Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

13 Eylül 2026 Pazar

 

Mansur Yavaş İçin Asıl Soru: Cumhurbaşkanı Adayı Olmak mı, İktidar Olabilmek mi?

Özel, İmamoğlu, Yavaş ve Yeni Parti ekseninde yeni muhalefet ve iktidar denklemi

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Türkiye siyasetinde bugün en fazla merak edilen sorulardan biri Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığıdır. Yavaş’ın adı uzun zamandır yalnızca Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile değil, Türkiye’nin gelecekteki cumhurbaşkanı olabilecek isimleri arasında anılıyor. Kamuoyundaki karşılığı farklı siyasal kesimlerden oy alabilme gücü ve özellikle iktidar ile ana muhalefet arasındaki siyasal gerilimden görece uzak duran kişisel profili onu diğer muhalefet aktörlerinden farklı bir konuma yerleştiriyor.

Ancak bugün sorulması gereken soru, bana göre, “Mansur Yavaş cumhurbaşkanı adayı olabilir mi?” değildir. Asıl soru şudur: “Mansur Yavaş cumhurbaşkanı seçilebilmek için hangi siyasal merkezin desteğine ve hangi örgütsel güce gereksinme duyuyor?”

Bu iki soru aynı değildir.

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi yalnızca adayın kişisel tanınırlığı, kamuoyu sempatisi veya seçim anketlerindeki desteğiyle kazanılabilecek bir seçim değildir. Adayın arkasında ülke çapında örgütlenmiş, seçmeni sandığa taşıyabilen, kampanya yürütebilen, kaynak üretebilen, sandık güvenliğini sağlayabilen ve seçim sonrasında iktidarı kullanabilecek bir siyasal yapılanmanın bulunması gerekir. Dolayısıyla yüksek kişisel kabul ile seçimi kazanma kapasitesi arasında önemli bir fark vardır.

Mansur Yavaş’ın bugün karşı karşıya bulunduğu temel sorun tam da budur.

Yavaş’ın kişisel siyasal sermayesi güçlü olabilir. Fakat kişisel siyasal sermaye onu tek başına cumhurbaşkanlığı makamına taşıyacak bir siyasal örgüte dönüşmediği sürece yeterli değildir. Üstelik muhalefetin eski siyasal dengeleri de artık aynı değildir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmişte taşıdığı muhalefet merkezi olma işlevi ciddi biçimde aşınmış ve Özgür Özel’in CHP’den ayrılarak kurduğu Yeni Parti ise muhalefetin siyasal haritasını değiştiren yeni bir aktör olarak ortaya çıkmıştır.

Burada özellikle bir ayrımı yapmak gerekir. CHP’nin kendisini tüketmiş olması CHP’nin seçmeninin ortadan kalktığı anlamına gelmez. CHP geniş bir toplumsal tabana, önemli bir örgütsel güce ve büyük bir siyasal mirasa sahiptir. Ancak bir partinin örgütsel varlığını sürdürmesi ile ülke çapında yeni bir iktidar projesi üretebilmesi aynı şey değildir. Bugün tartışılması gereken de CHP’nin var olup olmadığı değil, iktidar üretebilecek siyasal taşıyıcılık kapasitesini ne ölçüde koruduğudur.

Benim değerlendirmeme göre Yavaş açısından sorun burada düğümlenmektedir.

Yavaş CHP’de kalırsa, kendi kişisel siyasal geleceğini CHP’nin geleceğine bağlamış olacaktır. Bağımsız kalırsa farklı toplumsal kesimlere ulaşabilen “partiler üstü” aday görüntüsünü koruyabilir fakat onu seçime taşıyacak ve seçimi kazandıracak ülke çapındaki örgütsel kapasiteden yoksun kalabilir. Yeni Parti’ye katılırsa kişisel siyasal ağırlığını yeni bir siyasal merkezin örgütsel gücüyle birleştirme olanağına kavuşabilir.

İşte bu nedenle Mansur Yavaş’ın önündeki gerçek tercih basitçe “CHP mi, Yeni Parti mi, bağımsızlık mı?” sorusu değildir.

Asıl tercih şudur: Yavaş yalnızca cumhurbaşkanı adayı olmak mı istiyor, yoksa cumhurbaşkanı olabileceği bir siyasal iktidar projesinin parçası mı olmak istiyor? Bu ayrım, önümüzdeki dönemde Türkiye siyasetinin en önemli siyasal denklemlerinden birini oluşturabilir.

CHP’nin Yavaş İçin Neden Artık Yeterli Bir Siyasal Merkez Olmadığı

Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı olasılığını tartışırken CHP’yi yalnızca geçmiş seçimlerde aldığı oylarla değerlendirmek yanıltıcı olur. Çünkü cumhurbaşkanlığı seçiminde belirleyici olan bir partinin kaç seçmene sahip olduğu kadar, hatta ondan daha fazla, bu seçmeni geniş bir siyasal ittifak içinde harekete geçirerek iktidar değişikliği yaratabilme kapasitesidir.

CHP’nin temel sorunu da burada ortaya çıkmaktadır.

CHP elbette Türkiye’nin önemli siyasal aktörlerinden biridir. Geniş bir seçmen tabanı, köklü bir örgütlenmesi, çok sayıda belediyesi ve tarihsel bir siyasal ağırlığı vardır. Fakat bütün bunlar otomatik olarak CHP’nin Türkiye’de iktidarı değiştirebilecek ve kendi adayını cumhurbaşkanı yapabilecek bir siyasal merkez olduğu anlamına gelmez.

Bir siyasal parti açısından örgütsel güç ile iktidar üretme kapasitesi aynı şey değildir.

Bana göre CHP’nin son dönemde yaşadığı temel sorun tam olarak budur: Parti, önemli bir muhalefet örgütü olma niteliğini korurken Türkiye toplumunun farklı kesimlerini ortak bir iktidar projesi etrafında birleştirebilen siyasal merkez olma kapasitesini büyük ölçüde tüketmiştir.

Bu nedenle Mansur Yavaş’ın CHP çatısı altında cumhurbaşkanı adayı olması ile CHP’nin Yavaş’ı cumhurbaşkanı seçtirebilmesi birbirinden tümüyle farklı sorunlardır.

Yavaş CHP’nin adayı olduğunda yalnızca kendi kişisel siyasal kimliğiyle değil, aynı zamanda CHP’nin kurumsal kimliğiyle seçime girecektir. Oysa Yavaş’ın siyasal gücünün önemli bir bölümü tam da CHP kimliğinin sınırlarını aşabilmesinden kaynaklanmaktadır. Merkez sağa, milliyetçi seçmene ve CHP ile özdeşleşmeyen toplumsal kesimlere ulaşabilme gücü onun en önemli siyasal üstünlüklerinden biridir.

Dolayısıyla ortaya paradoksal bir durum çıkmaktadır: Yavaş’ın CHP’nin adayına dönüşmesi onun CHP dışındaki seçmenlere ulaşma kapasitesini azaltabilir. Başka bir ifadeyle, Yavaş’ın kişisel siyasal sermayesi CHP’nin siyasal sermayesinden daha geniş olabilir. Böyle bir durumda kişisel sermayeyi parti kimliğine bağlamak Yavaş’ın üstünlüğünü artırmak yerine daraltabilir.

Üstelik muhalefetin parçalanması bu sorunu daha da büyütmektedir. CHP ile Yeni Parti arasında ortaya çıkan yeni siyasal ayrışma geçmişteki “muhalefetin doğal merkezi CHP’dir” varsayımını geçersizleştirmiştir. Artık Yavaş’ın karşısında yalnızca iktidar partileri değil, muhalefetin hangi siyasal merkez etrafında yeniden örgütleneceği sorunu da bulunmaktadır. Bu nedenle Yavaş’ın CHP’de kalması durumunda ortaya çıkacak tablo oldukça açıktır: Yavaş, CHP’nin kaderine bağlanmış olacaktır. Oysa Yavaş’ın gereksinmesi olan şey CHP’nin mevcut siyasal konumunu sürdürmek değil, CHP’nin ötesine geçebilen bir seçim koalisyonu ve iktidar projesi kurabilmektir.

İşte Yeni Parti’nin önemi de tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Yeni Parti yalnızca CHP’den kopmuş yeni bir siyasal örgüt olarak değerlendirilmemelidir. Eğer ülke çapında örgütlenmesini tamamlayabilir, CHP’den kopan siyasal aktörleri bünyesinde toplayabilir ve geniş bir seçmen koalisyonu oluşturabilirse Türkiye’de muhalefetin yeni siyasal merkezi olma savını somutlaştırabilir. Böyle bir gelişme Mansur Yavaş açısından oyunun kurallarını değiştirir. Çünkü o zaman sorun Yavaş’ın CHP’den ayrılıp ayrılmaması olmaktan çıkar. Sorun, Yavaş’ın eski siyasal merkezin içinde kalıp onun kaderini paylaşmak yerine yeni oluşan siyasal merkezin kurucu unsurlarından biri olup olmayacağına dönüşür.

Benim kanım şudur: CHP ile Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı şansı bugün bütünüyle sıfır değildir ancak gerçekçi bir iktidar bakış açısı bakımından son derece zayıftır. Buna karşılık Yeni Parti Yavaş’ın kişisel kabulünü ülke çapında örgütlü bir siyasal güce dönüştürebilecek bir araç durumuna gelebilirse Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı olasılığı niteliksel olarak değişebilir. Bu durumda Yavaş için CHP’de kalmak bir güvence değil, tersine bir siyasal sınırlama durumuna gelebilir.

Yavaş Neden Bekliyor?

Buraya kadar ortaya koyduğumuz tablo doğruysa doğal olarak şu soru sorulacaktır: Mansur Yavaş Yeni Parti’ye katılmanın kendisi için daha üstün bir seçenek olduğunu görmüyor mu? Görüyorsa neden CHP’de? Bu sorunun yanıtını yalnızca “Yeni Parti’den davet bekliyor” biçiminde açıklamak bana yeterli görünmüyor. Yavaş gibi siyasal ağırlığı yüksek bir aktörün sorunu bir partiye üye olup olmamak değildir. Asıl sorun hangi siyasal konumda ve hangi siyasal güvenceyle o partiye katılacağıdır. Çünkü Yavaş’ın Yeni Parti’ye sıradan bir milletvekili, belediye başkanı ya da parti yöneticisi olarak katılması ile cumhurbaşkanlığı hedefi bulunan başat bir siyasal aktör olarak katılması arasında büyük fark vardır.

Yavaş’ın gereksinmesi siyasal ağırlığını Yeni Parti içinde eritecek bir üyelik değil, tam tersine, mevcut siyasal ağırlığını kurumsallaştıracak bir liderlik formülüdür. Bu nedenle Yavaş’ın önünde büyük olasılıkla şu sorular bulunmaktadır: Yeni Parti’ye katıldığında partideki konumu ne olacaktır? Özgür Özel’in liderliği ile Yavaş’ın siyasal ağırlığı nasıl dengelenecektir? Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda bir siyasal görüş birlikteliği kurulabilecek midir? Yavaş Yeni Parti’nin yalnızca önemli bir ismi mi olacaktır, yoksa partinin iktidar projesinin merkezindeki isimlerden biri mi? Daha da önemlisi, Yavaş’ın cumhurbaşkanı adaylığı Yeni Parti tarafından gerçekten ve açık biçimde desteklenecek midir?

Bu soruların yanıtı verilmeden yapılacak bir parti değişikliği Yavaş açısından gereksiz bir risk oluşturabilir. Çünkü Yavaş’ın bugün sahip olduğu en önemli siyasal varlık partiler üstü kişisel kabulüdür. Bu varlığı bir partiye girerek kaybetmesi karşılığında yeterli siyasal güç elde edememesi durumunda ciddi bir stratejik hata olur. Dolayısıyla Yavaş’ın beklemesi aslında oldukça akılcı olabilir.

O, “Yeni Parti’ye gireyim mi?” sorusundan çok “Yeni Parti’ye hangi koşullarda girmeliyim?” sorusunun yanıtını arıyor olabilir. Bu iki soru arasında çok önemli bir fark vardır. İlkinde karar veren parti olur. İkincisinde ise Yavaş da kararın tarafıdır.

İmamoğlu Değişkeni: Yeni Parti’nin Siyasal Angajmanı

Mansur Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılma olasılığını değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken önemli bir başka değişken de Ekrem İmamoğlu’dur. Önceki değerlendirmelerde olduğu gibi sorunu yalnızca Özgür Özel ile Yavaş arasındaki olası siyasal ilişki üzerinden ele almak eksik kalır. Çünkü Yeni Parti’nin kuruluş ve siyasal yapılanma sürecinin CHP döneminden devraldığı önemli bir siyasal angajman bulunmaktadır: İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı ve buna bağlı siyasal konumunun korunması. Bu angajmanı kişisel bir bağlılık veya liderler arasındaki özel bir ilişki olarak değerlendirmek doğru değildir. Burada söz konusu olan, daha çok, belirli bir aday etrafında oluşturulmuş siyasal yükümlenme, örgütsel yatırım ve beklenti yapısıdır. Özgür Özel’in CHP genel başkanlığı döneminde İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına güçlü biçimde destek vermesi İmamoğlu’nu yalnızca önemli bir belediye başkanı olmaktan çıkararak muhalefetin iktidar stratejisinin başat aktörlerinden biri durumuna getirmiştir.

Dolayısıyla Yeni Parti’nin İmamoğlu ile ilişkisi parti değişikliğiyle kendiliğinden ortadan kalkmış sayılamaz. Aksine, Yeni Parti’nin yeni siyasal konumunu belirlerken çözmek zorunda olduğu temel sorunlardan biri İmamoğlu ile sürdürülen siyasal angajmanın Yavaş’ın olası adaylığıyla nasıl bağdaştırılacağıdır. Bu durum, Yavaş açısından da son derece önemlidir. Çünkü Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması durumunda karşılaşacağı sorun yalnızca parti içindeki konumunun ne olacağı değildir. Aynı zamanda, mevcut siyasal yapılanmanın cumhurbaşkanlığı adaylığı bakımından İmamoğlu’na verdiği önceliğin devam edip etmeyeceği sorusudur.

Burada üç farklı durum ortaya çıkabilir.

Birinci durumda Yeni Parti İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığını temel stratejik tercih olarak sürdürür. Bu durumda Yavaş’ın partiye katılması onu adaylık yarışının merkezine taşımaktan çok İmamoğlu’nun yanında veya sonrasında konumlanan önemli bir siyasal aktöre dönüştürebilir. Böyle bir konum Yavaş’ın mevcut siyasal ağırlığı açısından yeterince çekici olmayabilir.

İkinci durumda İmamoğlu’nun adaylığı hukuksal veya siyasal nedenlerle gerçekleşemez duruma gelir ve Yeni Parti Yavaş’ı aday seçeneği olarak öne çıkarır. Bu durumda Yavaş’ın partiye katılmasının siyasal değeri büyük ölçüde artar. Ancak burada da İmamoğlu’nun siyasal etkisinin sona erdiği varsayılamaz. İmamoğlu aday olamasa bile önemli bir siyasal aktör ve geniş bir seçmen kitlesinin temsilcisi olarak Yeni Parti üzerindeki etkisini sürdürebilir.

Üçüncü ve daha karmaşık durumda ise İmamoğlu aday olamaz ancak Yeni Parti içindeki siyasal ağırlığını korur ve Yavaş da cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkar. Böyle bir durumda iki farklı siyasal sermayenin aynı parti içinde nasıl dengeleneceği Yeni Parti’nin geleceği açısından temel bir kurumsal ve siyasal sorun olur.

Bu nedenle Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılımını yalnızca “Özgür Özel’in daveti” üzerinden açıklamak yeterli değildir. Yavaş açısından asıl sorun Yeni Parti içinde kendi cumhurbaşkanlığı projesinin İmamoğlu’nun siyasal projesi karşısında hangi statüye sahip olacağıdır.

Bu noktada Özgür Özel’in konumu da özel bir önem kazanmaktadır. Özel, bir yandan Yeni Parti’nin örgütsel ve siyasal liderliğini sürdürmek ve diğer yandan geçmiş dönemde İmamoğlu etrafında oluşmuş siyasal beklentiyi yönetmek durumundadır. Aynı anda Yavaş’ın yüksek toplumsal kabulünü ve seçim kazanma olasılığını da Yeni Parti bünyesine çekmek isterse iki aktör arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamak zorunda kalacaktır. Dolayısıyla sorun basit bir aday tercihi değildir. Bir siyasal sermayelerin yeniden dağıtımı ve liderlik dengelerinin yeniden kurulması sorunudur.

Yavaş'ın duraksamasının önemli bir bölümünün burada aranması olanaklıdır. Yavaş açısından Yeni Parti’ye katılmanın sağlayacağı örgütsel üstünlükler son derece önemli olmakla birlikte bu üstünlüklerin karşılığında kendi siyasal projesinin başka bir adayın siyasal projesine bağlı duruma gelmesi kabul edilebilir olmayabilir. Özellikle cumhurbaşkanlığı hedefi bakımından Yavaş’ın gereksinme duyduğu şey yalnızca parti desteği değil, adaylığının siyasal olarak birincil ve kurumsal olarak güvence altına alınmış olmasıdır.

Bu nedenle Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılımı gerçekleşecekse bunun sıradan bir parti katılımından çok daha kapsamlı bir siyasal görüş birlikteliği ile gerçekleşmesi beklenebilir. Böyle bir görüş birlikteliğinin en azından üç unsuru içermesi gerekir: Yavaş’ın siyasal statüsünün açık biçimde tanımlanması, cumhurbaşkanlığı adaylığı konusundaki belirsizliğin giderilmesi ve İmamoğlu’nun siyasal konumuyla Yavaş’ın adaylığını çatışma üretmeyecek bir çerçevede bağdaştıracak bir liderlik düzeninin kurulması.

Burada önemli olan, İmamoğlu ile Yavaş’ın birbirlerinin siyasal rakibi olarak zorunlu biçimde konumlandırılması değildir. Her iki aktörün farklı nitelikte siyasal sermayeleri bulunmaktadır. İmamoğlu güçlü bir kent siyaseti ve seferberlik kapasitesine ve Yavaş ise daha geniş toplumsal kesimlere ulaşabilen, daha merkezi ve parti kimliklerinden görece bağımsız bir siyasal profile sahiptir. Bu farklılıklar çatışma nedeni olabileceği gibi uygun bir siyasal düzenleme içinde tamamlayıcı siyasal kaynaklara da dönüşebilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için Yeni Parti’nin hangi aktör etrafında cumhurbaşkanlığı projesini kuracağı konusunda stratejik bir tercihte bulunması gerekir.

Dolayısıyla Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılıp katılmayacağı sorusunun yanıtı yalnızca Yeni Parti’nin büyüklüğüne veya Özgür Özel’in davetine bağlı değildir. İmamoğlu değişkeninin nasıl çözümleneceği, Yavaş’ın parti içindeki konumunun ve dolayısıyla Yeni Parti’ye katılma kararının temel belirleyicilerinden biri olacaktır. Bu açıdan bakıldığında Yavaş’ın bekleyişi daha anlaşılır duruma gelmektedir. Yavaş yalnızca Yeni Parti’nin ne kadar güçleneceğini değil, Yeni Parti’nin iktidar projesinin İmamoğlu mu, Yavaş mı, yoksa her ikisinin siyasal sermayesini farklı işlevlerle birleştiren bir model mi üzerine kurulacağını da görmek isteyebilir. Asıl siyasal düğüm de tam burada bulunmaktadır.

Yavaş İçin En Güçlü Formül Ne Olabilir?

Bana göre Yavaş açısından en güçlü formül Yeni Parti’ye katılıp onun içinde erimek değil, Yeni Parti ile kendi siyasal ağırlığını birleştiren özel bir liderlik düzenlemesi olacaktır. Böyle bir düzenlemede Özgür Özel’in parti liderliği ile Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı birbirinden ayrılabilir.

Özel, Yeni Parti’nin siyasal ve örgütsel lideri olabilir. Yavaş ise partinin cumhurbaşkanlığı projesinin merkezindeki isim olabilir. Bu durumda iki lider arasında zorunlu bir yarışma yerine işlevsel bir iş bölümü ortaya çıkar. Özgür Özel partiyi örgütler ve Mansur Yavaş iktidar adaylığını temsil eder.

Bu model gerçekleşirse Yeni Parti’nin siyasal niteliği de değişir. Parti artık yalnızca parlamentoda CHP’ye karşı konumlanan yeni bir muhalefet partisi olmaktan çıkar ve cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı hedefleyen bir iktidar projesine dönüşür.

Yavaş’ın katılımının asıl stratejik değeri de burada ortaya çıkar. Çünkü Yavaş Yeni Parti’ye katıldığında yalnızca Yeni Parti güçlenmiş olmaz. Yavaş da kişisel siyasal sermayesini örgütsel kapasiteyle birleştirmiş olur. Bu, bugünkü siyasal denklemde onun sahip olmadığı temel unsurdur.

Beklemek Yavaş İçin Ne Anlama Geliyor?

Bu nedenle Yavaş’ın bugünkü tutumunu bir kararsızlık olarak görmek doğru olmayabilir. Tersine, siyasal pazarlık gücünü koruma stratejisi olarak okunabilir. Yavaş hemen Yeni Parti’ye katılırsa parti yönetiminin vereceği bir konumu kabul etmek durumunda kalabilir. Bir süre daha beklerse Yeni Parti’nin büyümesini ve CHP’den kopuşların hangi noktaya ulaşacağını görebilir. Yeni Parti güçlendikçe Yavaş’ın parti içindeki pazarlık gücü de artar. Başka bir deyişle Yavaş açısından zaman yalnızca beklenen bir unsur değildir. Aynı zamanda siyasal değer üreten bir unsurdur. Yeni Parti ne kadar büyürse Yavaş’ın katılımının değeri o kadar artar. Yavaş ne kadar güçlü kalırsa, Yeni Parti’nin ona duyduğu gereksinme da o kadar büyür. İşte bu karşılıklı bağımlılık Yavaş’ın bugün neden acele etmediğini açıklayabilecek önemli bir etkendir.

Fakat bunun bir sınırı vardır. Fazla beklemek de risklidir. Yeni Parti kendi liderlik yapısını tümüyle kurar, kendi cumhurbaşkanı adayını belirler ve Yavaş dışında bir iktidar formülü oluşturursa Yavaş’ın sonradan katılmasının stratejik değeri azalabilir. Dolayısıyla Yavaş açısından doğru zamanlama çok önemlidir.

Erken katılımda pazarlık gücü sınırlı olabilir. Geç katılımda ise siyasal tren kaçabilir. Bu nedenle Yavaş'ın bugün yaptığı şey, bana göre, kapıyı kapatmak değil, kapının hangi koşullarda açılacağını belirlemektir.

Ve bu noktada çok daha önemli bir sonuç ortaya çıkmaktadır: Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılımı yalnızca Yavaş’ın geleceğini değil, Türkiye’de muhalefetin gelecekteki liderlik yapısını da belirleyebilir.

Yavaş Yeni Parti’ye Katılırsa Ne Değişir?

Mansur Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması durumunda ortaya çıkacak sonuç basit bir parti değişikliğinin çok ötesinde olacaktır. Çünkü burada bir belediye başkanının başka bir partiye geçmesinden değil, Türkiye siyasetinde yüksek kişisel kabul gören bir siyasal aktörün yeni oluşmakta olan bir siyasal merkeze katılmasından söz ediyoruz. Böyle bir gelişme Yeni Parti’nin siyasal ağırlığını bir anda artırabilir. Yeni Parti bugüne kadar esas olarak CHP’den ayrılan siyasal kadroların ve seçmenlerin oluşturduğu yeni bir muhalefet merkezi olarak değerlendirilebilir. Ancak Yavaş’ın katılımıyla birlikte bu nitelik değişebilir. Parti, artık yalnızca “CHP’den ayrılanların partisi” olmaktan çıkıp cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı hedefleyen daha geniş bir siyasal koalisyonun çekirdeği durumuna gelebilir. Bu dönüşümün en önemli sonucu Yeni Parti’nin toplumsal erişim alanının genişlemesi olacaktır.

Yavaş’ın kişisel siyasal profili, CHP’nin geleneksel seçmen tabanının dışına taşabilmektedir. Özellikle merkez sağ, milliyetçi ve CHP ile kendisini özdeşleştirmeyen seçmenler açısından Yavaş’ın taşıdığı kabul Yeni Parti’nin ulaşabileceği seçmen havuzunu genişletebilir. Böylece Yeni Parti ile Yavaş arasında karşılıklı bir siyasal tamamlayıcılık ortaya çıkar: Yeni Parti Yavaş’a örgütü verir, Yavaş Yeni Parti’ye geniş toplumsal erişim sağlar. Bu ilişkinin ikinci sonucu cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmasını kökten değiştirebilmesidir.

Yavaş bugün “aday olabilir mi?” sorusuyla karşı karşıyadır. Yeni Parti’nin güçlü biçimde arkasında durduğu bir Yavaş ise artık yalnızca aday olabilecek bir isim değil, seçimi kazanabilecek bir siyasal projenin adayı durumuna gelir. Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü cumhurbaşkanlığı seçiminin mantığı adayın yalnızca birinci turda ne kadar oy alacağından ibaret değildir. Asıl sorun, farklı siyasal kümeleri aynı aday etrafında birleştirebilmektir. Yavaş’ın kişisel profili ile Yeni Parti’nin örgütsel kapasitesi birleştiğinde böyle bir birleşme olasılığı ortaya çıkabilir.

Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılmasının önündeki temel sorun yalnızca CHP'den ayrılmak ya da Özgür Özel ile siyasal bir uzlaşmaya varmaktan ibaret değildir. Asıl sorun, Yeni Parti'nin Ekrem İmamoğlu ile mevcut siyasal angajmanını Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanlığı olasılığıyla nasıl bağdaştıracağıdır. Dolayısıyla Yavaş açısından sorun yalnızca hangi partiye katılacağı değil, o partiye hangi siyasal statüyle katılacağıdır.

 

Yavaş'ın Yeni Parti'ye sıradan bir siyasetçi olarak katılması ile cumhurbaşkanlığı projesinin merkezindeki siyasal aktör olarak katılması aynı şey değildir. Birinci durumda Yavaş sahip olduğu kişisel siyasal sermayenin bir bölümünü örgütsel yapıya aktarmış olur. İkinci durumda ise Yeni Parti Yavaş'ın kişisel siyasal sermayesini kendi örgütsel kapasitesiyle birleştirerek bir iktidar projesi üretmiş olur. Yavaş bakımından asıl tercih edilmesi gereken model ikincisidir.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için İmamoğlu değişkeninin açık biçimde çözümlenmesi gerekir. İmamoğlu'nun adaylığının hukuksal ve siyasal geleceği belirsiz kaldığı sürece Yeni Parti'nin cumhurbaşkanlığı stratejisi de bütünüyle kesinleşmiş sayılamaz. İmamoğlu'nun aday olabilmesi durumunda Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılımı başka, İmamoğlu'nun aday olamaması durumunda Yavaş'ın konumu ise tümüyle başka bir anlam kazanacaktır. İmamoğlu'nun aday olamamasına karşın güçlü bir siyasal aktör olarak Yeni Parti üzerindeki etkisini sürdürmesi ise üçüncü ve daha karmaşık bir olasılıktır. Bu nedenle Yavaş'ın bekleyişini yalnızca Özgür Özel'in daveti veya Yeni Parti'nin örgütsel gücü üzerinden açıklamak yetersizdir. Yavaş'ın asıl görmek istediği şey Yeni Parti'nin cumhurbaşkanlığı projesinin kimin etrafında şekilleneceği ve kendi siyasal konumunun bu proje içinde ne olacağıdır. Başka bir ifadeyle Yavaş'ın gereksinimi yalnızca parti desteği değil, cumhurbaşkanlığı adaylığının siyasal olarak birincil ve kurumsal olarak güvence altına alınmasıdır. Bu noktada üç siyasal sermayenin birbirini tamamlayabileceği bir model de olanaklıdır: Özel örgütsel ve parti liderliğini, Yavaş cumhurbaşkanlığı adaylığını ve İmamoğlu ise sahip olduğu siyasal ve toplumsal desteği temsil eden güçlü bir siyasal aktörlüğü üstlenebilir. Fakat bu model kendiliğinden ortaya çıkmaz. Tam tersine, Yeni Parti'nin önündeki en önemli siyasal mühendislik sorunu bu üç aktörün birbirini dışlamadan aynı iktidar projesi içinde konumlandırılabilmesidir. Bu nedenle Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılımı basit bir parti değişikliği olarak değil, muhalefetin yeni bir iktidar mimarisi oluşturma girişimi olarak değerlendirilmelidir.

Bu Durum CHP’yi Nasıl Etkiler?

Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması CHP açısından da ciddi bir kırılma yaratabilir. Çünkü CHP’nin elinde önemli bir örgüt ve seçmen tabanı kalmasına karşın Yavaş’ın katılımı Yeni Parti’nin “muhalefet merkezi seçeneği” olma savını somutlaştıracaktır. Daha önemlisi, CHP’nin elindeki belediye başkanları, yerel siyasetçiler ve örgüt kadroları açısından da yeni bir çekim merkezi oluşabilir. Siyasette insanlar yalnızca ideolojik yakınlık nedeniyle parti değiştirmezler. İktidar olasılığı, siyasal gelecek, örgütsel güvence ve seçilebilirlik de parti tercihlerinde belirleyici olur. Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması bu bakımdan bir siyasal beklenti değişimi yaratabilir. “İktidar hangi partinin etrafında kurulabilir?” sorusunun yanıtı değişmeye başladığında siyasal aktörlerin tercihleri de değişmeye başlar. Dolayısıyla Yavaş’ın katılımı Yeni Parti’ye yalnızca yeni bir isim kazandırmaz, yeni bir siyasal çekim alanı oluşturabilir.

İmamoğlu Seçeneği de Değişir

Bu gelişmenin bir başka önemli sonucu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu etrafındaki cumhurbaşkanlığı tartışmasına ilişkin olacaktır. Bugünkü muhalefet denkleminde İmamoğlu cumhurbaşkanlığı açısından en önemli isimlerden biridir. Ancak Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması durumunda iki farklı siyasal liderlik ve adaylık modeli belirginleşebilir. İmamoğlu daha çok büyükşehir siyaseti, CHP geleneği ve kentli muhalefet üzerinden şekillenen bir siyasal profile sahipken Yavaş farklı toplumsal ve siyasal kesimlere ulaşabilen daha merkezi bir adaylık profili ortaya koyabilir. Bu nedenle Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması yalnızca Yavaş’ın adaylığını güçlendirmez. Cumhurbaşkanlığı yarışındaki adaylık ölçütlerini de değiştirebilir. Artık soru yalnızca “Muhalefetin en güçlü adayı kim?” olmayacaktır. Soru şuna dönüşebilir: “Hangi aday muhalefetin parçalarını birleştirerek iktidar değişikliğini gerçekleştirebilir?” Bu ikinci soru, Yavaş’ın lehine sonuçlanabilecek bir sorudur.

Özgür Özel İçin de Yeni Bir Denklem

Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılması Özgür Özel’in konumunu da zayıflatmak zorunda değildir. Tersine, doğru bir liderlik paylaşımı kurulabilirse Özel’in siyasal ağırlığını artırabilir. Özel’in parti liderliği ile Yavaş’ın cumhurbaşkanı adaylığının birbirinden ayrılması olanaklıdır. Özel, Yeni Parti’nin örgütsel ve siyasal lideri olabilir. Yavaş ise Yeni Parti’nin cumhurbaşkanlığı projesinin lider adayı olabilir. Bu durumda aralarında bir “liderlik savaşı” yaşanması gerekmez. İki farklı siyasal işlev birbirini tamamlayabilir. Hatta böyle bir düzenleme Yeni Parti’nin en büyük üstünlüklerinden biri olabilir.

Çünkü Yavaş’ın partiye katılması Özel’in cumhurbaşkanlığı yarışından çekilmesi anlamına gelmek zorunda değildir. Özel, parti liderliği üzerinden iktidar koalisyonunun siyasal eş güdümünü üstlenebilir ve Yavaş ise geniş toplum kesimlerine hitap eden cumhurbaşkanlığı adaylığını taşıyabilir. Böyle bir işlevsel liderlik bölüşümü Türkiye siyasetinde alışılmışın dışında olmakla birlikte seçim kazanma açısından oldukça akılcı olabilir.

Fakat Bir Koşulla

Bütün bunların gerçekleşebilmesi için tek bir koşul vardır: Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılımı kişisel bir transfer olarak değil, yeni bir iktidar projesinin kuruluşu olarak gerçekleştirilmelidir. Yavaş partiye girer ve sıradan bir yönetici konumuna yerleşirse beklenen siyasal etki ortaya çıkmayabilir. Buna karşılık Yavaş’ın katılımı cumhurbaşkanlığı adaylığı ve seçim sonrasındaki iktidar düzeni konusunda açık bir siyasal görüş birlikteliği ile gerçekleşirse Türkiye’de muhalefetin dengeleri bir anda değişebilir. Bu nedenle sorun Yavaş’ın Yeni Parti’ye üye olup olmaması değildir. Sorun, Yavaş’ın Yeni Parti ile birlikte neyi temsil edeceğidir. Eğer temsil ettiği şey yalnızca yeni bir parti üyeliği ise bunun siyasal etkisi sınırlı kalır. Ama temsil ettiği şey CHP sonrası yeni muhalefetin cumhurbaşkanlığı ve iktidar projesi ise o zaman Türkiye siyasetinde yeni bir dönem başlayabilir. Ve tam bu noktada Yavaş’ın bugün neden beklediği sorusu yeniden önem kazanıyor. Belki de beklediği şey bir davet değil, böyle bir siyasal formülün oluşmasıdır.

Yavaş’ın Önündeki Üç Yol

Mansur Yavaş’ın önünde bugün esas olarak üç siyasal yol bulunmaktadır: CHP’de kalmak, bağımsızlığını korumak ya da Yeni Parti’ye katılmak.

İlk seçenek yani CHP’de kalmak bana göre Yavaş açısından en zayıf seçenektir. Çünkü Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı hedefi CHP’nin mevcut siyasal kapasitesine bağımlı duruma gelecektir. CHP’nin geniş seçmen tabanı ve örgütü elbette önemlidir. Ancak bunların Yavaş’ı Türkiye’nin farklı siyasal kesimlerinden yeterli desteği alabilecek bir iktidar adayına dönüştürmesi artık kolay görünmemektedir. Daha önemlisi, CHP’nin siyasal geleceği ile Yavaş’ın siyasal geleceği aynı değildir. Yavaş CHP’den daha geniş bir seçmen kitlesine ulaşabilir. Bu nedenle Yavaş’ın CHP içinde kalması CHP’nin Yavaş’tan yararlanmasından çok Yavaş’ın CHP’nin sınırları içine çekilmesi sonucunu doğurabilir.

İkinci seçenek bağımsız kalmaktır. Bu seçenek ilk bakışta oldukça çekici görünmektedir. Yavaş böylece partiler üstü kimliğini koruyabilir ve CHP seçmeninin yanı sıra merkez sağ, milliyetçi ve farklı muhalif kesimlerden oy alma kapasitesini sürdürebilir. Herhangi bir parti içi savaşıma girmeden cumhurbaşkanlığı adaylığı için uygun zamanı bekleyebilir. Ancak bağımsızlığın ciddi bir zayıflığı vardır: Seçim kazanmak için gerekli örgütsel güç. Bir cumhurbaşkanı adayı yalnızca seçmen tarafından sevilerek seçilmez. Seçmen desteğini sandık sonucuna dönüştürecek bir siyasal mekanizmaya gereksinme vardır. Bu nedenle bağımsız Yavaş'ın durumu şöyle özetlenebilir: Adaylık kapasitesi yüksek, iktidar üretme kapasitesi sınırlı.

Üçüncü seçenek ise Yeni Parti’ye katılmaktır. Bana göre Yavaş açısından en güçlü seçenek budur. Çünkü Yeni Parti onun kişisel siyasal sermayesi ile gereksinme duyduğu örgütsel kapasiteyi bir araya getirebilir. Yavaş Yeni Parti’ye katıldığında ortaya basit bir parti üyeliği çıkmaz. Eğer katılım doğru bir siyasal formülle gerçekleşirse kişisel liderlik ile örgütlü siyasal güç birleşmiş olur. Bu durumda Yavaş’ın önündeki tablo değişir: CHP’nin sınırlarından çıkabilir. Bağımsız adaylığın örgütsel zayıflıktan kurtulabilir. Yeni Parti’nin ülke çapındaki örgütlenmesini cumhurbaşkanlığı adaylığının aracı durumuna getirebilir. Ve en önemlisi, yalnızca “muhalefetin ortak adayı” olmayı değil, yeni bir iktidar projesinin adayı olmayı hedefleyebilir.

Burada çok önemli bir siyasal gerçek vardır: Cumhurbaşkanı olmak isteyen bir siyasetçinin yalnızca adaylığı değil, adaylığını iktidara taşıyacak siyasal merkezi de denetim altında tutması gerekir. Yavaş’ın Yeni Parti’ye katılımı bu nedenle onun için stratejik bir sıçrama olabilir. Ancak bu sıçrama Yeni Parti’nin de gerçekten büyümesine bağlıdır. Eğer Yeni Parti CHP’den kopan siyasal kadroları, belediye başkanlarını, milletvekillerini ve seçmenleri kendi etrafında toplamayı başarırsa Yavaş’ın katılımı çok güçlü bir siyasal sonuç yaratabilir. Aksi durumda ise Yavaş'ın mevcut kişisel siyasal sermayesini başka bir partiye aktarması beklenen sonucu vermeyebilir. Dolayısıyla Yavaş'ın önündeki denklem aslında üç seçenekten biraz daha karmaşıktır:

CHP’de kalmak: güvenli fakat daralan bir siyasal alan.

Bağımsız kalmak: geniş kişisel alan fakat zayıf örgütsel kapasite.

Yeni Parti’ye katılmak: daha yüksek siyasal risk fakat çok daha yüksek iktidar olasılığı.

Bana göre üçüncü seçenek, doğru koşullar oluştuğunda, açık ara en güçlü seçenektir. Fakat bunun için Yavaş'ın yalnızca Yeni Parti'ye katılması yetmez. Yeni Parti'nin de Yavaş'a gereksinmesi olduğunu bilerek hareket etmesi gerekir. Yavaş'ın partiye katılımı bir “transfer” gibi değil, karşılıklı siyasal güçlerin birleşmesi olarak gerçekleşmelidir. İşte o zaman ortaya yeni bir siyasal denklem çıkar. Ve bu denklemde Yavaş'ın beklemesi anlamsız değildir. Tam tersine, bekleyerek Yeni Parti'nin ne kadar büyüyeceğini, CHP'den ne ölçüde kopuş yaşanacağını ve kendi katılımının hangi koşullarda en yüksek siyasal değer yaratacağını görmeye çalışıyor olabilir.

Ancak beklemek ile gecikmek aynı şey değildir. Yavaş'ın önündeki en büyük stratejik risk de burada başlamaktadır. Doğru zamanı beklemek doğrudur. Yanlış zamanda bekliyor olmak ise fırsat kaybıdır.

Sonuç: Yavaş İçin Asıl Sorun Adaylık Değil, İktidar Üretebilme Kapasitesidir

Mansur Yavaş açısından siyasal tablonun ortaya koyduğu temel gerçek açıktır: Sorun cumhurbaşkanı adayı olabilmekten çok cumhurbaşkanı olabilmektir. Yavaş'ın kişisel siyasal sermayesi, toplumun farklı kesimlerinden oy alabilme gücü ve parti kimliklerinin ötesine taşabilen siyasal profili onu güçlü bir cumhurbaşkanı adayı durumuna getirebilir. Ancak çağdaş seçim siyasetinde kişisel kabul tek başına yeterli değildir. Adaylığın seçim sonucuna ve seçim sonucunun da iktidara dönüşebilmesi için örgüt, finansman, yerel ağlar, kampanya kapasitesi, siyasal söylem ve seçmen seferberliği gerekir. Bu bakımdan CHP'nin Yavaş açısından taşıdığı siyasal olanakların sınırlandığı ileri sürülebilir. Buradaki sorun CHP'nin seçmenlerinin veya örgütünün ortadan kalkmış olması değildir. Sorun, CHP'nin Yavaş'ın toplumdaki kişisel karşılığını bütün Türkiye'yi kapsayan yeni bir iktidar projesine dönüştürebilecek siyasal taşıyıcı olma kapasitesinin zayıflamış olmasıdır. Yavaş'ın CHP içinde kalması onu güçlü bir muhalefet figürü olarak tutabilir ancak cumhurbaşkanlığını kazanabilecek daha geniş bir siyasal koalisyonun kurulmasını kendiliğinden sağlamaz.

Bağımsız adaylık da benzer bir paradoks taşımaktadır. Bağımsızlık Yavaş'ın parti kimliklerinin üzerinde duran siyasal profilini koruyabilir ve farklı seçmen gruplarına ulaşmasını kolaylaştırabilir. Ancak bağımsız adaylığın temel açmazı kişisel siyasal sermayenin ülke çapında örgütlü bir seçim kapasitesine dönüştürülememesidir. Başka bir ifadeyle Yavaş bağımsız olarak güçlü bir aday olabilir fakat güçlü bir aday olmak ile seçim kazanabilecek bir iktidar örgütüne sahip olmak aynı şey değildir.

Bu nedenle Yeni Parti seçeneği, Yavaş açısından yalnızca üçüncü bir parti tercihi değil, kişisel siyasal sermaye ile örgütsel kapasitenin birleştirilebileceği olası bir siyasal zemin olarak önem kazanmaktadır. Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılması eğer doğru siyasal koşullarda gerçekleşirse, Yeni Parti'yi yalnızca yeni bir muhalefet partisi olmaktan çıkarıp iktidar seçeneği yapabilir. Yeni Parti Yavaş'a örgütsel kapasite, Yavaş ise Yeni Parti'ye daha geniş bir toplumsal erişim sağlayabilir.

Ancak burada İmamoğlu değişkeni belirleyici bir önem kazanmaktadır. Yeni Parti'nin siyasal geleceği Özgür Özel'in örgütsel liderliği ile Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanlığı olasılığının basitçe bir araya getirilmesinden ibaret değildir. Ekrem İmamoğlu'nun mevcut siyasal konumu daha önce oluşturulmuş cumhurbaşkanlığı adaylığı savı ve bu adaylık etrafında oluşmuş siyasal angajman yeni yapının cumhurbaşkanlığı stratejisinin en önemli belirleyicilerinden biridir.

Dolayısıyla Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılımı ancak bu üçlü siyasal denklem içinde anlam kazanabilir. İmamoğlu'nun aday olabilmesi, aday olamaması fakat siyasal etkisini sürdürmesi veya siyasal ağırlığının farklı bir biçimde yeniden konumlanması Yavaş'ın Yeni Parti içindeki statüsünü doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle Yavaş'ın aradığı şey yalnızca Özgür Özel'in desteği değildir. Yavaş'ın asıl görmek istediği Yeni Parti'nin cumhurbaşkanlığı projesinin kendisini hangi konuma yerleştireceğidir.

Bu noktada en işlevsel siyasal formül üç aktörün birbirinin seçeneği olmaktan çıkarılıp farklı siyasal işlevlerde konumlandırılabilmesidir: Özgür Özel örgütsel ve parti liderliğini üstlenebilir, Mansur Yavaş cumhurbaşkanlığı adaylığını taşıyabilir ve Ekrem İmamoğlu ise sahip olduğu siyasal sermaye ve toplumsal etkiyi yeni iktidar projesinin içinde değerlendirebilir. Fakat bunun gerçekleşebilmesi için yalnızca kişisel uzlaşma değil, açık bir siyasal görüş birlikteliği ve kurumsal güvence gerekir.

Dolayısıyla Yavaş'ın önündeki gerçek seçenekler artık yalnızca CHP'de kalmak, bağımsız hareket etmek veya Yeni Parti'ye katılmak biçiminde sıralanamaz. Asıl seçenek kişisel siyasal sermayesini hangi örgütsel yapı ve hangi siyasal statüyle iktidara taşıyabileceğidir. Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılması ancak cumhurbaşkanlığı adaylığının ikincil veya belirsiz bir konuma itilmediği, tersine açık ve güvenilir bir siyasal statüye bağlandığı durumda anlamlı olacaktır.

Buradan hareketle Yavaş'ın bugünkü bekleyişi kararsızlık olarak değil, siyasal pazarlık ve konum belirleme süreci olarak okunabilir. Beklemek onun pazarlık gücünü artırmaktadır. Ancak siyasette beklemek ile gecikmek arasındaki sınır oldukça incedir. Yeni Parti'nin örgütsel yapısı ve siyasal dengeleri hızla şekillenirken Yavaş'ın kararını fazla geciktirmesi sahip olduğu kişisel siyasal sermayenin örgütlü bir iktidar projesine dönüştürülmesi için gerekli zamanı daraltabilir.

Sonuç olarak Mansur Yavaş için asıl soru artık “Cumhurbaşkanı adayı olabilir mi?” değildir. Asıl soru, sahip olduğu toplumsal kabulü kendisini Türkiye'nin tamamına hitap eden bir iktidar seçeneğine dönüştürebilecek örgütsel ve siyasal kapasiteyle birleştirip birleştiremeyeceğidir. Bugünkü koşullarda bu kapasiteyi tek başına CHP'nin, bağımsız bir adaylığın veya yalnızca Yavaş'ın kişisel siyasal ağırlığının üretmesi güç görünmektedir. Yeni Parti ise bu açığı kapatabilecek en önemli siyasal zemin olarak ortaya çıkmaktadır.

Fakat Yeni Parti'nin Yavaş için gerçek bir iktidar aracına dönüşebilmesi yalnızca Yavaş'ın partiye katılmasına bağlı değildir. Özel'in örgütsel gücü, İmamoğlu'nun siyasal konumu ve Yavaş'ın cumhurbaşkanlığı olasılığının aynı iktidar projesi içinde bağdaştırılması gerekir. Bu gerçekleşirse Yeni Parti muhalefetteki bir yeniden yapılanmanın ötesine geçerek cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı hedefleyen yeni bir siyasal merkeze dönüşebilir. Gerçekleşmezse Yavaş'ın Yeni Parti'ye katılması beklenen siyasal dönüşümü yaratmayabilir. Bu nedenle Mansur Yavaş'ın önündeki temel tercih, aslında “hangi partide siyaset yapacağı” değil, “hangi siyasal mimari içinde cumhurbaşkanı olabileceği” tercihidir. Ve sorunun özü tam da burada ortaya çıkmaktadır: Mansur Yavaş için sorun cumhurbaşkanı adayı olmak değil, cumhurbaşkanı olabilecek bir siyasal düzenek kurabilmektir.

Hiç yorum yok: