Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

6 Haziran 2026 Cumartesi

 

Yargı Bağımsızlığı Neden Bu Kadar Önemlidir? Birilerinin bunu gerçekten Trump'a anlatması gerekiyor.

 

Francis Fukuyama

 

“Bu çok adaletsiz. Cumhuriyetçiler, yargıçlar ve yüksek mahkeme üyeleri sürekli bağımsız olduklarını göstermek istiyorlar... ‘Beni Trump atamış umurumda değil. Bana hiçbir fark yaratmıyor. Ona karşı oy veriyorum.’ Çünkü bağımsız olduklarını göstermek istiyorlar. Bilirsiniz, aptal insanlar.”

— Donald Trump, 1 Nisan 2026

Başkan Trump, doğumla vatandaşlık hakkını (birthright citizenship) kaldırmayı amaçlayan başkanlık kararnamesine ilişkin duruşmaları bizzat izledikten sonra oldukça hoşnutsuzdu. Yüksek Mahkeme üyelerinin birçoğu, Trump'ın başsavcısı John Sauer tarafından sunulan anayasal gerekçelere kuşkuyla yaklaştı. Trump yalnızca doğumla vatandaşlık ilkesini küçümsemekle kalmadı, aynı zamanda yargıçların kendilerini atayan başkandan bağımsız olmaları gerektiği fikrini de alaya aldı.

Geçtiğimiz hafta boyunca federal alt mahkeme yargıçları Trump'ın çeşitli girişimlerini durdurdu. Bunlar arasında John F. Kennedy Center for the Performing Arts'ın yeniden adlandırılması, 6 Ocak olaylarına karışan kişileri ödüllendirmeyi amaçlayan 1,8 milyar dolarlık fon ve Adalet Bakanlığı'nın Kilmar Arkegon Garcia hakkındaki ceza kovuşturması da bulunuyordu. Bu gelişmeler, Trump destekçilerinin “radikal” ve “aktivist” yargıçlara yönelik saldırılarını artırdı ve söz konusu yargıçların partizan nedenlerle hareket ettikleri ileri sürüldü.

Bu olaylar ışığında, yargı bağımsızlığı fikrinin tarihine yeniden bakmak yararlı olabilir. Bu ilke, Batı siyasal gelişiminin, özellikle de Anglo-Amerikan siyasal geleneğinin temel kurumlarından biridir. Hatta Batı uygarlığının büyüklüğünün dayandığı temel fikirlerden biri olduğu söylenebilir.

Yargı bağımsızlığının kökenleri, 11. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan ve Yatırım Yetkisi Tartışması (Investiture Controversy) olarak bilinen olaylar dizisine kadar uzanır. Bu kriz, Papa Gregory VII ile Kutsal Roma İmparatoru Henry IV arasında kilise içindeki rahip ve piskoposları kimin atayacağı konusunda yaşanmıştır. Bugün olduğu gibi, üst düzey görevlileri atama yetkisi kurumsal denetimin temel kaynağıydı. O dönemde Katolik Kilisesi siyasal iktidar dışında en güçlü kurumdu.

Aynı dönemde Kilise hukukun da koruyucusuydu. Kilise görevlileri, Bizans İmparatoru Justinian I tarafından 6. yüzyılda derlenen ve Roma Hukuku'nun en yetkin derlemesi kabul edilen Justinianus Kanunu'nun kayıp bir nüshasını keşfetmişlerdi. Günümüz Avrupa ve Asya medeni hukuk sistemlerinin atası sayılan bu hukuk külliyatı Oxford, Paris ve Kopenhag gibi kentlerde kurulan hukuk okullarında öğretilmeye başlandı.

Yatırım Yetkisi Tartışması uzun bir mücadeleye dönüştü. Henry IV aforoz edildi ve Papa'dan af dilemek için Canossa'da “çıplak ayakla karda yürümek” zorunda kaldı. Sorun ancak 1122 yılında imzalanan Concordat of Worms ile çözüldü. Bu anlaşma, Kilise'nin kendi kadrolarını atama yetkisini korumasını sağladı. Böylece kilise hukuku üzerindeki denetim egemen siyasal otoriteden bağımsız bir kurumun elinde kaldı.

Zamanla hukuk hem Avrupa kıtasında hem de İngiltere'deki ayrı bir ortak hukuk (common law) geleneği içinde yürütme organlarının doğrudan denetimi dışında gelişen bir kurallar bütünü durumuna geldi. Elbette hükümdarlar bunu değiştirmeye çalıştı. Yüzyıllar boyunca birçok hükümdar hukuksal otoriteyi Kilise'den veya bağımsız mahkemelerden geri almaya çalıştı.

İngiltere'de Kral Henry VIII, Papa ilk eşinden boşanmasına izin vermeyince bağımsız bir Church of England kurdu. Daha sonra Stuart Hanedanı'ndan Kral Charles I, Parlamento ile çalışmak yerine kendi denetimindeki Star Chamber mahkemesini kullanarak siyasal karşıtlarını hedef almaya çalıştı. Tanıdık geliyor mu?

Charles'ın hukuku aşmaya ve Parlamentoyu etkisizleştirmeye yönelik sürekli girişimleri sonunda idam edilmesine ve English Civil War'ın patlak vermesine yol açtı. Kral ile Parlamento arasındaki savaşım ancak 1688-1689 yıllarındaki Glorious Revolution ile çözüldü. Bu devrim Stuart Hanedanı'nı devirdi ve parlamentonun üstünlüğü ilkesini yerleştirdi. Bundan sonra İngiliz hükümdarları hukukun üstünde değil, altında kabul edildi. Krallar atık Parlamento tarafından yapılan yasalara uymak zorundaydılar.

Burada daha geniş bir tablo vardır. Hukukun bağımsız bir yargı tarafından uygulanması ve korunması sonraki yüzyıllarda Batı uygarlığının yükselişinin temel nedenlerinden biri oldu. Çin, Pers ve Bizans imparatorlukları devlet gücü ile dinsel otoritenin birleştiği ve hükümdarların hukukun son sahibi olduğu bir sistemi benimsiyorlardı. Buna "Sezaropapizm" denilmektedir.

Buna karşılık İngiltere ve Batı Avrupa'nın diğer bölgelerinde, özellikle 18. yüzyıldan itibaren hukuk bağımsız yargı organlarının denetimine bırakıldı. Bu durum yürütme gücünü dengeledi ve çağdaş ekonomik dünyanın ortaya çıkmasını olanaklı kıldı. Ekonomistlerin sıkça vurguladığı gibi, mülkiyet haklarını ve sözleşmelerin uygulanmasını güvence altına alan bir hukuk devleti ekonomik büyümenin temel koşuludur. Gerçek anlamda hukuk devleti ise ancak bağımsız bir yargı ile olanaklıdır. Krallar veya başkanlar ekonomik işlemlere keyfi biçimde müdahale edebiliyor ve mülkiyete el koyabiliyorsa kimse yatırım yapmaz veya yenilik üretmez.

Bağımsız yargı aynı zamanda Amerika'yı büyük yapan unsurlardan biriydi. Amerika Birleşik Devletleri hiçbir zaman Avrupa veya Çin tipi güçlü merkezi bir devlet geliştirmedi. Ancak Britanya'dan, emsal kararların bağlayıcılığına dayanan güçlü bir ortak hukuk geleneğini miras aldı. Buna daha sonra eyalet ve federal düzeyde çıkarılan yasalar eklendi ve bu yapı 19. yüzyıldan itibaren ekonomik büyümenin temelini oluşturdu.

Trump ise bu tarihten habersiz görünmektedir. O, başkan seçildiği için yargıyı da denetleme hakkına sahip olduğuna inanmaktadır. Kariyeri boyunca hukuk sistemini tarafsız bir uyuşmazlık çözüm mekanizması olarak değil, kişisel servetini ve gücünü artırmak için kullanabileceği bir araç olarak görmüştür.

Özellikle ikinci başkanlık döneminin başlamasından bu yana hukuk devletine yönelik saldırıları hız kazanmıştır. Bu sürecin doruk noktalarından biri, Geçici Başsavcı Todd Blanche tarafından önerilen ve yaklaşık 2 milyar dolarlık kamu kaynağını Trump çevresine aktarabilecek bir fon oluşturma girişimi olmuştur.

Bu konuda geri adım atmasını sağlayan şey ise hukuksal ilkelere bağlılığı değil, bazı Cumhuriyetçilerin de dahil olduğu siyasal baskı olmuştur. Ancak Trump hiçbir zaman hukuka bağlı hareket etmek zorunda olduğu ilkesini veya adalet sisteminin kendi amaçları doğrultusunda eğip bükemeyeceği bağımsız bir kurum olduğunu kabul etmeyecektir.

Bunu yaparken Donald Trump yalnızca Amerikan büyüklüğünün önemli kaynaklarından birini değil, aynı zamanda Batı uygarlığının kurucu ilkelerinden birini de reddetmektedir. Böylece hukuku yürütme gücüyle birleştirmeye çalışan diğer Sezaropapist liderlerin safına katılmaktadır.

Hiç yorum yok: