Mansur Yavaş İçin Asıl Soru:
Cumhurbaşkanı Adayı Olmak mı, İktidar Olabilmek mi?
Özel, İmamoğlu, Yavaş ve Yeni Parti
ekseninde yeni muhalefet ve iktidar denklemi
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Türkiye
siyasetinde bugün en fazla merak edilen sorulardan biri Mansur Yavaş’ın
cumhurbaşkanlığı adaylığıdır. Yavaş’ın adı uzun zamandır yalnızca Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile değil, Türkiye’nin gelecekteki cumhurbaşkanı
olabilecek isimleri arasında anılıyor. Kamuoyundaki karşılığı farklı siyasal
kesimlerden oy alabilme gücü ve özellikle iktidar ile ana muhalefet arasındaki
siyasal gerilimden görece uzak duran kişisel profili onu diğer muhalefet
aktörlerinden farklı bir konuma yerleştiriyor.
Ancak bugün
sorulması gereken soru, bana göre, “Mansur Yavaş cumhurbaşkanı adayı olabilir
mi?” değildir. Asıl soru şudur: “Mansur Yavaş cumhurbaşkanı seçilebilmek için
hangi siyasal merkezin desteğine ve hangi örgütsel güce gereksinme duyuyor?”
Bu iki soru
aynı değildir.
Türkiye’de
cumhurbaşkanlığı seçimi yalnızca adayın kişisel tanınırlığı, kamuoyu sempatisi
veya seçim anketlerindeki desteğiyle kazanılabilecek bir seçim değildir. Adayın
arkasında ülke çapında örgütlenmiş, seçmeni sandığa taşıyabilen, kampanya
yürütebilen, kaynak üretebilen, sandık güvenliğini sağlayabilen ve seçim
sonrasında iktidarı kullanabilecek bir siyasal yapılanmanın bulunması gerekir.
Dolayısıyla yüksek kişisel kabul ile seçimi kazanma kapasitesi arasında önemli
bir fark vardır.
Mansur
Yavaş’ın bugün karşı karşıya bulunduğu temel sorun tam da budur.
Yavaş’ın
kişisel siyasal sermayesi güçlü olabilir. Fakat kişisel siyasal sermaye onu tek
başına cumhurbaşkanlığı makamına taşıyacak bir siyasal örgüte dönüşmediği
sürece yeterli değildir. Üstelik muhalefetin eski siyasal dengeleri de artık
aynı değildir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmişte taşıdığı muhalefet merkezi
olma işlevi ciddi biçimde aşınmış ve Özgür Özel’in CHP’den ayrılarak kurduğu
Yeni Parti ise muhalefetin siyasal haritasını değiştiren yeni bir aktör olarak
ortaya çıkmıştır.
Burada
özellikle bir ayrımı yapmak gerekir. CHP’nin kendisini tüketmiş olması CHP’nin
seçmeninin ortadan kalktığı anlamına gelmez. CHP geniş bir toplumsal tabana,
önemli bir örgütsel güce ve büyük bir siyasal mirasa sahiptir. Ancak bir
partinin örgütsel varlığını sürdürmesi ile ülke çapında yeni bir iktidar
projesi üretebilmesi aynı şey değildir. Bugün tartışılması gereken de CHP’nin
var olup olmadığı değil, iktidar üretebilecek siyasal taşıyıcılık kapasitesini
ne ölçüde koruduğudur.
Benim
değerlendirmeme göre Yavaş açısından sorun burada düğümlenmektedir.
Yavaş CHP’de
kalırsa, kendi kişisel siyasal geleceğini CHP’nin geleceğine bağlamış
olacaktır. Bağımsız kalırsa farklı toplumsal kesimlere ulaşabilen “partiler
üstü” aday görüntüsünü koruyabilir fakat onu seçime taşıyacak ve seçimi
kazandıracak ülke çapındaki örgütsel kapasiteden yoksun kalabilir. Yeni
Parti’ye katılırsa kişisel siyasal ağırlığını yeni bir siyasal merkezin
örgütsel gücüyle birleştirme olanağına kavuşabilir.
İşte bu
nedenle Mansur Yavaş’ın önündeki gerçek tercih basitçe “CHP mi, Yeni Parti mi,
bağımsızlık mı?” sorusu değildir.
Asıl tercih
şudur: Yavaş yalnızca cumhurbaşkanı adayı olmak mı istiyor, yoksa cumhurbaşkanı
olabileceği bir siyasal iktidar projesinin parçası mı olmak istiyor? Bu ayrım,
önümüzdeki dönemde Türkiye siyasetinin en önemli siyasal denklemlerinden birini
oluşturabilir.
CHP’nin
Yavaş İçin Neden Artık Yeterli Bir Siyasal Merkez Olmadığı
Mansur
Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı olasılığını tartışırken CHP’yi yalnızca geçmiş
seçimlerde aldığı oylarla değerlendirmek yanıltıcı olur. Çünkü cumhurbaşkanlığı
seçiminde belirleyici olan bir partinin kaç seçmene sahip olduğu kadar, hatta
ondan daha fazla, bu seçmeni geniş bir siyasal ittifak içinde harekete
geçirerek iktidar değişikliği yaratabilme kapasitesidir.
CHP’nin
temel sorunu da burada ortaya çıkmaktadır.
CHP elbette
Türkiye’nin önemli siyasal aktörlerinden biridir. Geniş bir seçmen tabanı,
köklü bir örgütlenmesi, çok sayıda belediyesi ve tarihsel bir siyasal ağırlığı
vardır. Fakat bütün bunlar otomatik olarak CHP’nin Türkiye’de iktidarı
değiştirebilecek ve kendi adayını cumhurbaşkanı yapabilecek bir siyasal merkez
olduğu anlamına gelmez.
Bir siyasal
parti açısından örgütsel güç ile iktidar üretme kapasitesi aynı şey değildir.
Bana göre
CHP’nin son dönemde yaşadığı temel sorun tam olarak budur: Parti, önemli bir
muhalefet örgütü olma niteliğini korurken Türkiye toplumunun farklı kesimlerini
ortak bir iktidar projesi etrafında birleştirebilen siyasal merkez olma
kapasitesini büyük ölçüde tüketmiştir.
Bu nedenle
Mansur Yavaş’ın CHP çatısı altında cumhurbaşkanı adayı olması ile CHP’nin
Yavaş’ı cumhurbaşkanı seçtirebilmesi birbirinden tümüyle farklı sorunlardır.
Yavaş
CHP’nin adayı olduğunda yalnızca kendi kişisel siyasal kimliğiyle değil, aynı
zamanda CHP’nin kurumsal kimliğiyle seçime girecektir. Oysa Yavaş’ın siyasal
gücünün önemli bir bölümü tam da CHP kimliğinin sınırlarını aşabilmesinden
kaynaklanmaktadır. Merkez sağa, milliyetçi seçmene ve CHP ile özdeşleşmeyen
toplumsal kesimlere ulaşabilme gücü onun en önemli siyasal üstünlüklerinden
biridir.
Dolayısıyla
ortaya paradoksal bir durum çıkmaktadır: Yavaş’ın CHP’nin adayına dönüşmesi
onun CHP dışındaki seçmenlere ulaşma kapasitesini azaltabilir. Başka bir
ifadeyle, Yavaş’ın kişisel siyasal sermayesi CHP’nin siyasal sermayesinden daha
geniş olabilir. Böyle bir durumda kişisel sermayeyi parti kimliğine bağlamak
Yavaş’ın üstünlüğünü artırmak yerine daraltabilir.
Üstelik
muhalefetin parçalanması bu sorunu daha da büyütmektedir. CHP ile Yeni Parti
arasında ortaya çıkan yeni siyasal ayrışma geçmişteki “muhalefetin doğal
merkezi CHP’dir” varsayımını geçersizleştirmiştir. Artık Yavaş’ın karşısında
yalnızca iktidar partileri değil, muhalefetin hangi siyasal merkez etrafında
yeniden örgütleneceği sorunu da bulunmaktadır. Bu nedenle Yavaş’ın CHP’de
kalması durumunda ortaya çıkacak tablo oldukça açıktır: Yavaş, CHP’nin kaderine
bağlanmış olacaktır. Oysa Yavaş’ın gereksinmesi olan şey CHP’nin mevcut siyasal
konumunu sürdürmek değil, CHP’nin ötesine geçebilen bir seçim koalisyonu ve
iktidar projesi kurabilmektir.
İşte Yeni
Parti’nin önemi de tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Yeni Parti yalnızca
CHP’den kopmuş yeni bir siyasal örgüt olarak değerlendirilmemelidir. Eğer ülke
çapında örgütlenmesini tamamlayabilir, CHP’den kopan siyasal aktörleri
bünyesinde toplayabilir ve geniş bir seçmen koalisyonu oluşturabilirse
Türkiye’de muhalefetin yeni siyasal merkezi olma savını somutlaştırabilir. Böyle
bir gelişme Mansur Yavaş açısından oyunun kurallarını değiştirir. Çünkü o zaman
sorun Yavaş’ın CHP’den ayrılıp ayrılmaması olmaktan çıkar. Sorun, Yavaş’ın eski
siyasal merkezin içinde kalıp onun kaderini paylaşmak yerine yeni oluşan
siyasal merkezin kurucu unsurlarından biri olup olmayacağına dönüşür.
Benim kanım
şudur: CHP ile Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı şansı bugün bütünüyle sıfır değildir
ancak gerçekçi bir iktidar bakış açısı bakımından son derece zayıftır. Buna
karşılık Yeni Parti Yavaş’ın kişisel kabulünü ülke çapında örgütlü bir siyasal
güce dönüştürebilecek bir araç durumuna gelebilirse Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı olasılığı
niteliksel olarak değişebilir. Bu durumda Yavaş için CHP’de kalmak bir güvence
değil, tersine bir siyasal sınırlama durumuna gelebilir.
Yavaş
Neden Bekliyor?
Buraya kadar
ortaya koyduğumuz tablo doğruysa doğal olarak şu soru sorulacaktır: Mansur
Yavaş Yeni Parti’ye katılmanın kendisi için daha üstün bir seçenek olduğunu
görmüyor mu? Görüyorsa neden CHP’de? Bu sorunun yanıtını yalnızca “Yeni
Parti’den davet bekliyor” biçiminde açıklamak bana yeterli görünmüyor. Yavaş
gibi siyasal ağırlığı yüksek bir aktörün sorunu bir partiye üye olup olmamak
değildir. Asıl sorun hangi siyasal konumda ve hangi siyasal güvenceyle o
partiye katılacağıdır. Çünkü Yavaş’ın Yeni Parti’ye sıradan bir milletvekili,
belediye başkanı ya da parti yöneticisi olarak katılması ile cumhurbaşkanlığı
hedefi bulunan başat bir siyasal aktör olarak katılması arasında büyük fark
vardır.
Yavaş’ın gereksinmesi
siyasal ağırlığını Yeni Parti içinde eritecek bir üyelik değil, tam tersine,
mevcut siyasal ağırlığını kurumsallaştıracak bir liderlik formülüdür. Bu
nedenle Yavaş’ın önünde büyük olasılıkla şu sorular bulunmaktadır: Yeni
Parti’ye katıldığında partideki konumu ne olacaktır? Özgür Özel’in liderliği
ile Yavaş’ın siyasal ağırlığı nasıl dengelenecektir? Cumhurbaşkanlığı adaylığı
konusunda bir siyasal görüş birlikteliği kurulabilecek midir? Yavaş Yeni
Parti’nin yalnızca önemli bir ismi mi olacaktır, yoksa partinin iktidar
projesinin merkezindeki isimlerden biri mi? Daha da önemlisi, Yavaş’ın
cumhurbaşkanı adaylığı Yeni Parti tarafından gerçekten ve açık biçimde
desteklenecek midir?
Bu soruların
yanıtı verilmeden yapılacak bir parti değişikliği Yavaş açısından gereksiz bir
risk oluşturabilir. Çünkü Yavaş’ın bugün sahip olduğu en önemli siyasal varlık
partiler üstü kişisel kabulüdür. Bu varlığı bir partiye girerek kaybetmesi
karşılığında yeterli siyasal güç elde edememesi durumunda ciddi bir stratejik
hata olur. Dolayısıyla Yavaş’ın beklemesi aslında oldukça akılcı olabilir.
O, “Yeni
Parti’ye gireyim mi?” sorusundan çok “Yeni Parti’ye hangi koşullarda
girmeliyim?” sorusunun yanıtını arıyor olabilir. Bu iki soru arasında çok
önemli bir fark vardır. İlkinde karar veren parti olur. İkincisinde ise Yavaş
da kararın tarafıdır.
İmamoğlu
Değişkeni: Yeni Parti’nin Siyasal Angajmanı
Mansur
Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılma olasılığını değerlendirirken göz önünde
bulundurulması gereken önemli bir başka değişken de Ekrem İmamoğlu’dur. Önceki
değerlendirmelerde olduğu gibi sorunu yalnızca Özgür Özel ile Yavaş arasındaki
olası siyasal ilişki üzerinden ele almak eksik kalır. Çünkü Yeni Parti’nin
kuruluş ve siyasal yapılanma sürecinin CHP döneminden devraldığı önemli bir
siyasal angajman bulunmaktadır: İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı ve buna
bağlı siyasal konumunun korunması. Bu angajmanı kişisel bir bağlılık veya
liderler arasındaki özel bir ilişki olarak değerlendirmek doğru değildir.
Burada söz konusu olan, daha çok, belirli bir aday etrafında oluşturulmuş
siyasal yükümlenme, örgütsel yatırım ve beklenti yapısıdır. Özgür Özel’in CHP
genel başkanlığı döneminde İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına güçlü
biçimde destek vermesi İmamoğlu’nu yalnızca önemli bir belediye başkanı
olmaktan çıkararak muhalefetin iktidar stratejisinin başat aktörlerinden biri durumuna
getirmiştir.
Dolayısıyla
Yeni Parti’nin İmamoğlu ile ilişkisi parti değişikliğiyle kendiliğinden ortadan
kalkmış sayılamaz. Aksine, Yeni Parti’nin yeni siyasal konumunu belirlerken
çözmek zorunda olduğu temel sorunlardan biri İmamoğlu ile sürdürülen siyasal
angajmanın Yavaş’ın olası adaylığıyla nasıl bağdaştırılacağıdır. Bu durum,
Yavaş açısından da son derece önemlidir. Çünkü Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması
durumunda karşılaşacağı sorun yalnızca parti içindeki konumunun ne olacağı
değildir. Aynı zamanda, mevcut siyasal yapılanmanın cumhurbaşkanlığı adaylığı
bakımından İmamoğlu’na verdiği önceliğin devam edip etmeyeceği sorusudur.
Burada üç
farklı durum ortaya çıkabilir.
Birinci
durumda Yeni Parti İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığını temel stratejik
tercih olarak sürdürür. Bu durumda Yavaş’ın partiye katılması onu adaylık
yarışının merkezine taşımaktan çok İmamoğlu’nun yanında veya sonrasında
konumlanan önemli bir siyasal aktöre dönüştürebilir. Böyle bir konum Yavaş’ın
mevcut siyasal ağırlığı açısından yeterince çekici olmayabilir.
İkinci
durumda İmamoğlu’nun adaylığı hukuksal veya siyasal nedenlerle gerçekleşemez duruma
gelir ve Yeni Parti Yavaş’ı aday seçeneği olarak öne çıkarır. Bu durumda
Yavaş’ın partiye katılmasının siyasal değeri büyük ölçüde artar. Ancak burada
da İmamoğlu’nun siyasal etkisinin sona erdiği varsayılamaz. İmamoğlu aday
olamasa bile önemli bir siyasal aktör ve geniş bir seçmen kitlesinin temsilcisi
olarak Yeni Parti üzerindeki etkisini sürdürebilir.
Üçüncü ve
daha karmaşık durumda ise İmamoğlu aday olamaz ancak Yeni Parti içindeki
siyasal ağırlığını korur ve Yavaş da cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkar.
Böyle bir durumda iki farklı siyasal sermayenin aynı parti içinde nasıl
dengeleneceği Yeni Parti’nin geleceği açısından temel bir kurumsal ve siyasal
sorun olur.
Bu nedenle
Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılımını yalnızca “Özgür Özel’in daveti” üzerinden
açıklamak yeterli değildir. Yavaş açısından asıl sorun Yeni Parti içinde kendi
cumhurbaşkanlığı projesinin İmamoğlu’nun siyasal projesi karşısında hangi
statüye sahip olacağıdır.
Bu noktada
Özgür Özel’in konumu da özel bir önem kazanmaktadır. Özel, bir yandan Yeni
Parti’nin örgütsel ve siyasal liderliğini sürdürmek ve diğer yandan geçmiş
dönemde İmamoğlu etrafında oluşmuş siyasal beklentiyi yönetmek durumundadır.
Aynı anda Yavaş’ın yüksek toplumsal kabulünü ve seçim kazanma olasılığını da
Yeni Parti bünyesine çekmek isterse iki aktör arasındaki ilişkiyi yeniden
tanımlamak zorunda kalacaktır. Dolayısıyla sorun basit bir aday tercihi
değildir. Bir siyasal sermayelerin yeniden dağıtımı ve liderlik dengelerinin
yeniden kurulması sorunudur.
Yavaş'ın duraksamasının
önemli bir bölümünün burada aranması olanaklıdır. Yavaş açısından Yeni Parti’ye
katılmanın sağlayacağı örgütsel üstünlükler son derece önemli olmakla birlikte
bu üstünlüklerin karşılığında kendi siyasal projesinin başka bir adayın siyasal
projesine bağlı duruma gelmesi kabul edilebilir olmayabilir. Özellikle
cumhurbaşkanlığı hedefi bakımından Yavaş’ın gereksinme duyduğu şey yalnızca
parti desteği değil, adaylığının siyasal olarak birincil ve kurumsal olarak
güvence altına alınmış olmasıdır.
Bu nedenle
Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılımı gerçekleşecekse bunun sıradan bir parti
katılımından çok daha kapsamlı bir siyasal görüş birlikteliği ile gerçekleşmesi
beklenebilir. Böyle bir görüş birlikteliğinin en azından üç unsuru içermesi
gerekir: Yavaş’ın siyasal statüsünün açık biçimde tanımlanması,
cumhurbaşkanlığı adaylığı konusundaki belirsizliğin giderilmesi ve İmamoğlu’nun
siyasal konumuyla Yavaş’ın adaylığını çatışma üretmeyecek bir çerçevede
bağdaştıracak bir liderlik düzeninin kurulması.
Burada
önemli olan, İmamoğlu ile Yavaş’ın birbirlerinin siyasal rakibi olarak zorunlu
biçimde konumlandırılması değildir. Her iki aktörün farklı nitelikte siyasal
sermayeleri bulunmaktadır. İmamoğlu güçlü bir kent siyaseti ve seferberlik
kapasitesine ve Yavaş ise daha geniş toplumsal kesimlere ulaşabilen, daha
merkezi ve parti kimliklerinden görece bağımsız bir siyasal profile sahiptir.
Bu farklılıklar çatışma nedeni olabileceği gibi uygun bir siyasal düzenleme
içinde tamamlayıcı siyasal kaynaklara da dönüşebilir. Ancak bunun
gerçekleşebilmesi için Yeni Parti’nin hangi aktör etrafında cumhurbaşkanlığı
projesini kuracağı konusunda stratejik bir tercihte bulunması gerekir.
Dolayısıyla
Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılıp katılmayacağı sorusunun yanıtı yalnızca Yeni
Parti’nin büyüklüğüne veya Özgür Özel’in davetine bağlı değildir. İmamoğlu
değişkeninin nasıl çözümleneceği, Yavaş’ın parti içindeki konumunun ve
dolayısıyla Yeni Parti’ye katılma kararının temel belirleyicilerinden biri
olacaktır. Bu açıdan bakıldığında Yavaş’ın bekleyişi daha anlaşılır duruma
gelmektedir. Yavaş yalnızca Yeni Parti’nin ne kadar güçleneceğini değil, Yeni
Parti’nin iktidar projesinin İmamoğlu mu, Yavaş mı, yoksa her ikisinin siyasal
sermayesini farklı işlevlerle birleştiren bir model mi üzerine kurulacağını da
görmek isteyebilir. Asıl siyasal düğüm de tam burada bulunmaktadır.
Yavaş
İçin En Güçlü Formül Ne Olabilir?
Bana göre
Yavaş açısından en güçlü formül Yeni Parti’ye katılıp onun içinde erimek değil,
Yeni Parti ile kendi siyasal ağırlığını birleştiren özel bir liderlik
düzenlemesi olacaktır. Böyle bir düzenlemede Özgür Özel’in parti liderliği ile
Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı birbirinden ayrılabilir.
Özel, Yeni
Parti’nin siyasal ve örgütsel lideri olabilir. Yavaş ise partinin
cumhurbaşkanlığı projesinin merkezindeki isim olabilir. Bu durumda iki lider
arasında zorunlu bir yarışma yerine işlevsel bir iş bölümü ortaya çıkar. Özgür
Özel partiyi örgütler ve Mansur Yavaş iktidar adaylığını temsil eder.
Bu model
gerçekleşirse Yeni Parti’nin siyasal niteliği de değişir. Parti artık yalnızca
parlamentoda CHP’ye karşı konumlanan yeni bir muhalefet partisi olmaktan çıkar
ve cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı hedefleyen bir iktidar projesine
dönüşür.
Yavaş’ın
katılımının asıl stratejik değeri de burada ortaya çıkar. Çünkü Yavaş Yeni
Parti’ye katıldığında yalnızca Yeni Parti güçlenmiş olmaz. Yavaş da kişisel
siyasal sermayesini örgütsel kapasiteyle birleştirmiş olur. Bu, bugünkü siyasal
denklemde onun sahip olmadığı temel unsurdur.
Beklemek
Yavaş İçin Ne Anlama Geliyor?
Bu nedenle
Yavaş’ın bugünkü tutumunu bir kararsızlık olarak görmek doğru olmayabilir. Tersine,
siyasal pazarlık gücünü koruma stratejisi olarak okunabilir. Yavaş hemen Yeni
Parti’ye katılırsa parti yönetiminin vereceği bir konumu kabul etmek durumunda
kalabilir. Bir süre daha beklerse Yeni Parti’nin büyümesini ve CHP’den
kopuşların hangi noktaya ulaşacağını görebilir. Yeni Parti güçlendikçe Yavaş’ın
parti içindeki pazarlık gücü de artar. Başka bir deyişle Yavaş açısından zaman
yalnızca beklenen bir unsur değildir. Aynı zamanda siyasal değer üreten bir
unsurdur. Yeni Parti ne kadar büyürse Yavaş’ın katılımının değeri o kadar
artar. Yavaş ne kadar güçlü kalırsa, Yeni Parti’nin ona duyduğu gereksinme da o
kadar büyür. İşte bu karşılıklı bağımlılık Yavaş’ın bugün neden acele
etmediğini açıklayabilecek önemli bir etkendir.
Fakat bunun
bir sınırı vardır. Fazla beklemek de risklidir. Yeni Parti kendi liderlik
yapısını tümüyle kurar, kendi cumhurbaşkanı adayını belirler ve Yavaş dışında
bir iktidar formülü oluşturursa Yavaş’ın sonradan katılmasının stratejik değeri
azalabilir. Dolayısıyla Yavaş açısından doğru zamanlama çok önemlidir.
Erken
katılımda pazarlık gücü sınırlı olabilir. Geç katılımda ise siyasal tren
kaçabilir. Bu nedenle Yavaş'ın bugün yaptığı şey, bana göre, kapıyı kapatmak
değil, kapının hangi koşullarda açılacağını belirlemektir.
Ve bu
noktada çok daha önemli bir sonuç ortaya çıkmaktadır: Yavaş’ın Yeni Parti’ye
katılımı yalnızca Yavaş’ın geleceğini değil, Türkiye’de muhalefetin gelecekteki
liderlik yapısını da belirleyebilir.
Yavaş
Yeni Parti’ye Katılırsa Ne Değişir?
Mansur
Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması durumunda ortaya çıkacak sonuç basit bir parti
değişikliğinin çok ötesinde olacaktır. Çünkü burada bir belediye başkanının
başka bir partiye geçmesinden değil, Türkiye siyasetinde yüksek kişisel kabul
gören bir siyasal aktörün yeni oluşmakta olan bir siyasal merkeze katılmasından
söz ediyoruz. Böyle bir gelişme Yeni Parti’nin siyasal ağırlığını bir anda
artırabilir. Yeni Parti bugüne kadar esas olarak CHP’den ayrılan siyasal
kadroların ve seçmenlerin oluşturduğu yeni bir muhalefet merkezi olarak
değerlendirilebilir. Ancak Yavaş’ın katılımıyla birlikte bu nitelik
değişebilir. Parti, artık yalnızca “CHP’den ayrılanların partisi” olmaktan
çıkıp cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı hedefleyen daha geniş bir siyasal
koalisyonun çekirdeği durumuna gelebilir. Bu dönüşümün en önemli sonucu Yeni
Parti’nin toplumsal erişim alanının genişlemesi olacaktır.
Yavaş’ın
kişisel siyasal profili, CHP’nin geleneksel seçmen tabanının dışına
taşabilmektedir. Özellikle merkez sağ, milliyetçi ve CHP ile kendisini
özdeşleştirmeyen seçmenler açısından Yavaş’ın taşıdığı kabul Yeni Parti’nin
ulaşabileceği seçmen havuzunu genişletebilir. Böylece Yeni Parti ile Yavaş
arasında karşılıklı bir siyasal tamamlayıcılık ortaya çıkar: Yeni Parti Yavaş’a
örgütü verir, Yavaş Yeni Parti’ye geniş toplumsal erişim sağlar. Bu ilişkinin
ikinci sonucu cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmasını kökten
değiştirebilmesidir.
Yavaş bugün
“aday olabilir mi?” sorusuyla karşı karşıyadır. Yeni Parti’nin güçlü biçimde
arkasında durduğu bir Yavaş ise artık yalnızca aday olabilecek bir isim değil,
seçimi kazanabilecek bir siyasal projenin adayı durumuna gelir. Bu ayrım son
derece önemlidir. Çünkü cumhurbaşkanlığı seçiminin mantığı adayın yalnızca
birinci turda ne kadar oy alacağından ibaret değildir. Asıl sorun, farklı
siyasal kümeleri aynı aday etrafında birleştirebilmektir. Yavaş’ın kişisel
profili ile Yeni Parti’nin örgütsel kapasitesi birleştiğinde böyle bir birleşme
olasılığı ortaya çıkabilir.
Yavaş'ın
Yeni Parti'ye katılmasının önündeki temel sorun yalnızca CHP'den ayrılmak ya da
Özgür Özel ile siyasal bir uzlaşmaya varmaktan ibaret değildir. Asıl sorun,
Yeni Parti'nin Ekrem İmamoğlu ile mevcut siyasal angajmanını Mansur Yavaş'ın
cumhurbaşkanlığı olasılığıyla nasıl bağdaştıracağıdır. Dolayısıyla Yavaş
açısından sorun yalnızca hangi partiye katılacağı değil, o partiye hangi
siyasal statüyle katılacağıdır.
Yavaş'ın
Yeni Parti'ye sıradan bir siyasetçi olarak katılması ile cumhurbaşkanlığı
projesinin merkezindeki siyasal aktör olarak katılması aynı şey değildir.
Birinci durumda Yavaş sahip olduğu kişisel siyasal sermayenin bir bölümünü
örgütsel yapıya aktarmış olur. İkinci durumda ise Yeni Parti Yavaş'ın kişisel
siyasal sermayesini kendi örgütsel kapasitesiyle birleştirerek bir iktidar
projesi üretmiş olur. Yavaş bakımından asıl tercih edilmesi gereken model
ikincisidir.
Ancak bunun
gerçekleşebilmesi için İmamoğlu değişkeninin açık biçimde çözümlenmesi gerekir.
İmamoğlu'nun adaylığının hukuksal ve siyasal geleceği belirsiz kaldığı sürece
Yeni Parti'nin cumhurbaşkanlığı stratejisi de bütünüyle kesinleşmiş sayılamaz.
İmamoğlu'nun aday olabilmesi durumunda Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılımı başka,
İmamoğlu'nun aday olamaması durumunda Yavaş'ın konumu ise tümüyle başka bir
anlam kazanacaktır. İmamoğlu'nun aday olamamasına karşın güçlü bir siyasal
aktör olarak Yeni Parti üzerindeki etkisini sürdürmesi ise üçüncü ve daha
karmaşık bir olasılıktır. Bu nedenle Yavaş'ın bekleyişini yalnızca Özgür
Özel'in daveti veya Yeni Parti'nin örgütsel gücü üzerinden açıklamak
yetersizdir. Yavaş'ın asıl görmek istediği şey Yeni Parti'nin cumhurbaşkanlığı
projesinin kimin etrafında şekilleneceği ve kendi siyasal konumunun bu proje
içinde ne olacağıdır. Başka bir ifadeyle Yavaş'ın gereksinimi yalnızca parti
desteği değil, cumhurbaşkanlığı adaylığının siyasal olarak birincil ve kurumsal
olarak güvence altına alınmasıdır. Bu noktada üç siyasal sermayenin birbirini
tamamlayabileceği bir model de olanaklıdır: Özel örgütsel ve parti liderliğini,
Yavaş cumhurbaşkanlığı adaylığını ve İmamoğlu ise sahip olduğu siyasal ve
toplumsal desteği temsil eden güçlü bir siyasal aktörlüğü üstlenebilir. Fakat
bu model kendiliğinden ortaya çıkmaz. Tam tersine, Yeni Parti'nin önündeki en
önemli siyasal mühendislik sorunu bu üç aktörün birbirini dışlamadan aynı
iktidar projesi içinde konumlandırılabilmesidir. Bu nedenle Yavaş'ın Yeni
Parti'ye katılımı basit bir parti değişikliği olarak değil, muhalefetin yeni
bir iktidar mimarisi oluşturma girişimi olarak değerlendirilmelidir.
Bu Durum
CHP’yi Nasıl Etkiler?
Yavaş’ın
Yeni Parti’ye katılması CHP açısından da ciddi bir kırılma yaratabilir. Çünkü
CHP’nin elinde önemli bir örgüt ve seçmen tabanı kalmasına karşın Yavaş’ın
katılımı Yeni Parti’nin “muhalefet merkezi seçeneği” olma savını
somutlaştıracaktır. Daha önemlisi, CHP’nin elindeki belediye başkanları, yerel
siyasetçiler ve örgüt kadroları açısından da yeni bir çekim merkezi oluşabilir.
Siyasette insanlar yalnızca ideolojik yakınlık nedeniyle parti değiştirmezler.
İktidar olasılığı, siyasal gelecek, örgütsel güvence ve seçilebilirlik de parti
tercihlerinde belirleyici olur. Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması bu bakımdan
bir siyasal beklenti değişimi yaratabilir. “İktidar hangi partinin etrafında
kurulabilir?” sorusunun yanıtı değişmeye başladığında siyasal aktörlerin
tercihleri de değişmeye başlar. Dolayısıyla Yavaş’ın katılımı Yeni Parti’ye
yalnızca yeni bir isim kazandırmaz, yeni bir siyasal çekim alanı oluşturabilir.
İmamoğlu
Seçeneği de Değişir
Bu
gelişmenin bir başka önemli sonucu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem
İmamoğlu etrafındaki cumhurbaşkanlığı tartışmasına ilişkin olacaktır. Bugünkü
muhalefet denkleminde İmamoğlu cumhurbaşkanlığı açısından en önemli isimlerden
biridir. Ancak Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması durumunda iki farklı siyasal
liderlik ve adaylık modeli belirginleşebilir. İmamoğlu daha çok büyükşehir
siyaseti, CHP geleneği ve kentli muhalefet üzerinden şekillenen bir siyasal
profile sahipken Yavaş farklı toplumsal ve siyasal kesimlere ulaşabilen daha
merkezi bir adaylık profili ortaya koyabilir. Bu nedenle Yavaş’ın Yeni Parti’ye
katılması yalnızca Yavaş’ın adaylığını güçlendirmez. Cumhurbaşkanlığı
yarışındaki adaylık ölçütlerini de değiştirebilir. Artık soru yalnızca
“Muhalefetin en güçlü adayı kim?” olmayacaktır. Soru şuna dönüşebilir: “Hangi
aday muhalefetin parçalarını birleştirerek iktidar değişikliğini
gerçekleştirebilir?” Bu ikinci soru, Yavaş’ın lehine sonuçlanabilecek bir
sorudur.
Özgür
Özel İçin de Yeni Bir Denklem
Yavaş’ın
Yeni Parti’ye katılması Özgür Özel’in konumunu da zayıflatmak zorunda değildir.
Tersine, doğru bir liderlik paylaşımı kurulabilirse Özel’in siyasal ağırlığını
artırabilir. Özel’in parti liderliği ile Yavaş’ın cumhurbaşkanı adaylığının
birbirinden ayrılması olanaklıdır. Özel, Yeni Parti’nin örgütsel ve siyasal
lideri olabilir. Yavaş ise Yeni Parti’nin cumhurbaşkanlığı projesinin lider
adayı olabilir. Bu durumda aralarında bir “liderlik savaşı” yaşanması gerekmez.
İki farklı siyasal işlev birbirini tamamlayabilir. Hatta böyle bir düzenleme
Yeni Parti’nin en büyük üstünlüklerinden biri olabilir.
Çünkü
Yavaş’ın partiye katılması Özel’in cumhurbaşkanlığı yarışından çekilmesi
anlamına gelmek zorunda değildir. Özel, parti liderliği üzerinden iktidar
koalisyonunun siyasal eş güdümünü üstlenebilir ve Yavaş ise geniş toplum
kesimlerine hitap eden cumhurbaşkanlığı adaylığını taşıyabilir. Böyle bir
işlevsel liderlik bölüşümü Türkiye siyasetinde alışılmışın dışında olmakla
birlikte seçim kazanma açısından oldukça akılcı olabilir.
Fakat Bir
Koşulla
Bütün
bunların gerçekleşebilmesi için tek bir koşul vardır: Yavaş’ın Yeni Parti’ye
katılımı kişisel bir transfer olarak değil, yeni bir iktidar projesinin
kuruluşu olarak gerçekleştirilmelidir. Yavaş partiye girer ve sıradan bir
yönetici konumuna yerleşirse beklenen siyasal etki ortaya çıkmayabilir. Buna
karşılık Yavaş’ın katılımı cumhurbaşkanlığı adaylığı ve seçim sonrasındaki
iktidar düzeni konusunda açık bir siyasal görüş birlikteliği ile gerçekleşirse
Türkiye’de muhalefetin dengeleri bir anda değişebilir. Bu nedenle sorun
Yavaş’ın Yeni Parti’ye üye olup olmaması değildir. Sorun, Yavaş’ın Yeni Parti
ile birlikte neyi temsil edeceğidir. Eğer temsil ettiği şey yalnızca yeni bir
parti üyeliği ise bunun siyasal etkisi sınırlı kalır. Ama temsil ettiği şey CHP
sonrası yeni muhalefetin cumhurbaşkanlığı ve iktidar projesi ise o zaman
Türkiye siyasetinde yeni bir dönem başlayabilir. Ve tam bu noktada Yavaş’ın
bugün neden beklediği sorusu yeniden önem kazanıyor. Belki de beklediği şey bir
davet değil, böyle bir siyasal formülün oluşmasıdır.
Yavaş’ın
Önündeki Üç Yol
Mansur
Yavaş’ın önünde bugün esas olarak üç siyasal yol bulunmaktadır: CHP’de kalmak,
bağımsızlığını korumak ya da Yeni Parti’ye katılmak.
İlk seçenek
yani CHP’de kalmak bana göre Yavaş açısından en zayıf seçenektir. Çünkü
Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı hedefi CHP’nin mevcut siyasal kapasitesine bağımlı duruma
gelecektir. CHP’nin geniş seçmen tabanı ve örgütü elbette önemlidir. Ancak
bunların Yavaş’ı Türkiye’nin farklı siyasal kesimlerinden yeterli desteği
alabilecek bir iktidar adayına dönüştürmesi artık kolay görünmemektedir. Daha
önemlisi, CHP’nin siyasal geleceği ile Yavaş’ın siyasal geleceği aynı değildir.
Yavaş CHP’den daha geniş bir seçmen kitlesine ulaşabilir. Bu nedenle Yavaş’ın
CHP içinde kalması CHP’nin Yavaş’tan yararlanmasından çok Yavaş’ın CHP’nin
sınırları içine çekilmesi sonucunu doğurabilir.
İkinci
seçenek bağımsız kalmaktır. Bu seçenek ilk bakışta oldukça çekici
görünmektedir. Yavaş böylece partiler üstü kimliğini koruyabilir ve CHP
seçmeninin yanı sıra merkez sağ, milliyetçi ve farklı muhalif kesimlerden oy
alma kapasitesini sürdürebilir. Herhangi bir parti içi savaşıma girmeden
cumhurbaşkanlığı adaylığı için uygun zamanı bekleyebilir. Ancak bağımsızlığın
ciddi bir zayıflığı vardır: Seçim kazanmak için gerekli örgütsel güç. Bir
cumhurbaşkanı adayı yalnızca seçmen tarafından sevilerek seçilmez. Seçmen
desteğini sandık sonucuna dönüştürecek bir siyasal mekanizmaya gereksinme
vardır. Bu nedenle bağımsız Yavaş'ın durumu şöyle özetlenebilir: Adaylık
kapasitesi yüksek, iktidar üretme kapasitesi sınırlı.
Üçüncü
seçenek ise Yeni Parti’ye katılmaktır. Bana göre Yavaş açısından en güçlü
seçenek budur. Çünkü Yeni Parti onun kişisel siyasal sermayesi ile gereksinme
duyduğu örgütsel kapasiteyi bir araya getirebilir. Yavaş Yeni Parti’ye
katıldığında ortaya basit bir parti üyeliği çıkmaz. Eğer katılım doğru bir
siyasal formülle gerçekleşirse kişisel liderlik ile örgütlü siyasal güç
birleşmiş olur. Bu durumda Yavaş’ın önündeki tablo değişir: CHP’nin
sınırlarından çıkabilir. Bağımsız adaylığın örgütsel zayıflıktan kurtulabilir. Yeni
Parti’nin ülke çapındaki örgütlenmesini cumhurbaşkanlığı adaylığının aracı durumuna
getirebilir. Ve en önemlisi, yalnızca “muhalefetin ortak adayı” olmayı değil,
yeni bir iktidar projesinin adayı olmayı hedefleyebilir.
Burada çok
önemli bir siyasal gerçek vardır: Cumhurbaşkanı olmak isteyen bir siyasetçinin
yalnızca adaylığı değil, adaylığını iktidara taşıyacak siyasal merkezi de denetim
altında tutması gerekir. Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılımı bu nedenle onun için
stratejik bir sıçrama olabilir. Ancak bu sıçrama Yeni Parti’nin de gerçekten
büyümesine bağlıdır. Eğer Yeni Parti CHP’den kopan siyasal kadroları, belediye
başkanlarını, milletvekillerini ve seçmenleri kendi etrafında toplamayı
başarırsa Yavaş’ın katılımı çok güçlü bir siyasal sonuç yaratabilir. Aksi
durumda ise Yavaş'ın mevcut kişisel siyasal sermayesini başka bir partiye
aktarması beklenen sonucu vermeyebilir. Dolayısıyla Yavaş'ın önündeki denklem
aslında üç seçenekten biraz daha karmaşıktır:
CHP’de
kalmak: güvenli fakat daralan bir siyasal alan.
Bağımsız
kalmak: geniş kişisel alan fakat zayıf örgütsel kapasite.
Yeni
Parti’ye katılmak: daha yüksek siyasal risk fakat çok daha yüksek iktidar olasılığı.
Bana göre
üçüncü seçenek, doğru koşullar oluştuğunda, açık ara en güçlü seçenektir. Fakat
bunun için Yavaş'ın yalnızca Yeni Parti'ye katılması yetmez. Yeni Parti'nin de
Yavaş'a gereksinmesi olduğunu bilerek hareket etmesi gerekir. Yavaş'ın partiye
katılımı bir “transfer” gibi değil, karşılıklı siyasal güçlerin birleşmesi
olarak gerçekleşmelidir. İşte o zaman ortaya yeni bir siyasal denklem çıkar. Ve
bu denklemde Yavaş'ın beklemesi anlamsız değildir. Tam tersine, bekleyerek Yeni
Parti'nin ne kadar büyüyeceğini, CHP'den ne ölçüde kopuş yaşanacağını ve kendi
katılımının hangi koşullarda en yüksek siyasal değer yaratacağını görmeye
çalışıyor olabilir.
Ancak
beklemek ile gecikmek aynı şey değildir. Yavaş'ın önündeki en büyük stratejik
risk de burada başlamaktadır. Doğru zamanı beklemek doğrudur. Yanlış zamanda
bekliyor olmak ise fırsat kaybıdır.
Sonuç:
Yavaş İçin Asıl Sorun Adaylık Değil, İktidar Üretebilme Kapasitesidir
Mansur Yavaş
açısından siyasal tablonun ortaya koyduğu temel gerçek açıktır: Sorun
cumhurbaşkanı adayı olabilmekten çok cumhurbaşkanı olabilmektir. Yavaş'ın
kişisel siyasal sermayesi, toplumun farklı kesimlerinden oy alabilme gücü ve
parti kimliklerinin ötesine taşabilen siyasal profili onu güçlü bir
cumhurbaşkanı adayı durumuna getirebilir. Ancak çağdaş seçim siyasetinde
kişisel kabul tek başına yeterli değildir. Adaylığın seçim sonucuna ve seçim
sonucunun da iktidara dönüşebilmesi için örgüt, finansman, yerel ağlar,
kampanya kapasitesi, siyasal söylem ve seçmen seferberliği gerekir. Bu bakımdan
CHP'nin Yavaş açısından taşıdığı siyasal olanakların sınırlandığı ileri
sürülebilir. Buradaki sorun CHP'nin seçmenlerinin veya örgütünün ortadan
kalkmış olması değildir. Sorun, CHP'nin Yavaş'ın toplumdaki kişisel karşılığını
bütün Türkiye'yi kapsayan yeni bir iktidar projesine dönüştürebilecek siyasal
taşıyıcı olma kapasitesinin zayıflamış olmasıdır. Yavaş'ın CHP içinde kalması
onu güçlü bir muhalefet figürü olarak tutabilir ancak cumhurbaşkanlığını
kazanabilecek daha geniş bir siyasal koalisyonun kurulmasını kendiliğinden
sağlamaz.
Bağımsız
adaylık da benzer bir paradoks taşımaktadır. Bağımsızlık Yavaş'ın parti
kimliklerinin üzerinde duran siyasal profilini koruyabilir ve farklı seçmen
gruplarına ulaşmasını kolaylaştırabilir. Ancak bağımsız adaylığın temel açmazı
kişisel siyasal sermayenin ülke çapında örgütlü bir seçim kapasitesine
dönüştürülememesidir. Başka bir ifadeyle Yavaş bağımsız olarak güçlü bir aday
olabilir fakat güçlü bir aday olmak ile seçim kazanabilecek bir iktidar
örgütüne sahip olmak aynı şey değildir.
Bu nedenle
Yeni Parti seçeneği, Yavaş açısından yalnızca üçüncü bir parti tercihi değil,
kişisel siyasal sermaye ile örgütsel kapasitenin birleştirilebileceği olası bir
siyasal zemin olarak önem kazanmaktadır. Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılması eğer
doğru siyasal koşullarda gerçekleşirse, Yeni Parti'yi yalnızca yeni bir
muhalefet partisi olmaktan çıkarıp iktidar seçeneği yapabilir. Yeni Parti
Yavaş'a örgütsel kapasite, Yavaş ise Yeni Parti'ye daha geniş bir toplumsal
erişim sağlayabilir.
Ancak burada
İmamoğlu değişkeni belirleyici bir önem kazanmaktadır. Yeni Parti'nin siyasal
geleceği Özgür Özel'in örgütsel liderliği ile Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanlığı olasılığının
basitçe bir araya getirilmesinden ibaret değildir. Ekrem İmamoğlu'nun mevcut
siyasal konumu daha önce oluşturulmuş cumhurbaşkanlığı adaylığı savı ve bu
adaylık etrafında oluşmuş siyasal angajman yeni yapının cumhurbaşkanlığı
stratejisinin en önemli belirleyicilerinden biridir.
Dolayısıyla
Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılımı ancak bu üçlü siyasal denklem içinde anlam
kazanabilir. İmamoğlu'nun aday olabilmesi, aday olamaması fakat siyasal
etkisini sürdürmesi veya siyasal ağırlığının farklı bir biçimde yeniden
konumlanması Yavaş'ın Yeni Parti içindeki statüsünü doğrudan etkileyecektir. Bu
nedenle Yavaş'ın aradığı şey yalnızca Özgür Özel'in desteği değildir. Yavaş'ın
asıl görmek istediği Yeni Parti'nin cumhurbaşkanlığı projesinin kendisini hangi
konuma yerleştireceğidir.
Bu noktada
en işlevsel siyasal formül üç aktörün birbirinin seçeneği olmaktan çıkarılıp
farklı siyasal işlevlerde konumlandırılabilmesidir: Özgür Özel örgütsel ve
parti liderliğini üstlenebilir, Mansur Yavaş cumhurbaşkanlığı adaylığını
taşıyabilir ve Ekrem İmamoğlu ise sahip olduğu siyasal sermaye ve toplumsal
etkiyi yeni iktidar projesinin içinde değerlendirebilir. Fakat bunun
gerçekleşebilmesi için yalnızca kişisel uzlaşma değil, açık bir siyasal görüş
birlikteliği ve kurumsal güvence gerekir.
Dolayısıyla
Yavaş'ın önündeki gerçek seçenekler artık yalnızca CHP'de kalmak, bağımsız
hareket etmek veya Yeni Parti'ye katılmak biçiminde sıralanamaz. Asıl seçenek
kişisel siyasal sermayesini hangi örgütsel yapı ve hangi siyasal statüyle
iktidara taşıyabileceğidir. Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılması ancak
cumhurbaşkanlığı adaylığının ikincil veya belirsiz bir konuma itilmediği,
tersine açık ve güvenilir bir siyasal statüye bağlandığı durumda anlamlı
olacaktır.
Buradan
hareketle Yavaş'ın bugünkü bekleyişi kararsızlık olarak değil, siyasal pazarlık
ve konum belirleme süreci olarak okunabilir. Beklemek onun pazarlık gücünü
artırmaktadır. Ancak siyasette beklemek ile gecikmek arasındaki sınır oldukça
incedir. Yeni Parti'nin örgütsel yapısı ve siyasal dengeleri hızla
şekillenirken Yavaş'ın kararını fazla geciktirmesi sahip olduğu kişisel siyasal
sermayenin örgütlü bir iktidar projesine dönüştürülmesi için gerekli zamanı
daraltabilir.
Sonuç olarak
Mansur Yavaş için asıl soru artık “Cumhurbaşkanı adayı olabilir mi?” değildir.
Asıl soru, sahip olduğu toplumsal kabulü kendisini Türkiye'nin tamamına hitap
eden bir iktidar seçeneğine dönüştürebilecek örgütsel ve siyasal kapasiteyle
birleştirip birleştiremeyeceğidir. Bugünkü koşullarda bu kapasiteyi tek başına
CHP'nin, bağımsız bir adaylığın veya yalnızca Yavaş'ın kişisel siyasal
ağırlığının üretmesi güç görünmektedir. Yeni Parti ise bu açığı kapatabilecek
en önemli siyasal zemin olarak ortaya çıkmaktadır.
Fakat Yeni
Parti'nin Yavaş için gerçek bir iktidar aracına dönüşebilmesi yalnızca Yavaş'ın
partiye katılmasına bağlı değildir. Özel'in örgütsel gücü, İmamoğlu'nun siyasal
konumu ve Yavaş'ın cumhurbaşkanlığı olasılığının aynı iktidar projesi içinde
bağdaştırılması gerekir. Bu gerçekleşirse Yeni Parti muhalefetteki bir yeniden
yapılanmanın ötesine geçerek cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı hedefleyen
yeni bir siyasal merkeze dönüşebilir. Gerçekleşmezse Yavaş'ın Yeni Parti'ye
katılması beklenen siyasal dönüşümü yaratmayabilir. Bu nedenle Mansur Yavaş'ın
önündeki temel tercih, aslında “hangi partide siyaset yapacağı” değil, “hangi
siyasal mimari içinde cumhurbaşkanı olabileceği” tercihidir. Ve sorunun özü tam
da burada ortaya çıkmaktadır: Mansur Yavaş için sorun cumhurbaşkanı adayı olmak
değil, cumhurbaşkanı olabilecek bir siyasal düzenek kurabilmektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder