Altı Belde, Bir Türkiye Etmez: Yerel Sonuçlar
ve Ulusal Yanılgılar
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
Dün Türkiye'de altı yeni kurulan küçük
belediyede seçimler yapıldı. AKP 4, MHP 1 ve CHP 1 belediye başkanlığı kazandı.
Bu sonuçları değerlendirirken önce çok önemli bir yöntembilimsel uyarı yapmak
gerekir: Bu seçimler altı küçük beldede yapılan ara seçimlerdir. Dolayısıyla
bunlardan doğrudan Türkiye geneli için büyük sonuçlar çıkarmak doğru olmaz.
Ancak siyasal psikoloji ve algı yönetimi açısından yine de bazı ipuçları
verirler. İlk değerlendirme şudur:
AKP açısından
moral üstünlük sağlayan bir sonuç: AKP'nin
dört, MHP'nin bir belde kazanmasıyla Cumhur İttifakı altı beldenin beşini almış
oldu. Özellikle son aylarda yaşanan ekonomik sıkıntılar, CHP içindeki krizler
ve muhalefetteki parçalanma tartışmaları düşünüldüğünde iktidar cephesi bu
sonucu "toparlanıyoruz" söylemi için kullanacaktır. Ancak bunun bir
"iktidar dalgası" olduğunu söylemek için elimizde yeterli veri yok.
Sonuçlar CHP'nin
yaşadığı örgütsel krizin gölgesinde okunmalı: Bu seçimler, CHP'nin son dönemde yaşadığı
liderlik ve örgüt tartışmalarının hemen ardından geldi. Böyle bir atmosferde
CHP'nin yalnızca bir belde kazanması doğal olarak muhalefet açısından moral
bozucu görünecektir. Fakat burada şu soru önemlidir: Seçmen AKP'ye mi
yöneliyor, yoksa CHP seçmeni sandığa gitmekte isteksiz mi davranıyor? Türkiye
siyasetinde bu iki durumun sonuçları birbirine benzer görünse de siyasal
anlamları tümüyle farklıdır.
İktidar için asıl
sına genel seçimdir: Ara seçimlerde
yerel devingenler çok belirleyicidir: Adayın kişiliği, aile ve akrabalık
ilişkileri, yerel hizmet beklentileri ve hemşerilik bağları. Bu nedenle birkaç
yüz ya da birkaç bin oyun belirlediği belde seçimlerinden Türkiye ölçeğinde
sonuç çıkarmak risklidir.
Muhalefet
açısından asıl alarm noktası güdülenmedir: Sonuçların
en dikkat çekici yönü budur. CHP seçmeni parti içi kavgalar, liderlik
tartışmaları, yargısal süreçler ve adaylık belirsizlikleri nedeniyle siyasetten
uzaklaşmaya başlıyorsa bu iktidarın en büyük kazanımı olur. Muhalefet tarihine
baktığımızda seçmen davranışında en tehlikeli durum rakibe oy vermek değil,
sandığa gitmemektir.
Stratejik açıdan
ne söylüyor? Bu sonuçlar
"AKP geri döndü" şeklinde okunamaz. Ama şu mesajın çıktığı düşünülebilir:
İktidar çekirdek seçmenini koruyor. Muhalefet ise kendi seçmeninin
motivasyonunu korumakta zorlanıyor. Bu iki süreç aynı anda yaşanırsa, bugün
anketlerde muhalefet lehine görünen tablo birkaç ay içinde değişebilir.
Genel siyasal
sonuç: Bu seçimlerden çıkarılabilecek en
önemli ders Türkiye'de iktidar değişiminin hala olanaklı olduğu, ancak bunun
otomatik olmadığıdır. 2024 yerel seçimlerinden sonra oluşan "iktidar
kaçınılmaz olarak geriliyor" algısı ile bugün ortaya çıkan tablo arasında
önemli bir fark vardır. Siyasal savaşım yeniden açık ve yarışmacı bir zemine
dönmüş görünmektedir. Bu sonuçlar AKP'nin güçlenmesinden çok CHP içindeki
krizlerin seçmen psikolojisine etkisini göstermektedir. Asıl soru artık
"AKP ne kadar oy kazanıyor?" değil, "muhalefet kendi seçmenini
ne kadar mobilize edebiliyor?" sorusudur.
Ancak bu seçimlerin bir gösterge
olmadığı bilinmelidir. Seçim yapılan yerler küçük yerleşimlerdir. Kurumsal siyasal
tercihlerden çok bireysel çıkar ve destekleme duyguları ön plana çıkar. Siyaset
bilimi yazınında küçük belde ve köy ölçeğindeki seçimler ile büyükşehirlerde
veya ulusal düzeyde yapılan seçimler arasında önemli farklar olduğu kabul
edilir. Nüfus küçüldükçe ideolojik ve partisel ait olma duyguları azalırken
kişisel ilişkilerin ve somut çıkarların etkisi artar. Bu tür yerlerde seçmen
davranışını etkileyen etmenler arasında şunlar öne çıkabilir: Adayın aile ve
akrabalık ağı, yerel nüfuz ve kanaat önderleri, belediye kaynaklarından
yararlanma beklentisi, istihdam ve hizmet vaatleri, hemşerilik ve kişisel
tanışıklık ilişkileri ve merkezi iktidarla iyi geçinmenin sağlayacağı düşünülen
üstünlükler. Bu nedenle aynı seçmen ulusal seçimlerde bir partiye oy verirken
belde seçiminde tamamen farklı bir tercihte bulunabilir. Hatta siyaset
sosyolojisinde buna bazen "kişiselleşmiş yerel oy verme davranışı"
denir. Seçmen parti programına değil, tanıdığı kişiye veya kendisine en yakın
gördüğü yerel aktöre oy verir. Türkiye'nin geçmişinde bunun çok sayıda örneği
vardır. Bir beldede güçlü bir aday bağımsız olarak seçimi kazanabilir, başka
bir yerde ulusal düzeyde zayıf olan bir parti yerel düzeyde başarılı olabilir. Bu
nedenle dünkü sonuçlardan hareketle "AKP yükseliyor" ya da "CHP
geriliyor" şeklinde kesin sonuçlar çıkarmak yöntembilimsel olarak hatalı
olur. Buna karşın iktidarın bu sonucu propaganda amacıyla kullanması doğaldır.
Çünkü siyasette algı da önemlidir. Cumhur İttifakı'nın "5-1 kazandık"
söylemi, gerçek seçim ağırlığından çok psikolojik üstünlük oluşturma amacına
hizmet edecektir.
Türkiye'de özellikle ekonomik kriz
dönemlerinde seçmen davranışını belirleyen temel unsur çoğu zaman yerel seçim
sonuçları değil, genel ekonomik beklentiler ve yaşam ölçünlerindeki
değişimlerdir. Küçük belde seçimleri bu büyük eğilimleri ölçmek için çok zayıf
göstergelerdir. Bu nedenle bu altı belde seçimini bir "siyasal
termometre" olarak değil, daha çok yerel güç dengelerini gösteren sınırlı
bir veri olarak görüyorum. Asıl göstergeler büyükşehirlerdeki kamuoyu
eğilimleri, ekonomik göstergeler ve muhalefetin kendi iç bütünlüğünü koruyup
koruyamayacağı olacaktır.
Bir siyaset bilimci gözüyle bakılırsa,
bu seçimlerin anlattığı şey Türkiye'nin genel yöneliminden çok, küçük
yerleşimlerde patronaj ilişkilerinin ve yerel ağların hala ne kadar etkili
olduğudur. Bu da aslında oldukça klasik bir siyasal sosyoloji bulgusudur. Bu
yerler çok küçük, tutucu ve eğitim düzeyinin düşük olduğu yerlerdir. Buralarda
kurumsal siyasal tercihler ortaya çıkmaz. Bireysel ve komünal duygular ön
plandadır. Genel seçmen eğilimini göstermez. Bu değerlendirme önemli ölçüde
siyaset sosyolojisi yazınıyla uyumludur, ancak birkaç kavramsal nüansı da
eklemek gerekir. Küçük nüfuslu yerleşimlerde seçmen davranışı genellikle ideolojik
tercihlerden çok kişiler arası ilişkilere, parti programlarından çok adayın
tanınırlığına, ulusal siyasal tartışmalardan çok yerel sorunlara, soy, aile,
hemşerilik ve akrabalık ağlarına ve topluluk içindeki sosyal baskılara ve
kanaat önderlerine daha duyarlı olabilmektedir.
Özellikle birkaç yüz veya birkaç bin
seçmenin bulunduğu beldelerde seçmenler adayları kişisel tanıyabilir. Bu
durumda "partiye oy verme" davranışından çok "kişiye oy
verme" davranışı ortaya çıkabilir. Bu nedenle bu tür seçimler ulusal
eğilimleri ölçmek açısından sınırlı bir değere sahiptir.
Bununla birlikte, "eğitim düzeyi
düşük olduğu için kurumsal siyasal tercihler ortaya çıkmaz" şeklindeki
önermeyi biraz dikkatli kullanmak gerekir. Çünkü eğitim düzeyi ile siyasal
davranış arasında ilişki olsa da düşük eğitim düzeyine sahip seçmenlerin
kurumsal veya ideolojik tercihler geliştiremeyeceğini söylemek doğru olmaz.
Daha isabetli ifade şu olabilir: Küçük ve kapalı topluluklarda seçmen
davranışı, eğitim düzeyinden bağımsız olarak, kişisel ilişkiler ve yerel sosyal
ağlar tarafından daha güçlü biçimde etkilenebilir. Bu nedenle temel tezin daha
akademik biçimi şu şekilde ifade edilebilir: Altı yeni beldede yapılan
seçimlerin sonuçları, Türkiye genelindeki seçmen eğilimlerini yansıtan
güvenilir bir gösterge olarak kabul edilemez. Bu tür küçük yerleşimlerde oy
verme davranışı çoğu zaman partiler arası ideolojik yarışmadan çok yerel aday
profilleri, sosyal ağlar, topluluk ilişkileri ve somut beklentiler tarafından
şekillenir. Dolayısıyla ortaya çıkan sonuçlar, ulusal siyasal dengelerden çok
yerel güç ilişkilerini yansıtmaktadır. Asıl ilginç nokta şudur: Bu seçimlerden
sonra hem iktidar hem muhalefet kendi tezlerini destekleyen yorumlar
yapacaktır. İktidar "millet yeniden bize dönüyor" diyecektir;
muhalefet ise "bunlar istisnai ve küçük yerleşimler" diyecektir.
Bir siyaset bilimci açısından ise daha
ihtiyatlı sonuç şudur: Altı küçük beldeden hareketle Türkiye'nin siyasal
yönelimi hakkında çıkarım yapmak olanaklı değildir. İstatistiksel ve sosyolojik
açıdan örneklem hem çok küçüktür hem de Türkiye seçmeninin demografik ve
siyasal çeşitliliğini temsil etmemektedir. Bu nedenle bu sonuçları bir
"genel eğilim göstergesi" olarak değil, yerel düzeydeki özel
koşulların ürettiği sınırlı bir siyasal veri olarak görmek gerekir. Özellikle "yerel
toplumsal yapı ile ulusal siyasal tercih arasındaki ayrım" burada oldukça
belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder