Seçim Sonrası Demokratik Temsilin
Dönüşümü: Belediyeler Üzerindeki Yargısal Müdahaleler ve Türkiye'de Siyasal Rejimin
Değişen Niteliği
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma
31 Mart 2024 Yerel Yönetimler Genel Seçimleri sonrasında Türkiye'de
belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal, yönetsel ve siyasal
müdahalelerin yerel demokratik temsil üzerindeki etkilerini incelemektedir.
Araştırma, Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Üsküdar, Menderes, Yüreğir ve diğer
belediyelerde yaşanan gelişmeleri karşılaştırmalı çoklu olay çözümlemesi, süreç
izleme ve Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yöntemiyle
değerlendirmektedir. Bulgular, belediyelere ilişkin müdahalelerin bireysel
olaylardan ibaret olmadığını ve seçim sonrasında yerel demokratik temsilin
kurumsal yapısını etkileyen yineleyen bir gelişim örüntüsü oluşturduğunu
göstermektedir. Bu örüntü, belediye başkanları hakkında yürütülen yargısal
süreçler, görevden uzaklaştırmalar, belediye başkan vekili seçimleri, belediye
meclislerinin siyasal bileşimindeki değişimler ve bazı olaylarda belediye
yönetimlerinin siyasal olarak el değiştirmesi gibi birbirini tamamlayan
mekanizmalardan oluşmaktadır.
Araştırma,
bu görgül bulgulardan hareketle Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm Modeli
(YDTDM) ile Seçmen İradesinin Kurumsal Sürekliliği yaklaşımını geliştirmekte ve
demokratik meşruluğun yalnızca seçimlerin serbest ve yarışmacı yapılmasıyla
değil, seçim sonucunda oluşan temsil ilişkisinin görev süresi boyunca
korunmasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Çalışma
ayrıca, demokratik gerileme yazınına tamamlayıcı nitelikte Seçim Sonrası
Temsili Otoriterlik yaklaşımını kuramsal bir öneri olarak sunmaktadır. Buna
göre seçimlerin varlığını sürdürdüğü rejimlerde, seçim sonrasında işleyen
yargısal, yönetsel ve siyasal mekanizmalar aracılığıyla temsil ilişkisinin
sistemli biçimde yeniden şekillenmesi, demokratik rejimin çözümlenmesinde
bağımsız bir inceleme alanı olarak ele alınmalıdır. Sonuç olarak çalışma,
Türkiye'deki yerel yönetim deneyiminden hareketle demokratik gerileme yazınının
odağının seçim süreçlerinden seçim sonrası demokratik temsilin kurumsal
sürekliliğine yöneltilmesini öneren yeni bir araştırma gündemi ortaya
koymaktadır.
Anahtar
Kelimeler:
Demokratik gerileme, yerel yönetimler, belediyeler, yarışmacı otoriterlik,
seçim sonrası temsili otoriterlik, seçmen iradesinin kurumsal sürekliliği,
yerel demokratik temsilin dönüşüm modeli, süreç izleme, Türkiye.
Abstract
This study examines the impact of judicial,
administrative, and political interventions targeting municipalities in Türkiye
following the Local Elections of 31 March 2024 on local democratic
representation. Using a comparative multiple-case study design, process
tracing, and the Continuous Socio-Political Analysis (CSPA) approach, the
research analyzes developments in Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Üsküdar, Menderes,
Yüreğir, and other municipalities. The findings indicate that these
interventions cannot be understood merely as isolated legal or political
events. Instead, they constitute a recurring institutional pattern that
reshapes local democratic representation after elections. This pattern includes
criminal investigations against mayors, suspensions from office, deputy mayor
elections, changes in the political composition of municipal councils, and, in
several cases, the transfer of municipal control to different political actors.
Building upon these empirical findings, the study
develops the Local Democratic Representation Transformation Model (LDRTM) and
introduces the concept of Institutional Continuity of the Electoral Mandate,
arguing that democratic legitimacy should be assessed not only by the existence
of free and competitive elections but also by the extent to which the
representative relationship established through elections is institutionally
preserved throughout the electoral term. Furthermore, the article proposes Post-Electoral
Representative Authoritarianism (PERA) as a theoretical framework complementing
the democratic backsliding literature. PERA refers to a regime practice in
which democratic representation is systematically reconfigured after elections
through judicial, administrative, and political mechanisms while formal
electoral institutions continue to operate. Rather than claiming that Türkiye
has already entered a distinct regime category, the article argues that the
observed empirical patterns reveal limitations in existing regime theories and
call for a new comparative research agenda centered on the institutional
continuity of democratic representation after elections.
Keywords: Democratic
backsliding; local government; municipalities; competitive authoritarianism;
Post-Electoral Representative Authoritarianism (PERA); institutional continuity
of the electoral mandate; Local Democratic Representation Transformation Model
(LDRTM); process tracing; Türkiye.
GİRİŞ
Demokratik
rejimlerin değerlendirilmesinde uzun yıllar boyunca temel ölçüt seçimlerin
serbest, adil ve yarışmacı koşullarda yapılıp yapılmadığı olmuştur. Ancak son
yirmi yılda demokratik gerileme (democratic backsliding), yarışmacı
otoriterlik (competitive authoritarianism), otokratik yasalcılık (autocratic
legalism) ve hukukun araçsallaştırılması (lawfare) yazınında
gerçekleştirilen çalışmalar demokratik rejimlerin yalnızca seçim süreçleri
üzerinden açıklanamayacağını ortaya koymuştur. Günümüzde temel tartışma
seçimlerin yapılıp yapılmadığından çok seçim sonucunda ortaya çıkan demokratik
temsilin görev süresi boyunca hangi ölçüde korunabildiği üzerinde
yoğunlaşmaktadır.
Bu bağlamda
yerel yönetimler demokratik rejimlerin işleyişini değerlendirmek bakımından
özel bir önem taşımaktadır. Belediyeler, yalnızca yerel hizmet sunan yönetsel
kuruluşlar değil, aynı zamanda seçmen iradesinin doğrudan somutlaştığı
demokratik temsil kurumlarıdır. Bu nedenle seçim sonrasında belediye
yönetimlerinin hukuksal, yönetsel veya siyasal süreçler aracılığıyla dönüşüme
uğraması yalnızca yerel yönetim hukuku açısından değil, demokratik rejimin
işleyişi bakımından da incelenmesi gereken bir olgudur.
Türkiye'de
31 Mart 2024 Yerel Yönetimler Genel Seçimleri sonrasında belediyelere yönelik yargısal
soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım
uygulamaları, belediye başkan vekili seçimleri, belediye meclisi üyelerinin
parti değiştirmeleri ve bazı belediyelerde yönetimin farklı siyasal partilere
geçmesi gibi gelişmeler seçim sonrasında yerel demokratik temsilin kurumsal
yapısına ilişkin yeni tartışmaları gündeme getirmiştir. Bu gelişmeler, tek tek hukuksal
işlemler olarak değerlendirilebileceği gibi, birlikte ele alındığında seçim
sonrasında temsil yapısını etkileyen daha geniş bir kurumsal örüntünün
varlığına da işaret edebilir.
Bu
araştırmanın hareket noktası söz konusu gelişmelerin hukuksal isabetini
tartışmak değildir. Çalışmanın temel sorusu seçim sonrasında belediyelere
yönelik yargısal, yönetsel ve siyasal müdahalelerin yığınsal (birikimli, kümülatif)
etkisinin yerel demokratik temsilin kurumsal sürekliliğini nasıl etkilediği ve
bu etkinin Türkiye'deki rejimin işleyişine ilişkin ne tür sonuçlar
doğurduğudur. Başka bir ifadeyle araştırma bireysel davaların hukuksal
değerlendirmesinden çok bu süreçlerin siyaset bilimi açısından ortaya çıkardığı
kurumsal örüntüyü incelemektedir.
Çalışmanın
temel varsayımı, seçim sonrasında yerel demokratik temsil üzerinde yineleyen
müdahale örüntülerinin ortaya çıkmasının yalnızca belediye yönetimlerini
etkileyen yönetsel süreçler olarak değerlendirilemeyeceğidir. Eğer seçimle
oluşan temsil ilişkisi seçim sonrasında birbirini izleyen yargısal, yönetsel ve
siyasal işlemler sonucunda sistemli biçimde yeniden şekilleniyorsa bu durum demokratik
gerileme yazınının ötesinde rejimin işleyişine ilişkin niteliksel bir dönüşümün
görgül (ampirik) göstergesi olarak değerlendirilmeyi gerektirebilir.
Bu nedenle
çalışma, belediyelere ilişkin güncel gelişmeleri kronolojik olarak sıralamakla
yetinmemekte ve bu gelişmelerden hareketle Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm
Modeli (YDTDM) ile Seçmen İradesinin Kurumsal Sürekliliği kavramlarını
geliştirmektedir. Çalışmanın temel savı seçim sonrasında yerel demokratik
temsilin yeniden yapılandırılmasına yol açan yinelenen müdahale örüntülerinin
Türkiye'de rejimin işleyişinde meydana gelen dönüşümün görgül göstergeleri
olarak incelenebileceğidir. Bu yönüyle araştırma, demokratik gerileme ve yarışmacı
otoriterlik yazınına yerel demokratik temsil ekseninde yeni bir çözümleyici
bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır.
Araştırmanın
Amacı ve Hedefleri
Bu
araştırmanın temel amacı, 31 Mart 2024 Yerel Yönetimler Genel Seçimleri
sonrasında Türkiye'de belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal, yönetsel
ve siyasal müdahalelerin yerel demokratik temsil üzerindeki etkilerini
incelemek ve bu müdahalelerin Türkiye'deki rejimin işleyişi bakımından ne tür
yapısal sonuçlar doğurduğunu siyaset bilimi bakış açışından değerlendirmektir.
Çalışma,
belediyelere ilişkin bireysel hukuksal süreçleri incelemekten çok seçim
sonrasında ortaya çıkan müdahalelerin zaman içerisindeki gelişim örüntülerini
ortaya koymayı ve bu örüntülerin demokratik temsilin kurumsal sürekliliği
üzerindeki etkilerini açıklamayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede araştırma yerel
yönetimlere yönelik yargısal soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar, görevden
uzaklaştırmalar, kayyım uygulamaları, belediye başkan vekili seçimleri,
belediye meclisi üyelerinin parti değiştirmeleri ve belediye yönetimlerinin el
değiştirmesi gibi süreçlerin birbirinden bağımsız olaylar mı, yoksa ortak bir
kurumsal örüntünün parçaları mı olduğunu görgül veriler ışığında
değerlendirmektedir.
Araştırmanın
ikinci temel amacı seçim günü sandıkta ortaya çıkan demokratik temsilin görev
süresi boyunca hangi ölçüde korunabildiğini incelemektir. Bu doğrultuda çalışma
“Seçmen İradesinin Kurumsal Sürekliliği” yaklaşımını çözümleyici bir çerçeve
olarak geliştirmekte ve seçim sonrasında meydana gelen kurumsal değişimlerin
seçmen iradesinin sürekliliği üzerindeki etkilerini ölçülebilir göstergeler
aracılığıyla değerlendirmeyi hedeflemektedir.
Araştırmanın
üçüncü amacı belediyelere yönelik müdahalelerin kronolojik gelişim çizgisini
ortaya koyarak “Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm Modeli” (YDTDM) adı verilen
kuramsal modeli geliştirmek ve bu modeli gerçek olaylardan elde edilen görgül
bulgularla sınamaktır. Bu kapsamda, müdahalelerin hangi aşamalardan geçtiği,
hangi araçların birlikte kullanıldığı ve bu süreçlerin yerel temsil yapısında
nasıl sonuçlar doğurduğu sistemli olarak çözümlenmektedir.
Araştırmanın
son amacı ise elde edilen bulgulardan hareketle demokratik gerileme, yarışmacı
otoriterlik, otokratik yasalcılık ve hukukun araçsallaştırılması yazınlarının
açıklama kapasitesini yerel yönetimler bağlamında değerlendirmek ve seçim
sonrasında yerel demokratik temsilde gözlenen sistemli dönüşümlerin, Türkiye'de
rejimin işleyişinin değişimine ilişkin görgül göstergeler oluşturup
oluşturmadığını tartışmaktır. Bu yönüyle çalışma yalnızca Türkiye'deki güncel
gelişmeleri betimlemeyi değil, aynı zamanda rejim çözümlemesine ilişkin
kuramsal tartışmalara yeni bir çözümleyici çerçeve ve ölçülebilir bir araştırma
modeli kazandırmayı hedeflemektedir.
Araştırma
Soruları
Bu araştırma
31 Mart 2024 Yerel Yönetimler Genel Seçimleri sonrasında Türkiye'de
belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal, yönetsel ve siyasal
müdahalelerin yerel demokratik temsil ve rejimin işleyişi üzerindeki etkilerini
aşağıdaki araştırma soruları çerçevesinde incelemektedir:
31 Mart 2024 Yerel Yönetimler Genel Seçimleri sonrasında
belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal, yönetsel ve siyasal
müdahalelerin başlıca türleri nelerdir ve bu müdahaleler zaman içerisinde nasıl
bir gelişim örüntüsü göstermiştir?
Bu müdahaleler birbirinden bağımsız ve bireysel olaylar
mıdır, yoksa belirli aşamalardan oluşan sistemli bir kurumsal örüntünün
parçaları olarak mı ortaya çıkmaktadır?
Belediyelere yönelik müdahaleler seçim sonucunda oluşan yerel
demokratik temsil yapısını ve belediye meclislerindeki siyasal dengeyi hangi
mekanizmalar aracılığıyla etkilemektedir?
Belediye meclisi üyelerinin görev yapma olanağını etkileyen yargısal
süreçler, parti değiştirmeleri ve başkan vekili seçimleri, seçimle oluşan
temsil iradesinin kurumsal sürekliliği üzerinde nasıl sonuçlar doğurmaktadır?
Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm Modeli (YDTDM) belediyelere
yönelik müdahalelerin gelişim sürecini ve ortaya çıkardığı kurumsal sonuçları
açıklamada ne ölçüde çözümleyici bir çerçeve sunmaktadır?
İncelenen belediyelerde ortaya çıkan ortak örüntüler seçim
sonrasında yerel demokratik temsilin yeniden yapılandırıldığı yönünde görgül
bulgular ortaya koymakta mıdır?
Yerel demokratik temsilde gözlenen bu dönüşüm, demokratik
gerileme, yarışmacı otoriterlik, otokratik yasalcılık [1]
ve hukukun araçsallaştırılması (lawfare) kuramları tarafından yeterli
ölçüde açıklanabilmekte midir?
Araştırmada elde edilen görgül bulgular seçim sonrasında
yerel demokratik temsilin yeniden yapılandırılmasının Türkiye'de rejimin işleyişinde
niteliksel bir dönüşüm yaşandığına ilişkin göstergeler sunduğunu ortaya
koymakta mıdır?
Elde edilen bulgular ışığında Türkiye örneği mevcut rejim
kuramları çerçevesinde açıklanabilmekte midir, yoksa seçim sonrası demokratik
temsilin sistemli dönüşümünü açıklayabilecek yeni kuramsal yaklaşımlara gereksinme
bulunduğunu mu göstermektedir?
Bu
araştırma, yukarıdaki sorulara görgül bulgular, karşılaştırmalı siyaset yazını
ve geliştirilen kuramsal çerçeve ışığında sistemli yanıtlar vermeyi
amaçlamaktadır.
Yöntem
Bu araştırma
nitel araştırma desenine dayanan karşılaştırmalı çoklu olay incelemesi
niteliğinde bir siyaset bilimi çalışmasıdır. Çalışmada, 31 Mart 2024 Yerel Yönetimler
Genel Seçimleri sonrasında Türkiye'de belediyelere yönelik gerçekleştirilen
yargısal, yönetsel ve siyasal müdahaleler, birbirinden bağımsız olaylar olarak
değil, ortak özellikler taşıyan kurumsal süreçler olarak ele alınmıştır.
Araştırmanın temel amacı bu süreçlerin yerel demokratik temsil üzerindeki
etkilerini ortaya koymak ve elde edilen bulguların rejimin işleyişi bakımından
ne ifade ettiğini değerlendirmektir.
Araştırmada
üç tamamlayıcı yöntem birlikte kullanılmıştır.
İlk olarak,
araştırmanın temel yöntembilimsel çerçevesini “Sürekli Güncellenen
Sosyo-Politik Çözümleme” (SGSÇ) oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, devam eden
siyasal süreçlerin durağan veriler üzerinden değil, sürekli güncellenen görgül
bulgular ışığında çözümlenmesini esas almaktadır. Bu nedenle araştırma boyunca
yeni ortaya çıkan yargı kararları, soruşturmalar, tutuklamalar, görevden
uzaklaştırmalar, belediye meclisi kararları, parti değiştirmeleri ve diğer
kurumsal gelişmeler veri setine sistemli biçimde eklenmiş ve önceki
değerlendirmeler yeni bulgular doğrultusunda yeniden gözden geçirilmiştir.
İkinci
olarak, karşılaştırmalı çoklu olay çözümlemesi (comparative multiple case
study) yöntemi uygulanmıştır. İncelenen belediyeler tek tek
değerlendirilmek yerine ortak değişkenler çerçevesinde karşılaştırılmıştır. Her
belediye bir çözümleme birimi (case) olarak ele alınmış ve soruşturma
süreçleri, gözaltılar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım
uygulamaları, belediye başkan vekili seçimleri, belediye meclisi üyelerinin
parti değiştirmeleri ve belediye yönetimindeki değişimler ölçünleştirilmiş bir
kodlama cetveli kullanılarak çözümlenmiştir. Böylece tekil olaylardan hareketle
yineleyen kurumsal örüntülerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Üçüncü
olarak, Süreç İzleme (Process Tracing) yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem
aracılığıyla belediyelere yönelik müdahalelerin yalnızca gerçekleşip
gerçekleşmediği değil, hangi sırayla ortaya çıktığı ve birbirleriyle nasıl
ilişkilendiği incelenmiştir. Her olay bakımından soruşturma, gözaltı,
tutuklama, görevden uzaklaştırma, belediye başkan vekili seçimi, belediye
meclisindeki siyasal değişimler ve belediye yönetiminin dönüşümü kronolojik
olarak çözümlenmiştir. Böylece müdahalelerin nedensel ve kurumsal gelişim
çizgisi ortaya konulmuştur.
Araştırmada
elde edilen bulgular, geliştirilen Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm Modeli
(YDTDM) çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu model, belediyelere yönelik
müdahaleleri birbirinden bağımsız hukuksal işlemler olarak değil, seçim
sonrasında yerel demokratik temsilin yeniden yapılandırılmasına yol açabilecek
çok aşamalı bir süreç olarak ele almaktadır. Modelin açıklayıcılığı farklı
belediyelerde gözlenen ortak örüntüler üzerinden sınanmıştır.
Araştırmanın
veri kaynaklarını Türkiye Cumhuriyeti mevzuatı, mahkeme kararları, Resmi
Gazete'de yayımlanan düzenlemeler, belediye meclisi kararları, Yüksek Seçim
Kurulu kararları, TBMM belgeleri, kurum açıklamaları ve doğrulanabilir açık
kaynak verileri oluşturmaktadır. Devam eden yargısal süreçlere ilişkin olarak
yalnızca kamuoyuna yansıyan doğrulanabilir olgular esas alınmış ve hukuksal
sorumluluğa ilişkin kesin hüküm niteliğinde değerlendirmelerden kaçınılmıştır.
Çalışma bireysel ceza sorumluluğunu inceleyen bir hukuk araştırması değil,
seçim sonrasında yerel demokratik temsilin kurumsal dönüşümünü çözümleyen bir
siyaset bilimi araştırmasıdır.
Son olarak
araştırmada geliştirilen Seçmen İradesinin Kurumsal Sürekliliği yaklaşımı çözümleyici
ölçüt olarak kullanılmıştır. Bu çerçevede demokratik meşruluk yalnızca
seçimlerin serbest ve yarışmacı biçimde gerçekleştirilmesiyle değil, seçim
sonucunda ortaya çıkan temsil ilişkisinin görev süresi boyunca hangi ölçüde
korunabildiği dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Böylece çalışma yerel
yönetimlere ilişkin görgül bulgulardan hareketle seçim sonrasında demokratik
temsilin kurumsal sürekliliğini ve bunun rejimin işleyişi üzerindeki etkilerini
açıklamayı amaçlamaktadır.
ÇÖZÜMLEME
31 Mart
2024 Yerel Seçimlerinden Sonra Belediyelere Yönelik Müdahalelerin Türleri ve
Gelişim Örüntüsü
Araştırmanın
ilk sorusu 31 Mart 2024 Yerel Yönetimler Genel Seçimleri sonrasında
belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal, yönetsel ve siyasal
müdahalelerin neler olduğu ve bu müdahalelerin zaman içerisinde nasıl bir
gelişim örüntüsü izlediğidir. Elde edilen bulgular müdahalelerin tek bir araç
veya tek bir hukuksal işlemle sınırlı olmadığını göstermektedir. İncelenen
belediyelerde farklı zamanlarda ve farklı yoğunluklarda uygulanmakla birlikte
birbirini tamamlayan çeşitli müdahale araçlarının birlikte kullanıldığı
görülmektedir. Bunlar arasında yargısal soruşturmalar, gözaltı işlemleri,
tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım uygulamaları, belediye başkan
vekili seçimleri, belediye meclislerindeki parti değiştirmeler ve bazı
belediyelerde yönetimin farklı siyasal partilere geçmesi yer almaktadır. Bu
süreçlerin bazı belediyelerde tek tek, bazılarında ise birbirini izleyen
aşamalar şeklinde ortaya çıktığı gözlenmektedir. Karşılaştırmalı olay
incelemesi, özellikle Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Üsküdar, Yüreğir ve Menderes
örneklerinde yalnızca bireysel ceza soruşturmalarının değil, belediye
yönetiminin siyasal bileşimini etkileyen kurumsal sonuçların da ortaya
çıktığını göstermektedir. Bu belediyelerde yaşanan süreçler farklı hukuksal
dosyalara dayanmakla birlikte belediye başkanlarının görev yapamaz duruma
gelmesi, belediye meclislerinde başkan vekili seçimlerinin yapılması, parti
değiştirmeleri ve bazı belediyelerde yönetimin farklı bir siyasal partiye
geçmesi gibi ortak özellikler taşımaktadır. Üsküdar örneği bu gelişim
çizgisinin dikkat çekici olaylarından biridir. Belediye başkanının görevden
uzaklaştırılmasının ardından başkan vekili seçimi gündeme gelmiş ve seçim
süreci yargı kararları, belediye meclisindeki parti değiştirmeleri ve meclis
aritmetiğindeki değişimlerle birlikte ilerlemiştir. Sonuçta belediye meclisinde
oluşan yeni çoğunluk doğrultusunda başkan vekili seçilmiş ve belediye yönetimi
siyasal olarak el değiştirmiştir. Benzer biçimde Gaziosmanpaşa, Menderes ve
Yüreğir örnekleri de yerel yönetimlerde seçim sonrasında ortaya çıkan kurumsal
dönüşüm süreçlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesine olanak vermektedir. Bu
bulgular araştırmanın ilk sorusuna önemli bir yanıt vermektedir. İncelenen olaylarda
görülen uygulamalar yalnızca bireysel yargısal işlemler olarak
değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo eksik kalmaktadır. Asıl dikkat çekici
olan nokta farklı belediyelerde benzer aşamalardan oluşan müdahale dizilerinin yinelenmesidir.
Dolayısıyla araştırmanın görgül bulguları belediyelere yönelik müdahalelerin
yalnızca hukuksal süreçler olarak değil, seçim sonrasında yerel demokratik
temsilin kurumsal yapısını etkileyen çok aşamalı bir gelişim örüntüsü
oluşturduğunu göstermektedir. Ancak bu bulgu tek başına bu örüntünün hukuksal
gerekçelerinin geçerliliği veya geçersizliği konusunda bir sonuca ulaştırmaz.
Araştırmanın odak noktası müdahalelerin hukuksal isabetini değerlendirmek değil,
bu müdahalelerin yığınsal etkisinin yerel demokratik temsil ve rejimin işleyişi
üzerindeki sonuçlarını siyaset bilimi bakış açısından çözümlemektir. Bu nedenle
sonraki bölümde söz konusu müdahalelerin rastlantısal ve birbirinden bağımsız
olaylar mı, yoksa yineleyen sistemli bir kurumsal model mi oluşturduğu sorusu
incelenecektir.
Müdahaleler
Bireysel Olaylar mı, Yoksa Sistemli Bir Kurumsal Örüntü mü?
Araştırmanın
ikinci sorusu belediyelere yönelik müdahalelerin birbirinden bağımsız hukuksal
süreçler olarak mı değerlendirilmesi gerektiği, yoksa yineleyen ortak
özellikler nedeniyle sistemli bir kurumsal örüntü oluşturup oluşturmadığıdır. Karşılaştırmalı
olay incelemesi farklı belediyelerde yürütülen yargısal süreçlerin hukuksal
dayanaklarının ve dosya içeriklerinin birbirinden farklı olmasına karşın bu
süreçlerin yerel demokratik temsil üzerindeki kurumsal sonuçları bakımından
dikkat çekici benzerlikler taşıdığını göstermektedir. Özellikle Gaziosmanpaşa,
Bayrampaşa, Menderes, Üsküdar ve Yüreğir örnekleri müdahale biçimleri ile
ortaya çıkan siyasal sonuçlar arasında karşılaştırmalı incelemeye elverişli
ortak özellikler sunmaktadır. Araştırmada incelenen olaylarda gözlenen süreçler
genel olarak şu aşamalardan oluşmaktadır:
ü Belediye başkanı hakkında yargısal
soruşturma açılması,
ü Gözaltı ve/veya tutuklama sürecinin
başlaması,
ü Belediye başkanının görevden
uzaklaştırılması,
ü Belediye meclisinin başkan vekili
seçimi için toplanması,
ü Belediye meclisinin siyasal
bileşimini etkileyen gelişmeler (parti değiştirmeleri, üyelik statüsündeki
değişiklikler veya diğer kurumsal gelişmeler),
ü Başkan vekili seçiminin yapılması,
ü Bazı olaylarda belediye yönetiminin
farklı bir siyasal partiye geçmesi.
Bu
aşamaların her belediyede aynı sırayla veya aynı yoğunlukta gerçekleştiği
söylenemez. Bununla birlikte, farklı olaylarda benzer aşamaların yinelenmesi
araştırmanın geliştirdiği Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm Modeli (YDTDM)
bakımından açıklayıcı bir örüntü ortaya koymaktadır. Üsküdar örneği bu bağlamda
dikkat çekicidir. Belediye başkanının görevden uzaklaştırılmasının ardından
yapılan ilk başkan vekili seçimi yargısal süreç sonunda yenilenmiş ve bu
süreçte belediye meclisindeki siyasal denge değişmiş ve yenilenen seçimde
belediye başkan vekilliği farklı bir siyasal partiye geçmiştir. Açık
kaynaklarda belediye meclis aritmetiğinin değişiminde parti değiştirmeleri ve
bazı üyelerin oylamaya katılımını etkileyen gelişmelerin kamuoyunda yoğun
biçimde tartışıldığı görülmektedir. Benzer biçimde Menderes'te belediye
başkanının tutuklanması ve görevden uzaklaştırılmasının ardından yapılan başkan
vekili seçiminde belediye yönetimi farklı bir siyasal partiye geçmiştir.
Gaziosmanpaşa ve Bayrampaşa örnekleri de belediye başkan vekili seçimi ve
belediye meclisi çoğunluğu etrafında gelişen süreçler nedeniyle karşılaştırmalı
inceleme kapsamına alınması gereken olaylar arasında yer almaktadır. Bu
bulgular, araştırmanın ikinci sorusuna ilişkin önemli bir sonuca işaret
etmektedir. İncelenen olaylar yalnızca birbirinden bağımsız hukuksal dosyalar
olarak değerlendirildiğinde görülemeyen ortak bir gelişim çizgisi
sergilemektedir. Araştırma, hukuksal süreçlerin doğruluğu veya yanlışlığı
hakkında bir hüküm vermemektedir. Bunun yerine farklı belediyelerde yineleyen
müdahale dizilerinin yerel demokratik temsil üzerindeki kurumsal sonuçlarını
incelemektedir. Bu nedenle çalışma incelenen olaylarda gözlenen ortak
özelliklerin rastlantısal bir olaylar toplamı olarak değil, seçim sonrasında
yerel demokratik temsilin yeniden şekillenmesini açıklamada kullanılabilecek sistemli
bir görgül örüntü oluşturduğunu ileri sürmektedir. Bu örüntü, sonraki
bölümlerde geliştirilecek kuramsal değerlendirmelerin temelini oluşturmaktadır.
Yerel
Demokratik Temsil Hangi Mekanizmalar Aracılığıyla Dönüştürülmektedir?
Araştırmanın
üçüncü sorusu belediyelere yönelik yargısal, yönetsel ve siyasal müdahalelerin
seçim sonucunda oluşan yerel demokratik temsil yapısını hangi mekanizmalar
aracılığıyla etkilediğidir. Karşılaştırmalı olay çözümlemesi yerel demokratik
temsilin tek bir işlemle değil, birbirini tamamlayan çok sayıda kurumsal
mekanizma aracılığıyla değiştirilebildiğini göstermektedir. İncelenen
belediyelerde gözlenen süreçler, hukuksal dayanakları ve somut olayları farklı
olsa da seçim sonrasında ortaya çıkan temsil yapısını etkileyen ortak
mekanizmalar bakımından önemli benzerlikler taşımaktadır. Bu mekanizmalardan
ilki belediye başkanının görev yapmasını uygulamalar yoluyla veya hukuksal
olarak engelleyen süreçlerdir. Belediye başkanı hakkında yürütülen yargısal
soruşturma, tutuklama veya görevden uzaklaştırma işlemleri sonucunda belediye
yönetiminde boşalma meydana gelmekte ve 5393 sayılı Belediye Kanunu uyarınca
belediye meclisinin başkan vekili seçmesi gerekmektedir. Böylece seçim
sonrasında oluşan temsil ilişkisi yeni bir kurumsal aşamaya girmektedir. İkinci
mekanizma belediye meclisinin siyasal bileşiminin değişmesidir. İncelenen bazı olaylarda
parti değiştirmeleri, üyelik statüsünü etkileyen gelişmeler veya diğer siyasal
süreçler nedeniyle meclisteki çoğunluk dengesi değişmiştir. Özellikle Üsküdar
örneğinde ilk başkan vekili seçiminin yargı kararıyla yenilenmesinin ardından
belediye meclisinde parti değiştirmeleri gerçekleşmiş ve meclis aritmetiği
önemli ölçüde farklılaşmıştır. Yenilenen seçimde AK Parti adayı 23, CHP adayı
ise 19 oy almış ve böylece belediye başkan vekilliği ve belediye yönetimi
farklı bir siyasal partiye geçmiştir. Açık kaynaklar ayrıca Cumhur İttifakı'nın
meclisteki sandalye sayısının üzerinde oy aldığına işaret etmektedir. Üçüncü
mekanizma seçim sonrasında ortaya çıkan yeni meclis aritmetiğinin belediye
yönetiminin siyasal niteliğini değiştirebilmesidir. Gaziosmanpaşa, Menderes,
Üsküdar ve diğer bazı örneklerde görüldüğü üzere başkan vekili seçimi yalnızca yönetsel
bir görevlendirme olmaktan çıkmış ve belediye yönetiminin hangi siyasal aktör
tarafından kullanılacağını belirleyen önemli bir kurumsal aşamaya dönüşmüştür.
Bu yönüyle belediye meclisi seçim günü oluşan siyasal iradenin korunmasının
veya yeniden şekillenmesinin belirleyici kurumu durumuna gelmiştir. Araştırmada
elde edilen bulgular bu mekanizmaların birbirinden bağımsız değerlendirilmesi durumunda
sürecin bütününün anlaşılamayacağını göstermektedir. Asıl dikkat çekici olan
farklı belediyelerde benzer mekanizmaların art arda işlemesi ve bunun sonucunda
seçim sonrasında oluşan yerel temsil yapısının değişebilmesidir. Dolayısıyla
araştırmanın ortaya koyduğu model tek tek hukuksal işlemleri değil, bu
işlemlerin yığınsal kurumsal etkisini çözümlemektedir. Bu noktada çalışmanın
geliştirdiği Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm Modeli (YDTDM) açıklayıcı bir
çerçeve sunmaktadır. Modele göre yerel demokratik temsil yalnızca seçim günü
oluşan bir siyasal sonuç değildir. Seçim sonrasında işleyen yargısal, yönetsel
ve siyasal mekanizmaların birleşik etkisi altında yeniden şekillenebilen devingen
bir kurumsal yapıdır. Bu nedenle demokratik temsilin değerlendirilmesinde
yalnızca seçim sonuçlarının değil, seçim sonrasında temsil ilişkisinin hangi
ölçüde korunabildiğinin de dikkate alınması gerekmektedir. Araştırmanın bu
aşamadaki bulguları yerel demokratik temsilin dönüşümünün rastlantısal veya
yalnızca bireysel hukuksal işlemlerin yan ürünü olarak açıklanamayacağını
göstermektedir. İncelenen olaylarda gözlenen yineleyen mekanizmalar seçim
sonrasında temsil yapısının kurumsal olarak yeniden şekillenmesini olanaklı
kılan ortak bir işleyiş örüntüsüne işaret etmektedir. Bu bulgu bir sonraki
bölümde ele alınacak olan Seçmen İradesinin Kurumsal Sürekliliği tartışmasının
da temelini oluşturmaktadır.
Seçmen
İradesinin Kurumsal Sürekliliği ve Rejimin İşleyişi
Araştırmanın
dördüncü sorusu seçim sonrasında belediye meclisi üyelerinin görev yapma olanağını
etkileyen yargısal süreçler, parti değiştirmeleri ve belediye başkan vekili
seçimlerinin seçimle oluşan temsil iradesinin kurumsal sürekliliği üzerinde
nasıl sonuçlar doğurduğudur. Klasik demokratik kuram demokratik meşruluğun
temel kaynağını serbest ve yarışmacı seçimler olarak kabul etmektedir. Ancak
demokratik temsil yalnızca seçim günü ortaya çıkan bir sonuç değildir.
Demokratik temsilin anlamlı olabilmesi için seçim sonucunda oluşan temsil
ilişkisinin görev süresi boyunca esas itibarıyla korunabilmesi gerekir. Bu
nedenle demokratik meşruluk yalnızca seçimlerin yapılmasına değil, seçimle
oluşan temsil iradesinin kurumsal sürekliliğine de bağlıdır. Araştırmada
incelenen olaylar seçim sonrasında meydana gelen gelişmelerin belediye
meclislerinin siyasal bileşimini değiştirebildiğini göstermektedir. Üsküdar
örneğinde belediye başkanının görevden uzaklaştırılmasının ardından yapılan
başkan vekili seçimi önce yargı kararıyla yenilenmiş ve bu süreçte dört
belediye meclis üyesinin parti değiştirmesi ve bazı meclis üyeleri hakkında
yürütülen yargısal işlemler sonrasında meclis aritmetiği değişmiştir. Yenilenen
seçimde belediye başkan vekilliği farklı bir siyasal partiye geçmiş ve böylece
seçim sonrasında oluşan temsil dengesi önemli ölçüde farklılaşmıştır. Bu süreç
açık kaynaklarda ayrıntılı biçimde belgelenmiştir. Benzer gelişmelerin
Gaziosmanpaşa, Menderes, Yüreğir ve diğer bazı belediyelerde de farklı
biçimlerde ortaya çıkması araştırmanın tek bir olayı değil, karşılaştırılabilir
bir süreçler bütününü incelediğini göstermektedir. Olaylar arasında hukuksal
dosyalar, savlar ve olayların ayrıntıları farklı olmakla birlikte ortak özellik
seçim sonrasında belediye yönetiminin siyasal bileşiminin değişebilmesidir. Bu
noktada araştırma Seçmen İradesinin Kurumsal Sürekliliği kavramını
önermektedir. Bu kavram, seçimle ortaya çıkan temsil ilişkisinin yalnızca seçim
günü değil, görev süresi boyunca da demokratik meşruluğun temel unsuru olduğunu
kabul etmektedir. Buna göre seçim sonrasında meydana gelen kurumsal
değişiklikler yalnızca hukuksal sonuçları bakımından değil, seçmen iradesinin
sürekliliği üzerindeki etkileri bakımından da incelenmelidir. Bu yaklaşım devam
eden ceza soruşturmalarının hukuksal haklılığı veya haksızlığı hakkında bir
değerlendirme yapmayı amaçlamamaktadır. Aynı şekilde parti değiştiren belediye
meclisi üyelerinin bireysel güdülenmeleri hakkında da bu araştırmanın kapsamını
aşan kesin yargılara varılmamaktadır. Araştırmanın odak noktası farklı hukuksal
ve siyasal süreçlerin birleşik etkisinin seçimle oluşan temsil yapısını nasıl
etkilediğini ortaya koymaktır. Elde edilen bulgular, demokratik temsilin
yalnızca seçimlerin yapılmasıyla güvence altına alınmadığını göstermektedir.
Eğer seçim sonrasında belediye meclisinin siyasal bileşimi ve buna bağlı olarak
belediye yönetimi sistemli biçimde değişebiliyorsa demokratik rejimlerin
değerlendirilmesinde seçmen iradesinin kurumsal sürekliliği bağımsız bir çözümleme
ölçütü olarak dikkate alınmalıdır. Bu bulgu araştırmanın bir sonraki sorusunu
gündeme getirmektedir: Yerel demokratik temsilde gözlenen bu sistemli dönüşüm
mevcut demokratik gerileme ve yarışmacı otoriterlik kuramlarının açıklama
kapasitesi içinde değerlendirilebilmekte midir, yoksa Türkiye örneği rejimin
işleyişine ilişkin yeni bir kuramsal tartışmayı mı gerekli kılmaktadır?
Mevcut
Rejim Kuramları Türkiye'de Gözlenen Yerel Demokratik Temsil Dönüşümünü
Açıklayabilmekte midir?
Araştırmanın
beşinci sorusu belediyelere yönelik müdahaleler sonucunda ortaya çıkan görgül
bulguların mevcut rejim kuramları tarafından ne ölçüde açıklanabildiğidir. Demokratik
gerileme yazını son yıllarda seçimle iktidara gelen yönetimlerin demokratik
kurumları aşamalı biçimde zayıflatmasını açıklayan önemli kuramsal çerçeveler
geliştirmiştir. Yarışmacı otoriterlik, seçimli otokrasi, otokratik yasalcılık
ve hukukun araçsallaştırılması gibi yaklaşımlar seçimlerin sürmesine karşın
siyasal yarışmanın giderek eşitsizleşmesini ve devlet gücünün iktidar lehine
kullanılmasını açıklamaktadır. Araştırmada incelenen belediyelerde gözlenen
gelişmeler bu kuramlarla önemli ölçüde örtüşmektedir. Belediye başkanları
hakkında yürütülen yargısal süreçler, görevden uzaklaştırmalar, kayyım
uygulamaları, belediye başkan vekili seçimleri ve yerel yönetimlerin merkezi
siyasal savaşımların odağı durumuna gelmesi demokratik gerileme yazınının
işaret ettiği birçok mekanizmayla uyumludur. Yerel yönetimlerin
iktidar-muhalefet yarışmasının stratejik alanlarından biri durumuna geldiği
yönündeki değerlendirmeler de bu bulguları desteklemektedir. Bununla birlikte
araştırmanın ortaya koyduğu görgül bulgular mevcut yazında yeterince
incelenmemiş bir boyuta işaret etmektedir. İncelenen olaylarda dikkat çeken nokta
yalnızca belediye başkanları hakkında yürütülen yargısal süreçler değildir.
Daha belirleyici olan olgu bu süreçlerin bazı belediyelerde belediye
meclislerinin siyasal bileşimini etkileyerek seçim sonrasında oluşan yerel
demokratik temsil yapısını değiştirebilmesidir. Başka bir ifadeyle, araştırmada
gözlenen temel örüntü seçim öncesi yarışmadan çok seçim sonrasında temsil
ilişkisinin kurumsal olarak yeniden şekillenmesi olgusudur. Bu nedenle çalışma
demokratik gerileme sürecinin yalnızca seçim öncesindeki yarışma koşulları veya
seçim günü yaşanan ihlaller üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmadığını
ileri sürmektedir. Demokratik temsilin korunması bakımından seçim sonrasında
ortaya çıkan kurumsal süreçler de en az seçimlerin kendisi kadar önem
taşımaktadır. Yerel demokratik temsilin seçim sonrasında sistemli biçimde
değişebilmesi demokratik meşruluğun yalnızca seçim sonuçlarıyla
açıklanamayacağını göstermektedir. Araştırmanın geliştirdiği Seçmen İradesinin
Kurumsal Sürekliliği yaklaşımı bu noktada tamamlayıcı bir kuramsal öneri
sunmaktadır. Bu yaklaşım demokratik rejimlerin değerlendirilmesinde yeni bir çözümleyici
ölçüt önermektedir: Seçimle oluşan temsil ilişkisi görev süresi boyunca hangi
ölçüde korunabilmektedir? Eğer seçim sonrasında ortaya çıkan yargısal, yönetsel
ve siyasal süreçler temsil ilişkisini sistemli biçimde yeniden
şekillendiriyorsa demokratik gerilemenin yalnızca seçim süreciyle sınırlı
açıklanması yetersiz kalacaktır. Dolayısıyla bu araştırma Türkiye'nin mevcut
rejim tipine ilişkin kesin ve kategorik bir sınıflandırma yapmayı
amaçlamamaktadır. Bunun yerine daha sınırlı fakat daha güçlü bir sav ortaya
koymaktadır. İncelenen belediyelerde gözlenen yineleyen müdahale örüntüleri
yerel demokratik temsilin seçim sonrasında yeniden yapılandırılabildiğini
göstermektedir. Bu olgu, mevcut rejim kuramlarının açıklama kapasitesinin yerel
yönetimler bakımından yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu
çerçevede araştırmanın ulaştığı temel sonuç şudur: Belediyeler üzerinde
gözlenen müdahale örüntüsü yalnızca yerel yönetim hukukuna ilişkin bireysel
işlemler olarak değerlendirilemez. Bu örüntü, demokratik temsilin seçim
sonrasında hangi mekanizmalar aracılığıyla dönüştürülebildiğini gösteren görgül
bir laboratuvar niteliği taşımaktadır. Bu nedenle Türkiye örneği demokratik
gerileme yazınına seçim sonrası demokratik temsilin kurumsal dönüşümü boyutunun
eklenmesini gerektiren önemli bir karşılaştırmalı olay örneği oluşturmaktadır.
Yerel
Demokratik Temsilin Sistemli Dönüşümü Rejimin Siyasal Niteliğinin Değiştiğine
İlişkin Görgül Bir Gösterge midir?
Araştırmanın
son ve en önemli sorusu şudur: İncelenen belediyelerde ortaya çıkan ortak
örüntü yalnızca yerel yönetimlere ilişkin bireysel hukuksal ve siyasal
gelişmelerin toplamı mıdır, yoksa Türkiye'de rejimin işleyişinde meydana gelen
niteliksel bir dönüşümün görgül göstergesi olarak değerlendirilebilir mi? Bu
araştırmada ulaşılan bulgular belediyelere yönelik müdahalelerin tek başına
değerlendirilmesi durumunda görülemeyen yeni bir kurumsal gerçekliğe işaret
etmektedir. Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Menderes, Üsküdar, Yüreğir ve diğer
belediyelerde farklı hukuksal süreçler işletilmiş olmakla birlikte bu
süreçlerin önemli bir bölümünde seçim sonrasında oluşan yerel demokratik temsil
yapısının değişebildiği görülmektedir. Bu değişim, yalnızca belediye
başkanlarının görevden ayrılmasıyla sınırlı kalmamakta ve belediye meclislerinin
siyasal bileşiminin değişmesi ve bunun sonucunda belediye yönetiminin farklı
siyasal aktörlere geçebilmesi gibi kurumsal sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle
araştırmanın ortaya koyduğu temel bulgu tek tek yargısal işlemler değil, bu
işlemlerin birleşik kurumsal etkisidir. İncelenen olaylarda seçim sonrasında
işleyen yargısal, yönetsel ve siyasal süreçler, birlikte değerlendirildiğinde
seçim günü ortaya çıkan temsil ilişkisinin yeniden şekillenmesine olanak
verebilen bir mekanizma oluşturmaktadır. Tam da bu noktada klasik yarışmacı
otoriterlik yaklaşımının açıklama kapasitesi sınırlanmaya başlamaktadır. Yarışmacı
otoriterlik kuramı ağırlıklı olarak seçim öncesindeki siyasal yarışmanın
eşitsizliği, medya denetimi, kamu kaynaklarının kullanımı ve yargısal baskılar
üzerinde yoğunlaşmaktadır. Oysa bu araştırmada ortaya çıkan görgül örüntü seçim
gerçekleştikten sonra da seçmen iradesinin kurumsal sonuçlarının
değiştirilebildiğini göstermektedir. Son dönemde Türkiye üzerine yapılan
çalışmalar da yerel yönetimlerin merkezileşme, demokratik gerileme ve otoriter pekişme
süreçlerinin başlıca alanlarından biri durumuna geldiğini ortaya koymaktadır. Bu
nedenle çalışma, demokratik yarışmanın yalnızca sandık öncesinde gerçekleşen
bir süreç olmadığı ve seçim sonrasında temsil ilişkisinin korunmasının da
demokratik rejimin ayrılmaz bir unsuru olduğu varsayımından hareket etmektedir.
Eğer seçimle oluşan temsil ilişkisi birbirini izleyen yargısal, yönetsel ve
siyasal müdahaleler sonucunda sistemli biçimde yeniden şekillenebiliyorsa
demokratik rejimin değerlendirilmesinde yalnızca seçimlerin serbest ve yarışmacı
olması yeterli bir ölçüt olmaktan çıkmaktadır. Araştırmanın geliştirdiği Seçmen
İradesinin Kurumsal Sürekliliği yaklaşımı tam bu boşluğu doldurmayı
amaçlamaktadır. Bu yaklaşım demokratik meşruluğun yalnızca seçim sandığında
değil, seçim sonucunda ortaya çıkan temsil ilişkisinin görev süresi boyunca
korunmasında da aranması gerektiğini ileri sürmektedir. Böylece demokratik
rejimler ilk kez "seçim sonrası temsil bütünlüğü" açısından da çözümlenebilmektedir.
Bu bağlamda araştırma Türkiye'de rejimin hukuksal olarak değiştiğini ileri
sürmemektedir. Anayasal düzen, seçim sistemi ve temel kurumsal yapı varlığını
sürdürmektedir. Ancak görgül bulgular rejimin işleyişinde önemli bir dönüşüm
yaşandığına ilişkin güçlü göstergeler ortaya koymaktadır. Seçimlerin tek başına
iktidar kullanımını belirleyen son aşama olmaktan çıkıp seçim sonrasında devam
eden yargısal, yönetsel ve siyasal süreçlerle tamamlanan çok aşamalı bir
iktidar oluşum mekanizmasına dönüşmesi rejimin işleyiş mantığında niteliksel
bir değişime işaret etmektedir. Dolayısıyla bu araştırmanın temel savı şudur:
Türkiye'de belediyeler üzerinde gözlenen yineleyen nitelikte müdahale örüntüsü
yalnızca yerel yönetim hukukunun veya ceza yargılamasının konusu değildir. Bu
örüntü seçim sonrasında demokratik temsilin kurumsal olarak yeniden
yapılandırılabildiğini gösteren görgül bir model ortaya koymaktadır. Bu model,
demokratik gerileme yazınında şimdiye kadar yeterince kavramsallaştırılmamış
olan "seçim sonrası temsil dönüşümü" olgusunu görünür kılmaktadır. Bu
nedenle çalışma Türkiye'nin mevcut rejiminin hangi kategoriye girdiğine ilişkin
kesin bir etiketleme yapmaktan çok daha önemli bir sonuca ulaşmaktadır:
İncelenen olaylarda gözlenen sistemli örüntü mevcut rejim kuramlarının yeniden
gözden geçirilmesini gerektirecek ölçüde yeni görgül bulgular üretmektedir.
Türkiye örneği, seçim sonrası demokratik temsilin kurumsal dönüşümünü merkeze
alan yeni bir çözümleme çerçevesine ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir. Bu
yönüyle araştırmanın önerdiği Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm Modeli (YDTDM)
ve Seçmen İradesinin Kurumsal Sürekliliği yaklaşımı yalnızca Türkiye'yi
açıklamaya değil, seçimli rejimlerde demokratik temsilin sürekliliğini
inceleyen karşılaştırmalı araştırmalara da katkı sunabilecek kuramsal araçlar
olarak değerlendirilebilir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu
araştırma, 31 Mart 2024 Yerel Yönetimler Genel Seçimleri sonrasında Türkiye'de
belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal, yönetsel ve siyasal
müdahaleleri karşılaştırmalı olay çözümlemesi ve süreç izleme yöntemiyle
incelemiş ve elde edilen görgül bulguları Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm
Modeli (YDTDM) ile Seçmen İradesinin Kurumsal Sürekliliği yaklaşımı
çerçevesinde değerlendirmiştir.
Araştırmanın
ilk bulgusu incelenen olayların birbirinden tümüyle bağımsız olaylar olarak
açıklanmasının güç olduğudur. Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Menderes, Üsküdar,
Yüreğir ve diğer belediyelerde gözlenen gelişmeler hukuksal dosyaları farklı
olsa bile yerel demokratik temsil üzerinde benzer kurumsal sonuçlar üreten ve
yinelenen süreçlere işaret etmektedir. Bu yinelenen örüntü belediye başkanları
hakkında yürütülen yargısal süreçler, görevden uzaklaştırmalar, belediye başkan
vekili seçimleri, belediye meclislerindeki siyasal denge değişimleri ve bazı olaylarda
belediye yönetimlerinin el değiştirmesi gibi birbirini izleyen aşamalardan
oluşmaktadır.
Araştırmanın
ikinci bulgusu seçimlerin demokratik temsilin başlangıç noktası olmakla
birlikte temsil ilişkisinin görev süresi boyunca korunmasının da demokratik meşruluğun
ayrılmaz bir parçası olduğudur. İncelenen olaylar seçim sonrasında işleyen
kurumsal süreçlerin bazı durumlarda yerel yönetimin siyasal bileşimini
değiştirebildiğini göstermektedir. Bu nedenle çalışma demokratik temsilin
yalnızca seçimlerin serbest ve yarışmacı yapılmasıyla değil, seçim sonucunda
oluşan temsil ilişkisinin kurumsal sürekliliğiyle birlikte değerlendirilmesi
gerektiğini ileri sürmektedir.
Araştırmanın
üçüncü bulgusu mevcut demokratik gerileme ve yarışmacı otoriterlik yazınının
önemli açıklama gücüne sahip olmakla birlikte seçim sonrasında demokratik
temsilin kurumsal olarak yeniden şekillenmesi olgusunu açıklamada
geliştirilmeye açık olduğudur. Son yıllarda yayımlanan çalışmalar Türkiye'de
yerel yönetimlerin demokratik gerileme, merkezileşme ve siyasal yarışma
açısından stratejik bir alan durumuna geldiğini göstermektedir. Buna karşılık
bu araştırma, odak noktasını seçim öncesi yarışmadan seçim sonrası temsil
ilişkisine kaydırarak yazına farklı bir çözümleyici bakış açısı önermektedir.
Bu bağlamda
çalışmanın temel kuramsal katkısı Seçmen İradesinin Kurumsal Sürekliliği
kavramını demokratik rejim çözümlemesi kapsamına almasıdır. Bu yaklaşım,
demokratik meşruluğun yalnızca seçim sonuçlarından değil, seçimle oluşan temsil
ilişkisinin görev süresi boyunca korunup korunmadığından da etkilendiğini
savunmaktadır. Böylece seçim sonrası dönemde gerçekleşen kurumsal değişimler
demokratik temsil çözümlemesinin asli bir parçası durumuna gelmektedir.
Araştırma
ayrıca Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm Modeli (YDTDM) ile belediyelere
yönelik müdahalelerin ortak gelişim çizgisini açıklayan çözümleyici bir çerçeve
önermektedir. Model, yerel yönetimlerde yaşanan gelişmeleri bireysel olaylar
olarak değil, süreç içerisinde birbirini etkileyen kurumsal mekanizmalar bütünü
olarak ele almaktadır. Bu yönüyle modelin yalnızca Türkiye için değil, seçimli
rejimlerde yerel demokratik temsilin dönüşümünü inceleyen karşılaştırmalı
araştırmalar için de kullanılabilecek bir çözümleme aracı olma olanağı
bulunmaktadır.
Bu
araştırmanın ulaştığı en önemli sonuç ise şudur: İncelenen görgül bulgular
Türkiye'de anayasal rejimin hukuksal olarak değiştiğini göstermemektedir. Ancak,
rejimin işleyişinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken yeni bir görgül
olgu ortaya koymaktadır. Seçim sonrasında yerel demokratik temsilin kurumsal
bileşimini etkileyen ve bazı olaylarda belediye yönetiminin siyasal bileşimini
değiştiren süreçlerin yinelenen bir örüntü oluşturması siyasal rejim çözümlemesinin
yalnızca seçimlerin yapılış biçimine değil, seçim sonrasında temsil ilişkisinin
nasıl korunduğuna da odaklanmasını gerekli kılmaktadır.
Dolayısıyla
bu çalışma Türkiye'deki siyasal rejime ilişkin kesin ve değişmez bir
sınıflandırma önerisinde bulunmamaktadır. Bunun yerine daha sınırlı fakat daha
güçlü bir sonuca ulaşmaktadır: Yerel yönetimlerde gözlenen sistemli müdahale
örüntüleri mevcut rejim kuramlarının seçim sonrası temsil süreçlerini açıklama
kapasitesinin yeniden değerlendirilmesini gerektirecek nitelikte yeni görgül
bulgular üretmektedir. Bu nedenle seçim sonrası demokratik temsilin kurumsal
dönüşümü karşılaştırmalı siyaset ve demokratik gerileme yazınında bağımsız bir
araştırma gündemi olarak ele alınmayı hak etmektedir.
Kuramsal
Katkı: Seçim Sonrası Temsili Otoriterlik (Post-Electoral Representative
Authoritarianism) Yaklaşımı
Bu
araştırmanın ulaştığı görgül bulgular, demokratik gerileme yazınında yaygın
olarak kullanılan yarışmacı otoriterlik (competitive authoritarianism),
seçimli otokrasi (electoral autocracy), otokratik yasalcılık (autocratic
legalism) ve hukukun araçsallaştırılması (lawfare) gibi kuramsal
yaklaşımların önemli açıklama gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Bununla
birlikte, incelenen belediyelerde gözlenen ortak örüntü mevcut kuramların
yeterince kavramsallaştırmadığı yeni bir olguya işaret etmektedir.
Araştırmada çözümlenen
olaylarda dikkat çekici olan nokta siyasal yarışmanın yalnızca seçim öncesi
süreçlerde şekillenmemesi, seçim sonrasında işleyen yargısal, yönetsel ve
siyasal mekanizmaların da seçimle oluşan temsil yapısını etkileyebilmesidir.
Başka bir ifadeyle, siyasal mücadele seçimlerin tamamlanmasıyla sona ermemekte
ve seçim sonucunda ortaya çıkan demokratik temsil ilişkisi görev süresi boyunca
çeşitli kurumsal mekanizmalar aracılığıyla yeniden şekillenebilmektedir.
Bu nedenle
araştırma, mevcut demokratik gerileme yazınını tamamlayıcı nitelikte yeni bir
kuramsal yaklaşım önermektedir: “Seçim Sonrası Temsili Otoriterlik” (Post-Electoral
Representative Authoritarianism – PERA).
Bu
yaklaşımın temel varsayımı şudur: Seçim Sonrası Temsili Otoriterlik, seçimlerin
hukuksal olarak varlığını sürdürdüğü ve siyasal yarışmanın biçimsel olarak
devam ettiği bir rejimde seçimle oluşan demokratik temsil ilişkisinin seçim
sonrasında işleyen yargısal, yönetsel ve siyasal mekanizmalar aracılığıyla sistemli
biçimde yeniden yapılandırılmasını ifade etmektedir. Bu yaklaşımın ayırt edici
özelliği, çözümleme birimini seçim sürecinden seçim sonrasındaki temsil
sürecine kaydırmasıdır. Böylece demokratik rejimlerin değerlendirilmesinde
yalnızca seçimlerin serbest ve yarışmacı olup olmadığı değil, seçim sonucunda
oluşan temsil ilişkisinin görev süresi boyunca hangi ölçüde korunabildiği de
bağımsız bir çözümleme ölçütü durumuna gelmektedir. Bu çerçevede Seçmen
İradesinin Kurumsal Sürekliliği, PERA yaklaşımının temel normatif ve çözümleyici
ölçütünü oluşturmaktadır. Demokratik meşruluk yalnızca sandıktan çıkan sonuca
değil, bu sonucun kurumsal sürekliliğinin korunmasına da bağlıdır. Dolayısıyla
seçim sonrasında temsil ilişkisini sistemli biçimde değiştirebilen kurumsal
süreçler demokratik ve siyasal rejim çözümlemesinin ana inceleme konularından
biri olarak ele alınmalıdır.
Araştırmada
geliştirilen Yerel Demokratik Temsilin Dönüşüm Modeli (YDTDM) ise PERA
yaklaşımının görgül çözümleme aracını oluşturmaktadır. Model, soruşturma,
tutuklama, görevden uzaklaştırma, belediye başkan vekili seçimi, belediye
meclisinin siyasal bileşimindeki değişimler ve belediye yönetiminin siyasal bileşimindeki
dönüşüm gibi süreçleri tek tek hukuksal işlemler olarak değil, seçim sonrası
temsil ilişkisini etkileyebilen birbirine bağlı kurumsal mekanizmalar olarak
incelemektedir. Bu araştırma, Türkiye'nin kesin olarak yeni bir rejim tipine
dönüştüğünü ileri sürmemektedir. Bunun yerine, Türkiye örneğinin mevcut rejim
kuramlarının açıklama kapasitesini zorlayan yeni görgül bulgular sunduğunu ve
bu nedenle Seçim Sonrası Temsili Otoriterlik (PERA) yaklaşımının
karşılaştırmalı siyaset yazınında tartışılmaya değer bir kuramsal öneri
olduğunu savunmaktadır.
Gelecekte
farklı ülkelerde yapılacak karşılaştırmalı çalışmalar seçim sonrasında
demokratik temsilin kurumsal olarak yeniden yapılandırılmasına ilişkin benzer
örüntülerin bulunup bulunmadığını ortaya koyacak ve böylece PERA yaklaşımının
bağımsız bir rejim tipi, bir alt rejim kategorisi veya demokratik gerilemenin
yeni bir evresi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği daha sağlıklı
biçimde sınanabilecektir.
Bu çalışma,
demokratik gerileme yazınının odağını seçim süreçlerinden seçim sonrasında
demokratik temsilin kurumsal sürekliliğine kaydırmayı öneren yeni bir araştırma
programının başlangıcı niteliğindedir.
Kaynakça
Bermeo, N.
(2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19.
Bogaards, M.
(2018). De-democratization in Hungary: Diffusely defective democracy.
Democratization, 25(8), 1481–1499.
Bunce, V., ve Wolchik, S. (2011). Defeating authoritarian
leaders in postcommunist countries. Cambridge University Press.
Coppedge, M.
(2020). Varieties of Democracy: Measuring two centuries of political change.
Cambridge University Press.
Ginsburg,
T., ve Huq, A. Z. (2018). How to save a constitutional democracy. University of
Chicago Press.
Ginsburg,
T., ve Moustafa, T. (Eds.). (2008). Rule by law: The politics of courts in
authoritarian regimes. Cambridge University Press.
Grzymala-Busse,
A. (2007). Rebuilding Leviathan: Party competition and state exploitation in
post-communist democracies. Cambridge University Press.
Hall, P. A.
(1993). Policy paradigms, social learning, and the state. Comparative Politics,
25(3), 275–296.
Huq, A. Z., ve
Ginsburg, T. (2018). How to lose a constitutional democracy. UCLA Law Review,
65, 78–169.
Landau, D.
(2013). Abusive constitutionalism. UC Davis Law Review, 47(1), 189–260.
Levitsky,
S., ve Loxton, J. (2013). Populism and competitive authoritarianism in the
Andes. Democratization, 20(1), 107–136.
Levitsky,
S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after
the Cold War. Cambridge University Press.
Linz, J. J.
(2000). Totalitarian and authoritarian regimes. Lynne Rienner.
Lührmann,
A., ve Lindberg, S. I. (2019). A third wave of autocratization is here.
Democratization, 26(7), 1095–1113.
Moustafa, T.
(2007). The struggle for constitutional power: Law, politics, and economic
development in Egypt. Cambridge University Press.
North, D. C.
(1990). Institutions, institutional change and economic performance. Cambridge
University Press.
O'Donnell,
G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69.
O'Donnell,
G., Schmitter, P. C., ve Whitehead, L. (Eds.). (1986). Transitions from
authoritarian rule. Johns Hopkins University Press.
Pepinsky, T.
B. (2020). The return of the single-party state. Annual Review of Political
Science, 23, 1–20.
Przeworski,
A. (1991). Democracy and the market. Cambridge University Press.
Ragin, C. C.
(1987). The comparative method: Moving beyond qualitative and quantitative
strategies. University of California Press.
Schedler, A.
(2002). The menu of manipulation. Journal of Democracy, 13(2), 36–50.
Schedler, A.
(2006). Electoral authoritarianism: The dynamics of unfree competition. Lynne
Rienner.
Slater, D.
(2010). Ordering power: Contentious politics and authoritarian Leviathans in
Southeast Asia. Cambridge University Press.
Tilly, C.
(2007). Democracy. Cambridge University Press.
Tomini, L.
(2018). When democracies collapse: Assessing transitions to non-democratic
regimes in the contemporary world. Routledge.
V-Dem
Institute. (2025). Democracy Report 2025: 25 years of autocratization—Democracy
trumped? University of Gothenburg.
Waldner, D.,
ve Lust, E. (2018). Unwelcome change: Coming to terms with democratic
backsliding. Annual Review of Political Science, 21, 93–113.
Way, L. A.
(2020). Pluralism by default: Weak autocrats and the rise of competitive
politics. Johns Hopkins University Press.
Yin, R. K.
(2018). Case study research and applications: Design and methods (6th ed.).
Sage.
[1] Otokratik
yasalcılık (veya yaygın kullanımıyla otokratik hukukçuluk (İngilizce “autocratic
legalism”) demokratik yollarla seçilen liderlerin anayasal ve yasal reformları
kullanarak liberal demokrasiyi ve denge ve denetleme mekanizmalarını içeriden
çökertmesi sürecini tanımlayan bir siyaset bilimi terimidir. İlk olarak Javier
Corrales tarafından ortaya atılan ve daha sonra sosyolog Kim Lane Scheppele
tarafından kavramsallaştırılan bu strateji "hukuk eliyle hukukun
üstünlüğünü ortadan kaldırmak" olarak özetlenebilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder