CHP Grup Başkan Vekilleri Sorunsalı
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
Giriş
CHP Grup başkan vekilleri Başarır ve
Günaydın'ın grup başkan vekillikleri kaldırıldı. TBMM başkanı yansız olduğunu
savlamasına karşın aksini yapmaktadır. Başkan vekillerinin isimleri TBMM web
sitesinden kaldırılmıştır. Bu kişilerin yerlerine genel başkan tarafından atama
yapılacağı haberleri alınmaktadır. CHP Grup İç Yönetmeliği’ne göre bu görevlere
atama yapılması olanaklı değildir. Bu kişiler ancak grubun güvensizlik oyu ile
görevden alınabilirler. Bu noktada tartışma artık yalnızca CHP Tüzüğü değil,
TBMM İçtüzüğü, CHP Grup İç Yönetmeliği ve parlamenter “teamül”ler düzeyine
taşınmış olmaktadır. Grup
başkanvekilleri grup tarafından seçilmişlerse, görevden alınmaları için grup
kararı gerekiyorsa, genel başkanın tek taraflı görevden alma yetkisi yoksa
ortaya şu soru ortaya çıkar: Genel Başkanın değiştirmek istediği şey kişiler
midir, yoksa grubun iradesi midir? Bu çok önemli bir ayrımdır.
TBMM Başkanı'nın
tutumu
Burada ikinci bir sorun ortaya çıkmaktadır.
Normal parlamenter uygulamada TBMM Başkanlığı genellikle "parti içi
uyuşmazlıkların hakemi değildir" ilkesiyle hareket eder. Çünkü Meclis
Başkanı’nın görevi hangi grubun kimi seçtiğine karar vermek değil, grubun
bildirdiği iradeyi kayda geçirmektir. Grup tarafından alınmış yeni bir karar
olmaksızın internet sitesinde değişiklik yapıldıysa bu doğal olarak “TBMM
Başkanlığı hangi hukuksal belgeye dayanarak işlem yaptı?” sorusunu
doğurur. Bu soru siyasal açıdan son
derece önemlidir.
Daha büyük resim
Dikkat edilirse son birkaç gündür
konuşulan tüm gelişmeler aynı ortak noktaya bağlanıyor: Genel Başkanın meşruluğu
tartışması, Parti Meclisi meşruluğu tartışması, disiplin süreçleri tartışması
ve Grup Başkanvekillikleri tartışması. Hepsinde ortak soru şu: Parti içindeki
yetkinin kaynağı nedir? Mahkeme kararı mı? Parti tüzüğü mü? Parti Meclisi mi? Milletvekili
grubu mu? Kurultay mı? Şu anda CHP'de bu kaynakların tamamı aynı yönde hareket
etmiyor gibi görünmektedir.
Siyaset bilimi
açısından
Normal şartlarda bir parti içi iktidar
değişiminde yeni yönetim örgütü, meclis grubunu, yerel yönetimleri aynı anda denetim
altına alır. Burada ise görünen tablo tam tersidir. Sanki, hukuksal denetim
yetkisi başka yerde, örgütsel denetim başka yerde ve meclis grubu başka yerdedir.
Bu yüzden buna giderek daha fazla kurumsal meşruluk nitelemesi daha
uygun düşmektedir. Çünkü artık tartışma kişilerden çıkmakta ve kurumların
birbirini tanımaması noktasına gelmektedir.
Siyasal sonuç
Bu durumda Kılıçdaroğlu yönetiminin
karşılaşacağı temel sorun hukuksal olarak genel merkezde oturmak ile partiyi
yönetebilmek aynı şey değildir olacaktır. Bir genel başkanın PM çoğunluğu, milletvekili
grubunun çoğunluğu ve belediye başkanlarının çoğunluğu ile aynı çizgide
olmaması uzun süre sürdürülebilir bir durum değildir. Bu nedenle olayların
sonunda bir biçimde olağanüstü kurultaya, yeni bir yargısal karara ya da
tarafların uzlaşmasına evrileceğini düşünmek gerekir. Çünkü mevcut tablo,
kurumsal açıdan kararlı bir dengeye benzememekte ve aksine her yeni işlem yeni
bir meşruluk tartışması üretmektedir. Bu da krizin çözülmediğini ve yalnızca
yeni alanlara yayıldığını göstermektedir. Madde 7'nin lafzına bakalım: "Grup
Genel Kurulu; her yasama yılı başında ... üye tamsayısının salt çoğunluğu ile
üç Grup Başkanvekili seçer." Bu hükümden çıkan ilk sonuç şudur: Grup
Başkanvekilleri atanmaz, seçilir. Yani görevin kaynağı Genel Başkan değildir, MYK
değildir ve Parti Meclisi değildir. Doğrudan doğruya CHP TBMM Grubu Genel
Kurulu'nun seçimidir. Bu çok önemlidir. Buradan çıkan ikinci sonuç, makam
seçimle geliyorsa, normal hukuk mantığında görevden alınma usulünün de seçim
organıyla bağlantılı olması beklenir. Bu nedenle şu soru ortaya çıkar: Genel
Başkanın tek taraflı yazısıyla Grup Genel Kurulu'nun seçtiği kişiler görevden
düşürülebilir mi? Madde 7'nin lafzından böyle bir yetki görünmemektedir.
TBMM Başkanlığı
açısından
Eğer TBMM Başkanlığı yalnızca "CHP
Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yazısı geldi" gerekçesiyle internet
sitesini değiştirmişse, şu hukuksal soru ortaya çıkmaktadır: Grup Genel
Kurulu'nun seçtiği görevlilerin görevden alındığını gösteren Grup Genel Kurulu
kararı nerede? Çünkü seçimin kaynağı Grup Genel Kurulu ise, TBMM Başkanlığı'nın
normalde grup iradesini gösteren bir belge araması beklenir.
Şimdiye kadar konuştuğumuz tüm krizler
aynı ortak soruna bağlanıyor: Genel Başkanlık meşruluğu, Parti Meclisi meşruluğu,
disiplin sevkleri ve Grup Başkanvekilleri. Her aşamada aynı soru ortaya
çıkıyor: Parti organlarının yetkileri korunuyor mu, yoksa Genel Başkanlık
makamında mı toplanıyor?
Akademik açıdan
CHP Grup İç Yönetmeliği'nin 7.
maddesi, grup başkanvekillerinin Grup Genel Kurulu tarafından üye tam sayısının
salt çoğunluğu ile seçileceğini hükme bağlamaktadır. Bu nedenle grup
başkanvekilliği makamının kaynağı genel başkanlık değil, grup iradesidir. Bu
çerçevede grup başkanvekillerinin görevden alınması veya değiştirilmesi
konusunda ortaya çıkan tartışmalar, yalnızca siyasal değil aynı zamanda parti
içi yetki dağılımı ve örgütsel meşruluk açısından da değerlendirilmelidir.
Açık söylemek gerekirse, son gelişmeler
CHP'deki tartışma artık "Kılıçdaroğlu mu Özel mi?" düzeyini aşmış
görünmektedir. Tartışma giderek şuna dönüşüyor: Parti organlarının yetkileri
korunuyor mu, yoksa olağanüstü koşullar gerekçesiyle merkezi bir yönetim
anlayışı mı oluşuyor? Bu da aslında CHP'nin yıllardır başka aktörlere
yönelttiği "kurumsallık", "hukukun üstünlüğü" ve
"yetki sınırları" eleştirilerinin şimdi parti içinde sınandığı
anlamına gelmektedir. Bu nedenle sorun sadece siyasal değil, aynı zamanda kurumsal
yönetim ve örgüt hukuku sorunudur. Buna keyfi yönetim de denilebilir. Mahkemenin
tedbir kararı Kılıçdaroğlu tarafından keyfi yönetim olarak uygulanıyor. "Keyfi
yönetim" (arbitrariness) denildiğinde aslında kararların önceden
belirlenmiş kurallara, tüzüklere ve usullere değil, yöneticilerin takdirine
göre alınması kastedilmektedir. Hukuk devletinin karşıtı da budur. Örneğin
siyaset bilimi ve hukuk yazınında “hukukun üstünlüğü” (Rule of Law)
karşısında, “takdire dayalı yönetim” (Rule by Discretion) veya “keyfi
yönetim” (Arbitrary Rule) kavramları kullanılır. Mahkeme kararının
uygulanması değil, mahkeme kararının kapsamının sürekli genişletilerek parti
tüzüğü, grup iç yönetmeliği ve diğer kurumsal kuralların üstüne çıkarılması söz
konusudur. Burada dikkat çekici olan konu şudur: Mahkeme tedbir kararı vermiş
olabilir. Fakat tedbir kararının varlığı, Parti Meclisi hükümlerini, Grup İç
Yönetmeliğini ve diğer tüzük hükümlerini otomatik olarak askıya almaz. En
azından hukuk devleti mantığında normal beklenti budur. Bu nedenle CHP'de
ortaya çıkan sorun, mahkeme kararının uygulanması değil, mahkeme kararının
kapsamının, parti tüzüğünde ve grup iç yönetmeliğinde açıkça düzenlenmiş yetki
ve usulleri etkisiz kılacak biçimde yorumlanmasıdır. Bu durum parti içi karar
alma süreçlerinde kurumsallığın zayıflamasına ve keyfilik algısının
güçlenmesine yol açmaktadır. Buna hukuksal belirsizlik, kurumsal meşruluk
krizi, usul güvencelerinin aşınması, parti özerkliğinin zayıflaması, keyfilik
algısı ve kurumsal kuralların askıya alınması sıfatları verilebilir. Bunlar
akademik olarak daha savunulabilir kavramlardır. Fakat siyasal bir
değerlendirme yapılacak olursa işin özü şu cümlede toplanmaktadır: Mahkeme
kararı, belirli bir uyuşmazlığı çözmek için verilmiş bir tedbir olmaktan çıkmış
ve parti içindeki bütün yetki ilişkilerini yeniden tanımlayan sınırsız bir
yönetim yetkisi gibi kullanılmaya başlanmıştır. Eleştirinin merkezinde de tam
olarak bu bulunmaktadır: tedbir kararının uygulanması değil, tedbir kararının
kapsamının genişletilerek kurumsal kuralların yerine geçirilmesi. Bu da siyaset
bilimi terminolojisinde keyfilik tartışmasını gündeme getiren bir durumdur.
Ali Mahir Başarır ve Gökhan
Günaydın'ın grup başkanvekilliklerinin düşürüldüğü ve isimlerinin TBMM
sitesinden kaldırıldığı, yerlerine seçim yapılmaksızın Sevda Erdan Kılıç ve
İnan Akgün Alp'in atanmasının planlandığı ileri sürülmektedir. Asıl kritik
nokta ise haberin hatırlattığı CHP Grup İç Yönetmeliği hükmüne göre grup başkanvekilliğinde
boşalma olursa ilk kapalı Grup Genel Kurulu toplantısında seçim yapılır. Bu
hüküm, Madde 7 ile birlikte okunduğunda önemli bir sonuç doğurmaktadır: Grup
Başkanvekilleri seçimle gelir. Boşalma olursa yeniden seçim yapılır. Yönetmelikte
"Genel Başkan atar" şeklinde bir yetki olduğu belirtilmemektedir. Bu
nedenle hukuksal tartışmanın merkezi artık şuna dönüşmektedir: Tedbir kararı,
seçimle oluşan bir grup organının yerine atama usulünü geçirebilir mi? Bu, ceza
hukukundan çok örgüt hukuku ve parlamenter hukuk sorusudur.
Daha ilginç olan ise TBMM Başkanı'nın
önceki açıklamalarıdır. Numan Kurtulmuş kısa süre önce TBMM'nin kendisini
mahkeme yerine koyamayacağını ve siyasal partilerin grup işleyişine müdahil
olmayacağını söylemişti. Eğer şimdi yalnızca genel başkanlık yazısı esas
alınarak grup yönetiminde değişiklik yapılmışsa muhalif çevrelerin şu soruyu
sorması kaçınılmazdır: TBMM Başkanlığı grup iradesini mi esas aldı, yoksa genel
başkanlık yazısını mı? Dikkat çeken nokta şudur: Başlangıçta sorun CHP Genel
Başkanlığıydı. Sonra Parti Meclisi oldu. Ardından disiplin süreçleri geldi. Şimdi
de TBMM Grubu gündeme geldi. Bütün tartışmaların ortak noktası aynı: Mahkemenin
tedbir kararının kapsamı nereye kadar uzanıyor?
Genel değerlendirme
ve sonuç
Eğer bir tedbir kararı, Parti
Meclisinin oluşumunu, disiplin süreçlerini, grup başkanvekillerini ve grup
toplantılarının kim tarafından yapılacağını belirleyen üst bir norm gibi
yorumlanmaya başlanırsa "keyfi yönetim" diye tanımlanan eleştiri
siyaset bilimi açısından anlaşılır duruma gelir. Bunu akademik dille şöyle
ifade etmek daha güvenli olur: CHP'de yaşanan son gelişmeler, mahkeme kararının
uygulanmasından çok, kararın kapsamının nasıl yorumlandığı tartışmasını
doğurmaktadır. Eleştiriler, tedbir kararının parti tüzüğü ve grup iç
yönetmeliğinde düzenlenmiş seçim ve temsil mekanizmalarının yerine geçirilerek
uygulanması üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu durum parti içi kurumsallık, örgütsel
özerklik ve usul güvenceleri bakımından yeni tartışmalar yaratmaktadır.
Siyasal açıdan bakıldığında ise tablo
giderek daha netleşmektedir. Artık tartışma "Özel mi, Kılıçdaroğlu
mu?" olmaktan çıkmıştır. Tartışma “CHP'nin meşru iradesi nerede oluşuyor?”
sorusuna dönüşmüştür. Kurultayda mı? Parti Meclisinde mi? Milletvekili grubunda
mı? Yoksa mahkeme kararının yorumlanmasıyla mı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder