimiyle birlikte meclis aritmetiğini veya belediyenin karar üretme
kapasitesini de etkiler.
Üçüncü düzey — Örgütsel siyasal göç: Belediye başkanı ve seçilmiş
temsilcilerin yanı sıra yerel parti örgütü, kadrolar ve siyasal bağlantılar da
yeni partiye yönelir.
Üçüncü
düzeyde gerçekleşen bir geçiş salt temsilci sayısındaki artıştan daha kapsamlı
bir sonuç yaratabilir. Çünkü geçilen parti yalnızca yeni üyeler kazanmakla
kalmayıp daha önce başka bir partinin bünyesinde oluşmuş yerel siyasal
ilişkileri ve örgütsel birikimi de devralabilir. Bunun gerçekleşip
gerçekleşmediği ise üyelik sayılarından hareketle varsayılmamalı ve örgütsel
yapı, kadro devamlılığı, yerel etkinlikler ve seçmen ilişkileri üzerinden
araştırılmalıdır. Bu ayrım, CHP'den YENİ Parti'ye yönelen siyasal göçün ulusal
iktidar savaşımı bakımından önemini değerlendirmek için özellikle gereklidir.
Üsküdar
ve Adalar: Siyasal Göçün Kurumsal Sonuca Dönüşmesi
Üsküdar ve
Adalar örnekleri siyasal göçün belediye meclisi aritmetiğiyle birleştiğinde
nasıl bir kurumsal sonuç üretebildiği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu tür
örneklerde bir temsilcinin parti değiştirmesi tek başına yönetimin değiştiğini
göstermez. Ancak karar sonucunu belirleyebilecek sayıda temsilcinin konum
değiştirmesi, başkanvekilliği seçiminin sonucunu etkileyebilecek bir koşul
oluşturabilir. Bu nedenle iki ayrı gösterge izlenmelidir: Siyasal geçişin
ölçeği yani hangi temsilciler, hangi tarihte ve hangi gerekçelerle parti
değiştirmiştir? Kurumsal etkisi yani bu geçişler, başkanvekilliği seçiminin
sonucunu veya belediyenin yönetimini değiştirmeye yeterli olmuş mudur? Ayrıca,
siyasal göç ile yönetim değişikliği arasında bir ilişki saptanması, göç
kararlarının belirli bir karşılık, vaat veya baskı sonucunda alındığını
kanıtlamaz. Bu tür savlar varsa ilgili kişilerin açıklamaları ve bağımsız
olarak doğrulanabilen belgeler üzerinden ayrıca incelenmelidir. Araştırmanın
hedefi, kişilerin niyetlerini kanıt olmaksızın açıklamak değil, siyasal
geçişlerin kurumsal sonuçlarını, bunların zamanlamasını ve olası mekanizma
bağlantılarını ortaya koymaktır.
CHP’DEN YENİ
PARTİ’YE SİYASAL GÖÇ: ÜYELİK ARTIŞI MI, SİYASAL KAPASİTE TRANSFERİ Mİ?
31 Mart 2024
sonrasında ortaya çıkan en dikkat çekici gelişmelerden biri CHP’den başka
siyasal yapılara yönelen siyasal göçtür. Bu göç 24 Temmuz 2026’da YENİ
Parti’nin kurulmasıyla birlikte niceliksel olarak da görünür bir ölçeğe
ulaşmıştır. Ancak araştırma açısından önemli olan kaç belediye başkanının parti
değiştirdiği değil, bu geçişlerle birlikte hangi siyasal kapasitenin bir
partiden diğerine taşındığıdır. 7 Ağustos 2026’da YENİ Parti Genel Başkan
Yardımcısı Yaşar Tüzün TBMM’de yaptığı açıklamada 232 belediye başkanının
CHP’den istifa ettiğini ve bunların büyük bölümünün YENİ Parti’ye üyelik
işlemlerini tamamladığını bildirmiştir. Aynı açıklamada 28 ilde CHP’li belediye
başkanının kalmadığı ileri sürülmüştür. Bu rakamlar YENİ Parti yöneticisinin
açıklamasına dayanmaktadır. Dolayısıyla araştırmada bağımsız olarak doğrulanmış
belediye kayıtlarıyla ayrıca sınanması gerekir. Bununla birlikte, farklı
tarihlerde açıklanan rakamlar dahi siyasal göçün yalnızca bireysel belediye
başkanlarının parti değiştirmesinden ibaret olmadığını göstermektedir. Örneğin
24 Ağustos'ta YENİ Parti tarafından 244 belediyeye ulaşıldığı açıklanmış ve 10
Eylül tarihli Medyascope haberinde ise CHP'den seçilen 252 belediye başkanının
YENİ Parti'ye katıldığı bildirilmiştir. Bu farklılıklar, sayıların belirli
tarihlerdeki hareketli bir siyasal göçü yansıttığını ve tek bir sabit veri gibi
kullanılmaması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla burada iki farklı
büyüklüğün birbirinden ayrılması gerekir: Birinci büyüklük siyasal göçün
niceliğidir. İkinci ve daha önemli büyüklük ise siyasal kapasite transferinin
niteliğidir.
Siyasal
Göçün Üç Düzeyi
CHP'den YENİ
Parti'ye yönelen geçişler üç düzeyde incelenebilir.
Birinci
düzey-bireysel geçiş: Belediye başkanı veya başka bir seçilmiş temsilci CHP'den ayrılarak YENİ
Parti'ye katılmaktadır. Bu durumda yeni parti bir siyasal aktör kazanmakta
ancak bu aktörün daha önce sahip olduğu bütün siyasal bağlantıların yeni
partiye otomatik olarak geçtiği varsayılamamaktadır.
İkinci
düzey-kurumsal geçiş: Belediye başkanının yanında belediye meclisi üyelerinin de parti
değiştirmesi siyasal göçü kurumsal bir kapasite transferine
dönüştürebilmektedir. Çankaya örneği bu bakımdan özellikle dikkat çekicidir.
Hüseyin Can Güner'in YENİ Parti'ye geçmesinin ardından başkanvekili Haldun
Güler ile 33 belediye meclisi üyesinin de aynı yönde hareket ettiği
bildirilmiştir. Böyle bir durumda yalnızca bir kişinin parti değiştirmesinden
değil, belediye meclisi düzeyinde bir siyasal kapasite transferinden söz etmek olanaklı
duruma gelmektedir.
Üçüncü
düzey-örgütsel geçiş: Siyasal göç belediye başkanı ve meclis üyeleriyle sınırlı kalmayıp il,
ilçe ve gençlik örgütlerini de kapsadığında daha kapsamlı bir kapasite
transferi ortaya çıkabilir.
İstanbul
örneği bu bakımdan özellikle önemlidir. 28 Temmuz 2026'da CHP İstanbul İl
Başkanı Özgür Çelik'in yanı sıra 40 kişilik il yönetiminin 39 üyesinin ve 39
ilçe başkanının 36'sının YENİ Parti'ye geçtiği bildirildi. Bu gelişme belediye
başkanlarının geçişinden farklı olarak doğrudan örgütsel altyapının taşınması
niteliğinde bir örnek oluşturmaktadır. Bu nedenle siyasal göçün
araştırılmasında basit bir “kaç kişi geçti?” göstergesi yeterli değildir. Daha
anlamlı gösterge şu olacaktır: Bir partiden ayrılan aktörlerle birlikte, daha
önce o partide bulunan hangi örgütsel, kurumsal, temsile dayalı ve seçimsel
kapasite yeni partiye taşınmıştır?
YENİ
Parti'nin Kazandığı Kapasitenin Niteliği
YENİ
Parti'nin kısa süre içerisinde elde ettiği örgütsel ölçek siyasal göçün
yalnızca temsilci sayısı üzerinden açıklanamayacağını göstermektedir. Parti, 24
Ağustos'ta 400 bin üye ve 244 belediye bildirmiş ve 26 Ağustos'ta üye sayısını
503.027 olarak açıklamıştır. Daha sonraki parti açıklamalarında bu sayı 26
Eylül itibarıyla 723 bin olarak verilmiştir. Bu rakamlar parti tarafından
açıklanan verilerdir ve bağımsız üye denetimi anlamına gelmez. Bu hızlı
büyümenin siyasal anlamını belirlemek için ise üye sayısından daha farklı
göstergelere gereksinme vardır. Bunlar yerel parti örgütlerinin aktarılması, seçilmiş
belediye başkanlarının aktarılması, belediye meclisi üyelerinin aktarılması, deneyimli
siyasal kadroların aktarılması, yerel seçmen ilişkilerinin korunması, yerel
görünürlüğün yeni partiye taşınması, seçim kampanyası deneyiminin aktarılması
ve yerel düzeyde örgütlenme maliyetinin azalmasıdır. Bu göstergeler birlikte
gerçekleştiğinde siyasal göç siyasal kapasite transferi niteliği kazanır. Dolayısıyla
YENİ Parti'nin büyümesini yalnızca yeni kurulmuş bir partinin “üye kazanması”
olarak açıklamak eksik kalabilir. Eğer eski CHP örgütlerinin seçilmiş
temsilcilerin ve yerel siyasal ağların önemli bir bölümü yeni partiye birlikte
taşınıyorsa burada daha önce başka bir parti bünyesinde birikmiş siyasal
kapasitenin yeni bir siyasal örgüte aktarılması söz konusudur.
CHP
Açısından Kayıp: Belediye Sayısından Daha Fazlası
Aynı süreç CHP açısından da yalnızca “belediye kaybı” olarak
değerlendirilmemelidir. Bir belediye başkanının CHP'den ayrılması belediyenin hukuksal
olarak ve gerçekte kim tarafından yönetildiği bakımından önemli olabilir. Ancak
belediye başkanıyla birlikte meclis üyeleri, ilçe örgütü ve yerel kadrolar da
ayrılıyorsa CHP'nin kaybı yerel siyasal yeniden üretim kapasitesine
dönüşebilir. Bu nedenle CHP açısından kaybı dört bileşene ayırmak olanaklıdır:
Temsil kaybı: Seçimle kazanılmış makamın siyasal bağlılığının değişmesi.
Örgüt kaybı: İl ve ilçe örgütlerinin başka bir siyasal yapıya geçmesi.
Kadro kaybı: Deneyimli siyasal aktörlerin ve yerel yöneticilerin
ayrılması.
Seçimsel kapasite kaybı: Seçmen ilişkileri, yerel tanınırlık ve seçim
kampanyası deneyiminin başka bir partiye aktarılması.
Bu dört
kayıp aynı anda ortaya çıkıyorsa siyasal göçün etkisi bir belediye başkanlığı
değişikliğinin çok ötesine geçmektedir.
AKP ile
YENİ Parti Arasındaki Farklı Kapasite Edinme Yolları
Burada
araştırmanın daha önce ortaya koyduğu üçlü yapı önem kazanmaktadır: CHP ve AKP,
CHP ve YENİ Parti ve AKP ve YENİ Parti. 31 Mart 2024 sonrasında CHP'den ayrılan
belediye başkanlarının tümünün aynı siyasal hedefe yönelmediği görülmektedir.
10 Eylül itibarıyla Medyascope, CHP'den AKP'ye geçen belediye başkanı veya
başkanvekili sayısını 14 olarak vermiş ve 30 Eylül'de ise bu sayının 17'ye
yükseldiğini bildirmiştir. Buna karşılık aynı dönemde YENİ Parti'ye geçtiği
bildirilen CHP kökenli belediye başkanlarının sayısı çok daha yüksektir. Bu
durum, CHP'den kopan yerel siyasal kapasitenin tek bir aktöre doğru akmadığını
göstermektedir. Böylece araştırmanın başlangıçtaki iki taraflı modeli CHP ve
iktidar biçimindeki basit bir yeniden dağılım modeli olmaktan çıkmakta ve üç
aktörlü bir modele dönüşmektedir: CHP’den AKP ve YENİ Partiye. Bu değişiklik kuramsal
olarak önemlidir. Çünkü CHP'nin yerel siyasal kapasitesinin azalması ile
AKP'nin siyasal kapasitesinin artması aynı şey değildir. CHP'den kopan
kapasitenin önemli bir bölümü YENİ Parti'ye gidiyorsa ortaya CHP'nin
zayıflaması ile AKP'nin güçlenmesinin birbirinden ayrışabileceği bir durum
çıkmaktadır. Bu nedenle araştırmanın daha önce kurduğu beşinci önerme önem
kazanmaktadır: YENİ Parti'nin CHP'den gerçekleştirdiği yerel siyasal göç
belirli bir ölçeği aştıkça AKP'nin CHP'li belediyelere yönelik siyasal
stratejisi yalnızca CHP'nin yerel siyasal kapasitesini azaltmaya değil, CHP'den
kopan kapasitenin YENİ Parti tarafından devralınmasını sınırlamaya veya
dengelemeye de yönelmiş olabilir. Ancak bu cümledeki “yönelmiş olabilir”
ifadesi korunmalıdır. Mevcut bulgular böyle bir stratejik amacı
kanıtlamamaktadır. Şimdilik bu sonraki karşılaştırmalı çözümlemede sınanacak
bir önermedir.
Etimesgut
ve Çankaya: Siyasal Kapasitenin Yeni Bir Partide Yeniden Örgütlenmesi
Çankaya
örneği siyasal göçün yalnızca belediye başkanının parti değiştirmesi olmadığını
açık biçimde göstermesi bakımından önemlidir. Belediye başkanı, başkanvekili ve
çok sayıda belediye meclisi üyesinin birlikte hareket etmesi temsile dayalı
kapasite ile örgütsel kapasitenin aynı anda taşınabileceğini göstermektedir. Bu
durumun araştırma açısından anlamı şudur: Siyasal göç yalnızca siyasal bağlılık
değişikliği değildir. Bazı durumlarda siyasal göç temsil kapasitesi, örgütsel
kapasite, kadro kapasitesi ve seçimsel kapasite transferidir. Bu mekanizma
doğrulanırsa YENİ Parti'nin ulusal düzeydeki kapasitesinin yalnızca yeni
üyelerin toplamından oluşmadığı ve başka bir partide uzun yıllar boyunca
birikmiş siyasal kapasitenin yeni bir siyasal örgütlenmeye aktarılmasıyla da
oluştuğu ileri sürülebilir. Bu ise makalenin yerel yönetimlerden ulusal iktidar
savaşımına geçişini sağlayan temel bağlantılardan biridir.
Ara
Sonuç: “Başarı” Yerine “Kapasite Transferi”
Bu aşamada
“YENİ Parti CHP'den ne kadar başarılı biçimde göç aldı?” sorusu yerine daha
ölçülebilir bir soru kullanılmalıdır: “CHP'den YENİ Parti'ye gerçekleşen
siyasal göç CHP'nin daha önce sahip olduğu hangi siyasal kapasite unsurlarını
yeni partiye aktarmıştır?” Bu değişiklik, araştırmanın akademik niteliğini de
güçlendirmektedir. Çünkü “başarı” normatif ve sonuç odaklı bir değerlendirme
iken kapasite transferi gözlenebilir göstergeler üzerinden incelenebilir. Buna
göre YENİ Parti'nin CHP'den devraldığı kapasiteyi şu beş başlık altında ölçmek olanaklıdır:
|
Çizelge 1: Göstergeler |
|
|
Kapasite boyutu |
Ölçülebilecek gösterge |
|
Temsil kapasitesi |
Belediye başkanları ve seçilmiş temsilciler |
|
Kurumsal kapasite |
Belediye meclisi aritmetiği |
|
Örgütsel kapasite |
İl, ilçe ve gençlik örgütleri |
|
Kadro kapasitesi |
Deneyimli yerel siyasal aktörler |
|
Seçimsel kapasite |
Yerel seçmen ilişkileri, görünürlük ve kampanya
altyapısı |
Bu çerçevede
YENİ Parti'nin CHP'den siyasal göç yoluyla yalnızca insan değil, siyasal
kapasite devralıp devralmadığı, makalenin görgül olarak sınanabilecek en önemli
sorularından biri durumuna gelmektedir. Daha da önemlisi, eğer bu kapasitenin
bir bölümü 2028'e kadar korunur ve ulusal örgütlenmeye aktarılırsa 31 Mart 2024
yerel seçimlerinin sonucu yalnızca geçmişte kalmış bir yerel seçim sonucu
olmaktan çıkar ve 2028'e giden ulusal iktidar savaşımının örgütsel ve siyasal
altyapısını etkileyen bir başlangıç noktası durumuna gelir. Bu nedenle
çözümlemenin bir sonraki aşamasında yalnızca CHP’den YENİ Parti’ye hareketi
değil, CHP’den AKP’ye hareketi de aynı ölçütlerle karşılaştırmak gerekir.
Böylece iki aktörün CHP'den kopan siyasal kapasiteyi hangi mekanizmalarla,
hangi ölçekte ve hangi kurumsal sonuçlarla bünyelerine kattıkları birbirinden
ayrıştırılabilir.
CHP’DEN AKP’YE
SİYASAL GÖÇ: SİYASAL KAPASİTENİN İKTİDAR ALANINA TRANSFERİ
CHP’den
ayrılan yerel siyasal aktörlerin bir bölümünün AKP’ye katılması CHP’den YENİ
Parti’ye yönelen siyasal göçten farklı bir mekanizma ortaya koymaktadır. Burada
siyasal kapasitenin yeni bir muhalefet partisinde yeniden örgütlenmesinden
değil, iktidar partisinin mevcut yerel siyasal alanını genişletebilecek bir
kapasitenin doğrudan iktidar alanına taşınmasından söz edilmektedir. Ancak bu
olgunun da yalnızca “belediye başkanının AKP’ye geçmesi” biçiminde ele alınması
yeterli değildir. Önceki bölümde kullanılan ölçütler burada da korunmalıdır: Temsil
kapasitesi, kurumsal kapasite, örgütsel kapasite, kadro kapasitesi ve seçimsel
kapasite. Bir belediye başkanının CHP'den AKP'ye geçmesi bu beş kapasitenin
tümünün otomatik olarak AKP'ye geçtiği anlamına gelmez. Örneğin başkan parti
değiştirmiş olmakla birlikte belediye meclisi CHP çoğunluğunu koruyabilir. Bu
durumda temsil makamının siyasal bağlılığı değişmiş ancak kurumsal kapasite
bütünüyle transfer edilmemiştir. Dolayısıyla CHP’den AKP’ye geçişleri bakımından
ilk ayrım şudur: Siyasal bağlılık transferi ile siyasal kapasite transferi aynı
şey değildir.
AKP’ye
Geçişlerin Üç Biçimi
CHP'den
AKP'ye yönelen siyasal göç üç biçimde sınıflandırılabilir. Birinci biçim
belediye başkanının bireysel geçişidir. Bu durumda AKP, doğrudan seçilmiş bir
yerel siyasal aktörü kendi bünyesine katmaktadır. Bunun sonucu, belediye
başkanının siyasal görünürlüğünün ve seçilmişlik meşruluğunun AKP'ye
taşınmasıdır. İkinci biçim belediye yönetimiyle birlikte gerçekleşen geçiştir. Belediye
başkanının yanında başkan yardımcıları, meclis üyeleri veya başka yerel
aktörler de parti değiştiriyorsa kapasite transferi genişlemektedir. Üçüncü
biçim kurumsal ve örgütsel geçiştir. Belediye başkanının yanı sıra belediye
meclisi ve yerel parti örgütlerinin de yeni siyasal alana taşınması durumunda
AKP yalnızca bir siyasal aktör kazanmamakta ve mevcut bir yerel siyasal ağın
bir bölümünü de bünyesine katmaktadır. Bu üç biçim arasında önemli bir fark
vardır. Birinci biçim temsil kapasitesini, ikinci biçim kurumsal kapasiteyi,
üçüncü biçim ise örgütsel ve seçimsel kapasiteyi daha doğrudan etkileyebilir. Bu
nedenle CHP’den AKP geçişlerinin sayısı tek başına yeterli bir gösterge
değildir.
AKP’ye
Geçiş ile Belediye Yönetiminin Değişmesi Arasındaki Fark
Burada
araştırmanın temel kavramlarından biri yeniden önem kazanmaktadır: “Eylemli
Temsil Düzeni” (ETD). Bir belediye başkanının AKP'ye geçmesiyle belediyenin ETD'sinin
bütünüyle AKP lehine değiştiği söylenemez. Bunun için belediye meclisi
aritmetiği, başkanvekilliği veya belediye yönetiminin karar üretme kapasitesi
de incelenmelidir. Örneğin başlangıçta CHP'nin belirgin bir meclis çoğunluğuna
sahip olduğu bir belediyede yalnızca başkanın AKP'ye geçmesi CHP'nin kurumsal
kapasitesini bütünüyle ortadan kaldırmayabilir. Buna karşılık başkanla birlikte
yeterli sayıda meclis üyesinin de parti değiştirmesi durumunda ETD'nin
değişmesi olanaklı duruma gelir. Bu nedenle çözümlemede şu sıra izlenmelidir: BTD,
siyasal göç, meclis aritmetiği, ETA ve ETD. Burada Başlangıç Temsil Düzeni
(BTD) seçim sonrasında oluşan temsil yapısını, Etkili Temsil Aritmetiği (ETA)
belirli bir karar anında kullanılabilen seçilmiş temsil kapasitesini, Eylemli
Temsil Düzeni (ETD) ise bu kapasitenin ortaya çıkardığı yönetimsel sonucu ifade
etmektedir. Bu üç düzeyin ayrılması, “belediye AKP'ye geçti” gibi genel bir
ifadenin altında hangi mekanizmanın bulunduğunu ortaya çıkaracaktır.
AKP’nin
Kazancı: Yeni Oy mu, Hazır Siyasal Kapasite mi?
AKP'ye
katılan CHP kökenli belediye başkanlarının siyasal değerini yalnızca gelecekte
kazanabilecekleri oylarla açıklamak da yetersizdir. Çünkü seçilmiş bir belediye
başkanı beraberinde en azından şu unsurları taşıyabilir: yerel tanınırlık, seçmenle
doğrudan ilişki, belediye yönetimi deneyimi, yerel siyasal bağlantılar, kamuoyu
görünürlüğü, seçim kampanyası deneyimi, yerel kadro bilgisi ve belediye meclisi
ilişkileri. Bunların tümünün AKP'ye geçtiğini varsaymak doğru değildir. Ancak
geçiş sonrasında bunların belirli bir bölümünün AKP'nin siyasal alanında
kullanılabilir duruma gelip gelmediği araştırılabilir. Bu nedenle AKP
bakımından temel soru: “CHP'den AKP'ye geçen siyasal aktörler AKP'ye yalnızca
yeni üyeler mi kazandırmaktadır, yoksa daha önce CHP bünyesinde birikmiş yerel
siyasal kapasitenin bir bölümünü de iktidar alanına taşımakta mıdır?” olmalıdır.
Bu soru doğrulanabilirse siyasal göçü açıklamak için “parti değiştirme” kavramı
tek başına yetersiz kalacak ve siyasal kapasite transferi daha açıklayıcı bir
kavram durumuna gelecektir.
CHP–AKP–YENİ
PARTİ ÜÇGENİ: SİYASAL KAPASİTENİN YENİDEN DAĞILIMI
Şimdiye
kadar yapılan çözümleme ikinci makalenin temel varsayımını daha görünür duruma
getirmektedir. 31 Mart 2024 sonrasında ortaya çıkan süreç yalnızca CHP ile AKP
arasındaki bir iktidar savaşımı olarak ele alınırsa önemli bir gelişme açıklama
dışında kalmaktadır. YENİ Parti'nin ortaya çıkışıyla birlikte siyasal alan üç
aktörlü hale gelmiştir: “CHP ve→ AKP”, “CHP ve YENİ Parti “ve dolaylı olarak “AKP
ve YENİ Parti”. Bu üçlü ilişki CHP'den kopan siyasal kapasitenin tek bir
siyasal merkeze doğru hareket etmediğini göstermektedir. Bunun önemli bir
sonucu vardır: CHP'nin yerel siyasal kapasitesinin azalması AKP'nin aynı ölçüde
güçlenmesi anlamına gelmemektedir. Eğer CHP'den kopan kapasitenin önemli bir
bölümü YENİ Parti'ye aktarılıyorsa CHP'nin zayıflaması ile AKP'nin güçlenmesi
arasında otomatik bir nedensel ilişki kurulamaz. Bu nedenle 2028'e giden süreç
bakımından yalnızca “CHP ne kadar kaybetti?” sorusu yeterli değildir. Üç ayrı
soru birlikte sorulmalıdır: CHP ne kadar siyasal kapasite kaybetti? AKP bu
kapasitenin ne kadarını kazandı? YENİ Parti bu kapasitenin ne kadarını kendi
bünyesine taşıdı? Ancak bundan sonra dördüncü soru sorulabilir: Bu yeniden
dağılım ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısını nasıl değiştirdi? Bu
yaklaşım, araştırmanın başlangıçtaki “AKP'nin gerçek niyeti nedir?” sorusunu da
daha bilimsel bir biçime dönüştürmektedir. “Gerçek niyet” doğrudan gözlenemeyen
bir değişkendir. Buna karşılık davranış örüntüleri, zamanlama, kurumlar arası
ilişkiler ve ortaya çıkan sonuçlar gözlenebilir değişkenlerdir. Dolayısıyla
araştırmanın sorusu şöyle yeniden düzenlenebilir: “AKP'nin ve YENİ Parti'nin 31
Mart 2024 sonrasında CHP'den kopan yerel siyasal kapasite karşısındaki
davranışları bu aktörlerin ulusal iktidar savaşımında nasıl bir siyasal
kapasite biriktirmeye çalıştıklarına ilişkin hangi akıl yürütmelere olanak
vermektedir?” Bu ifade, niyet savını olgu olmaktan çıkarıp akıl yürütme
düzeyine taşımaktadır.
YENİ PARTİ’NİN
ORTAYA ÇIKIŞI AKP’NİN STRATEJİK HESABINI DEĞİŞTİRİR Mİ?
Burada
araştırmanın daha ileri bir varsayımı ortaya çıkmaktadır. Eğer CHP'den ayrılan
yerel siyasal aktörlerin önemli bir bölümü AKP yerine YENİ Parti'ye yöneliyorsa
bu durum AKP açısından iki farklı sonuç yaratabilir. Birinci olasılıkta YENİ
Parti'nin büyümesi CHP'nin oy ve örgüt kapasitesinden daha fazla pay alarak
muhalefet alanını parçalayabilir. Bu durumda AKP açısından YENİ Parti'nin
büyümesi dolaylı bir üstünlük yaratabilir. İkinci olasılıkta ise YENİ Parti
CHP'den ayrılan örgütleri, seçilmiş temsilcileri ve yerel siyasal kadroları
kendi bünyesinde birleştirerek yeni ve güçlü bir ulusal siyasal rakip
oluşturabilir. Bu durumda YENİ Parti'nin büyümesi AKP açısından olası bir
siyasal sorun durumuna gelebilir. Dolayısıyla AKP'nin YENİ Parti karşısındaki
konumu baştan “rakip” veya “müttefik” olarak tanımlanmamalıdır. Daha uygun soru
şudur: YENİ Parti'nin CHP'den devraldığı siyasal kapasite hangi noktada AKP
açısından CHP'nin zayıflamasından doğan dolaylı bir üstünlük olmaktan çıkarak
bağımsız bir siyasal yarışma kapasitesine dönüşmektedir? Bu sorunun yanıtı
henüz verilemez. Bunun için YENİ Parti'nin örgütsel yayılma hızının, yerel
kadro yapısının, belediye başkanlarının siyasal davranışlarının, seçmen
tabanının, ulusal düzeydeki örgütlenmesinin ve AKP ile ilişkilerinin zaman
içinde izlenmesi gerekir. Bu nedenle AKP–YENİ Parti ilişkisi makalenin sonuç
bölümünde kesin bir siyasal ittifak veya yarışma kategorisi olarak değil,
görgül olarak izlenmesi gereken devingen bir ilişki olarak ele alınmalıdır.
Mersin:
Modelin Sınanması İçin Karşı Örnek
Mersin
örneği bu noktada özel önem taşımaktadır. Çünkü burada seçilmiş belediye
başkanının gözaltına alınması veya soruşturma kapsamında siyasal kapasitesinin
fiilen sınırlandırılması, belediye yönetiminin otomatik olarak AKP'ye geçmesine
yol açmamaktadır. Belediye meclisindeki çoğunluğun korunması durumunda,
belediyenin kurumsal siyasal kapasitesinin önemli bir bölümü aynı siyasal
alanda kalabilmektedir. Bu durum, makalenin temel modelini güçlendiren bir
karşı örnek niteliğindedir. Çünkü model müdahale → mutlaka iktidar değişikliği dememektedir.
Bunun yerine müdahale → siyasal kapasitenin belirli bileşenlerinde değişiklik →
koşullara bağlı olarak kurumsal sonuç öngörmektedir. Dolayısıyla Mersin, önceki
İstanbul örneklerinden farklı bir sonuç üretmektedir. İstanbul tipi süreçte müdahale
→ temsil kapasitesinin zayıflaması → meclis aritmetiğinin değişmesi → yönetim
değişikliği. Mersin tipi süreçte ise müdahale → seçilmiş başkanın kapasitesinin
sınırlandırılması → meclis aritmetiğinin korunması → belediye üzerindeki
kurumsal siyasal denetimin otomatik olarak değişmemesi. Bu ayrım önemlidir.
Çünkü böylece araştırma, her hukuksal veya yönetsel müdahaleyi önceden
belirlenmiş bir siyasal sonuca bağlayan determinist bir modele dönüşmemektedir.
Aksine, sonucu belirleyen ara değişkenlerin bulunduğu ortaya çıkmaktadır: Müdahale
→ ETA → BTD/FTD ilişkisi → siyasal sonuç. Bu ara değişkenler arasında özellikle
belediye meclisi aritmetiği ve siyasal göç öne çıkmaktadır.
YEREL
SİYASAL KAPASİTEDEN ULUSAL SİYASAL KAPASİTEYE
Araştırmanın
asıl konusu yerel yönetimlerin kimin elinde bulunduğu değildir. Yerel alanın
ulusal iktidar savaşımında nasıl bir siyasal altyapı oluşturduğu sorusudur. Bu
nedenle yerel kapasitenin ulusal kapasiteye dönüşüm mekanizmasının ayrıca
açıklanması gerekir. Bir belediye başkanının ulusal siyasette etkili olabilmesi
için belediye makamının kendisi yeterli değildir. Belediye makamı aşağıdaki
kapasite unsurlarının oluşmasına veya korunmasına katkıda bulunabilir: Yerel
temsil, siyasal görünürlük, örgütlenme, kadro yetişmesi, seçmen ilişkileri,
medya görünürlüğü, seçim deneyimi ve ulusal siyasal kapasite. Bu zincir
otomatik değildir. Her belediye başkanının veya her belediyenin ulusal kapasite
ürettiği söylenemez. Ancak uzun süre görev yapan, geniş seçmen tabanına sahip,
görünürlüğü yüksek ve örgütsel bağlantıları güçlü yerel aktörlerin ulusal
siyaset açısından belirli bir kapasite biriktirebileceği varsayılabilir. Bu
nedenle 31 Mart 2024 seçimlerinin önemi yalnızca CHP'nin kaç belediye
kazandığıyla ölçülmemelidir. Seçim, aynı zamanda CHP'nin çok sayıda belediyede siyasal
kadro, örgüt, seçmen ilişkisi, yönetim deneyimi ve kamuoyu görünürlüğü biriktirmesine
olanak sağlamıştır. Seçimler arasındaki dönemde bu kapasitenin bir bölümünün
başka siyasal aktörlere geçmesi ulusal iktidar savaşımının altyapısını da
etkileyebilir. Buradan araştırmanın temel akıl yürütmesine ulaşılabilir: Yerel
siyasal kapasitenin yeniden dağılımı, yalnızca belediyelerin yönetim bileşimini
değiştiren bir süreç olarak değil, gelecekteki ulusal siyasal yarışmanın
örgütsel ve temsile dayalı kaynaklarının yeniden dağıtılması olarak da
değerlendirilebilir. Ancak bu akıl yürütmenin doğrulanması için 2028 seçiminden
önce, kapasite transferinin gerçekten ulusal düzeyde kullanılabilir duruma
gelip gelmediğinin gözlenmesi gerekir. Bu nedenle makale 2028 seçim sonucunu
öngörmemelidir. Araştırmanın konusu seçim sonucunun kendisi değil, o sonuca
giden süreçte siyasal kapasitenin nasıl yeniden dağıtıldığıdır.
Ara
Değerlendirme: Üç Mekanizmanın Birleşmesi
Şimdiye
kadar yapılan çözümleme 31 Mart 2024 sonrasındaki sürecin üç temel mekanizma
üzerinden incelenebileceğini göstermektedir:
Hukuksal-yönetsel müdahale: Seçilmiş aktörlerin görev yapma ve
temsil kapasitesini sınırlandırabilir.
Kurumsal aritmetiğin yeniden yapılandırılması: Meclis üyelerinin siyasal
konumlarının değişmesi veya başkanvekilliği seçimlerinin yenilenmesi yoluyla
belediyenin yönetimini değiştirebilir.
Siyasal göç: CHP'de birikmiş temsile dayalı, örgütsel ve seçimsel
kapasitenin AKP veya YENİ Parti'ye aktarılmasına yol açabilir.
Bu üç
mekanizma bazı olaylarda ayrı ayrı ve bazı olaylarda ise birbirini izleyen
süreçler durumunda ortaya çıkabilir. Bu nedenle araştırmanın temel çözümleme
şeması artık şöyle ifade edilebilir:
31 Mart 2024 seçimleri
↓
CHP'de yüksek yerel siyasal
kapasitenin oluşması
↓
Hukuksal-yönetsel müdahaleler +
kurumsal aritmetik değişiklikleri + siyasal göç
↓
Yerel siyasal kapasitenin
parçalanması ve yeniden dağıtılması
↓
CHP → AKP / CHP → YENİ Parti kapasite
transferi
↓
AKP–YENİ Parti arasındaki yeni
siyasal konumlanma
↓
Ulusal siyasal kapasitenin yeniden
yapılanması
↓
2028'e giden ulusal iktidar savaşımının
siyasal altyapısında değişim
Bu modelin
en önemli özelliği, sonucu önceden belirlememesidir. Model, yalnızca hangi
mekanizmaların incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Bundan sonraki aşamada
ise daha zor ve makalenin kuramsal açıdan en önemli bölümüne geçebiliriz: Uzun
süreli iktidar döneminde oluşmuş siyasal–bürokratik–ekonomik ilişkiler,
iktidarın seçim yoluyla değişmesi olasılığına karşı neden ve nasıl bir “iktidar
değişimine direnç” üretebilir? Burada “oligarşi” kavramını doğrudan kabul etmek
yerine önce gözlenebilir göstergeler üzerinden sınamamız gerekir.
Fon/soruşturma sorununu da bu çerçevede ele almak daha doğru olacaktır.
İKTİDAR
DEĞİŞİMİNE DİRENÇ: BİR VARSAYIMIN SINANMASI
Araştırmanın
bu aşamasında yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımından daha geniş bir
soruya geçilmektedir: Uzun süre iktidarda kalan bir siyasal yapı iktidarın
seçim yoluyla değişmesi olasılığı karşısında neden ve hangi mekanizmalarla
direnç üretebilir? Bu soru, “iktidar değişiminden korkulduğu” veya mevcut
iktidarın “iktidarı bırakmak istemediği” gibi psikolojik açıklamalara
indirgenmemelidir. Araştırmanın konusu siyasal aktörlerin zihinsel durumları
değil, iktidar değişikliğinin mevcut siyasal, bürokratik ve ekonomik ilişkiler
üzerinde yaratabileceği kurumsal sonuçlardır. Uzun süreli iktidar dönemlerinde
siyasal makamlar ile bürokratik konumlar kamu kaynaklarına erişim, ekonomik
aktörlerle ilişkiler, yerel yönetimler, kamu ihaleleri, düzenleyici kurumlar,
medya ve siyasal örgütlenme arasında karşılıklı bağımlılık ilişkileri
oluşabilir. Bu ilişkilerin varlığı tek başına bir “oligarşi” bulunduğunu
göstermez. Ancak iktidar değişikliğinin neden yalnızca siyasal makamların
değişmesi anlamına gelmeyebileceğini açıklayabilecek bir kurumsal zemin
oluşturabilir. Bu nedenle araştırmada iktidar değişimine direnç şu şekilde
kavramsallaştırılabilir: İktidar değişimine direnç mevcut siyasal güç
ilişkilerinin seçim yoluyla değişmesi olasılığı karşısında bu ilişkilerin
devamlılığını veya yeniden üretimini sağlayabilecek kurumsal, hukuksal,
bürokratik, ekonomik ve siyasal mekanizmaların ortaya çıkmasıdır. Burada önemli
olan herhangi bir müdahaleyi peşin olarak “direnç mekanizması” olarak kabul
etmemektir. Bir mekanizmanın bu kategoriye alınabilmesi için gözlenebilir
biçimde mevcut iktidar ilişkilerinin korunmasına veya yeniden üretilmesine
katkıda bulunduğunun gösterilmesi gerekir. Bu nedenle üç aşamalı bir sınama
önerilmektedir:
Birinci aşama: Bir güç ilişkisi veya çıkar bağlantısı gerçekten mevcut
mudur?
İkinci aşama: İktidar değişikliği bu ilişkinin devamlılığını
etkileyebilecek midir?
Üçüncü aşama: İncelenen kurumsal veya siyasal davranış bu ilişkinin
korunması veya yeniden üretilmesi yönünde gözlenebilir bir sonuç doğurmuş
mudur?
Bu üç
aşamadan biri gösterilemiyorsa “iktidar değişimine direnç” sonucuna ulaşmak
yöntemsel olarak zayıf kalacaktır.
Oligarşi Varsayımı: Kavramı Kullanmak mı, Sınamak mı?
Araştırmanın
başlangıcında ortaya çıkan “oligarşik yapı” olasılığı özellikle dikkatli ele
alınması gereken bir konudur. Oligarşi kavramı siyasal ve ekonomik gücün dar
bir grubun elinde yoğunlaşmasını ifade eden güçlü bir kavramsallaştırmadır.
Ancak uzun süreli bir iktidarın bulunması veya siyasal iktidar ile ekonomik
aktörler arasında ilişkilerin görülmesi tek başına oligarşik bir düzenin
varlığını kanıtlamaz. Bu nedenle makalede “Türkiye'de oligarşik bir yapı
vardır” şeklinde başlangıçta kurulmuş bir kabul kullanılmamalıdır. Bunun yerine
“uzun süreli iktidar dönemlerinde ortaya çıkabilecek
siyasal-bürokratik-ekonomik güç yoğunlaşmasının iktidar değişimine direnç
üretip üretmediği araştırılmalıdır” şeklindeki sınanabilir önerme tercih
edilmelidir. Bu önerme için en az beş gözlenebilir gösterge kullanılabilir:
Siyasal güç yoğunlaşması: Belirli aktörlerin uzun süre boyunca kritik siyasal
karar süreçlerinde merkezi konumlarını korumaları.
Bürokratik süreklilik: Siyasal değişime karşın belirli bürokratik kadroların veya
kurumsal ağların sürekliliği.
Ekonomik kaynak yoğunlaşması: Kamu kaynakları, büyük ihaleler veya
düzenleyici kararlar bakımından belirli ekonomik aktörlerin sürekli üstünlük
elde edip etmediği.
Siyasal-ekonomik bağlantılar: Siyasal karar vericiler ile ekonomik
aktörler arasında süreklilik gösteren ve belgelenebilir ilişkiler.
İktidar değişikliği karşısındaki davranış: Seçimle iktidar değişikliğinin
gerçekleşmesi veya olasılığının güçlenmesi karşısında bu ilişkilerin
korunmasına yönelik gözlenebilir kurumsal davranışlar.
Ancak bu
göstergelerin bulunması dahi otomatik olarak “oligarşi” sonucunu üretmez.
Bunlar ancak daha ileri bir çözümleme için kanıt kümeleri oluşturabilir. Bu
nedenle “oligarşi” makalenin başlangıç varsayımı değil, sınanabilir bir
açıklama kategorisi olarak tutulmalıdır.
Siyasal-Bürokratik-Ekonomik
Güç Bütünleşmesi
Uzun süreli
iktidarın oluşturabileceği ikinci önemli yapı siyasal, bürokratik ve ekonomik
ilişkilerin birbirinden tamamen bağımsız olmaktan çıkmasıdır. Bu durum
“bütünleşme” olarak kavramsallaştırılabilir. Ancak bütünleşme sözcüğü de
önceden kurulmuş bir ortaklık varsayımı taşımamalıdır. Araştırma bakımından
daha güvenli ifade siyasal-bürokratik-ekonomik karşılıklı bağımlılık olacaktır.
Bu kavram, üç alan arasında şu tür ilişkilerin ortaya çıkabileceğini ifade
eder: Siyasal iktidar, kamu kararları, bürokratik yapı, uygulama kapasitesi, ekonomik
aktörle ve kaynak ve ekonomik etkililik. Bu üç alanın birbirini etkilemesi
durumunda ortaya çıkan yapı siyasal iktidarın yalnızca seçimlerde aldığı oyla
açıklanamayacak bir kapasiteye sahip olmasına yol açabilir. Böyle bir durumda
iktidar değişikliği yalnızca Parti A’dan Parti B’ye değişim değildir. Aynı
zamanda siyasal kadrolar, bürokratik konumlar, ekonomik ilişkiler ve kamu
kaynaklarına erişim alanlarında yeniden dağılım anlamına gelebilir. Bu nedenle
uzun süre iktidarda bulunan siyasal yapıların seçim yoluyla değişmesi mevcut
ilişkilerin bazı aktörler bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek bir süreç durumuna
gelebilir. Ancak burada da önemli bir yöntemsel sınır bulunmaktadır: İktidar
değişikliğinin bazı aktörler için ekonomik veya bürokratik sonuçlar
doğurabilecek olması bu aktörlerin iktidar değişikliğini engellemek için ortak
hareket ettiklerini göstermez. Bu ikinci savın ayrıca kanıtlanması gerekir.
Fon
Soruşturması: Siyasal-Ekonomik İlişkileri İncelemek İçin Bir Pencere
Bu çerçevede
araştırmada ele alınması düşünülen fon/soruşturma dosyası özel bir yöntemsel
işleve sahiptir. Soruşturmanın varlığı veya soruşturma kapsamında belirli
ekonomik ilişkilerin incelenmesi tek başına herhangi bir siyasal partinin
yolsuzluk yaptığının kanıtı olarak kullanılmamalıdır. Nitekim bir
soruşturmadaki savlar ile kesinleşmiş yargı kararları birbirinden ayrılmalıdır.
Buna karşılık böyle bir dosya, siyasal iktidar ile ekonomik aktörler arasında
hangi tür ilişkilerin ortaya çıktığını incelemek için bir araştırma alanı
oluşturabilir. Dolayısıyla araştırma sorusu “Bu soruşturma iktidarın
yolsuzluklarının kanıtı mıdır?” olmamalıdır. Daha uygun soru “Soruşturma
dosyasında ortaya çıkan ekonomik ilişkiler, kamu kaynakları, siyasal
bağlantılar ve bürokratik karar süreçleri arasındaki karşılıklı bağımlılıkları
anlamak bakımından hangi görgül verileri sunmaktadır?” şeklindedir. Bu yaklaşım
iki önemli üstünlük sağlamaktadır. Birincisi, soruşturmanın hukuksal sonucunu
peşinen belirlemez. İkincisi, ekonomik ilişkileri araştırmanın daha geniş
sorusuna bağlar: Siyasal iktidar, ekonomik kaynaklar, bürokratik kararlar,
siyasal ilişkiler ve iktidarın yeniden üretimi. Eğer dosyada bu zincirin
belirli halkalarını birbirine bağlayan belgeler bulunursa bunlar ayrı ayrı
değerlendirilebilir. Eğer bulunmuyorsa zincirin varlığı varsayılmamalıdır. Bu
nedenle fon dosyası makalenin tezini kanıtlayan bir “örnek olay” değil,
siyasal-bürokratik-ekonomik ilişkilerin nasıl araştırılabileceğini gösteren bir
görgül pencere olarak kullanılmalıdır.
“İktidarın
Korunması Ekosistemi” Kavramının Sınırları
Bu çözümleme
sonucunda daha önce kullanılan “İktidarın Korunması Ekosistemi” kavramı yeniden
ele alınabilir. Kavram, iktidarın yalnızca seçim kazanarak değil, siyasal
örgütlenme, bürokratik kapasite, ekonomik ilişkiler, iletişim araçları,
hukuksal düzenlemeler ve yerel siyasal alan üzerindeki etkiler aracılığıyla da
yeniden üretilebileceğini ifade etmek için kullanılmaktadır. Ancak “ekosistem”
kavramının aşırı genişleme riski vardır. Eğer iktidarın gerçekleştirdiği veya
etkilediği her işlem bu ekosistemin parçası kabul edilirse kavram açıklayıcı
olmaktan çıkar ve her şeyi açıklayan bir kategoriye dönüşür. Bu nedenle bir
mekanizmanın “iktidarın korunması ekosistemi” içinde değerlendirilebilmesi için
üç koşul aranmalıdır:
Bağlantı: Mekanizma iktidarın siyasal kapasitesiyle gözlenebilir bir ilişkiye
sahip olmalıdır.
Süreklilik: Tekil ve rastlantısal bir olay yerine yinelenen veya
birikimli bir örüntü bulunmalıdır.
Sonuç: Mekanizma mevcut siyasal kapasitenin korunmasına veya yeniden
üretilmesine ölçülebilir bir katkı sağlamalıdır.
Bu üç koşul
sağlanmadığında yalnızca olayın iktidar üzerinde siyasal bir etkisi olduğu
söylenebilir ama “iktidarın korunması mekanizması” olduğu söylenemez.
İki Ayrı
Sürecin Birbirine Bağlanması
Bu noktada
makalenin iki ana çözümleme yolu birleşmektedir. Birinci yol 31 Mart
2024’ta oluşan CHP yerel siyasal kapasitesinin müdahale, siyasal göç ve
kapasite transferine konu olmasıdır. İkinci yol ise uzun süreli iktidarın
oluşturduğu siyasal-bürokratik-ekonomik ilişkiler, iktidar değişikliğinin olası
sonuçları ve iktidar değişimine direnç olasılığı konularında yoğunlaşmaktadır. Bu
iki yolun birbirine bağlanması, makalenin asıl kuramsal savını oluşturmaktadır.
Şöyle bir mekanizma sınanabilir: Uzun süreli iktidar döneminde biriken siyasal,
bürokratik ve ekonomik ilişkiler iktidar değişikliğinin yalnızca siyasal
makamların el değiştirmesi anlamına gelmediği bir yapı yaratabilir. Bu durumda
31 Mart 2024 sonrasında muhalefetin elde ettiği yerel siyasal kapasitenin
seçimler arasında yeniden yapılandırılması yalnızca yerel yönetimlerin denetimine
ilişkin bir süreç olmayabilir ve daha geniş bir ulusal iktidar savaşımında
siyasal kapasitenin yeniden dağıtılmasıyla ilişkili olabilir. Burada dikkat
edilmesi gereken nokta “ilişkili olabilir” ifadesidir. Henüz “AKP bu nedenle
CHP belediyelerini dönüştürmektedir” şeklinde bir sonuç kurulmamaktadır. Bunun
yerine araştırma şu soruyu sınamaktadır: Yerel siyasal kapasitenin yeniden
yapılandırılması ile mevcut iktidar ilişkilerinin korunması arasında sistemli, yinelenen
ve mekanizma düzeyinde gösterilebilir bir bağlantı var mıdır? Bu bağlantı
gösterilebilirse makalenin başlangıçtaki sorusu olan ulusal iktidarın siyasal
altyapısının yeniden yapılandırılması daha güçlü bir açıklama durumuna
gelecektir. Gösterilemezse, yerel siyasal göç ve belediye yönetimindeki
değişiklikler yine açıklanabilir ancak bunların ortak bir ulusal iktidar koruma
stratejisinin parçaları olduğu sonucu çıkarılamaz. Bu ayrım, araştırmanın
bilimsel sınırını belirlemektedir.
Çözümlemenin
Birleştirici Modeli
Şimdiye
kadar elde edilen bulgular ve sınama alanları tek bir modelde toplandığında
aşağıdaki yapı ortaya çıkmaktadır:
31 Mart 2024 seçimleri
↓
CHP'de yüksek yerel siyasal kapasite
↓
Seçim sonrası müdahaleler ve siyasal
göç
↓
BTD'nin değişimi
↓
ETA'nın yeniden oluşması
↓
ETD'nin farklılaşması
↓
CHP'nin yerel kapasitesinin azalması
↙ ↘
CHP → AKP CHP →
YENİ Parti
↓ ↓
İktidar alanının Yeni siyasal merkezin
genişlemesi
kapasite biriktirmesi
↘ ↙
AKP–YENİ Parti arasındaki yeni
siyasal konumlanma
↓
Yerel siyasal kapasitenin ulusal
siyasal kapasiteye dönüşümü
↓
2028'e giden ulusal iktidar savaşımının
siyasal altyapısının değişmesi
Bu hattın
üzerine ikinci bir katman yerleştirilmektedir:
Uzun süreli iktidar
↓
Siyasal + bürokratik + ekonomik
karşılıklı bağımlılıklar
↓
İktidar değişikliğinin olası kurumsal
ve ekonomik sonuçları
↓
İktidar değişimine direnç olasılığı
↓
Mevcut siyasal kapasitenin korunması
veya yeniden üretilmesi
Bu iki
hattın kesiştiği noktada araştırmanın en önemli sorusu ortaya çıkmaktadır: 31
Mart 2024 sonrasında CHP'nin yerel siyasal kapasitesinin yeniden
yapılandırılması, yalnızca yerel iktidarların el değiştirmesiyle
açıklanabilecek bir süreç midir yoksa uzun süreli iktidar döneminde oluşmuş
siyasal-bürokratik-ekonomik ilişkilerin ve 2028'e giden ulusal iktidar savaşımının
yeniden yapılanmasıyla birlikte ele alındığında daha açıklayıcı bir örüntü
ortaya çıkmakta mıdır? Bu soru, makalenin başlangıcındaki “AKP'nin gerçek
niyeti” arayışını daha bilimsel ve sınanabilir bir araştırma sorunsalına
dönüştürmektedir. Çözümlemenin bundan sonraki aşamasında artık tek tek
belediyeleri anlatmak yerine önerme bazında sınamaya geçmek daha doğru
olacaktır. Özellikle yedi önermenin her biri için destekleyen bulgular, karşı
bulgular ve henüz kanıtlanamayan noktalar ayrı ayrı gösterilmeli ve böylece
makalenin sonunda hangi önermenin güçlü, hangisinin kısmen desteklenmiş,
hangisinin ise henüz doğrulanmamış olduğu ortaya konulmalıdır.
SINANABİLİR
ÖNERMELERİN GÖRGÜL OLARAK SINANMASI
Çözümlemenin
bu aşamasında artık tek tek olayların betimlenmesinden çıkılarak araştırmanın
başında oluşturulan yedi önermenin görgül dayanakları ve sınırlılıkları
birlikte değerlendirilebilir. Buradaki amaç, önermeleri doğrulamak için örnek
seçmek değil, her önermenin hem destekleyici hem de karşı yöndeki bulgularını
aynı çerçevede değerlendirmektir.
Birinci
Önerme: Yerel Siyasal Kapasitenin Ulusal İktidar Bakımından Stratejik Değeri
Önerme 1:
Yerel siyasal kapasite, uzun dönemli ulusal iktidar savaşımında örgütsel,
kadro, iletişimsel ve seçimsel kaynaklar ürettiği ölçüde stratejik bir değer
taşır.
Bu önerme
yerel yönetimlerin yalnızca belediye hizmetleri üreten yönetsel birimler
olmadığı varsayımına dayanmaktadır. Belediye başkanları, belediye meclisleri,
yerel parti örgütleri ve seçmen ilişkileri, siyasal partilerin ulusal düzeydeki
örgütlenme ve temsil kapasitesinin bir bölümünü oluşturabilir. 31 Mart 2024
seçimleri sonrasında ortaya çıkan siyasal göçler bu varsayımı özellikle görünür
duruma getirmektedir. Bir belediye başkanının parti değiştirmesi yalnızca
makamın siyasal bağlılığını değiştirebilir ama buna karşılık başkanla birlikte
meclis üyeleri ve parti örgütlerinin de hareket etmesi daha geniş bir kapasite
aktarımına işaret eder. Bu nedenle önerme “her belediye ulusal siyasal kapasite
üretir” şeklinde değil, koşullu olarak kabul edilmelidir. Görgül sınama
bakımından şu göstergeler önem taşımaktadır: belediye başkanının siyasal
görünürlüğü, belediye meclisi, yerel parti örgütü, yerel kadro, seçmen
ilişkileri, seçim kampanyası deneyimi ve ulusal siyasete geçiş yapan yerel
aktörler. Bu göstergeler birlikte değerlendirildiğinde yerel siyasal alanın
ulusal siyasal kapasite için güçlü bir kaynak oluşturduğu söylenebilir. Ancak
bu önerme henüz yerel kapasitenin gerçekten 2028 seçim kapasitesine dönüştüğünü
kanıtlamamaktadır. Bunun için seçim öncesindeki örgütsel gelişmelerin ve seçim
sonrasındaki davranışların ayrıca izlenmesi gerekir.
Ara
değerlendirme:
Önerme kuramsal ve görgül bakımdan desteklenebilir niteliktedir ancak ulusal
seçimsel sonuç hakkında henüz bir çıkarım yapılmasına olanak vermez.
İkinci
Önerme: Hukuksal ve Yönetsel Müdahalelerin Yerel Siyasal Kapasiteyi
Değiştirmesi
Önerme 2:
Seçim sonrasında gerçekleşen hukuksal ve yönetsel müdahaleler seçilmiş
temsilcilerin ve dolayısıyla yerel siyasal kapasitenin belirli bileşenlerini
değiştirebilir.
Bu önerme
bakımından önceki bölümlerde incelenen belediye örnekleri daha doğrudan görgül
malzeme sunmaktadır. Seçilmiş belediye başkanının tutuklanması, görevden
uzaklaştırılması veya yerine başka bir yönetim biçiminin getirilmesi öncelikle
temsil makamının kullanım kapasitesini etkileyebilir. Bunun ardından belediye
meclisi aritmetiği, başkanvekilliği seçimi veya kayyım uygulaması gibi
mekanizmalar devreye girebilir. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Hukuksal
müdahale ile siyasal kapasite kaybı arasında ilişki bulunması müdahalenin
siyasal amaçla yapıldığını kanıtlamaz. Bu nedenle ikinci önerme müdahalenin
sonuç etkisini sınamaktadır, müdahalenin güdüsünü değil. Mersin örneği bu
noktada karşılaştırmalı önem taşımaktadır. Seçilmiş belediye başkanının görev
yapma kapasitesinin sınırlandırılması, belediye meclisindeki siyasal aritmetik
değişmediğinde belediyenin bütün kurumsal siyasal kapasitesinin otomatik olarak
başka bir partiye geçmesine yol açmamaktadır. Dolayısıyla önerme şu şekilde
daha kesin hale getirilebilir: Hukuksal ve yönetsel müdahale, yerel siyasal
kapasitenin belirli bileşenlerini değiştirebilir ancak bunun yönetim
değişikliğine dönüşmesi belediye meclisi aritmetiği ve diğer kurumsal koşullara
bağlıdır.
Ara
değerlendirme:
Önerme güçlü biçimde desteklenmektedir ancak müdahale ile siyasal amaç arasında
otomatik nedensellik kurulamaz.
Üçüncü
Önerme: Siyasal Göçün Kapasite Transferine Dönüşmesi
Önerme 3:
Siyasal göç, belirli koşullarda yalnızca siyasal bağlılık değişikliği değil,
siyasal kapasite transferi niteliği kazanabilir.
Bu önerme
ikinci makalenin temel kavramsal yeniliklerinden biridir. Bir belediye
başkanının parti değiştirmesi bireysel siyasal göçtür. Buna belediye meclisi
üyelerinin katılması kurumsal kapasiteyi ve il ve ilçe örgütlerinin katılması
ise örgütsel kapasiteyi etkileyebilir. Bu nedenle siyasal göçün etkisi şöyle ortaya
konulabilir: Bireysel geçiş, kurumsal geçiş, örgütsel geçiş. Ancak bu bir değer
sıralaması değil, kapasite kapsamının genişlemesini gösteren çözümleyici bir
ayrımdır. Çankaya ve İstanbul örnekleri özellikle bu açıdan önemlidir. Belediye
başkanıyla birlikte çok sayıda meclis üyesinin veya yerel parti örgütlerinin de
yeni siyasal yapıya geçmesi yalnızca bireysel siyasal tercihlerin toplamı
olarak açıklanamayacak bir kapasite aktarımı olasılığını ortaya çıkarmaktadır. Bununla
birlikte “kapasite transferi” sonucuna ulaşmak için yalnızca üyelik kayıtları
yeterli değildir. Şu soruların da yanıtlanması gerekir: Örgüt gerçekten yeni
partiye geçti mi? Meclis aritmetiği değişti mi? Yerel siyasal etkinlik sürdü
mü? Seçmen ilişkileri korunabildi mi? Geçen kadrolar yeni partide aktif görev
aldı mı? Bu kapasite ulusal örgütlenmeye aktarılabildi mi?
Ara
değerlendirme:
Önerme güçlü bir açıklama olanağına sahiptir ancak “siyasal göç” ile “siyasal
kapasite transferi” arasındaki ilişkinin her olayda ayrıca kanıtlanması
gerekir.
Dördüncü
Önerme: CHP’den YENİ Parti’ye Göçün Ulusal Siyasal Kapasiteye Etkisi
Önerme 4:
CHP'den YENİ Parti'ye gerçekleşen yerel siyasal göç belirli bir ölçeğe
ulaştığında YENİ Parti'nin ulusal siyasal kapasitesinin oluşumuna katkıda
bulunabilir.
Buradaki
“katkıda bulunabilir” ifadesi özellikle korunmalıdır. Çünkü henüz YENİ
Parti'nin ulusal seçim kapasitesi bakımından kesin bir sonuç çıkarmak olanaklı
değildir. Bununla birlikte çok sayıda belediye başkanı, belediye meclisi üyesi
ve yerel örgüt aktörünün yeni partiye geçmesi yeni partinin örgütlenme
maliyetini azaltabilecek bir unsur olarak değerlendirilebilir. Yeni bir siyasal
partinin sıfırdan il ve ilçe örgütleri kurması, yerel kadrolar yetiştirmesi, seçilmiş
temsilciler oluşturması, seçmen ilişkileri geliştirmesi ve kampanya deneyimi
biriktirmesi uzun zaman alabilir. Buna karşılık başka bir partide daha önce
oluşmuş bu kapasitenin yeni partiye aktarılması örgütsel oluşum sürecini
hızlandırabilir. Buradaki temel araştırma sorusu şudur: YENİ Parti'nin
büyümesi, yeni üyelerin sayısından mı, yoksa başka bir partide daha önce
birikmiş siyasal kapasitenin aktarılmasından mı daha fazla beslenmektedir? Bu
soruya yalnızca üye sayılarıyla yanıt verilemez. Özellikle İstanbul'daki
örgütsel geçişler ve Çankaya gibi belediye meclisi ölçeğinde gerçekleşen
geçişler bu varsayımın sınanması açısından önem taşımaktadır.
Ara
değerlendirme:
Önerme görgül olarak sınanabilir ve mevcut olaylar tarafından desteklenebilecek
bir açıklama sunmaktadır fakat YENİ Parti'nin ulusal seçimsel etkisi konusunda
henüz sonuç üretmez.
Beşinci
Önerme: AKP–YENİ Parti Arasında CHP Kaynaklı Siyasal Kapasite Üzerindeki
Dolaylı Savaşım
Bu önerme
makalenin en dikkatli ele alınması gereken önermesidir. YENİ Parti'nin CHP'den
gerçekleştirdiği yerel siyasal göç belirli bir ölçeği aştıkça AKP'nin CHP'li
belediyelere yönelik siyasal stratejisi yalnızca CHP'nin yerel siyasal
kapasitesini zayıflatmaya değil, CHP'den kopan kapasitenin YENİ Parti
tarafından devralınmasını sınırlamaya veya dengelemeye de yönelmiş olabilir. Burada
üç ayrı olgunun birbirinden ayrılması gerekir:
Birinci olgu: CHP'den YENİ Parti'ye önemli ölçekte siyasal göç
gerçekleşmektedir.
İkinci olgu: CHP'den AKP'ye de siyasal geçişler gerçekleşmektedir.
Üçüncü olgu: AKP ve YENİ Parti, CHP'den ayrılan aktörler bakımından aynı
siyasal kaynağa yönelmektedir.
İlk iki olgu
üçüncü olguyu araştırmaya değer kılabilir. Ancak bunlar tek başına AKP'nin YENİ
Parti'nin kapasite kazanmasını sınırlama amacı taşıdığını kanıtlamaz. Bu
nedenle beşinci önerme için daha güçlü bir sınama gerekir. Örneğin AKP'nin
müdahalelerinin YENİ Parti'ye geçişlerin yoğunlaştığı alanlarla zamansal
ilişkisi var mı? CHP'den YENİ Parti'ye geçen aktörlerin belediye yönetimini
korumaya yönelik girişimleri ile AKP'nin tutumu arasında düzenli bir karşıtlık
görülüyor mu? AKP, CHP kökenli aktörlerin YENİ Parti'ye geçmesi yerine kendi
bünyesine katılmasını özendiren açık siyasal mesajlar veriyor mu? Aynı
belediyede YENİ Parti'nin kurumsal kapasite kazanmasını engelleyen gelişmeler yineleniyor
mu? Bu davranışlar farklı belediyelerde benzer biçimde ortaya çıkıyor mu? Bu
sorulara olumlu yanıtlar çoğaldıkça önerme güçlenebilir.
Ara
değerlendirme:
Önerme şu aşamada kanıtlanmış bir sonuç değil, güçlü bir araştırma varsayımı
olarak tutulmalıdır.
Altıncı
Önerme: Uzun Süreli İktidar ve İktidar Değişimine Direnç
Önerme 6:
Uzun süreli iktidar dönemlerinde siyasal, bürokratik ve ekonomik ilişkilerin
yoğunlaşması, iktidarın seçim yoluyla değişmesi karşısında mevcut güç
ilişkilerini korumaya yönelik direnç mekanizmalarının ortaya çıkmasına
elverişli koşullar yaratabilir.
Bu önerme
doğrudan “iktidar değişimine direnç vardır” dememektedir. Sadece böyle bir
direncin ortaya çıkmasını olanaklı kılabilecek koşulların oluşabileceğini ileri
sürmektedir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü uzun süre iktidarda kalmak oligarşi
değildir. Siyasal-ekonomik ilişki ortak çıkar ağı ve kurumsal karar iktidarı
koruma amacı demektir. Dolayısıyla önerme ancak belirli güç ilişkileri ile
belirli davranışlar arasında bağlantı gösterilebildiğinde güç kazanacaktır. Burada
özellikle şu göstergeler önemlidir: ekonomik aktörlerin kamu kararlarıyla
ilişkisi, belirli şirket veya grupların süreklilik gösteren üstünlükleri, bürokratik
kadro sürekliliği, kamu kaynaklarının dağılımı, siyasal ve ekonomik aktörlerin
karşılıklı hareketleri ve iktidar değişikliği karşısında ortaya çıkan kurumsal
davranışlar. Bu göstergelerden hareketle bir direnç örüntüsü ortaya çıkıp
çıkmadığı araştırılabilir.
Ara
değerlendirme:
Önerme kuramsal olarak anlamlıdır; ancak mevcut çözümlemede henüz yeterli
görgül kanıtla doğrulanmış değildir.
Yedinci
Önerme: Siyasal–Bürokratik–Ekonomik Güç İlişkilerinin İktidarın Yeniden
Üretimine Katkısı
Önerme 7:
Siyasal, bürokratik ve ekonomik kaynakların karşılıklı bağımlılık ilişkileri
içinde bulunması mevcut iktidarın siyasal kapasitesinin yeniden üretilmesine
katkıda bulunabilir.
Bu önerme
altıncı önermeden biraz farklıdır. Altıncı önerme iktidar değişimine direnç
üzerinde yoğunlaşırken yedinci önerme iktidarın yeniden üretimi üzerine
odaklanmaktadır. İktidarın yeniden üretimi seçim kazanmakla sınırlı değildir.
Siyasal örgütlenmenin devamı, bürokratik uygulama kapasitesi, ekonomik
kaynaklara erişim, kamuoyu görünürlüğü ve yerel siyasal alan üzerindeki etki de
bu yeniden üretimin unsurları olabilir. Ancak burada da mekanizma
gösterilmelidir. Örneğin ekonomik kaynak, siyasal örgütlenme veya bürokratik
kapasite, siyasal uygulama kapasitesi gibi bir bağlantı kurulacaksa bu
ilişkinin somut verilerle gösterilmesi gerekir. Aksi halde “siyasal, bürokratik
ve ekonomik güç birbirini destekliyor” biçimindeki genel ifade açıklayıcı
olmaktan çok varsayımsal kalacaktır.
Ara
değerlendirme:
Önerme araştırmanın kuramsal çerçevesi açısından önemlidir ancak
doğrulanabilmesi için özellikle ekonomik ve bürokratik veriler üzerinde daha
ayrıntılı çözümleme gerekmektedir.
Önermelerin
Birlikte Değerlendirilmesi
Yedi
önermenin birlikte değerlendirilmesi, araştırmanın bugüne kadar ortaya koyduğu
örüntünün tek bir nedensellik zincirinden oluşmadığını göstermektedir. Daha
doğru ifade, birbirine bağlanabilen ancak birbirinden bağımsız olarak da
gerçekleşebilen mekanizmalar bulunduğudur. Bunlar:
Yerel kapasite mekanizması: 31 Mart 2024’de ortaya çıkan CHP
yerel siyasal kapasitesi.
Müdahale mekanizması: Hukuksal/yönetsel müdahalenin temsil kapasitesinin
sınırlandırılması.
Aritmetik mekanizması: Siyasal göç, Etkili Temsil Aritmetiği değişikliği ve
Eylemli Temsil Düzeni değişikliği.
Kapasite transferi mekanizması: CHP’den AKP ve YENİ Partiye geçişler.
Ulusal kapasite mekanizması: Yerel örgüt, kadro, temsil, seçmen
ilişkisi ve ulusal siyasal kapasite.
Direnç mekanizması: Uzun süreli iktidar, siyasal/bürokratik/ekonomik karşılıklı
bağımlılık ve olası direnç
Bu
mekanizmaların tümünün aynı olayda bulunması gerekmez. Bu nedenle araştırmanın
temel yöntembilimsel sonucu şu olabilir: Türkiye'de 31 Mart 2024 sonrasında
ortaya çıkan yerel siyasal yeniden yapılanma tek bir mekanizmayla açıklanamamalı
ve hukuksal-yönetsel müdahale, kurumsal aritmetik değişimi ve siyasal göçün
farklı yoğunluklarda birbirine eklemlenebildiği çok mekanizmalı bir süreç
olarak incelenmelidir. Bu ifade, makalenin temel savını daha ölçülü duruma
getirmektedir.
Çözümlemenin
En Önemli Bulgusu: “Yerel İktidar” Değil, “Siyasal Kapasite”
Bu aşamaya
kadar yapılan çözümleme araştırmanın başlangıçtaki kavramsal yöneliminde önemli
bir değişiklik gerektirmektedir. İlk bakışta araştırmanın konusu “CHP'nin
kazandığı belediyeler neden el değiştiriyor?” gibi görünmektedir. Ancak
ayrıntılı çözümleme bunun daha geniş bir sorunun yalnızca bir bölümü olduğunu
göstermektedir. Asıl soru “31 Mart 2024 seçimleriyle oluşan siyasal kapasitenin
hangi unsurları seçimler arasındaki dönemde yeniden dağıtılmaktadır?” olmalıdır.
Bu değişiklik makalenin bütününü etkiler. Çünkü belediye başkanının
tutuklanması, temsil kapasitesi, kayyım, kurumsal kapasite, meclis üyesinin
parti değiştirmesi, aritmetik kapasite, belediye başkanının parti değiştirmesi
temsile dayalı kapasite, ilçe örgütünün geçmesi, örgütsel kapasite ve seçmen
ilişkilerinin taşınması ve seçimsel kapasite olarak ayrı ayrı incelenebilir. Böylece
makalenin temel nesnesi belediye olmaktan çıkıp siyasal kapasite durumuna
gelmektedir. Bu kavramsal dönüşüm çalışmanın ulusal iktidar boyutunu da daha
sağlam biçimde kurmaktadır. Çünkü ulusal iktidar savaşımında asıl değer taşıyan
şey belediyenin kendisi değil, belediye üzerinden birikebilen veya başka
siyasal yapılara aktarılabilen örgüt, kadro, temsil, görünürlük, seçmen
ilişkisi ve seçim deneyimidir.
Çözümleme
Sonucu: 2028'e Giden Süreçte Siyasal Altyapının Yeniden Dağılımı
Bütün
çözümleme birlikte ele alındığında araştırmanın ortaya koyduğu temel akıl
yürütme şu biçimde ortaya konulabilir: 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle ortaya
çıkan siyasal kapasite seçimler arasındaki dönemde sabit kalmamış ve hukuksal-yönetsel
müdahaleler kurumsal aritmetik değişiklikleri ve siyasal göçler aracılığıyla
farklı aktörler arasında yeniden dağılmaya başlamıştır. Bu yeniden dağılımın
bir bölümü AKP'ye ve bir bölümü ise YENİ Parti'ye yönelirken CHP'nin
başlangıçta sahip olduğu yerel siyasal kapasitenin hangi ölçüde ve hangi
bileşenleriyle kaybedildiği ayrıca incelenmesi gereken bir süreç durumuna
gelmiştir. Bunun ulusal düzeydeki anlamı ise henüz seçim sonucuyla ölçülemez. Ancak
şu ilişki kurulabilir: Yerel siyasal kapasitenin yeniden dağılımı gelecekteki
ulusal siyasal yarışmanın örgütsel, kadro ve seçimsel altyapısını değiştirme olanağına
sahiptir. Buradaki “olanak” sözcüğü önemlidir. Çünkü 2028 seçim sonucunu
önceden belirlemek olanaklı olmadığı gibi bugünkü yerel kapasite
transferlerinin gelecekteki oy davranışına ne ölçüde dönüşeceği de henüz
bilinmemektedir. Dolayısıyla çalışmanın ulaştığı sonuç “Şu parti 2028'de
kazanacaktır” değildir. Çalışmanın araştırdığı sonuç “2028'e giden süreçte
siyasal aktörlerin kullanabileceği kapasite kaynakları seçimler arasındaki
dönemde yeniden dağıtılmaktadır” şeklindedir. Bu sonuç, makalenin başlığındaki
“Ulusal İktidar Savaşımında Yerel Siyasal Gücün Yeniden Yapılandırılması”
kavramını da doğrudan destekleyen çözümleyici çerçeveyi oluşturmaktadır.
FARKLI
AÇIKLAMALAR VE KARŞI BULGULAR
Bu
çözümlemenin güvenilirliği yalnızca ileri sürülen açıklamaları destekleyen
olguların ortaya konulmasına değil, aynı zamanda aynı olguları açıklayabilecek farklı
mekanizmaların ve karşı bulguların dikkate alınmasına bağlıdır. Özellikle seçim
sonrasında belediye başkanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması,
belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi veya parti değiştirmesi gibi olayların
tek bir siyasal stratejinin parçaları olarak yorumlanması nedensellik
bakımından aşırı açıklama riskini beraberinde getirebilir. Bu nedenle aşağıdaki
farklı açıklamalar ileri sürülen önermelerin sınanmasının ayrılmaz bir parçası
olarak ele alınmalıdır.
Hukuksal
açıklama
İlk farklı
açıklama seçim sonrasında ortaya çıkan müdahalelerin siyasal amaçlardan
bağımsız olarak hukuksal soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin doğal sonucu
olduğudur. Kamu görevlileri hakkında yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma,
rüşvet, irtikap, örgütlü suç veya benzeri suçlamalarla soruşturma yürütülmesi
tek başına siyasal amaç bulunduğunu göstermemektedir. Bu açıklama özellikle önemlidir
çünkü bir soruşturmanın sonucunda seçilmiş bir belediye başkanının görevini
sürdürememesi ile bu soruşturmanın siyasal iktidarın yerel siyasal kapasiteyi
değiştirme amacı taşıması birbirinden farklı iki önermedir. Dolayısıyla
çözümlemenin konusu soruşturmanın hukuksal olarak haklı olup olmadığına ilişkin
bir hüküm vermek değil, hukuksal sürecin ortaya çıkardığı görgül siyasal ve
kurumsal sonuçları belirlemektir. Bu ayrım şu yöntembilimsel ilkeyi gerekli
kılar: Bir hukuksal işlemin siyasal sonuç doğurması o işlemin siyasal amaçla
gerçekleştirildiğini tek başına kanıtlamaz. Bununla birlikte, hukuksal
işlemlerin belirli bir siyasal aktörün temsil kapasitesini azaltması bu
işlemlerin zamanlamasının belirli siyasal süreçlerle düzenli biçimde örtüşmesi
ve benzer mekanizmaların farklı yerlerde yinelenmesi salt hukuksal açıklamanın
açıklama gücünün ayrıca sınanmasını gerektirebilir.
Bireysel Yolsuzluk
ve Yönetim Başarısızlığı Açıklaması
İkinci farklı
açıklama belediyelerdeki soruşturmaların veya görev değişikliklerinin esas
olarak bireysel ya da kurumsal yönetim sorunlarından kaynaklandığıdır. Bu
açıklama doğruysa müdahalelerin parti bağlılığından bağımsız olarak dağıldığı,
farklı partilere mensup belediye başkanlarının benzer hukuksal süreçlerle
karşılaştığı ve müdahalelerin sonucunda belirli bir siyasal alanın sistemli
biçimde zayıflamadığı görülmelidir. Bu nedenle araştırmada yalnızca CHP'li
belediyelerde meydana gelen olayların incelenmesi yeterli değildir. Olanaklı
olduğu ölçüde AKP, MHP ve diğer partiler tarafından yönetilen belediyelerdeki
benzer soruşturma ve görev değişikliklerinin de karşılaştırılması gerekir. Buradaki
temel soru şudur: Müdahale örüntüsü parti bağlılığından bağımsız bir hukuksal
uygulama örüntüsü müdür, yoksa belirli bir siyasal kapasiteyi diğerlerinden
daha fazla etkileyen seçici bir örüntü mü ortaya çıkmaktadır? Bu soruya
verilecek yanıt yalnızca olayların sayısına değil, müdahalelerin niteliğine,
zamanlamasına, hukuksal gerekçelerine ve ortaya çıkardıkları kurumsal sonuçlara
dayanmalıdır.
Belediye Meclisi
Aritmetiği Açıklaması
Üçüncü farklı
açıklama bazı belediyelerde ortaya çıkan yönetim değişikliklerinin doğrudan
siyasal stratejilerden değil, belediye meclislerindeki sandalye dağılımından
kaynaklandığıdır. Bu açıklama özellikle belediye başkanının görevden
uzaklaştırılması veya görevini sürdürememesi sonrasında önem kazanmaktadır.
Çünkü belediye başkanının temsil kapasitesinin ortadan kalkması belediyenin
otomatik olarak başka bir partiye geçmesi anlamına gelmemektedir. Sonucu
belirleyen unsurlardan biri yeni başkan veya başkan vekilinin hangi meclis
aritmetiği içinde seçileceğidir. Bu nedenle Başlangıç Temsil Düzeni (BTD),
müdahale, meclis aritmetiği, mecliste yeni seçim ve Eylemli Temsil Düzeni (ETD)
zinciri ayrı bir nedensel mekanizma olarak izlenmelidir. Bu mekanizma
araştırmanın önceki bölümünde ele alınan Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa ve Üsküdar
gibi örneklerde özellikle önem kazanmaktadır. Ancak burada da meclis
aritmetiğinin kendisinin nasıl değiştiği ayrıca araştırılmalıdır. Çünkü
başlangıçtaki aritmetik ile yeniden yapılan seçim arasındaki dönemde
gerçekleşen parti geçişleri, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar veya diğer
hukuksal işlemler yeni aritmetiği etkileyebilmektedir. Dolayısıyla yalnızca
sonucun hangi parti lehine gerçekleştiğine bakmak yeterli değildir. Sonucu
üreten aritmetiğin hangi süreçte oluştuğu da çözümlemenin konusu olmalıdır.
Bireysel Siyasal
Tercih Açıklaması
Dördüncü farklı
açıklama CHP'den AKP'ye veya YENİ Parti'ye geçen belediye başkanları, belediye
meclisi üyeleri ya da yerel parti yöneticilerinin davranışlarının merkezi bir
stratejinin sonucu olmaktan çok kendi siyasal tercihleriyle
açıklanabileceğidir. Bu açıklama özellikle siyasal göç bakımından önemlidir.
Bir aktörün parti değiştirmesi kendiliğinden bir merkezi siyasal kapasite
transferi anlamına gelmez. Örneğin bir belediye başkanının parti değiştirmesi yalnızca
bireysel siyasal bağlılık değişikliği olabilir, belediye meclisi aritmetiğini
değiştirebilir, yerel parti örgütünün bir bölümünü beraberinde taşıyabilir, seçmen
ilişkilerini yeni bir partiye aktarabilir ve belediyenin ulusal siyasal
görünürlüğünü yeni partiye taşıyabilir. Bu nedenle siyasal göç ile siyasal
kapasite transferi birbirine eşitlenmemelidir. Kapasite transferinin
varlığından söz edebilmek için parti değişikliğinin ardından aktörün sahip
olduğu temsil, örgüt, kadro, iletişim, seçmen ilişkileri veya seçimsel
kapasitenin ne ölçüde yeni siyasal alana taşındığının gösterilmesi gerekir.
YENİ
Parti'nin Bağımsız Örgütsel Genişleme Açıklaması
CHP'den YENİ
Parti'ye gerçekleşen siyasal göçün AKP'nin stratejisiyle bağlantılı olmaksızın
YENİ Parti'nin bağımsız örgütsel genişleme stratejisinin sonucu olması da güçlü
bir farklı açıklamadır. Bu açıklamaya göre YENİ Parti CHP'den ayrılan belediye
başkanları, meclis üyeleri ve yerel yöneticileri kendi örgütsel kapasitesini
büyütmek amacıyla kabul etmekte ve dolayısıyla ortaya çıkan kapasite transferi
esas olarak YENİ Parti'nin kendi siyasal yapılanmasının sonucu olmaktadır. Bu
durumda AKP'nin YENİ Parti'nin CHP'den kapasite devralmasını sınırlamaya
çalıştığı yönündeki önerme ayrıca kanıtlanmalıdır. Yalnızca YENİ Parti'nin
büyümesi ve AKP'nin CHP'den bazı aktörleri bünyesine katması iki süreç arasında
stratejik bir ilişki bulunduğunu göstermeye yetmez. Bu nedenle beşinci önerme
açısından özellikle şu göstergeler önem kazanmaktadır: AKP'nin davranışında
YENİ Parti'nin büyümesine koşut bir değişim bulunup bulunmadığı, belirli
belediyelerde CHP'den kopan kapasitenin hangi partiye yöneldiği, AKP ve YENİ
Parti'nin aynı yerel siyasal kapasite üzerinde yarışıp yarışmadığı, bu yarışmanın
belirli belediyelerde kurumsal sonuç üretip üretmediği ve aktörlerin kendi
açıklamalarında birbirlerini rakip veya tehdit olarak konumlandırıp
konumlandırmadıkları. Böylece AKP–YENİ Parti ilişkisi önceden belirlenmiş bir
ittifak veya çatışma modeli olarak değil, görgül olarak sınanacak değişken bir
siyasal ilişki olarak ele alınmış olur.
Seçimsel Değil,
Yönetsel Akılcılık Açıklaması
Bir başka farklı
açıklama belediyelerde meydana gelen siyasal değişimlerin ulusal iktidar savaşımından
çok yerel yönetimlerin etkililiği, kamu kaynaklarının kullanımı, belediye
yönetimlerinin hukuka uygunluğu veya yerel hizmetlerin sürekliliği gibi
yönetsel gerekçelerle açıklanabileceğidir. Bu açıklama önemlidir çünkü
araştırmanın ulusal iktidar savaşımıyla ilgili temel akıl yürütmesi yerel
olayların kendiliğinden ulusal bir stratejinin parçası olduğu varsayımına
dayanmamalıdır. Bu nedenle yerel olayların ulusal iktidar savaşımıyla
ilişkilendirilmesi için en az üç düzey arasında bağlantı kurulmalıdır: yerel
kurumsal değişim, yerel siyasal kapasite değişimi ve ulusal siyasal kapasite
bakımından anlamlı sonuç. Bu zincirin ikinci veya üçüncü halkası
gösterilemiyorsa olayın ulusal iktidar savaşımının bir parçası olduğu sonucuna
ulaşmak yöntembilimsel olarak erken olacaktır.
Karşı Bulguların
Araştırmadaki İşlevi
Karşı
bulgular ileri sürülen açıklamayı zayıflatan olaylar olarak değil, açıklamanın
sınırlarını belirleyen görgül veriler olarak değerlendirilmelidir. Örneğin bir
belediye başkanının görevden uzaklaştırılması sonrasında belediye yönetimi aynı
siyasal alanda kalıyorsa, belediye meclisi aritmetiği değişmiyorsa, başkan
vekilliği seçimi mevcut siyasal dağılımı koruyorsa ve ilgili yerel örgüt başka
bir partiye geçmiyorsa bu olay, “müdahale ve siyasal kapasite transferi”
mekanizmasının otomatik olmadığını gösteren bir karşı bulgu niteliğindedir. Bu
açıdan Mersin örneği özel önem taşımaktadır. Belediye başkanının işlevsel
kapasitesini etkileyen bir hukuksal süreç ile belediye yönetiminin siyasal denetiminin
başka bir partiye geçmesi aynı şey değildir. Meclis aritmetiğinin korunması ilk
mekanizmanın ikinci sonuca zorunlu olarak yol açmadığını göstermektedir. Bu
karşı bulgu araştırmanın açıklamasını zayıflatmaktan çok daha koşullu kılmaktadır:
Seçim sonrası müdahale, yerel siyasal kapasiteyi etkileyebilir ancak bu etkinin
belediye yönetiminin el değiştirmesine dönüşmesi meclis aritmetiği, siyasal
göç, örgütsel değişim ve diğer kurumsal koşulların bileşimine bağlıdır. Dolayısıyla
araştırmanın nedensellik modeli deterministik değil, koşullu ve mekanizma
temelli olarak kurulmalıdır.
Farklı Açıklamalar
Karşısında Araştırmanın Sınırı
Bu farklı
açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın ulaşabileceği sonuçların
da sınırları belirginleşmektedir. Araştırma, belirli bir siyasal aktörün bütün
müdahalelerin arkasındaki niyetini doğrudan ortaya koyamaz. Aynı şekilde, bir
belediyedeki hukuksal işlemin gerçek nedeninin siyasal mı hukuksal mı olduğunu
yalnızca ortaya çıkan siyasal sonuçtan hareketle belirleyemez. Buna karşılık
araştırma şu soruyu daha güvenilir biçimde inceleyebilir: Belirli hukuksal, yönetsel
ve siyasal işlemler, seçimle oluşturulmuş yerel siyasal kapasitenin dağılımını
hangi mekanizmalar aracılığıyla değiştirmiştir? Bu değişikliklerin farklı
belediyelerde yinelenmesi, belirli bir yöne doğru ilerlemesi ve benzer
mekanizmalarla gerçekleşmesi durumunda daha geniş bir siyasal örüntüden söz
etmek olanaklı duruma gelebilir. Ancak bu örüntü ile belirli bir siyasal niyet
arasında yine de ayrım korunmalıdır. Bu nedenle çözümlemenin temel yöntembilimsel
sınırı şu biçimde ifade edilebilir: Ortak sonuç göstermek ortak niyet
kanıtlamak değildir. Bununla birlikte, ortak sonuçların belirli bir yönde yinelenmesi,
aynı veya benzer mekanizmalarla ortaya çıkması ve farklı olaylarda birbirini
tamamlayan kurumsal süreçlerle desteklenmesi ortak bir yapısal örüntü
bulunduğuna ilişkin akıl yürütmenin gücünü artırabilir.
ÇÖZÜMLEMENİN
YÖNTEMBİLİMSEL BİLEŞİMİ
Yukarıdaki
çözümlemeler birlikte değerlendirildiğinde 31 Mart 2024 sonrasında Türkiye'deki
yerel siyasal alanın dönüşümünü açıklamak için tek bir mekanizmaya dayanan bir
modelin yeterli olmadığı görülmektedir. Seçim sonrası hukuksal işlemler,
belediye meclisi aritmetiği, siyasal göç, yerel örgütlenmenin yeniden
yapılanması ve aktörler arasındaki siyasal kapasite transferleri birbirinden
farklı mekanizmalar olmakla birlikte bazı durumlarda birbirini tamamlayan
süreçler oluşturabilmektedir. Bu nedenle araştırmanın temel açıklama modeli tek
yönlü bir “müdahale ve iktidar değişimi” modeli değildir. Daha uygun model,
farklı mekanizmaların belirli koşullar altında birbirine eklemlendiği bir süreç
modelidir. Bu model şu biçimde gösterilebilir: 31 Mart 2024 seçimleri,
Başlangıç Temsil Düzeni (BTD), seçim sonrası müdahale ve/veya siyasal göç,
kurumsal ve örgütsel kapasite değişimi, Eylemli Temsil Düzeni (ETD), yerel
siyasal kapasitenin yeniden dağılımı ve ulusal siyasal kapasite üzerindeki
olası etkiler. Ancak bu zincirin her olayda bütünüyle gerçekleşmesi
beklenmemelidir. Bazı olaylarda hukuksal müdahale gerçekleşmesine karşın
kurumsal temsil düzeni değişmeyebilir. Bazılarında ise doğrudan siyasal göç
gerçekleşebilir ve herhangi bir hukuksal müdahale bulunmayabilir. Bazı
durumlarda da siyasal göç belediye meclisi aritmetiğini değiştirmediği için
belediye yönetiminin siyasal niteliğini değiştirmeyebilir. Dolayısıyla
araştırmanın bağımsız değişkeni tek bir işlem değildir. Araştırmanın asıl
konusu yerel siyasal kapasitenin hangi mekanizmalar aracılığıyla ve hangi
koşullarda yeniden dağıldığıdır.
BTD–ETD Ayrımının
Açıklayıcı İşlevi
Başlangıç
Temsil Düzeni 31 Mart 2024 seçimleri sonucunda seçmen iradesiyle ortaya çıkan
siyasal dağılımı ifade etmektedir. Eylemli Temsil Düzeni ise belirli bir
tarihte belediye başkanlığı, belediye meclisi, parti örgütü ve diğer siyasal
kapasite unsurlarının fiilen hangi aktörlerin denetiminde bulunduğunu
göstermektedir. Bu iki düzen arasındaki fark araştırmanın temel gözlem alanını
oluşturmaktadır. Burada amaç başlangıç düzeni ile sonraki düzen arasındaki her
farklılığı demokratik gerileme olarak nitelendirmek değildir. Siyasal
aktörlerin istifa etmesi, parti değiştirmesi, yeni bir partiye katılması veya
hukuksal süreçlerin sonucunda görev değişikliği yaşanması farklı hukuksal ve
siyasal nedenlere sahip olabilir. Araştırmanın sorduğu soru daha sınırlıdır: BTD
ile ETD arasındaki değişim hangi mekanizmalar aracılığıyla meydana gelmiştir ve
bu değişim yerel siyasal kapasitenin dağılımını nasıl etkilemiştir? Bu soru,
niyet araştırmasından önce mekanizma araştırmasını olanaklı kılmaktadır.
Siyasal
kapasite Transferinin Ölçülebilir Duruma Getirilmesi
Araştırmada
“siyasal kapasite transferi” kavramının yalnızca retorik bir ifade olarak
kalmaması için kapasitenin bileşenlerinin ayrı ayrı izlenmesi gerekmektedir. Bu
amaçla yerel siyasal kapasite altı boyutta değerlendirilebilir:
|
Çizelge 2: Boyutlar |
|
|
Boyut |
Gözlenebilir gösterge |
|
Kurumsal kapasite |
Belediye başkanlığı ve yönetim üzerindeki denetim |
|
Temsil kapasitesi |
Belediye meclisi aritmetiği ve başkan vekilliği
seçimi |
|
Örgütsel kapasite |
İl/ilçe örgütleri ve yerel parti örgütleri |
|
Kadro kapasitesi |
Belediye başkanları, meclis üyeleri ve yerel
yöneticiler |
|
İletişimsel kapasite |
Siyasal görünürlük, medya ve doğrudan seçmen erişimi |
|
Seçimsel kapasite |
Örgütlenme, aday ağı, seçen ilişkileri ve seçim
deneyimi |
Bu yaklaşım,
“kaç belediye el değiştirdi?” sorusunu aşmaktadır. Çünkü bir belediyenin başka
bir partinin yönetimine geçmesi yerel siyasal kapasitenin tamamının aktarıldığı
anlamına gelmez. Örneğin başkan değişebilir fakat meclis değişmeyebilir ya da başkan
ve meclis değişebilir fakat parti örgütü değişmeyebilir. Buna karşılık başkan,
meclis, yerel örgüt, kadrolar ve seçmen ilişkileri birlikte hareket ediyorsa
çok daha geniş bir kapasite transferinden söz etmek olanaklı olabilir. Bu
nedenle araştırmada siyasal göçün başarısı yalnızca parti değiştiren aktörlerin
sayısıyla değil, taşınan siyasal kapasitenin kapsamıyla değerlendirilmelidir.
Yerel Siyasal
Kapasiteden Ulusal Siyasal Kapasiteye Geçiş
Araştırmanın
özgün savı yerel siyasal alanın ulusal iktidar savaşımının doğrudan kendisi
olmadığı ancak ulusal iktidar savaşımının siyasal altyapısının önemli bir
bileşenini oluşturabileceğidir. Yerel yönetimler siyasal kadro yetiştirme, örgütsel
ağ oluşturma, seçmen ilişkileri kurma, siyasal görünürlük sağlama, adaylık
deneyimi kazandırma ve kamuoyuyla sürekli ilişki kurma bakımından ulusal
siyasal kapasiteye dönüşebilecek kaynaklar oluşturabilir. Ancak burada da
dikkat edilmesi gereken önemli bir yöntembilimsel sınır vardır. Bir belediye
başkanının veya yerel örgütün başka bir partiye geçmesi bu kapasitenin otomatik
olarak ulusal seçim başarısına dönüştüğü anlamına gelmez. Bu nedenle araştırma yerel
kapasite ve ulusal kapasite ilişkisini bir sonuç olarak değil, araştırılması
gereken bir dönüşüm mekanizması olarak ele almaktadır. Bu mekanizmanın
varlığını gösterebilmek için yerel aktörlerin yalnızca parti değiştirmesi
değil, yeni siyasal alanda örgütsel görev üstlenmesi, yeni kadrolar
oluşturması, seçmen ilişkilerini taşıması, ulusal parti örgütlenmesine katkıda
bulunması veya sonraki seçim süreçlerinde kullanılabilecek bir siyasal ağ
meydana getirmesi gibi göstergelerin bulunması gerekir.
AKP–YENİ
Parti İlişkisinin Üçlü Kapasite Modeli
Bu çerçevede
araştırmanın başlangıçtaki CHP–AKP ikiliğine dayalı yaklaşımı, CHP–AKP–YENİ
Parti biçiminde üçlü bir modele dönüşmektedir. Şematik olarak
CHP'nin 31 Mart 2024 yerel kapasitesi
↓
Siyasal göç / hukuksal-yönetsel
müdahale / örgütsel çözülme
↓
CHP'den ayrışan siyasal kapasite
↙ ↘
AKP YENİ
Parti
↓ ↓
İktidar
alanının genişlemesi Yeni muhalefet/iktidar alternatifi
için kapasite birikimi
Bu şema bir
sonuç savı değildir. Özellikle son iki hücrenin gerçek siyasal sonuçlarının
ayrıca araştırılması gerekir. Buradaki esas araştırma nesnesi CHP'den ayrılan
kapasitenin hangi siyasal alana yöneldiği, hangi ölçekte toplandığı ve hangi
kurumsal sonuçları ürettiğidir. Böylece araştırma yalnızca CHP'nin ne
kaybettiğini değil, aynı zamanda bu kapasitenin kim tarafından devralındığını
da inceleyebilmektedir.
İktidar Değişimine
Direnç Varsayımının Sınanması
Araştırmanın
ikinci ana ekseni uzun süreli iktidar dönemlerinde oluşabilecek
siyasal-bürokratik-ekonomik karşılıklı bağımlılıkların iktidar değişimine
direnç üretip üretmediğidir. Bu savın sınanabilmesi için “iktidar değişimine
direnç” kavramının somut göstergelere dönüştürülmesi gerekir. Bunlar arasında siyasal
karar alma ile ekonomik çıkar ilişkilerinin belgelenebilir biçimde kesişmesi, belirli
bürokratik kadroların uzun dönemli sürekliliği, kamu kaynaklarına erişimin
belirli aktörlerde yoğunlaşması, siyasal ve ekonomik aktörler arasındaki
belgelenebilir personel veya görev geçişleri, iktidar değişiminin mevcut
aktörler açısından doğurabileceği somut kayıplar, bu kayıpları azaltmaya
yönelik kurumsal veya siyasal davranışlar ve benzer davranışların farklı
olaylarda yinelenmesi olarak belirlenebilir. Böylece “iktidar değişiminden
korkulduğu” gibi psikolojik ve doğrulanması güç bir açıklama yerine iktidar
ilişkilerinin devamını sağlayan gözlenebilir davranışlar araştırılacaktır. Bu
yaklaşım, “oligarşi” kavramı bakımından da aynı yöntembilimsel disiplini
gerektirir. Bir ülkede uzun süre iktidarda bulunan siyasal aktörlerin
bürokratik kadroların ve ekonomik çevrelerin birbirleriyle yakın ilişkiler
içinde bulunması tek başına oligarşik bir yapı bulunduğunu kanıtlamaz. Oligarşi
ancak siyasal ve ekonomik gücün belirli bir grubun elinde yoğunlaştığı, bu
grubun karar alma süreçlerinde süreklilik gösterdiği ve iktidar değişimi
karşısında ortak veya eş güdümlü davranışların görgül olarak gösterilebildiği
ölçüde açıklayıcı bir kavram durumuna gelebilir.
Fon Soruşturmasının
Yöntembilimsel Konumu
Araştırmada
ele alınan fon soruşturması da bu nedenle genel bir “yolsuzluk kanıtı” olarak
değil, siyasal-bürokratik-ekonomik ilişkilerin incelenebileceği bir görgül alan
olarak değerlendirilmelidir. Soruşturma dosyasından hareketle araştırılabilecek
olan kim, hangi ekonomik ilişki içinde, hangi kamu kaynağıyla, hangi bürokratik
işlem üzerinden ve hangi siyasal bağlantıyla ilişkilidir sorusudur. Böyle bir
çözümleme ekonomik ilişkilerin siyasal güç ilişkileriyle nasıl kesiştiğini
gösterebilir. Ancak soruşturma dosyasındaki bir savın veya savcılık
değerlendirmesinin kesinleşmiş yargı kararıyla aynı epistemik statüde olmadığı
özellikle korunmalıdır. Dolayısıyla burada da sav, soruşturma bulgusu yargısal
değerlendirme ve kesinleşmiş hukuksal sonuç ayrımı gözetilmelidir.
Çözümlemenin
Genel Yöntembilimsel Sonucu
Bütün bu alt
çözümlemeler araştırmanın başlangıçta ortaya koyduğu temel soruya geri
dönmektedir: 31 Mart 2024 sonrasında yerel siyasal kapasitenin yeniden
dağıtılması ile mevcut iktidar ilişkilerinin korunması arasında sistemli, yinelenen
ve mekanizma düzeyinde gösterilebilir bir bağlantı var mıdır? Bu soruya olumlu
yanıt verebilmek için üç koşulun birlikte ortaya konulması gerekir: Birincisi,
değişimin yönü gösterilmelidir. İkincisi, benzer değişimlerin birden fazla
olayda tekrarlandığı gösterilmelidir. Üçüncüsü, değişimi üreten mekanizma
gösterilmelidir. Bunlardan yalnızca birincisinin bulunması siyasal sonuç
gösterebilir, ilk ikisinin bulunması bir örüntüye işaret edebilir ve üçünün
birlikte bulunması ise nedensel açıklamanın gücünü artırır. Bu nedenle
araştırmanın temel yöntembilimsel yaklaşımı şu üçlü üzerine kurulmaktadır: Yön,
yineleme ve mekanizma güçlü akıl yürütmeye olanak sağlar. Buna karşılık, sonuç
ve zaman yakınlığı ise nedensellik kanıtı değildir. Bu ayrım araştırmanın hem
siyasal olarak duyarlı niteliğini hem de akademik açıklama savını koruyan temel
güvenceyi oluşturmaktadır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu araştırma
31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'deki yerel siyasal alanın
geçirdiği dönüşümü, yalnızca belediye yönetimlerinin el değiştirmesi veya
belirli belediye başkanlarının görevlerini sürdürememesi bağlamında değil,
yerel siyasal kapasitenin ulusal iktidar savaşımı bakımından yeniden
dağıtılması bağlamında incelemiştir. Araştırmanın hareket noktası yerel
yönetimlerin ulusal iktidar savaşımından bağımsız ve yalnızca yerel hizmet
üretimine ilişkin kurumlar olarak görülmesinin güncel siyasal dönüşümün önemli
bir boyutunu açıklamakta yetersiz kalabileceği varsayımıdır.
31 Mart 2024
seçimleri bu bakımdan önemli bir başlangıç noktası oluşturmuştur. YSK'nın
sonuçları CHP'nin özellikle büyükşehirlerde ve ilçe belediyelerinde önemli
ölçekte yerel temsil kapasitesi elde ettiğini göstermektedir. Büyükşehirlerde
CHP 231 ilçe belediye başkanlığı kazanırken AK Parti 166 ilçe belediye
başkanlığı kazanmıştır. 81 il toplamında ise CHP'nin kazandığı ilçe belediyesi
sayısı 395, AK Parti'nin kazandığı ilçe belediyesi sayısı 526'dır. Bu sonuç,
CHP bakımından yalnızca seçimsel bir başarı değil, belediye yönetimleri, yerel
kadrolar, örgütler, seçmen ilişkileri, siyasal görünürlük ve gelecekte
kullanılabilecek seçimsel deneyim bakımından önemli bir yerel siyasal kapasite
oluşturmuştur.
Araştırmanın
temel sorusu bu kapasitenin seçimlerden sonraki dönemde nasıl bir değişime
uğradığıdır. Çözümleme, değişimin tek bir mekanizma üzerinden gerçekleşmediğini
göstermektedir. En az dört farklı mekanizma birbirinden ayrıştırılabilir: hukuksal
ve yönetsel müdahale, belediye meclisi aritmetiğinin değişmesi, siyasal göç ve yerel
örgütsel kapasitenin başka siyasal alanlara aktarılması. Bunların bazı
olaylarda birbirinden bağımsız, bazı olaylarda ise birbirini tamamlayan
süreçler biçiminde ortaya çıkması, araştırmanın temel bulgusudur. Bu nedenle
araştırmanın vardığı sonuç, basit bir “seçim, müdahale ve belediye el
değiştirdi” modeli değildir. Daha karmaşık bir süreç söz konusudur: Seçim
sonucu, Başlangıç Temsil Düzeni, müdahale ve/veya siyasal göç, temsil ve örgüt
kapasitesinde değişim, Eylemli Temsil Düzeni ve siyasal kapasitenin yeniden
dağılımı. Bu süreç, her belediyede aynı biçimde işlememektedir. Bazı durumlarda
müdahale sonrasında belediye yönetiminin siyasal niteliği değişirken, bazı
durumlarda belediye meclisi aritmetiği mevcut durumu korumaktadır. Mersin
örneği bu bakımdan araştırmanın önemli karşı bulgularından biridir. Dolayısıyla
hukuksal veya yönetsel müdahalenin otomatik olarak siyasal iktidar transferi
yarattığı ileri sürülemez.
Araştırmanın
ikinci önemli bulgusu siyasal göçün yalnızca parti bağlılığının değişmesi
olarak ele alınamayacağıdır. Bir belediye başkanı, belediye meclisi üyesi veya
yerel parti yöneticisi parti değiştirdiğinde beraberinde temsil, örgüt, kadro,
görünürlük, seçmen ilişkileri ve seçim deneyimi gibi kapasite unsurlarını da
taşıyabilir. Ancak bunun gerçekleştiğini kabul edebilmek için kapasitenin
gerçekten taşındığının görgül olarak gösterilmesi gerekir. Bu nedenle
araştırma, siyasal göç ile siyasal kapasite transferi kavramlarını birbirinden
ayırmaktadır. Bu ayrım özellikle CHP'den YENİ Parti'ye ve CHP'den AK Parti'ye
gerçekleşen siyasal geçişlerin değerlendirilmesinde önem kazanmaktadır. Birinci
durumda CHP'nin yerel kapasitesinin yeni bir siyasal aktöre aktarılması ve
ikinci durumda ise bu kapasitenin doğrudan mevcut iktidar alanına taşınması söz
konusu olabilir. Ancak her iki durumda da kapasitenin büyüklüğü ve niteliği
yalnızca parti değiştiren aktörlerin sayısıyla ölçülemez.
Araştırmanın
üçüncü bulgusu CHP–AK Parti ekseninin tek başına yeterli bir açıklama çerçevesi
oluşturmadığıdır. CHP'den ayrılan yerel siyasal kapasitenin bir bölümü AK
Parti'ye, bir bölümü ise YENİ Parti'ye yönelmektedir. Böylece ortaya üç aktörlü
bir siyasal alan çıkmaktadır: CHP-AK Parti ve CHP-YENİ Parti. Bu durum, yerel
siyasal kapasitenin yalnızca “iktidar–muhalefet” ekseninde değil, muhalefet
alanının kendi içindeki yeniden yapılanma bakımından da incelenmesini
gerektirmektedir.
Buradan
hareketle araştırmada ileri sürülen, YENİ Parti'nin CHP'den kapasite
devralmasının belirli bir ölçeğe ulaşması durumunda AKP'nin davranışlarının da
bundan etkilenebileceği yönündeki önerme kanıtlanmış bir strateji olarak değil,
sınanması gereken bir açıklama olarak korunmalıdır. Mevcut bulgular böyle bir
ilişkinin araştırılmasını gerekli kılmakta ancak tek başına kesin bir stratejik
niyet sonucuna ulaşmaya yetmemektedir.
Araştırmanın
dördüncü önemli sonucu yerel siyasal kapasitenin ulusal iktidar savaşımından
bağımsız düşünülemeyeceğine ilişkin kuramsal öneridir. Belediyeler yalnızca
hizmet üreten yönetsel birimler değildir. Aynı zamanda siyasal kadro, örgüt,
seçmen ilişkileri, görünürlük, adaylık deneyimi ve siyasal iletişim üreten
alanlardır. Bu nedenle yerel kapasitenin başka bir siyasal aktöre aktarılması
uzun dönemde ulusal siyasal kapasite üzerinde etkili olabilecek bir kaynak
transferi niteliği taşıyabilir.
Bununla
birlikte araştırma bu kapasitenin 2028 seçiminde belirli bir sonuca yol
açacağını ileri sürmemektedir. Araştırmanın konusu seçim sonucunu öngörmek
değil, seçime kadar geçen dönemde siyasal kapasitenin nasıl oluşturulduğunu ve
yeniden dağıtıldığını açıklamaktır.
Bu yaklaşım,
Türkiye'deki demokratik gerileme yazınıyla da ilişkilendirilebilir. Yarışmacı
otoriterlik yaklaşımı seçimlerin varlığını sürdürmesine rağmen siyasal
yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmeyebileceğini vurgulamaktadır. Lührmann ve
Lindberg ise güncel otokratikleşme süreçlerinin önemli bir bölümünün ani rejim
değişikliklerinden çok kademeli ve hukuksal görünümlü gerilemeler biçiminde
ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Scheppele'nin “autocratic legalism”
yaklaşımı da hukuksal araçların demokratik kurumları zayıflatacak biçimde
kullanılabilmesi sorununa dikkat çekmektedir.
Türkiye
bakımından Tepe ve Alemdaroğlu'nun “post-election capture” kavramı
seçimlerde kaybedilen yerel siyasal makamların seçim sonrasında hukuksal ve yönetsel
araçlarla yeniden ele geçirilmesi olgusunu açıklamak bakımından doğrudan önem
taşımaktadır. Ancak bu araştırmanın önerdiği çerçeve bundan daha geniştir.
Burada yalnızca makamın kimin eline geçtiği değil, seçimle oluşturulan yerel
siyasal kapasitenin hangi unsurlarının seçim sonrasında kimler arasında yeniden
dağıldığı araştırılmaktadır.
Bu bakımdan
araştırmanın temel kavramsal katkısı, yerel siyasal kapasite, siyasal kapasite
transferi ve ulusal iktidarın siyasal altyapısı kavramlarını aynı çözümleme
çerçevesinde bir araya getirmesidir.
Tan ve
Özer'in Türkiye'de yerel yönetimlerin yeniden merkezileştirilmesine ilişkin
yakın tarihli çalışması da merkezi yönetimin muhalefet tarafından yönetilen
belediyelere yönelik yargısal, medya ve yönetsel araçları kullanan bir yeniden
merkezileştirme sürecine dikkat çekmektedir. Bu araştırma ise söz konusu süreci
yalnızca merkezileşme açısından değil, seçimle oluşmuş yerel siyasal
kapasitenin yeniden dağılımı açısından ele almaktadır.
Bununla
birlikte araştırmanın en önemli sınırlaması siyasal sonuç ile siyasal niyet
arasındaki ayrımın korunmasıdır. Bir hukuksal işlemin muhalefet tarafından
yönetilen bir belediyenin kapasitesini azaltması o işlemin başlangıçtan
itibaren bu amaçla gerçekleştirildiğini kanıtlamaz. Aynı şekilde CHP'den AK
Parti'ye veya YENİ Parti'ye gerçekleşen parti geçişleri de kendiliğinden
merkezi bir stratejinin varlığını kanıtlamaz. Bu nedenle araştırmanın temel
yöntembilimsel ilkesi sonuç bölümünde de korunmalıdır: Ortak sonuç göstermek
ortak niyet kanıtlamak değildir. Buna karşılık, aynı yönde değişimlerin farklı
yerlerde yinelenmesi, benzer mekanizmalarla ortaya çıkması ve bu mekanizmaların
belirli bir siyasal kapasiteyi sistemli biçimde yeniden dağıtması daha geniş
bir yapısal örüntü bulunduğuna ilişkin istidlali güçlendirebilir.
Bu çerçevede
araştırmanın genel sonucu şu biçimde ifade edilebilir: 31 Mart 2024 sonrasında
Türkiye'nin yerel siyasal alanında meydana gelen değişimler tek tek belediye
olaylarının toplamından ibaret görünmemektedir. Hukuksal-yönetsel müdahaleler,
belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler, siyasal göç ve örgütsel yeniden
yapılanma birlikte değerlendirildiğinde seçimle oluşturulmuş yerel siyasal
kapasitenin seçimler arasındaki dönemde yeniden dağıtılabildiğini gösteren bir
süreç ortaya çıkmaktadır. Bu süreç, doğrudan 2028 seçim sonucunu belirlediği
anlamına gelmemekle birlikte, 2028'e giden ulusal iktidar savaşımının siyasal
altyapısının seçimler arasında da şekillendiğini göstermektedir.
Dolayısıyla
çalışmanın temel akıl yürütmesi yerel siyasal alanın ulusal iktidar savaşımının
ikincil bir alanı olmadığı ve ulusal siyasal kapasitenin oluşturulduğu,
korunduğu, aktarıldığı ve yeniden dağıtıldığı önemli bir siyasal altyapı alanı
olduğudur.
Araştırmanın
bundan sonraki aşaması ise bu genel çerçeveyi daha geniş bir veri setiyle
sınamak olmalıdır. Özellikle parti değiştiren belediye başkanları ve meclis
üyeleri, belediye meclisi aritmetiğindeki değişimler, yerel parti örgütlerinin
hareketliliği ve bu aktörlerin yeni siyasal partilerde üstlendikleri görevler sistemli
olarak izlenmelidir. Böyle bir izleme, araştırmanın temel sorusuna daha güçlü
bir yanıt verebilir: 31 Mart 2024'te seçmen tarafından oluşturulan yerel
siyasal kapasite, 2028'e giden ulusal iktidar savaşımında hangi aktörler
tarafından, hangi araçlarla ve hangi mekanizmalar üzerinden yeniden
dağıtılmaktadır? Bu soru bakımından araştırmanın ulaştığı sonuç kesinleşmiş bir
siyasal niyet yargısı değil, görgül olarak sınanabilir bir siyasal yeniden
yapılanma modelidir.
Kaynakça
Esen, B., ve
Gümüşçü, Ş. (2017). Turkey: How the coup failed. Journal of Democracy, 28(1),
59–73. https://doi.org/10.1353/jod.2017.0006
Esen, B.,
Gümüşçü, Ş., ve Yavuzyılmaz, H. (2024). Competitive yet unfair: May 2023
elections and authoritarian resilience in Turkey. South European Society and
Politics, 28(3), 359–387. https://doi.org/10.1080/13608746.2024.2327778
Esen, B., ve
Gümüşçü, Ş. (2025). How to fight Turkey's authoritarian turn. Journal of
Democracy, 36(3), 106–120. https://doi.org/10.1353/jod.2025.a964568
Levitsky,
S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after
the Cold War. Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511781353
Lührmann,
A., ve Lindberg, S. I. (2019). A third wave of autocratization is here: What is
new about it? Democratization, 26(7), 1095–1113. https://doi.org/10.1080/13510347.2019.1582029
Maerz, S.
F., Lührmann, A., Hellmeier, S., Grahn, S., ve Lindberg, S. I. (2020). State of
the world 2019: Autocratization surges—resistance grows. Democratization,
27(6), 909–927. https://doi.org/10.1080/13510347.2020.1758670
Scheppele,
K. L. (2018). Autocratic legalism. University of Chicago Law Review, 85(2),
545–583.
Tan, E., ve
Özer, İ. (2026). The politics of recentralisation: Local governance under
Türkiye's illiberal turn. Urban Research ve Practice, 19(3), 384–414. https://doi.org/10.1080/17535069.2025.2571856
Tepe, S., ve
Alemdaroğlu, A. (2021). How authoritarians win when they lose. Journal of
Democracy, 32(4), 87–101. https://doi.org/10.1353/jod.2021.0054
Türkiye
Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu. (2024). 31 Mart 2024 mahallî idareler genel
seçimleri: Seçim istatistikleri bülteni. https://www.ysk.gov.tr/doc/dosyalar/docs/31%20MART%202024%20MAHALL%C4%B0%20%C4%B0DARELER%20B%C3%9CLTEN%C4%B0_01.07.2024.pdf