Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

9 Nisan 2026 Perşembe

 

İran Krizi 7: “ABD–İsrail–İran” Üçgeninde Ateşkes Olasılığı, İstemler, Uçurumlar ve Kırılgan Güvenlik Mimarisi

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

ÖZ

Bu çalışma, ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışma devingenlerini karşılaştırmalı bir çözümleme çerçevesinde ele almakta ve taraflar arasında olası bir ateşkes olanaklarını değerlendirmektedir. Güvenlik ikilemi, caydırıcılık ve vekil savaşlar gibi kuramsal yaklaşımlar temelinde üç aktörün stratejik istemleri sistemli olarak incelenmiştir. Çalışma, tarafların istemleri arasında ciddi yapısal uyumsuzluklar bulunduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle İran’ın nükleer programı, bölgesel nüfuz alanları ve güvenlik güvenceleri istemleriyle ABD ve İsrail’in güvenlik öncelikleri arasında derin bir uçurum mevcuttur. Buna karşılık, sınırlı ve geçici bir ateşkesin belirli koşullar altında olanaklı olabileceği değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, ambargo ve yaptırımların kısmen gevşetilmesi, doğrulama mekanizmaları ve aşamalı güven oluşturma süreçleri olası bir ateşkes mimarisinin temel unsurları olarak öne çıkmaktadır. Ancak mevcut güç dengeleri ve tarafların stratejik hedefleri göz önüne alındığında kalıcı bir barışın kısa ve orta vadede düşük olasılıklı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Anahtar kelimeler: ABD, İsrail, İran, güvenlik ikilemi, caydırıcılık, ateşkes, uluslararası ilişkiler, Orta Doğu, vekil savaşlar, güvenlik mimarisi

 

ABSTRACT

This study examines the conflict dynamics among the United States, Israel, and Iran through a comparative analytical framework and evaluates the prospects for a potential ceasefire among the parties. Drawing on theoretical approaches such as the security dilemma, deterrence, and proxy warfare, the strategic demands of the three actors are systematically analyzed. The findings indicate that there are significant structural incompatibilities among the parties’ demands. In particular, Iran’s nuclear program, regional influence, and security guarantees stand in deep contrast to the security priorities of the United States and Israel. Despite these tensions, the study argues that a limited and temporary ceasefire may still be possible under specific conditions. In this regard, partial easing of sanctions, verification mechanisms, and phased confidence-building measures emerge as key components of a potential ceasefire architecture. However, given the current balance of power and the strategic objectives of the parties, the study concludes that a durable peace is unlikely in the short to medium term.

Keywords: United States, Israel, Iran, security dilemma, deterrence, ceasefire, international relations, Middle East, proxy wars, security architecture

GİRİŞ

Orta Doğu’daki güç dengeleri, Soğuk Savaş sonrası dönemde giderek daha karmaşık ve çok katmanlı bir nitelik kazanmıştır. Bu dönüşümde ABD, İsrail ve İran arasındaki etkileşimler belirleyici bir rol oynamaktadır. Söz konusu üç aktör, farklı güvenlik algıları, stratejik öncelikler ve ideolojik yaklaşımlar çerçevesinde birbirleriyle örtüşmeyen istemler ileri sürmektedir. Bu durum, yalnızca bölgesel gerilimi artırmakla kalmamakta, aynı zamanda kalıcı bir barış olasılığını de yapısal olarak zayıflatmaktadır.

ABD, küresel sistemdeki liderliğini sürdürme ve bölgesel kararlılığı denetim altında tutma amacıyla hareket ederken, İsrail, varoluşsal güvenlik kaygıları çerçevesinde askeri üstünlüğünü ve hareket serbestisini korumaya öncelik vermektedir. İran ise hem rejim güvenliği hem de bölgesel güç statüsü bağlamında caydırıcılık kapasitesini sürdürmeye ve genişletmeye odaklanmaktadır. Bu üç aktörün güvenlik anlayışları büyük ölçüde sıfır toplamlı bir mantık üzerine kuruludur ve bu da taraflar arasında kalıcı bir uzlaşmayı güçleştirmektedir.

Bu bağlamda, tarafların istemleri özellikle üç temel alanda keskin biçimde ayrışmaktadır: nükleer kapasite, bölgesel nüfuz alanları (özellikle vekil aktörler üzerinden yürütülen çatışmalar) ve güvenlik mimarisi. İran’ın nükleer programını sürdürme yönündeki kararlılığı ile ABD ve İsrail’in bu programı sınırlama ya da ortadan kaldırma yönündeki tutumu taraflar arasındaki en belirgin uyuşmazlık alanlarından biridir. Benzer şekilde, İran’ın Hizbullah gibi vekil aktörler aracılığıyla bölgesel nüfuzunu genişletme stratejisi İsrail tarafından doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak algılanmaktadır. Bu karşılıklı tehdit algıları güvenlik ikilemini derinleştirmekte ve çatışmanın sürekliliğini beslemektedir.

Buna karşılık taraflar arasında tümüyle uzlaşmazlık bulunmadığını söylemek de olanaklı değildir. Özellikle doğrudan askeri çatışmanın denetim altına alınması, gerilimin tırmanmasının önlenmesi ve sınırlı düzeyde diplomatik temasların sürdürülmesi geçici ve kırılgan ateşkes olasılıklarını gündeme getirmektedir. Ancak bu tür ateşkes girişimleri çoğunlukla güven eksikliği, doğrulama mekanizmalarının zayıflığı ve tarafların birbirlerinin niyetlerine ilişkin derin kuşkuları nedeniyle sürdürülebilir olmamaktadır.

Bu çalışma, söz konusu üçlü yapı içinde kalıcı bir barışın mevcut koşullar altında olanaklı olup olmadığını sorgulamaktadır. Temel sav tarafların istemleri arasındaki yapısal uçurumun kalıcı bir barışa olanak tanımadığı, ancak belirli koşullar altında geçici, aşamalı ve denetim mekanizmalarına dayalı bir ateşkes mimarisinin kuramsal olarak kurulabileceğidir. Bu çerçevede çalışma, ABD–İsrail–İran üçgenindeki çatışma devingenlerini çözümlemekte ve olası bir ateşkes modelinin hangi koşullar altında işleyebileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Makale şu sorulara yanıt aramaktadır:

(i) ABD, İsrail ve İran’ın temel istemleri nelerdir ve bu istemler ne ölçüde uzlaştırılabilir niteliktedir?

(ii) Taraflar arasındaki yapısal uçurumlar hangi alanlarda yoğunlaşmaktadır?

(iii) Mevcut koşullarda geçici bir ateşkes mimarisi nasıl tasarlanabilir ve bu mimari hangi zayıf noktaları barındırmaktadır?

Bu sorular doğrultusunda çalışma, karşılaştırmalı çözümleme yöntemiyle ilerlemekte ve tarafların stratejik pozisyonlarını sistemli biçimde değerlendirmektedir. Elde edilen bulgular, çatışmanın çözümünden çok yönetimine odaklanan bir yaklaşımın daha gerçekçi olduğunu göstermektedir.

YÖNTEM

Bu çalışma, ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışma devingenlerini çözümlemek amacıyla nitel araştırma yaklaşımı benimsemektedir. Araştırma, karşılaştırmalı siyasal çözümleme (comparative political analysis) çerçevesinde tasarlanmış olup tarafların stratejik istemlerinin sistemli biçimde karşılaştırılmasına dayanmaktadır.

Araştırma Tasarımı

Çalışma, betimleyici ve çözümleyici bir araştırma niteliği taşımaktadır. Betimleyici yönüyle ABD, İsrail ve İran’ın temel siyasal istemleri ve güvenlik yaklaşımları ortaya konulmakta ve çözümleyici yönüyle ise bu istemler arasındaki uyumsuzluklar değerlendirilerek olası ateşkes senaryoları tartışılmaktadır. Araştırma, üç aktörlü bir sistem çözümlemesine dayanmaktadır: ABD, küresel güç ve dengeleyici aktör, İsrail, bölgesel güvenlik odaklı devlet ve İran caydırıcılık temelli bölgesel aktör. Bu üçlü yapı, çalışmanın çözümleyici çerçevesini oluşturmaktadır.

Veri ve Kaynaklar

Çalışma, kurgusal olmayan (non-fiction) ikincil kaynaklara dayanmaktadır. Kullanılan veri türleri şunlardır akademik makaleler, uluslararası ilişkiler yazını, resmi açıklamalar ve siyasa belgeleri, uluslararası kuruluş raporları ve güvenlik ve strateji çözümlemeleridir. Veri toplama süreci sistemli bir yazın taramasına (systematic literature review) dayanmaktadır. Bu bağlamda son 10 yıl içinde yayımlanmış Türkçe ve İngilizce kaynaklar özellikle dikkate alınmıştır.

Çözümleme Yöntemi

Araştırmada karşılaştırmalı çözümleme yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem çerçevesinde tarafların istemleri kategorik olarak sınıflandırılmıştır. İstemler arasındaki uyum ve uyumsuzluklar karşılaştırılmıştır. Her bir istem için anlaşma olasılığı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme üç düzeyli bir ölçek üzerinden yapılmıştır: zayıf (uzlaşma olasılığı düşük), orta (koşullu uzlaşma olanaklı) ve güçlü (uzlaşma olasılığı yüksek). Bu sınıflandırma, nitel bir değerlendirme olup nicel ölçüm savı taşımamaktadır.

Sınırlılıklar

Bu çalışmanın bazı sınırlılıkları bulunmaktadır. Birincisi veri sınırlılığıdır. Tarafların gerçek zamanlı stratejik niyetleri tam olarak gözlemlenememektedir. İkincisi, devingen yapıdır. Uluslararası sistem sürekli değiştiği için bulgular zaman içinde farklılaşabilmektedir. Üçüncüsü, çözümleyici soyutlama sorundur. Çalışma, karmaşık siyasal süreçleri sadeleştirmek amacıyla bazı genellemeler içermektedir. Sonuncusu ise kapsamın sınırlı olmasıdır. Türkiye gibi bölgesel aktörler çözümleme dışı bırakılmıştır.

Yöntemin Gerekçesi

Bu yöntemin tercih edilmesinin nedeni, ABD–İsrail–İran üçgenindeki ilişkilerin çok aktörlü, güç temelli ve stratejik ve güvenlik odaklı olmasıdır. Bu tür yapıların çözümlenmesi için karşılaştırmalı ve nitel yöntemler özellikle çatışma ve güvenlik çalışmalarında en uygun yaklaşım olarak kabul edilmektedir.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, ABD–İsrail–İran üçgenindeki çatışma devingenlerini açıklamak için uluslararası ilişkiler yazınında yer alan üç temel kuramsal yaklaşım üzerine kurulmuştur: güvenlik ikilemi, caydırıcılık kuramı ve vekil savaşları yaklaşımı. Bu üç kuramsal çerçeve taraflar arasındaki karşılıklı tehdit algılarının, stratejik davranışların ve çatışma sürekliliğinin anlaşılmasında belirleyici bir çözümleyici zemin sunmaktadır.

Güvenlik İkilemi (Security Dilemma): Güvenlik ikilemi, devletlerin kendi güvenliklerini artırmaya yönelik adımlarının diğer aktörler tarafından tehdit olarak algılanması ve bu durumun karşılıklı güvensizlik sarmalı yaratmasıdır. Bu kavram, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde Orta Doğu’daki yarışmanın anlaşılmasında büyük öneme sahiptir. Bu bağlamda İran’ın nükleer kapasitesini geliştirmesi, İsrail ve ABD tarafından tehdit olarak algılanmaktadır. İsrail’in askeri kapasitesini artırması ve bölgesel operasyonları ise İran tarafından saldırganlık olarak değerlendirilmektedir. Bu karşılıklı algı tarafların güvenliklerini artırma çabalarının paradoksal biçimde çatışmayı derinleştirmesine yol açmaktadır.

Caydırıcılık Kuramı (Deterrence Theory): Caydırıcılık kuramı bir aktörün karşı tarafı istenmeyen bir davranıştan vazgeçirmek için tehdit ve güç kullanması üzerine kuruludur. Bu yaklaşım, özellikle nükleer kapasite ve askeri denge bağlamında açıklayıcıdır. Bu çerçevede İsrail, nükleer kapasite ve gelişmiş askeri gücü ile caydırıcılık stratejisi izlemektedir. İran ise konvansiyonel zayıflığını telafi etmek amacıyla asimetrik caydırıcılık (vekil güçler ve füze kapasitesi) geliştirmektedir. ABD, küresel caydırıcılık sisteminin güvencesi olarak hem İsrail’i desteklemekte hem de İran’ı sınırlamaya çalışmaktadır. Caydırıcılık dengesinin kırılması çatışmanın hızla tırmanmasına neden olabilecek en önemli etmenlerden biridir.

Vekil Savaşları (Proxy War) Yaklaşımı: Vekil savaşları devletlerin doğrudan çatışmak yerine, üçüncü aktörler aracılığıyla birbirleriyle savaşmasını etmesini ifade eder. Orta Doğu’da bu model yaygın biçimde gözlemlenmektedir. Bu bağlamda İran, Hizbullah gibi aktörler aracılığıyla bölgesel etki alanını genişletmektedir. İsrail, bu vekil aktörlere yönelik doğrudan ve dolaylı askeri operasyonlar yürütmektedir. ABD ise bu yapıyı sınırlamaya çalışarak bölgesel kararlılığı korumaya yönelmektedir. Vekil savaşları, doğrudan savaş riskini azaltmakla birlikte çatışmanın sürekliliğini artıran ve kalıcı barış olasılığını zayıflatan bir devingen yaratmaktadır.

Stratejik Güvenlik ve Sıfır Toplamlı Oyun Yaklaşımı: Bu çalışma ayrıca, tarafların ilişkilerini büyük ölçüde sıfır toplamlı oyun (zero-sum game) mantığı çerçevesinde değerlendirdiğini varsaymaktadır. Bu yaklaşımda bir tarafın kazanımı, diğer tarafın kaybı olarak görülür. Güvenlik, paylaşılan değil, yarışılan bir değer olarak algılanır. ABD–İsrail–İran üçgeninde nükleer kapasite, bölgesel nüfuz ve askeri üstünlük gibi alanla paylaşılabilir değil, yarışma alanı olarak konumlanmaktadır.

Kuramsal Çerçevenin Bütünleştirilmesi: Bu üç kuramsal yaklaşım birlikte değerlendirildiğinde güvenlik ikilemi taraflar arasındaki karşılıklı güvensizliği açıklamaktadır. Caydırıcılık kuramı askeri denge ve tehdit mekanizmalarını çözümlemektedir. Vekil savaşı yaklaşımı çatışmanın dolaylı doğasını ortaya koymaktadır. Bu çerçeve, ABD–İsrail–İran üçgenindeki çatışmanın neden kalıcı bir çözüme ulaşamadığını, ancak belirli koşullar altında yönetilebilir bir ateşkesin olanaklı olabileceğini açıklamak için bütüncül bir çözümleme sunmaktadır.

KARIŞLAŞTIRMALI İSTEM ÇÖZÜMLEMESİ

Aşağıdaki Çizelge 1 ABD’nin 15 ve İran’ın ikinci 10 madde olarak adlandırdığı istemlerin genel bir özeti olarak ele alınmalıdır. Çizelge önemli istekler konusunda tarafların görüşlerini ve yaklaşımlarını özetlemekte ve kanımızca anlaşma olasılığına işaret etmektedir.

Çizelge 1:

 

Tarafların İstemleri ve Anlaşma Olasılığı

Başlık

ABD

İsrail

İran

Anlaşma Olasılığı

Nükleer program / uranyum zenginleştirme

Sıkı sınırlama ve denetim

Tümüyle ortadan kaldırma

Nükleer kapasitenin korunması ve geliştirilmesi

Zayıf

Nükleer silah edinimi

Kesin karşı

Kesin karşı

Resmi olarak reddediyor, ancak caydırıcılık aracı olarak önemli

Orta

Bölgesel nüfuz ve vekil aktörler (Hizbullah vb.)

Azaltılması / denetim altına alınması

Tam olarak ortadan kaldırma

Stratejik kaldıraç olarak sürdürme

Zayıf

Hürmüz Boğazı ve deniz güvenliği

Serbest ve güvenli ticaret akışı

Aynı doğrultuda

Denetim ve baskı aracı olarak kullanma eğilimi

Zayıf

Gemilerden ücret alma / deniz geçişi denetimi

Karşı

Karşı

Kısmi ekonomik ve siyasal araç olarak değerlendirme

Zayıf

Saldırmazlık güvencesi ve güvenlik önlemleri

Bölgesel kararlılık çerçevesinde sınırlı destek

Koşullu ve temkinli yaklaşım

Güvence talebi yüksek

Orta

Yaptırımların kaldırılması

Aşamalı ve koşullu

Sert biçimde karşı

Hızlı ve kapsamlı kaldırma talebi

Zayıf–Orta

Savaş giderimi ve sorumluluk

Kabul edilmesi çok düşük olasılık

Kesinlikle karşı

İstemektedir

Zayıf

İsrail’in güvenlik öğretisi ve hareket serbestisi

Destekler, ancak sınırlandırmaya açıktır

En yüksek askeri üstünlük ve operasyonel serbestlik

Bölgesel tehdit olarak algılar

Zayıf

İran’ın bölgesel rolü ve statüsü

Sınırlı nüfuz kabul edilebilir

Güvenlik tehdidi olarak görülür

Bölgesel güç statüsünün korunması

Zayıf

 

Çözümleyici Değerlendirme

Çizelge 1 taraflar arasında özellikle üç kritik alanda derin bir yapısal uyumsuzluk bulunduğunu göstermektedir:

Nükleer Kapasite Üzerindeki Uyuşmazlık: Nükleer program, çatışmanın merkezinde yer almaktadır. İran’ın nükleer kapasiteyi sürdürme ısrarı ile İsrail’in bu kapasitenin tümüyle ortadan kaldırılmasını istemesi arasında uzlaşma alanı son derece sınırlıdır. ABD’nin tavrı ise bu iki uç arasında denge kurmaya yöneliktir. Ancak bu denge tarafların güvenlik algılarını tam olarak karşılamamaktadır.

Bölgesel Güç ve Vekil Aktörler: İran’ın vekil aktörler üzerinden yürüttüğü bölgesel strateji İsrail açısından doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak görülmektedir. Bu durum, vekil savaşlarının çatışmanın ana eksenlerinden biri durumuna gelmesine yol açmaktadır. Tarafların bu alandaki istemleri neredeyse tümüyle uzlaşmaz niteliktedir.

Güvenlik ve Caydırıcılık Mimarisi: İsrail’in askeri üstünlüğe dayalı güvenlik öğretisi ile İran’ın asimetrik caydırıcılık stratejisi arasında temel bir çatışma bulunmaktadır. ABD’nin bu iki yapı arasında denge kurma çabası sistemin kararlılığını korumak açısından kritik olmakla birlikte kalıcı bir çözüm üretmekte yetersiz kalmaktadır.

Değerlendirilecek olursa, karşılaştırmalı çözümleme, taraflar arasında sınırlı sayıda “orta düzeyde” uzlaşma alanı bulunduğunu, ancak temel stratejik başlıklarda ciddi bir ayrışma olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle nükleer program, bölgesel nüfuz ve güvenlik öğretisi gibi alanlarda oluşan bu yapısal uçurum kalıcı bir barış olasılığını zayıflatmaktadır. Buna karşılık, saldırmazlık güvenceleri ve kısmi ekonomik düzenlemeler gibi başlıklarda, koşullu ve aşamalı uzlaşma olasılığı bulunmaktadır. Bu durum, kalıcı barışın değil, ancak kırılgan ve geçici ateşkeslerin olanaklı olabileceğini göstermektedir.

BULGULAR

Bu çalışma kapsamında gerçekleştirilen karşılaştırmalı istem çözümlemesi ABD–İsrail–İran üçgeninde kalıcı bir barışın mevcut koşullar altında olanaklı olmadığını, ancak belirli sınırlı koşullar altında geçici ve kırılgan ateşkes mekanizmalarının kurulabileceğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular üç ana başlık altında özetlenebilir: yapısal uyumsuzluk, sınırlı uzlaşma alanları ve kırılgan dengeye dayalı ateşkes olasılığı.

Yapısal Uyuşmazlık: Uzlaşmaz İstemler

Çözümleme, taraflar arasındaki en kritik sorunun yapısal düzeydeki istemler uyumsuzluğu olduğunu göstermektedir. Özellikle üç alan öne çıkmaktadır: Birincisi nükleer programa ilişkindir. İran’ın nükleer kapasiteyi sürdürme ve geliştirme yönündeki kararlılığı ile ABD ve İsrail’in bu kapasitenin sınırlandırılması ya da ortadan kaldırılması yönündeki istemleri arasında uzlaşma olanaklı görünmemektedir. İkincisi, bölgesel nüfuz ve vekil aktörlerle ilgilidir. İran’ın vekil güçler aracılığıyla bölgesel etki alanını genişletme stratejisi ile İsrail’in bu yapıların ortadan kaldırılmasını hedefleyen güvenlik yaklaşımı arasında derin bir çatışma bulunmaktadır. Üçüncüsü ise güvenlik öğretilerini kapsamaktadır. İsrail’in mutlak askeri üstünlük ve önleyici müdahale stratejisi ile İran’ın asimetrik caydırıcılık yaklaşımı arasında temel bir uyumsuzluk söz konusudur. Bu üç alan, taraflar arasında sıfır toplamlı bir yarışma alanı oluşturmakta ve kalıcı bir uzlaşmayı engellemektedir.

Sınırlı ve Koşullu Uzlaşma Alanları

Buna karşın, çözümleme bazı alanlarda sınırlı uzlaşma olanağının bulunduğunu göstermektedir. Birincisi, saldırmazlık ve gerilimin düşürülmesidir. Taraflar doğrudan çatışmadan kaçınma konusunda belirli ölçüde örtüşen çıkarlara sahiptir. İkincisi denetimli nükleer düzenlemelerin yapılmasıdır. Tam bir uzlaşma olanaklı olmasa da denetim mekanizmaları aracılığıyla sınırlı bir denge kurulabilir. Üçüncüsü ise kısmi ekonomik düzenlemelere gidilmesidir. Yaptırımların tümüyle kaldırılması olanaklı görünmemekle birlikte kademeli ve koşullu gevşetme bazı durumlarda görüşme konusu yapılabilir. Bu alanlar tarafların tümüyle uzlaşması değil, çatışmayı yönetmesi açısından işlevsel bir zemin sunmaktadır.

Ateşkesin Kırılganlığı ve Geçiciliği

Elde edilen bulgular olası bir ateşkesin doğasının kırılgan ve geçici olacağını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu kırılganlığın temel nedenleri taraflar arasında derin güven eksikliği, doğrulama mekanizmalarının sınırlılığı, her aktörün diğerinin niyetlerini olası tehdit olarak algılaması ve vekil aktörler üzerinden yürütülen dolaylı çatışma devingenleridir. Bu etmenler, ateşkesin sürekli olarak ihlal edilme riskini artırmakta ve sistemin dengesini kırılgan duruma getirmektedir.

İsrail’in Belirleyici Rolü

Çözümleme, sistemde belirleyici aktörün büyük ölçüde İsrail olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun temel nedenleri İsrail’in yüksek düzeyde askeri kapasiteye sahip olması, ABD ile stratejik ve kurumsal yakınlığı ve bölgesel güvenlik mimarisinde etkili ve müdahaleci rolüdür. Bu özellikler, İsrail’in hem çatışmanın tırmanmasında hem de ateşkesin kurulmasında kritik bir “denge bozucu” ya da “denge kurucu” aktör olabileceğini göstermektedir.

ABD’nin Dengeleyici ve İran’ın Dirençli Rolü

ABD, sistemde denge kurucu ve düzenleyici bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Ancak müdahale kapasitesi sınırlıdır ve iç siyasal devingenlerden etkilenmektedir. İran, ekonomik yaptırımlar ve askeri baskılara karşın caydırıcılık stratejisini sürdürerek sistemde dirençli bir aktör olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu durum, üçlü yapının kararlılık içeren bir dengeye ulaşmasını zorlaştırmaktadır.

Genel Bulguların Özeti

Elde edilen bulgular şu şekilde özetlenebilir: Taraflar arasındaki temel uyuşmazlıklar stratejik ve yapısal niteliktedir. Kalıcı barış, mevcut istemler çerçevesinde gerçekçi değildir. Buna karşılık geçici, aşamalı ve denetimli ateşkes modelleri kuramsal olarak olanaklıdır. Ateşkesin sürdürülebilirliği karşılıklı güven yaratma ve caydırıcılık dengesi üzerine kurulu olacaktır.

GEÇİCİ ATEŞKES MİMARİSİ: MODEL, AŞAMALAR VE MEKANİZMA

ABD–İsrail–İran üçgeninde kalıcı bir barış düzeninin kısa vadede olanaklı olmadığı varsayımı altında geçici ateşkes ancak çok katmanlı, aşamalı ve denetlenebilir bir mimari üzerinden kurulabilir. Bu mimari, tarafların en az güvenlik çıkarlarını korurken, çatışmayı tümüyle ortadan kaldırmaktan çok yönetilebilir bir gerilim düzeyine indirgemeyi hedefleyecektir. Bu çerçevede önerilen model üç temel sütuna dayanmaktadır: en az güvenlik dengesi (minimum security balance), aşamalı uygulama (phased implementation) ve uluslararası denetim (externalized verification mechanisms).

Modelin Temel Mantığı

Geçici ateşkes mimarisi, klasik “kazanan–kaybeden” paradigmasının ötesine geçerek “denetimli çatışma yönetimi” yaklaşımına dayanır. Bu modelde tarafların en fazla istemleri değil, en az kabul edilebilir güvenlik sınırları dikkate alınır. Bu bağlamda modelin temel işlevi taraflar arasındaki uçurumu ortadan kaldırmak değil, çatışmanın tırmanmasını engelleyecek bir eşik oluşturmaktır.

Aşamalı Ateşkes Süreci

Aşama 1: Acil Gerilim Azaltımı (0–30 gün). Bu aşama, askeri tırmanmanın durdurulmasına odaklanır. Temel unsurları tüm taraflar için karşılıklı saldırmazlık yükümlülüğü, hava saldırıları, füze denemeleri ve siber saldırıların durdurulması, önemli altyapılara yönelik saldırıların yasaklanması ve acil insancıl koridorların açılmasıdır. Bu aşama, güven yaratma değil, çatışmanın denetim altına alınması aşamasıdır.

Aşama 2: Askeri Geri Çekilme ve Dondurma (30–90 gün). Bu aşamada taraflar alandaki askeri etkinliklerini sınırlar. Temel unsurları İran’ın bölgesel vekil aktörlere (örneğin Hizbullah) yönelik operasyonel denetiminin sınırlandırılması, İsrail’in belirli saldırı bölgelerinde operasyonlarını dondurması, ABD’nin askeri varlığını “gözetleme ve caydırıcılık” düzeyine çekmesi ve füze ve insansız hava aracı (İHA) etkinliklerinin sınırlandırılmasıdır.

Aşama 3: Teknik ve Nükleer Denetim Süreci (90–180 gün). Bu aşama, özellikle İran’ın nükleer etkinlikleri bağlamında büyük önem taşımaktadır. Temel unsurları zenginleştirilmiş uranyum stoklarının denetimi, nükleer tesislere uluslararası denetim erişimi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) gözetiminin artırılması ve nükleer etkinliklerin saydamlaştırılmasıdır.

Aşama 4: Diplomatik Normalleşme ve Güven Oluşturma. Bu aşama uzun vadeli kararlılığın başlangıcıdır. Temel unsurları kısmi yaptırım gevşemesi, dolaylı diplomatik temas mekanizmaları, bölgesel güvenlik diyaloğu platformları ve sıcak çatışma riskini azaltacak karşılıklı yükümlenmelerdir.

Mekanizma: Ateşkesin İşleyişi

Geçici ateşkesin sürdürülebilirliği, güçlü bir mekanizma tasarımına bağlıdır. Birincisi, ABD, AB ve uluslararası kuruluşların yer aldığı gözlem misyonları, tarafsız gözlemciler aracılığıyla ihlallerin saptanması ve gerçek zamanlı izleme sistemlerinden oluşan çok taraflı denetim yapısının kurulmasıdır. İkincisi ise, ateşkes ihlali durumunda devreye giren otomatik mekanizmalar, sınırlı yaptırım geri dönüşü, diplomatik görüşmelerin askıya alınması ve güvenlik önlemlerinin artırılmasından oluşan otomatik tetikleyici mekanizmaların çalışmaya başlamasıdır. Bu mekanizmalar ateşkes ihlalinin maliyetini artırarak caydırıcılık yaratır.

Güvenlik ve Ekonomi Bağlantısı

Ateşkesin sürdürülebilirliği için İran’a uygulanan yaptırımların aşamalı olarak kaldırılması, ekonomik bütünlemenin özendirilmesi ve uluslararası finans sistemine sınırlı erişim sağlanması gerekmektedir. Bu unsur güvenlik ile ekonomi arasında karşılıklı bağımlılık (interdependence) oluşturur.

Bölgesel Aktörlerin Denetimi

Özellikle İran açısından bölgesel vekil güçlerin denetim altına alınması ve Hizbullah ve benzeri aktörlerin saldırı kapasitesinin sınırlandırılması gerekmektedir. İsrail açısından askeri genişleme ve operasyonel esnekliğin sınırlandırılması ve güvenlik stratejisinin yeniden tanımlanması zorunludur. ABD açısından ise bölgedeki askeri etkinliklerin denetimli olarak azaltılması ön koşuldur.

Modelin Kırılganlığı ve Riskleri

Bu mimari, yapısı gereği kırılgandır çünkü taraflar arasındaki stratejik güven eksikliği devam etmektedir. Asimetrik güç dengesi çözülmemiştir. Özellikle İsrail’in güvenlik öğretisi ile İran’ın caydırıcılık stratejisi çatışmaktadır. Bu nedenle model “kalıcı çözüm” değil, “çatışmanın yönetimi” için geçici bir çerçeve”dir.

Değerlendirmek gerekirse, önerilen geçici ateşkes mimarisi, klasik diplomasi araçlarının ötesine geçerek aşamalı ilerleme, denetlenebilirlik ve ekonomik ve siyasal bağlar üzerine kurulmuştur. Ancak modelin başarısı üç temel değişkene bağlıdır: Tarafların stratejik hesaplarının değişmesi, dış aktörlerin tutarlılığı (özellikle ABD) ve ihlal durumunda uygulanacak yaptırımların güvenilirliği.

SONUÇ VE SİYASA ÖNERİLERİ

Bu çalışma, ABD–İsrail–İran üçgeninde kalıcı bir barışın kısa ve orta vadede gerçekçi olmadığını ve taraflar arasındaki istemlerin yapısal olarak uyumsuz ve çoğu zaman uzlaşmaz nitelikte olduğunu ortaya koymuştur. Çözümleme, özellikle İran’ın nükleer kapasite, bölgesel nüfuz ve güvenlik güvenceleri istemleri ile İsrail’in güvenlik merkezli caydırıcılık stratejisi ve ABD’nin bölgesel dengeyi koruma hedefi arasında derin bir stratejik uçurum bulunduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, taraflar arasında kalıcı bir barış mimarisinden çok, geçici ve yönetilebilir bir ateşkes düzeni daha gerçekçi bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu ateşkesin sürdürülebilirliği, yalnızca askeri gerilimin düşürülmesine değil, aynı zamanda siyasal, ekonomik ve kurumsal mekanizmaların eş güdümüne bağlıdır.

Temel Sonuçlar

Araştırmanın bulguları üç ana başlıkta özetlenebilir. İstemler arasında yapısal uyumsuzluk vardır. Tarafların temel istemleri aşağıda özetlenmiştir. İran, güvenlik güvenceleri, yaptırımların kaldırılması, bölgesel nüfuzun tanınması, nükleer kapasitenin korunması ve savaş tazminatı konularında ısrarcıdır. İsrail, İran’ın nükleer programının tümüyle sınırlandırılmasını, bölgesel tehditlerin ortadan kaldırılmasını ve mutlak güvenlik koşullarının oluşmasını öngörmektedir.  ABD ise bölgesel kararlılık sağlamak, nükleer silahların yayılmasını önlemek ve taraflar arasında denetimli bir denge kurmak peşindedir. Bu istemler, özellikle İran ve İsrail arasında “sıfır toplamlı bir güvenlik ikilemi” üretmektedir.

Ateşkesin Geçici Niteliği

Taraflar arasında tam bir uzlaşma sağlanması olanaklı olmadığından ateşkes, ancak “çatışmanın ertelenmesi ve yönetilmesi” işlevini görebilir. Bu nedenle önerilen model, bir “barış anlaşması” değil, kriz yönetim rejimi niteliğindedir.

Güven Krizinin Merkeziliği

En önemli unsur, taraflar arasında karşılıklı güven eksikliğidir. İran, ABD ve İsrail’i güvenilir aktörler olarak görmemektedir. İsrail, İran’ın nükleer programını varoluşsal tehdit olarak algılamaktadır. ABD ise bu iki aktör arasında denge kurmakta zorlanmaktadır. Bu nedenle herhangi bir ateşkes yüksek düzeyde dış denetim ve güvence mekanizması gerektirir.

Siyasa Önerileri

Bu çerçevede, sürdürülebilir bir ateşkes ve kriz yönetimi için aşağıdaki siyasa önerileri geliştirilebilir:

Çok Katmanlı Ateşkes Rejimi Kurulmalıdır: Tek seferlik bir anlaşma yerine, aşamalı ve sürekli güncellenen bir ateşkes sistemi oluşturulmalıdır. Ateşkes, askeri, nükleer ve bölgesel boyutları kapsayan çok katmanlı bir yapıya sahip olmalıdır. Bu sistem, esnek ancak bağlayıcı kurallara dayanmalıdır.

Uluslararası Denetim Mekanizması Güçlendirilmelidir: Tarafsız ve çok taraflı gözlem mekanizmaları kurulmalıdır. Özellikle nükleer etkinlikler için denetim mekanizmaları artırılmalıdır. İhlal durumlarında otomatik tetikleyici yaptırımlar devreye sokulmalıdır.

Yaptırımların Kaldırılması Aşamalı ve Koşullu Olmalıdır: İran’a uygulanan ekonomik yaptırımlar tümüyle kaldırılmadan güven ortamı oluşamaz. Ancak bu kaldırma süreci aşamalı, koşullu ve geri döndürülebilir olmalıdır. Bu yaklaşım, güven oluştururken aynı zamanda caydırıcılığı korumalıdır.

Bölgesel Aktörler Üzerindeki Etki Sınırlandırılmalıdır: İran’ın bölgesel vekil güçler üzerindeki etkisi azaltılmalıdır. İsrail’in bölgesel genişleme ve operasyonel esnekliği sınırlandırılmalıdır. Bu iki unsur dengelenmediği sürece çatışma riski devam edecektir.

Güvenlik ile Ekonomi Arasında Bağ Kurulmalıdır: Ekonomik özendirmeler güvenlik davranışlarıyla doğrudan ilişkilendirilmelidir. İran’ın uluslararası finans sistemine erişim güvenlik uyumuna bağlanmalıdır. Bu yaklaşım tarafları iş birliğine özendiren bir karşılıklı bağımlılık yaratır.

Diplomatik Kanallar Sürekli Açık Tutulmalıdır: Resmi görüşmeler dışında dolaylı görüşme kanalları, teknik komiteler ve kriz iletişim kanalları açık tutulmalıdır. Bu sayede krizlerin tırmanması önlenebilir.

ABD’nin Rolü Kritik Önemdedir: ABD sürecin en önemli garantör aktörüdür. Hem İsrail üzerinde etkili olmalı hem de İran ile doğrudan veya dolaylı diyalog kanallarını açık tutmalıdır. ABD’nin tutarsız siyasaları ateşkes mimarisini zayıflatacaktır.

Genel Değerlendirme

ABD–İsrail–İran üçgeninde kalıcı barış kısa vadede olanaklı görünmemekte, ancak denetimli bir ateşkesin olanaklı olduğu anlaşılmaktadır. Bu ateşkesin başarısı tarafların istemlerini değil, risklerini yönetebilme kapasitesine bağlıdır. Dolayısıyla önerilen mimari bir “barış projesi” değil, “çatışma yönetimi ve kararlılık sağlama” projesidir.

Son Söz

Orta Doğu’da kararlılık, yalnızca güç dengesiyle değil, aynı zamanda kurumsal mekanizmalar, uluslararası denetim ve ekonomik karşılıklı bağımlılık üzerinden kurulabilir edilebilir. Ancak mevcut koşullar altında en gerçekçi senaryo şudur: Geçici ateşkes olanaklıdır, kalıcı barış ise ancak uzun vadeli bir dönüşüm sürecinin ürünü olacaktır.


 

KAYNAKÇA

 

Allison, G. T. (1971). Essence of decision: Explaining the Cuban missile crisis. Little, Brown.

Arms Control Association. (2023). Iran’s nuclear program: Status and challenges. https://www.armscontrol.org

Byman, D. (2018). Road warriors: Foreign fighters in the armies of jihad. Oxford University Press.

Byman, D. (2020). A counterterrorism strategy for the Biden administration. Brookings Institution.

Freedman, L. (2004). Deterrence. Polity Press.

Hinnebusch, R. (2015). The international politics of the Middle East (2nd ed.). Manchester University Press.

Jervis, R. (1978). Cooperation under the security dilemma. World Politics, 30(2), 167–214. https://doi.org/10.2307/2009958

Mearsheimer, J. J. (2001). The tragedy of great power politics. W. W. Norton ve Company.

Mearsheimer, J. J., ve Walt, S. M. (2007). The Israel lobby and U.S. foreign policy. Farrar, Straus and Giroux.

Nye, J. S. (2011). The future of power. PublicAffairs.

Schelling, T. C. (1966). Arms and influence. Yale University Press.

Walt, S. M. (1987). The origins of alliances. Cornell University Press.

Waltz, K. N. (1979). Theory of international politics. McGraw-Hill.

Waltz, K. N. (2010). Structural realism after the Cold War. International Security, 25(1), 5–41.

Yaphe, J. S., ve Lutes, C. D. (2005). Reassessing the U.S. approach to Iran. National Defense University Press.

Zakaria, F. (1998). From wealth to power: The unusual origins of America’s world role. Princeton University Press.

Hiç yorum yok: