Muhittin Böcek Dosyası: Ceza Hukukunun
Ötesinde Bir Siyasal Meşruluk Savaşımı
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
Giriş
Tutuklu
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek üçüncü kez savcıya ifade
verdi. Böcek, ifadesinde Manisa'da Özgür Özel'e verilmek üzere çanta içinde
para götürdüğünü, kimsenin bunu bilmediğini ve çantayı Manisa’da müteveffa Ferdi
Zeyrek'e verdiğini söylüyor. Basına yansıyan son bu savlar doğruysa ortada siyasal
ve hukuksal açıdan ilginç bir durum var demektir. Ancak bu savın henüz yargı
kararıyla doğrulanmış bir olgu olmadığını da belirtmek gerekir. Olaya siyaset
bilimi açısından bakarsak birkaç olasılık ortaya çıkmaktadır: Böcek doğrudan
gerçeği söylüyor olabilir. Bu durumda savın para hareketleri, iletişim
kayıtları, tanıklar ve diğer maddi kanıtlarla desteklenmesi gerekir. Sadece
beyan özellikle siyasal davalarda tek başına yeterli kabul edilmez. İkincisi,
Böcek kendi durumunu hafifletmeye çalışıyor olabilir. Etkili pişmanlık veya
benzeri süreçlerde kişiler sorumluluğu yukarıya doğru yayma eğilimi
gösterebilir. Bu nedenle hukuk sistemleri genellikle bu tür ifadeleri başka kanıtlarla
doğrulamaya çalışır. Üçüncüsü, siyasal baskı veya pazarlık savları doğruysa
Böcek kendisinden istenen bir senaryoyu anlatıyor olabilir. CHP yöneticileri
daha önce Böcek'e benzer içerikte ifadeler imzalatılmaya çalışıldığını öne
sürmüşlerdi. Ancak bu da şu aşamada bir karşı savdır ve kanıtlanmış değildir.
Bu çalışmanın temel amacı yarışmacı otoriter rejimlerde yargısal süreçlerin
muhalefetin meşruluğunu nasıl etkilediği sorusuna bir örnek olay üzerinden
yanıt vermektir. Bu örnek olay da Muhittin Böcek’in savcılığa verdiği üçüncü ve
son ifadedir. Tartışmanın merkezindeki araştırma sorusu
ise bir ifadenin doğru olup olmadığı kadar bu ifadenin siyasal yarışma içinde
nasıl işlev gördüğüdür.
Çözümleme
Son
yıllarda birçok ülkede siyasal yarışma yalnızca seçimler üzerinden değil,
yargısal süreçler üzerinden de yürütülmeye başlanmıştır. Yazında bu olgu
"siyasetin yargısallaşması" (judicialization of politics) olarak
adlandırılmaktadır. Bu süreçte mahkemeler ve savcılıklar yalnızca hukuksal
uyuşmazlıkları çözen kurumlar olmaktan çıkarak siyasal yarışmanın önemli
aktörleri durumuna gelebilmektedir. Türkiye'de son dönemde muhalefet
belediyelerine, siyasal partilere ve siyasal liderlere yönelik soruşturmalar bu
tartışmayı yeniden gündeme taşımaktadır.
Yarışmacı
otoriter rejimlerde muhalefet tümüyle ortadan kaldırılmaz, ancak siyasal
yarışın koşulları iktidar lehine sistemli biçimde yeniden düzenlenir. Bu
bağlamda yargısal süreçler, seçim yarışmasını doğrudan etkileyen araçlar durumuna
gelebilir.
Olayın en kritik noktası savların
merkezine Ferdi Zeyrek'in yerleştirilmiş olmasıdır. Çünkü Zeyrek artık yaşamda
değildir ve savlara doğrudan cevap verme olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle gerek
hukuksal ve gerekse siyasal açıdan savlarını doğruluğu mutlaka bağımsız somut
ve maddi kanıtlarla desteklenmek zorundadır. Aksi durumda kamuoyu açısından
"sözün söze karşı olduğu" bir tablo ortaya çıkar.
Siyasal açıdan bakılırsa, bu tür
ifadelerin amacı yalnızca bir belediye soruşturması yürütmek değil, aynı
zamanda CHP genel merkezine ve özellikle Özgür Özel'e uzanan bir siyasal anlatı
kurmak olarak da yorumlanabilir. Nitekim son aylarda Böcek dosyası etrafında
tartışmaların giderek parti yönetimine yöneldiği görülüyor. Dolayısıyla bugün
için sorulması gereken soru "Böcek ne dedi?"den çok, "bu savları
doğrulayan bağımsız kanıtlar var mı?" sorusudur. Hukuksal değeri
belirleyecek olan da esasen budur. Ancak somut maddi kanıt yoktur. Gerçekten
hiçbir maddi ve somut kanıt yoksa, o zaman hukuksal açıdan ortada yalnızca bir
kişinin beyanı kalmış demektir. Ceza hukukunda özellikle para teslimi, rüşvet, siyasal
finansman veya usulsüz para aktarımı gibi savlarda banka kayıtları, telefon
görüşmeleri, mesajlar, kamera görüntüleri, tanık anlatımları, yolculuk
kayıtları veya paranın kaynağını ve hareketini gösteren başka somut unsurlar
aranır. Tek başına bir ifade, hele ki olayın diğer tarafları tarafından
doğrulanmıyorsa, genellikle yeterli kabul edilmez.
Siyaset bilimi açısından ise böyle bir
durumda şu soru ortaya çıkar: Bir kişinin savcılıktaki beyanı neden kamuoyuna
servis edilmektedir? Çünkü siyasal savaşımlarda bazen bir savın
ispatlanmasından önce, savın dolaşıma sokulması önem kazanabilir. Sav doğru da
olabilir, yanlış da olabilir. Fakat kamuoyunda tartışma yaratması başlı başına siyasal
sonuç doğurabilir.
Bu noktada ayrıca bir mantık sorunu da
vardır. Sava göre para tesliminin gerçekleştiği söylenen kişilerden biri olan
Ferdi Zeyrek artık yaşamda değildir. Dolayısıyla anlatının önemli bir halkası
doğrudan doğrulanamaz veya yalanlanamaz durumdadır. Bu da savın doğruluğunun
sınanmasını daha da zorlaştırır.
Bu nedenle akademik ve hukuksal açıdan
en dikkatli yaklaşım şudur: Kanıtsız bir sav ne doğrulanmış bir olgu olarak
kabul edilebilir ne de sırf siyasal sonuçları nedeniyle otomatik olarak doğru
sayılabilir. Savın değeri, onu destekleyen bağımsız kanıtların varlığıyla
ölçülür. Gerçekten ortada yalnızca ifade varsa sorun bugün için hukuksal
olmaktan çok siyasal ve algısal bir savaşım alanına dönüşmüş görünmektedir. Bu
tür durumlarda kamuoyu çoğu zaman kanıtları değil, kendi siyasal eğilimlerine
uygun gördüğü anlatıyı benimseme eğilimindedir. Bu da Türkiye'deki
kutuplaşmanın tipik sonuçlarından biridir.
Özgür Özel hakkında dokunulmazlık
dosyaları ve fezlekeler bulunduğu doğrudur. Bunların bir kısmı TBMM Karma
Komisyonu'na sevk edilmiş durumdadır. Ancak elimizdeki açık kaynak
bilgilerinden şu an kesin olarak "rüşvet almak" suçlamasıyla
hazırlanmış bir fezlekenin içeriği doğrulanamamaktadır. Fezlekenin hangi suç
tiplerine dayandığını bilmeden kesin yargıda bulunmak doğru olmayacaktır. Bununla
birlikte ortaya çıkan hukuksal çıkarım mantıklıdır. Eğer basında konuşulan
senaryo gerçekleşirse, kuramsal olarak birkaç suç tipi gündeme getirilebilir: Türk
Ceza Kanunu’nun 252. maddesinde düzenlenen rüşvet suçu, Siyasal Partiler
Kanunu'na aykırı bağış veya finansman işlemleri suçu, seçim veya parti
finansmanına ilişkin usulsüzlükler ve suçtan kaynaklanan malvarlığı
değerlerinin aklanmasına ilişkin bağlantılı savlar (savcılık böyle bir ilinti
kurmak isterse). Fakat burada önemli bir hukuksal sorun vardır. Sav "Bir
kişi çanta içinde para getirdi, bunu Ferdi Zeyrek'e teslim ettim, o da Özgür
Özel'e ulaştıracaktı" ise, bu anlatıdan otomatik olarak "Özgür Özel
rüşvet aldı" sonucu çıkmaz. Çünkü savcılığın ispatlaması gereken şeyler
şunlardır: Paranın varlığı, paranın miktarı, kaynağı, teslim edildiği, Özel'in
bundan bilgisi olduğu, parayı kabul ettiği ve en önemlisi bunun hangi hukuksal
amaçla verildiği. Rüşvet suçunda yalnızca para hareketi değil, bir kamu
görevinin yerine getirilmesi karşılığında çıkar sağlanması unsuru da aranır. Bu
nedenle savcılık böyle bir dosya kuracaksa, "rüşvet" suçlamasını
ispat etmek "yasaya aykırı bağış" veya "Siyasal Partiler
Kanunu'na aykırılık" savından çok daha zor olacaktır.
Siyasal açıdan bakıldığında ise son
haftalardaki gelişmelerden ortaya çıkan tablo şudur: Önce belediye
soruşturmaları, sonra kurultay tartışmaları, ardından Muhittin Böcek ifadeleri
ve son olarak Özgür Özel'e uzanan fezleke ve dokunulmazlık tartışmaları. Bunlar
birlikte değerlendirildiğinde, iktidarın hukuksal sürecin ötesinde CHP'nin
genel başkanlık merkezini hedef alan daha geniş bir siyasal-stratejik çizgi
izlediği yönündeki yorumların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Elbette bunun siyasal
bir operasyon mu yoksa bağımsız bir yargısal süreç mi olduğu konusunda farklı
görüşler vardır ve bu noktada kesin yargıda bulunmak için zaman çok erkendir.
Gerçekten savcılık "rüşvet"
suçlamasıyla ilerleyecekse, rüşvetin karşılığında hangi kamu işleminin
yapıldığını sav edecektir? Çünkü ceza hukuku bakımından dosyanın en zayıf
halkası burasıdır. Buna karşılık "kayıt dışı siyasal finansman" veya
"kanuna aykırı bağış" yaklaşımı kuramsal olarak daha kolay
kurulabilecek bir suçlama çerçevesi gibi durmaktadır. Ancak bunun için de yine
somut kanıt gerekir ve tek başına bir beyan normalde yeterli olmaz.
Rüşvetin karşılığının Antalya
Büyükşehir Belediye başkanlığına aday gösterilme olarak gösterilecektir. Savcılık
gerçekten böyle bir anlatı kuruyorsa bu yaklaşım hukuksal açıdan daha mantıklı
görünmektedir. Çünkü bir belediye başkan adayının aday gösterilmesi
karşılığında para alındığı savlanıyorsa, savcılık bunu klasik anlamda "siyasal
bağış" değil, bir çıkar karşılığı siyasal karar verilmesi olarak
yorumlamaya çalışabilir. Bu durumda kuramsal olarak "aday gösterilme
karşılığında para" ilişkisi kurulmak istenebilir. Ancak burada birkaç
ciddi sorun vardır: Belediye başkan adaylığının belirlenmesi bir siyasal
partinin iç kararıdır. Adaylık kararı tek kişinin değil, çeşitli parti
organlarının katıldığı bir süreç olarak savunulabilir. Paranın gerçekten
verildiğinin kanıtlanması gerekir. Verildiyse kime verildiğinin kanıtlanması
gerekir. Adaylık kararının bu para karşılığında verildiğinin kanıtlanması
gerekir. Dolayısıyla hukuksal açıdan "aday gösterildi ve sonra seçim
kazandı" demek tek başına suçun ispatı anlamına gelmez. Savcılığın asıl
hedefi rüşvet suçunu mahkumiyetle sonuçlandırmaktan çok önce soruşturma
açabilecek bir eşik oluşturmaktır. Çünkü siyasal sonuç bakımından fezleke
hazırlanması, dokunulmazlığın tartışılması ve Genel Başkan hakkında soruşturma
yürütülmesi başlı başına büyük bir siyasal etki yaratır.
Öte yandan dikkat çekici bir konu daha
vardır. Son savlarda paranın doğrudan Özgür Özel'e değil, aracı kişiler
üzerinden ve son olarak da merhum Ferdi Zeyrek'e teslim edildiği ileri sürülmektedir.
Anlatı bu şekildeyse ispat yükü daha da ağırlaşacaktır. Çünkü zincirin en
kritik halkalarından biri artık yaşamda değildir ve savlara doğrudan yanıt
verememektedir. Savın merkezine
yerleştirilen kişinin yaşamını yitirmiş olması, doğrulama ve çapraz sorgulama olanaklarını
büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Bu durum yalnızca hukuksal değil,
epistemolojik bir sorun da yaratmaktadır. Çünkü savın doğruluğunu sınayabilecek
temel kaynaklardan biri artık erişilebilir değildir.
Siyaset bilimi açısından baktığımda
ise dosyanın hukuksal boyutundan bağımsız olarak şu soru önem kazanıyor: Amaç
gerçekten bir ceza davası açmak mı, yoksa CHP'nin kurultay krizi yaşadığı bir
dönemde Genel Başkan'ın meşruluğunu tartışmalı kılmak mı? Bugün için eldeki
bilgilerle bu sorunun yanıtını kesin olarak vermek olanaklı değildir. Ancak
olayların zamanlaması nedeniyle bu soru siyasal çözümleme açısından giderek
daha önemli duruma gelmektedir. Çünkü eğer bir dokunulmazlık süreci
başlatılırsa tartışma artık Muhittin Böcek'ten çıkıp doğrudan CHP liderliği sorununa
dönüşecektir.
Genel
Değerlendirme ve Sonuç
Çağdaş siyasal savaşımlarda hukuksal
sonuç ile siyasal sonuç her zaman aynı şey değildir. Bir savın mahkumiyetle
sonuçlanması gerekmeksizin kamuoyunda dolaşıma girmesi bile önemli siyasal
etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle çağdaş siyasal yarışmada soruşturmalar
yalnızca hukuksal araçlar değil, aynı zamanda algı üretme mekanizmaları olarak
da işlev görebilmektedir.
Dosyanın merkezindeki sorun henüz
rüşvet suçunun ispatı değildir. Asıl sorun, Muhittin Böcek'in ifadesinin CHP
yönetimine uzanan daha geniş bir siyasal anlatının temel taşı durumuna
getirilip getirilmeyeceğidir. Önümüzdeki dönemde dokunulmazlık dosyaları, fezlekeler,
kurultay tartışmaları ve belediye soruşturmaları aynı siyasal çerçeve içinde
birleştirilmeye başlanırsa, sorun bir ceza dosyasının sınırlarını aşacak ve
doğrudan CHP'nin liderliği ile kurumsal meşruluğunun tartışıldığı bir siyasal savaşıma
dönüşecektir. Bu aşamada dosyanın en önemli eksikliği, savı destekleyen
bağımsız ve maddi kanıtların kamuoyuna yansımamış olmasıdır. Eğer bu durum
değişmezse, hukuksal tartışmanın ağırlık merkezi zamanla zayıflayacak ve buna
karşılık siyasal etkisi devam edecektir. Bu nedenle bugün için temel soru: "Muhittin
Böcek ne söyledi?" değil, "Muhittin Böcek'in söylediklerini
doğrulayan bağımsız deliller var mı?" sorusudur. Türkiye'deki mevcut
siyasal iklim düşünüldüğünde, bu sorunun yanıtı yalnızca bir ceza dosyasının
değil, CHP liderliği etrafında şekillenecek daha geniş bir siyasal savaşımın
yönünü de belirleyecektir.
Son çözümlemede tartışmanın merkezinde
yalnızca Muhittin Böcek'in ifadelerinin doğruluğu bulunmamaktadır. Asıl sorun
Türkiye'de siyasal yarışmanın giderek artan ölçüde yargısal süreçler üzerinden
yürütülmesi ve muhalefet aktörlerinin meşruluklarının bu süreçler aracılığıyla
yeniden tanımlanmaya çalışılmasıdır. Bu nedenle söz konusu dosya bir ceza
soruşturmasının sınırlarını aşmış ve siyasal yarışma muhalefetin kurumsal
konumu ve demokratik meşruluk tartışmalarının bir parçası durumuna gelmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder