Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

24 Mart 2026 Salı

 

Yapay Zeka Çağında Kamu Yönetiminin Dönüşümü: Algoritmik Hegemonya, Rıza Üretimi ve Demokratik Gerileme

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu çalışma yapay zeka temelli sistemlerin kamu yönetiminde yarattığı dönüşümü, yalnızca verimlilik ve etkililik artışı bağlamında değil, aynı zamanda toplumsal rıza üretimi ve siyasal iktidar ilişkilerinin yeniden yapılandırılması çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, sayısallaşma süreçlerinin demokratik yönetim üzerindeki etkilerini Türkiye bağlamında çözümlemek ve bu dönüşümü açıklamak üzere “algoritmik hegemonya” kavramını geliştirmektir. Araştırma, nitel ve kuramsal çözümleme yöntemine dayanmaktadır. Bu doğrultuda klasik hegemonya yaklaşımı ile ‘iktidar–bilgi’ ilişkisi, yapay zeka ve veri temelli yönetişim mekanizmaları bağlamında yeniden yorumlanmaktadır. Çalışmada, yapay zeka temelli sistemlerin kamu yönetiminde karar alma ve hizmet sunumu süreçlerini bireyselleştirilmiş, veri odaklı ve öngörücü bir yapıya dönüştürdüğü ve bu dönüşümün ise rıza üretimini mikro hedefleme, algoritmik pekiştirme ve davranışsal yönlendirme mekanizmaları üzerinden yeniden yapılandırdığı ortaya konulmaktadır. Bu süreç, demokratik ilkeler açısından önemli gerilimler üretmekte ve özellikle saydamlık, hesap verebilirlik, eşitlik ve bireysel özerklik üzerinde aşındırıcı etkiler yaratmaktadır. Sonuç olarak çalışma, yapay zekanın kamu yönetiminde yalnızca teknik bir araç değil, aynı zamanda iktidarın üretim ve yeniden üretim süreçlerini dönüştüren yapısal bir güç olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda “algoritmik hegemonya” kavramı, sayısallaşma ile demokratik gerileme arasındaki ilişkiyi açıklamada özgün ve işlevsel bir kuramsal çerçeve sunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Algoritmik hegemonya, yapay zeka, kamu yönetimi, sayısallaşma, demokratik gerileme, rıza üretimi, algoritmik yönetişim

 

Abstract

This study examines the transformation brought about by artificial intelligence–based systems in public administration not only in terms of efficiency and effectiveness, but also within the broader framework of the reconfiguration of consent production and power relations. The main objective of the study is to analyze the impact of digitalization on democratic governance in the context of Turkey and to develop the concept of “algorithmic hegemony” as a theoretical tool to explain this transformation. The research is based on a qualitative and theoretical analysis. In this regard, the classical theory of hegemony and the power–knowledge nexus are reinterpreted in light of AI-driven and data-based governance mechanisms. The study demonstrates that AI-based systems transform decision-making and service delivery processes in public administration into individualized, data-driven, and predictive structures. This transformation reshapes the production of consent through mechanisms such as micro-targeting, algorithmic reinforcement, and behavioral steering. These processes generate significant tensions with democratic principles, particularly affecting transparency, accountability, equality, and individual autonomy. In conclusion, the study argues that artificial intelligence should not be understood merely as a technical tool, but as a structural force that transforms the production and reproduction of political power. In this respect, the concept of “algorithmic hegemony” provides an original and functional analytical framework for understanding the relationship between digitalization and democratic backsliding.

Keywords: Algorithmic hegemony, artificial intelligence, public administration, digitalization, democratic backsliding, consent production, algorithmic governance

GİRİŞ

Son yıllarda kamu yönetimi alanında yaşanan sayısallaşma süreci çoğunlukla verimlilik, hız ve hizmet kalitesi artışı gibi teknik ölçütler üzerinden değerlendirilmiştir. Sayısallaşma, veri çözümlemesi ve yapay zeka temelli sistemlerin kamu hizmetlerinin sunumunda yarattığı dönüşüm yönetim kapasitesini artıran araçsal bir gelişme olarak ele alınmıştır. Ancak bu yaklaşım söz konusu teknolojilerin siyasal iktidar ilişkileri ve toplumsal rıza üretimi üzerindeki etkilerini büyük ölçüde göz ardı etmektedir.

Oysa yapay zeka temelli sistemler yalnızca yönetsel süreçleri optimum [1] kılan teknik araçlar değil, aynı zamanda bilgi üretimi, dolaşımı ve sınıflandırılması üzerinden toplumsal gerçekliğin oluşturulmasına katılan stratejik güç unsurlarıdır. Bu durum kamu yönetiminin klasik işlevlerinin ötesine geçerek birey davranışlarının öngörülmesi, yönlendirilmesi ve biçimlendirilmesi gibi yeni kapasitelere sahip olduğunu göstermektedir. Böylece kamu yönetimi yalnızca hizmet sunan bir yapı olmaktan çıkarak toplumsal rızanın üretildiği ve yeniden üretildiği bir alan durumuna gelmektedir.

Bu dönüşüm siyasal iktidarın doğasına ilişkin klasik kuramsal yaklaşımların yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı, rızanın kültürel ve ideolojik araçlar üzerinden üretildiğini vurgularken, Michel Foucault’nun iktidar–bilgi yaklaşımı, bilginin üretimi ve dolaşımının iktidarın temel işleyiş mekanizması olduğunu ortaya koymaktadır. Yapay zeka teknolojileri bu iki yaklaşımı kesiştiren yeni bir düzlem yaratarak rıza üretimini algoritmik süreçler aracılığıyla mikro düzeyde sürekli ve büyük ölçekli biçimde yeniden yapılandırmaktadır.

Bu bağlamda, bu çalışma “algoritmik hegemonya” kavramını kamu yönetimi alanına taşıyarak yeni bir tartışma açmayı amaçlamaktadır. Algoritmik hegemonya kamu otoritelerinin ve onlarla etkileşim içindeki aktörlerin veri temelli sistemler aracılığıyla toplumsal rızayı üretme, yönlendirme ve pekiştirme kapasitesini ifade etmektedir. Klasik hegemonya biçimlerinden farklı olarak bu süreç merkezi ve tek yönlü söylemler yerine bireyselleştirilmiş, sürekli güncellenen ve çoğu zaman görünmez olan yönlendirme mekanizmalarına dayanmaktadır.

Bu dönüşüm, kamu yönetiminin temel işlevlerine ilişkin kritik bir kırılmaya işaret etmektedir. Geleneksel olarak verimlilik ve etkililik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilen kamu yönetimi yapay zeka temelli sistemlerin etkisiyle rıza üretimi süreçlerinin ayrılmaz bir parçası durumuna gelmektedir. Bu durum verimlilik artışı ile demokratik özerklik arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılmaktadır. Zira algoritmik sistemler bir yandan karar alma süreçlerini hızlandırırken ve hizmet sunumunu iyileştirirken, diğer yandan bireylerin tercihlerini görünmez biçimde yönlendirme kapasitesi aracılığıyla demokratik süreçler üzerinde derin etkiler yaratabilmektedir.

Bu çalışma, kamu yönetiminde yaşanan bu dönüşümü “verimlilikten rıza üretimine geçiş” savı çerçevesinde çözümlemektedir. Temel sav, yapay zeka ve veri temelli sistemlerin kamu yönetimini yalnızca daha etkili kılan araçlar olmadığı, aynı zamanda siyasal iktidarın toplumsal rıza üretim kapasitesini yeniden yapılandıran yapısal bir güç durumuna geldiğidir. Bu doğrultuda çalışma algoritmik hegemonya kavramını geliştirerek kamu yönetimi yazınına kavramsal bir katkı sunmayı ve sayısal çağda demokratik yönetişimin sınırlarını tartışmaya açmayı hedeflemektedir.

AMAÇ VE HEDEFLER

Bu çalışmanın temel amacı, yapay zeka temelli sistemlerin kamu yönetimi alanında yarattığı dönüşümü, yalnızca verimlilik ve etkililik artışı bağlamında değil, aynı zamanda toplumsal rıza üretimi ve siyasal iktidarın yeniden yapılandırılması çerçevesinde çözümlemektir. Bu doğrultuda çalışma, “algoritmik hegemonya” kavramını kamu yönetimi yazınına kazandırarak sayısallaşmanın yönetsel kapasite ile siyasal güç arasındaki ilişkiyi nasıl dönüştürdüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Çalışma, mevcut yazında baskın olan araçsal ve teknik yaklaşımların ötesine geçerek yapay zekanın kamu yönetiminde yalnızca bir verimlilik aracı değil, aynı zamanda davranış yönlendirme, bilgi akışını yapılandırma ve rıza üretme kapasitesine sahip yapısal bir güç olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda temel hedef kamu yönetiminin işlevsel sınırlarının algoritmik sistemler aracılığıyla nasıl genişlediğini ve bu genişlemenin demokratik süreçler üzerindeki etkilerini kavramsal düzeyde açıklamaktır.

Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın somut hedefleri şunlardır:

Yapay zeka ve veri temelli sistemlerin kamu yönetiminde karar alma, hizmet sunumu ve iletişim süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü çözümlemek,

Bu dönüşümün verimlilik ve etkililik artışı ile toplumsal rıza üretimi arasındaki ilişkiyi nasıl yeniden yapılandırdığını ortaya koymak,

Algoritmik sistemlerin birey davranışlarını öngörme ve yönlendirme kapasitesinin kamu yönetimi bağlamında ne tür yeni iktidar biçimleri ürettiğini incelemek,

“Algoritmik hegemonya” kavramını geliştirerek klasik hegemonya ve iktidar–bilgi yaklaşımlarını sayısal çağ bağlamında yeniden yorumlamak,

Kamu yönetiminde sayısallaşmanın demokratik yönetişim, saydamlık ve hesap verebilirlik ilkeleri üzerindeki olası etkilerini eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmek.

Sonuç olarak bu çalışma kamu yönetiminde yapay zeka kullanımını teknik bir çağdaşlaşma süreci olarak ele almak yerine, siyasal iktidarın işleyişini dönüştüren çok katmanlı bir süreç olarak kavramsallaştırmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle çalışma, verimlilik ile demokratik özerklik arasındaki gerilimi görünür kılarak sayısal çağda kamu yönetiminin normatif sınırlarını yeniden tartışmaya açmaktadır.

ARAŞTIRMA SORULARI

Temel Araştırma Sorusu

Kamu yönetiminde yapay zeka ve veri temelli sistemlerin yaygınlaşması, yönetsel verimlilik artışının ötesinde, toplumsal rıza üretimi ve siyasal iktidar ilişkilerini algoritmik süreçler aracılığıyla nasıl dönüştürmektedir?

Alt Araştırma Soruları

Yapay zeka temelli sistemler kamu yönetiminde karar alma ve hizmet sunumu süreçlerini bireyselleştirilmiş ve veri odaklı bir yapıya nasıl dönüştürmektedir?

Bu dönüşüm kamu yönetiminin klasik işlevi olan hizmet sunumunun ötesine geçerek birey davranışlarını öngörme ve yönlendirme kapasitesini nasıl genişletmektedir?

Algoritmik sistemler aracılığıyla gerçekleştirilen bu yönlendirme süreçleri toplumsal rıza üretimini hangi mekanizmalar üzerinden yeniden yapılandırmaktadır?

Verimlilik ve etkililik artışı ile algoritmik rıza üretimi arasındaki ilişki nasıl bir gerilim üretmektedir ve bu gerilim kamu yönetiminin demokratik niteliğini nasıl etkilemektedir?

“Algoritmik hegemonya” kavramı kamu yönetiminde sayısallaşma süreçlerini açıklamada ne ölçüde işlevsel bir kuramsal araç sunmaktadır?

Yapay zeka temelli yönetişim mekanizmaları, saydamlık, hesap verebilirlik ve demokratik özerklik ilkeleri üzerinde ne tür yapısal etkiler yaratmaktadır?

YÖNTEM

Araştırma Tasarımı

Bu çalışma, kamu yönetiminde yapay zeka temelli sistemlerin ortaya çıkardığı dönüşümü incelemek amacıyla nitel ve kuramsal bir araştırma tasarımına dayanmaktadır. Çalışma, görgül (ampirik) veri toplamaya dayalı bir alan araştırması yürütmemekte ve bunun yerine mevcut kuramsal yaklaşımlar ve güncel yazın üzerinden kavramsal bir çözümleme gerçekleştirmektedir. Bu yönüyle araştırma, keşfedici (exploratory) ve kuram geliştirici (theory-building) nitelik taşımaktadır. Çalışmanın temel amacı “algoritmik hegemonya” kavramını kamu yönetimi bağlamında yeniden konumlandırmak ve bu kavram aracılığıyla sayısallaşma süreçlerinin siyasal iktidar ve rıza üretimi üzerindeki etkilerini açıklamaktır. Bu doğrultuda araştırma, betimleyici olmaktan çok açıklayıcı ve yorumlayıcı bir yaklaşım benimsemektedir.

Yöntemsel Yaklaşım: Nitel ve Kavramsal Çözümleme

Araştırmada, nitel çözümleme yöntemi benimsenmiştir. Bu kapsamda çalışma, mevcut akademik yazın, kuramsal yaklaşımlar ve güncel tartışmaların sistemli biçimde incelenmesine dayanmaktadır. Amaç, farklı disiplinlerde (siyasal bilimler, kamu yönetimi, iletişim çalışmaları ve teknoloji çalışmaları) üretilen bilgi birikimini bir araya getirerek bütüncül bir kavramsal çerçeve oluşturmaktır.

Bu doğrultuda çözümleme süreci üç aşamada yürütülmüştür:

Yazın taraması (literature review): Yapay zeka algoritmik yönetişim, sayısal devlet, hegemonya ve iktidar–bilgi ilişkisi yazını incelenmiştir.

Kavramsal çözümleme: Mevcut kavramlar eleştirel biçimde değerlendirilmiş ve aralarındaki ilişkiler yeniden yapılandırılmıştır.

Kuramsal bütünleştirme: Elde edilen bulgular doğrultusunda “algoritmik hegemonya” kavramı kamu yönetimi bağlamına uyarlanmış ve genişletilmiştir.

Bu yaklaşım, çalışmanın temel savı olan “verimlilikten rıza üretimine geçiş” savının kuramsal olarak temellendirilmesini sağlamaktadır.

Çözümleyici Çerçeve

Çalışmanın çözümleyici çerçevesi üç temel kuramsal eksen üzerine kuruludur:

Hegemonya yaklaşımı: Toplumsal rızanın üretimi ve yeniden üretimi süreçleri,

İktidar–bilgi ilişkisi: Bilgi üretimi ve dolaşımının iktidar mekanizmalarıyla ilişkisi,

Algoritmik yönetişim: Sayısal sistemlerin karar alma ve yönlendirme süreçlerindeki rolü.

Bu üç eksen, “algoritmik hegemonya” kavramı altında birleştirilerek kamu yönetimindeki dönüşüm çok katmanlı bir biçimde çözümlenmektedir.

Yöntemin Sınırlılıkları

Bu çalışma görgül veri toplamaya dayanmayan kuramsal bir çözümleme niteliği taşımaktadır. Bu nedenle ulaşılan sonuçlar doğrudan ölçülebilir bulgular sunmaktan çok kavramsal çıkarımlara dayanmaktadır. Ayrıca yapay zeka temelli sistemlerin işleyişine ilişkin algoritmik süreçlerin saydam olmaması bu alandaki çözümlemelerin dolaylı değerlendirmeler üzerinden yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte çalışma mevcut yazını bütüncül bir çerçevede değerlendirerek yeni bir kavramsal yaklaşım geliştirmesi bakımından açıklayıcı ve kuram kurucu bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, farklı kuramsal gelenekleri bütünleştirerek çözümleyici bir ‘gömülülük’ (embeddedness) üretmekte, ancak bu gömülülük görgül değil kavramsal düzeyde gerçekleşmektedir.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Hegemonya: Rıza Üretiminin Klasik Biçimi

Toplumsal düzenin sürdürülebilirliği yalnızca zor ve baskı araçlarıyla değil, aynı zamanda rıza üretimiyle olanaklıdır. Bu bağlamda hegemonya kavramı siyasal iktidarın toplumsal meşruluğunu nasıl kurduğunu açıklayan temel kuramsal araçlardan biridir. Hegemonya, egemen aktörlerin kendi dünya görüşlerini evrensel ve doğal bir gerçeklik olarak sunmaları ve bu yolla toplumsal rızayı üretmeleri sürecini ifade eder. Bu süreçte kültürel üretim, eğitim, medya ve söylem alanları merkezi rol oynar. Klasik hegemonya anlayışı, rızanın büyük ölçüde kitlesel ve görece tek yönlü iletişim süreçleri aracılığıyla üretildiğini varsayar. Ancak bu model, günümüzün sayısallaşmış iletişim ortamlarını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Çünkü çağdaş siyasal iletişim artık uyum içeren kitlelere değil, parçalanmış ve veriyle tanımlanmış bireysel alt katmanlara yönelmektedir.

İktidar–Bilgi İlişkisi: Bilginin Stratejik Rolü

İktidarın işleyişini anlamak için bilgi üretimi ve dolaşımının rolü belirleyicidir. İktidar, yalnızca yasa koyma veya zor kullanma kapasitesiyle değil, aynı zamanda neyin “doğru”, “meşru” ve “normal” olarak kabul edileceğini belirleme gücüyle işler. Bu bağlamda bilgi, “nötr” bir araç değil, iktidar ilişkilerinin kurucu bir unsurudur. Çağdaş toplumlarda bilgi üretimi kurumsal yapılardan (devlet, akademi, medya) beslenirken, sayısallaşma süreci bu yapıyı köklü biçimde dönüştürmüştür. Artık bilgi yalnızca üretilmemekte, aynı zamanda algoritmalar aracılığıyla sıralanmakta, filtrelenmekte ve bireylere farklı biçimlerde sunulmaktadır. Bu durum, iktidarın bilgi üzerindeki denetimini daha devingen, daha esnek ve çoğu zaman daha görünmez kılmaktadır. Michel Foucault'ya göre bilgi ve iktidar birbirinden ayrılamaz bir bütündür, "bilgi-iktidar" (power-knowledge) kavramı, her bilgi üretiminin bir iktidar ilişkisi içerdiğini ve iktidarın da bilgi aracılığıyla işleyip meşrulaştığını savunur. İktidar, sadece baskı uygulamaz, aynı zamanda disiplin sağlayıcı kurumlar (okul, hapishane) ve söylemler aracılığıyla "normal"i ve "anormal"i tanımlayarak özneleri biçimlendirir. (Foucault, 2000) Ona göre iktidar sadece yasaklamaz, bilgi üretir, arzular yaratır ve bedeni denetim altına alır. Bilgi nötr veya nesnel değildir, belirli iktidar yapılarını sürdürmek ve meşrulaştırmak için kullanılır. İktidar, "söylem" aracılığıyla neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirler. Hapishane, klinik ve okul gibi kurumlarda bilgi, bireyleri sınıflandırarak "normalleştirme" aracı olarak kullanılır. Çağdaş iktidar, nüfusu ve yaşamı (doğum, ölüm, sağlık) yönetmek için bilgiyi kullanan "biyoiktidar"a dönüşmüştür. Foucault'ya göre iktidar merkezsizdir, toplumun her yerine yayılmıştır ve bilginin üretildiği her yerde iktidar ilişkileri mevcuttur.

Sayısallaşma ve Algoritmik Yönetişim

Sayısallaşma kamu yönetimi ve siyasal iletişim süreçlerinde yalnızca teknik bir çağdaşlaşma değil, aynı zamanda yönetişim mantığının dönüşümü anlamına gelmektedir. Algoritmik sistemler, büyük veri çözümlemesi ve yapay zeka temelli araçlar karar alma süreçlerini hızlandırmakta, öngörü kapasitesini artırmakta ve yönetsel müdahalenin kapsamını genişletmektedir. Bu süreçte ortaya çıkan “algoritmik yönetişim” bireylerin davranışlarını yalnızca düzenleyen değil, aynı zamanda öngören ve yönlendiren bir yönetim biçimini ifade etmektedir. Kamu yönetimi bu bağlamda edilgin bir hizmet sağlayıcı olmaktan çıkarak veri temelli davranış yönetimi kapasitesine sahip etkili bir aktöre dönüşmektedir. Ancak bu dönüşüm yalnızca verimlilik artışıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda, bireylerin bilgiye erişim biçimlerini, tercihlerini ve algılarını şekillendiren bir güç ilişkisini de beraberinde getirmektedir.

Algoritmik Hegemonya: Yeni Bir İktidar Biçimi

Bu çalışma, yukarıda tartışılan kuramsal yaklaşımları bir araya getirerek “algoritmik hegemonya” kavramını önermektedir. Algoritmik hegemonya, siyasal iktidarın toplumsal rızayı veri temelli çözümlemeler ve yapay zeka destekli sistemler aracılığıyla mikro düzeyde üretmesi ve yönetmesi sürecini ifade eder. Bu kavram, klasik hegemonya anlayışından üç temel noktada ayrılmaktadır:

Mikro düzeyde rıza üretimi: Rıza artık uyum içeren kitlelere yönelik söylemlerle değil, bireyselleştirilmiş veri profilleri üzerinden üretilmektedir.

Sürekli ve devingen yapı: Algoritmik sistemler geri besleme mekanizmaları aracılığıyla mesajları sürekli güncellemekte ve optimumlaştırmaktadır.

Görünmezlik ve içselleştirme: Yönlendirme süreçleri çoğu zaman fark edilmeden gerçekleşmekte ve bireyler bu süreçleri kendi tercihleri olarak algılamaktadır.

Bu özellikler, rıza üretimini daha derin, daha sürekli ve daha zor denetlenebilir bir duruma getirmektedir.

Kamu Yönetimi Bağlamında Dönüşüm

Algoritmik hegemonya kamu yönetiminin işlevini yeniden tanımlayan bir dönüşüme işaret etmektedir. Geleneksel olarak kamu yönetimi, hizmet sunumu ve düzenleme işlevleriyle sınırlı bir alan olarak değerlendirilirken yapay zeka temelli sistemler bu alanı genişletmektedir. Kamu yönetimi artık birey davranışlarını öngörebilen, hizmetleri kişiselleştirebilen ve bilgi akışını dolaylı olarak yönlendirebilen bir yapıya evrilmektedir. Bu dönüşüm, verimlilik ve etkililik açısından önemli fırsatlar sunmakla birlikte demokratik özerklik, saydamlık ve hesap verebilirlik açısından yeni riskler üretmektedir. Özellikle rıza üretiminin algoritmik süreçlere kayması kamusal alanın parçalanmasına ve ortak gerçeklik zemininin zayıflamasına yol açabilmektedir.

KURAMSAL MODEL: VERİMLİLİKTEN RIZA ÜRETİMİNE

Bu çalışma kamu yönetiminde sayısallaşma sürecini doğrusal bir teknolojik ilerleme olarak değil, çok katmanlı bir dönüşüm olarak ele almaktadır. Bu dönüşüm şu zincir üzerinden kavramsallaştırılabilir:

Şekil 1: Rıza üretim zinciri

Bu model, kamu yönetiminin teknik kapasitesinin artışı ile siyasal iktidarın rıza üretme kapasitesi arasındaki ilişkiyi görünür kılmaktadır. Böylece verimlilik ve demokratik özerklik arasındaki gerilim çalışmanın merkezine yerleşmektedir.

Bu bağlamda “rıza” (consent) kavramının kısaca açıklanmasında yarar vardır. Örneğin, John Locke'un siyasal felsefesinin özünde rıza ilkesi yatmaktadır. Locke'a göre, bireyler doğuştan gelen ve devredilemez olan yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarına sahiptirler. Bu hakları daha etkili bir şekilde korumak için insanlar siyasal bir toplum oluşturmaya rıza gösterirler. Bu rıza çok önemlidir çünkü hükümetin otoritesini meşrulaştırır ve adil bir siyasal sistem için gerekli bir koşul durumuna getirir. Locke, yönetilenlerin rızası olmadan herhangi bir yönetim biçiminin meşru olamayacağına inanmıştır. Bu fikir o dönem için devrim niteliğindeydi ve çağdaş demokratik ilkelerin temelini atmıştır. Soru insanlar tam olarak nasıl rıza gösteriyorlar sorusudur. Açık rıza, rızanın en doğrudan şeklidir. Bireylerin bir topluluğa katılmayı ve kurallarına uymayı açıkça kabul etmesidir. Bu, yemin etmek, sözleşme imzalamak veya anlaşmayı gösteren herhangi bir açık eylem şeklinde olabilir. Açık rıza idealdir çünkü belirsizliğe yer bırakmaz. Bununla birlikte, Locke, özellikle yeni üyelerin işe alınmak yerine doğduğu köklü toplumlarda, herkesin açık rıza verme fırsatına veya gereksinimine sahip olmayacağının farkındaydı. Günümüzde kamu yönetiminin yaratmak istediği rıza bu tür bir davranıştır ve artık bu hedef algoritmik hegemonya aracılığıyla sağlanmak istenmektedir. Yukarıdaki çizelge bu dönüşümü özetlemektedir.

Rıza olgusunu daha iyi anlamak için Bentham’ın “panoptikon” kavramına ve B.F. Skinner’in “edimsel davranış” (operating behavior) kuramlarına kısaca göz atmakta yarar vardır. Rıza olgusu aynı zamanda Jeremy Bentham’ın “panoptikon” kavramıyla da ilgilidir. Panoptikon merkezdeki bir kuleden tüm mahkumların sürekli gözetlendiği, ancak mahkumların izlenip izlenmediğini bilmediği dairesel hapishane modelidir. Bu bağlamda panoptikon kavramıyla rıza arasında ilginç bir ilişki vardır. Panoptikon'da temel amaç fiziksel şiddetten çok bireyin davranışlarını içsel bir otokontrolle düzenlemesidir. Mahkum "her an izleniyor olabilirim" düşüncesiyle, gardiyan olmasa bile kurallara uyar. Michel Foucault Panoptikon’u çağdaş iktidarın (okullar, hastaneler, fabrikalar) bir metaforu olarak kullanır. Bireyler, görünmez bir el tarafından sürekli denetlendiklerini düşündüklerinde özgürlüklerinden özveride bulunarak kurallara uyma konusunda rıza gösterirler.  Birey, olası gözetlenme korkusuyla kendi davranışlarını sansürler ve denetler. Böylece iktidar, zor kullanmak yerine bireyi kendi kendini yöneten bir özne durumuna getirir. Sayısal çağda ise panoptikon sosyal medya ve sayısal platformlar çağdaş birer Panoptikon işlevi görmektedir. Bireyler, verilerinin izlendiğini ve toplandığını bilmelerine karşın bu platformları kullanmaya gönüllü rıza göstererek kendi istekleriyle gözetlenirler. Bu bağlamda Panoptikon, bireyin iktidar karşısında "görünür", iktidarın ise birey karşısında "görünmez" olduğu ve rızanın ise bu eşitsiz ilişki içinde üretildiği bir disiplin toplumunun en somut örneği olmaktadır. (Bentham, 2008)

Panoptikon modeli toplumsal denetimde önemli bir rol oynamaktadır. Bu model, insanların davranışlarını denetim altına almak ve onları belirli normlara uymaya zorlamak için kullanılır. Panoptikon, bir yandan insanları korkutarak ve bir yandan da kendi kendini denetlemelerini sağlayarak toplumsal düzeni sağlamaya çalışır. Panoptikon modelinin toplumsal denetimdeki rolü Fransız filozof Michel Foucault tarafından "Gözetim Toplumu" kavramı ile açıklanır. Foucault'a göre çağdaş toplum panoptikon modelinin temel özelliklerini taşıyan bir gözetim toplumuna dönüşmüştür. Bu durum, onların davranışlarını kontrol altına almaktadır.  (Foucault, 2019)

Rıza ile ilgili bir başka önemli kuramsal yaklaşım B.F. Skinner tarafından geliştirilmiştir. B.F. Skinner'ın “edimsel koşullanma” kuramı davranışların sonuçları (pekiştirme/ceza) tarafından şekillendiğini savunan bir davranışçı yaklaşımdır. İstenen davranışlar ödüllendirilerek (pekiştirme) sıklığı artırılır, istenmeyenler ise cezalandırılarak veya görmezden gelinerek azaltılır. Bu süreçte öğrenme çevreyle etkileşim sonucu kalıcı davranış değişikliği olarak gerçekleşir. Edimsel koşullanma davranışın çevresel sonuçları tarafından denetlendiği öğrenme türüdür. Bir davranışın arkasından gelen ve o davranışın yinelenme olasılığını artıran sonuçlardır. Ortama hoşa giden bir uyarıcı eklenerek (örneğin; övgü, yiyecek) davranışın güçlenmesi yoluyla istenen rıza elde edilebilir. Ortamdaki rahatsız edici bir uyarıcının (örneğin yüksek ses, şok) kaldırılmasıyla rıza üreten davranış zayıflatılabilir. Ceza ise bir davranışın arkasından gelen ve o davranışın yinelenme olasılığını azaltan sonuçlardır. Olumlu ceza ise istenmeyen bir davranışın ardından hoş olmayan bir uyarıcının, örneğin azarlamanın, eklenmesidir. Olumsuz ceza ise istenmeyen davranışın ardından hoş bir uyarıcının ortamdan kaldırılmasıdır. Oyuncağın çocuğun elinden alınması gibi. Davranış şekillendirme ise karmaşık bir davranışı öğretmek için hedef davranışa yakın küçük adımların pekiştirilmesi sürecidir. Sönme kavramıysa, pekiştirilmeyen bir davranışın zamanla sıklığının azalarak ortadan kalkmasıdır. Skinner, insan davranışlarının büyük ölçüde geçmiş pekiştirme deneyimlerine dayandığını ve eğitimin istenen davranışları pekiştirerek öğrenmeyi sağlama süreci olduğunu vurgulamıştır. Algoritmik hegemonya ise büyük diller aracılığıyla tam olarak bunu yapmakta ve gerek toplumsal ve gerekse siyasal rızayı bu yolla elde etmektedir. (Skinner, 2002) Locke’un normatif rıza anlayışı, Gramsci’de ideolojik üretim sürecine, Foucault’da ise bilgi ve söylem üzerinden işleyen mikro iktidar mekanizmalarına dönüşmüştür. Bu çalışma, söz konusu dönüşümün yapay zeka çağında Skinnerci davranışsal yönlendirme teknikleriyle birleşerek algoritmik bir nitelik kazandığını ileri sürmektedir.

Kuramsal Eklem: Rızanın Dönüşümü ve Algoritmik Hegemonya

Çağdaş siyasal düşüncede rıza kavramı klasik liberal yaklaşımda John Locke tarafından normatif ve akılcı bir temelde ele alınmış ve siyasal iktidarın meşruluğu bireylerin özgür iradesine dayanan bilinçli onayına bağlanmıştır. Ancak bu yaklaşım, rızanın toplumsal ve yapısal koşullar altında nasıl üretildiğini açıklamakta sınırlı kalmaktadır. Bu noktada Antonio Gramsci rızayı egemen sınıfın ideolojik ve kültürel araçlar aracılığıyla ürettiği bir hegemonya süreci olarak kavramsallaştırmış ve Michel Foucault ise bu süreci bilgi üretimi, söylem ve disiplin mekanizmaları üzerinden işleyen mikro-iktidar ilişkileri çerçevesinde derinleştirmiştir. Böylece rıza, yalnızca bilinçli bir tercih değil, aynı zamanda iktidar ilişkileri içinde sürekli olarak oluşturulan bir olgu durumuna gelmiştir. Bu kuramsal çizginin mikro düzeydeki davranışsal boyutu ise B. F. Skinner tarafından ortaya konulmuş ve birey davranışlarının pekiştirme ve geri besleme mekanizmaları aracılığıyla sistemli biçimde yönlendirilebileceği gösterilmiştir.

Yapay zeka çağında bu çok katmanlı rıza üretim mekanizmaları veri temelli çözümlemeler ve algoritmik sistemler aracılığıyla yeni bir nitelik kazanmaktadır. Algoritmik yönetişim yazını karar alma ve yönlendirme süreçlerinin giderek otomatikleştiğini ve veri odaklı duruma geldiğini ortaya koymaktadır (Yeung, 2018; Kitchin, 2017). Öte yandan, yapay zeka ve sayısal platformlar üzerine yapılan çalışmalar bu sistemlerin birey davranışlarını yönlendirme, bilgi akışını filtreleme ve kamusal tartışma alanını parçalama kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir (Sunstein, 2017; Tufekci, 2017; Zuboff, 2019). Bu bağlamda, sayısal otoriterlik yazını ise söz konusu teknolojilerin yalnızca yönetsel etkililik değil, aynı zamanda siyasal denetim ve rıza üretimi amacıyla da kullanılabildiğini vurgulamaktadır (Feldstein, 2021; Roberts, 2018).

Bu çalışma, söz konusu yazını bütünleştirerek, rızanın yapay zeka çağında algoritmik süreçler aracılığıyla üretildiğini ileri sürmektedir. “Algoritmik hegemonya” kavramı, klasik hegemonya anlayışını veri, algoritma ve sürekli geri besleme mekanizmalarıyla genişleterek, rıza üretiminin mikro hedefleme, davranışsal yönlendirme ve ölçeklenebilir içerik dağıtımı üzerinden işlediğini açıklamaktadır. Bu çerçevede rıza, artık yalnızca ideolojik veya söylemsel bir süreç değil, aynı zamanda bireylerin tercihlerini yapılandıran, davranışlarını yönlendiren ve sürekli olarak optimumlaştırılan algoritmik bir süreç durumuna gelmektedir. Böylece çalışma, yapay zeka temelli yönetişim mekanizmalarının demokratik süreçler üzerindeki etkisini açıklamak üzere bütünleşik ve özgün bir kuramsal zemin sunmaktadır.

ÇÖZÜMLEME

Kamu yönetiminde yapay zeka ve veri temelli sistemlerin yaygınlaşması, yönetsel verimlilik artışının ötesinde, toplumsal rıza üretimi ve siyasal iktidar ilişkilerini algoritmik süreçler aracılığıyla nasıl dönüştürmektedir?

Kamu yönetiminde yapay zeka ve veri temelli sistemlerin yaygınlaşması ilk bakışta teknik bir dönüşüm olarak, yani hizmet sunumunun hızlanması, kaynak kullanımının optimumlaştırılması ve karar alma süreçlerinin akılcılaştırılması çerçevesinde değerlendirilmektedir. Ancak bu dönüşüm yalnızca yönetsel verimlilik artışıyla sınırlı değildir. Aksine, veri toplama, çözümleme ve davranış öngörüsü üretme kapasitesinin genişlemesi kamu yönetimini toplumsal davranışlar üzerinde dolaylı fakat sistemli bir etki kurabilen bir aktöre dönüştürmektedir. Bu bağlamda dönüşüm üç temel düzlemde gerçekleşmektedir:

Verimlilikten Davranış Yönlendirmeye Geçiş: Yapay zeka temelli sistemler kamu hizmetlerini yalnızca daha hızlı ve etkili sunmakla kalmamakta, aynı zamanda birey davranışlarını öngörebilmekte ve bu davranışlara göre müdahale edebilmektedir. Bu durum, kamu yönetiminin klasik “tepki veren” yapısından çıkarak “öngören ve yönlendiren” bir yapıya evrilmesine yol açmaktadır. Örneğin sosyal yardım, vergi uyumu veya kamu sağlığı gibi alanlarda geliştirilen veri temelli sistemler bireylerin davranış kalıplarını çözümleyerek belirli davranışları özendiren ya da caydıran müdahaleler üretebilmektedir. Bu müdahaleler çoğu zaman doğrudan zorlayıcı değil, yönlendirici niteliktedir. Böylece yönetim, açık yaptırım yerine örtük yönlendirme mekanizmalarına dayanır duruma gelmektedir. Bu dönüşüm, kamu yönetiminin yalnızca hizmet sunan bir yapı olmaktan çıkarak, davranışsal düzenleme kapasitesine sahip bir aktöre dönüşmesine işaret etmektedir.

Bilgi Akışının Algoritmik Yapılandırılması: Yapay zeka sistemleri bireylerin bilgiye erişim biçimlerini doğrudan veya dolaylı olarak şekillendirmektedir. Kamu kurumları tarafından üretilen ve dolaşıma sokulan bilgiler sayısal platformlar ve algoritmik sıralama mekanizmaları aracılığıyla farklı biçimlerde görünürlük kazanmaktadır. Bu durum, bilginin yalnızca üretilmesi değil, aynı zamanda hangi bilginin ne ölçüde görünür olacağının belirlenmesi anlamına gelmektedir. Böylece kamu yönetimi klasik anlamda bilgi sağlayıcı olmanın ötesine geçerek bilgi akışının yapısını etkileyen bir konuma yerleşmektedir. Bilginin bu şekilde filtrelenmesi ve önceliklendirilmesi bireylerin gerçeklik algısını parçalayabilmekte ve farklı toplumsal grupların farklı bilgi evrenlerinde hareket etmesine yol açabilmektedir. Bu durum, ortak kamusal tartışma zemininin zayıflamasına ve rıza üretiminin daha parçalı ama daha etkili bir biçimde gerçekleşmesine zemin hazırlamaktadır.

Rıza Üretiminin Mikro ve Sürekli Duruma Gelmesi: Klasik hegemonya anlayışında rıza üretimi büyük ölçüde kitlesel söylemler ve ideolojik aygıtlar üzerinden gerçekleşmektedir. Ancak yapay zeka temelli sistemler bu süreci mikro düzeye taşımaktadır. Veri temelli çözümlemeler sayesinde bireyler ilgi alanlarına, davranış geçmişlerine, yaşlarına, cinsiyetlerine, siyasal eğilimlerine göre sınıflandırılmakta ve bu sınıflandırma doğrultusunda farklı içeriklere maruz kalmaktadır. Bu durum rıza üretimini bireyselleştirilmiş, sürekli güncellenen, geri besleme mekanizmalarıyla optimumlaştırılan bir sürece dönüştürmektedir. Dolayısıyla rıza artık tek seferlik bir ideolojik kabul değil, sürekli yeniden üretilen ve pekiştirilen bir süreç durumuna gelmektedir. Bu da siyasal iktidarın toplumsal meşruluğunu daha esnek, daha devinden ve daha derin bir şekilde kurabilmesini olanaklı kılmaktadır.

Görünmez İktidar ve İçselleştirilmiş Yönlendirme: Algoritmik süreçlerin en önemli özelliklerinden biri çoğu zaman kullanıcılar tarafından fark edilmemesidir. Bireyler karşılaştıkları içerikleri ve yönlendirmeleri kendi tercihleri olarak algılama eğilimindedir. Bu durum yönlendirmenin dışsal bir müdahale olarak değil, bireysel seçimlerin doğal sonucu olarak algılanmasına yol açmaktadır. Böylece iktidar ilişkileri görünmez kılınmakta ve direnç üretme kapasitesi zayıflamaktadır. Bu, klasik baskı mekanizmalarından farklı olarak, çok daha sofistike bir iktidar biçimine işaret etmektedir.

Değerlendirilecek olursa, bu çözümleme çerçevesinde, kamu yönetiminde yapay zeka kullanımının yalnızca teknik bir çağdaşlaşma süreci olmadığı açıktır. Aksine bu dönüşüm kamu yönetimini davranış yönlendiren bir aktöre, bilgi akışını algoritmik olarak şekillendiren bir yapıya ve rıza üretimini ise mikro, sürekli ve görünmez bir sürece dönüştürmektedir. Bu nedenle yapay zeka temelli sistemler, siyasal iktidarın yalnızca araçları değil, aynı zamanda iktidarın işleyiş mantığını yeniden yapılandıran yapısal unsurlar olarak değerlendirilmelidir.

Yapay zeka temelli sistemler kamu yönetiminde karar alma ve hizmet sunumu süreçlerini bireyselleştirilmiş ve veri odaklı bir yapıya nasıl dönüştürmektedir?

Yapay zeka temelli sistemlerin kamu yönetimiyle bütünleştirilmesi karar alma ve hizmet sunumu süreçlerinde niteliksel bir dönüşüme yol açmaktadır. Bu dönüşüm ölçünleştirilmiş ve kural temelli yönetsel uygulamalardan, bireylerin davranışsal verilerine dayalı, devingen ve uyarlanabilir (adaptive) bir yönetişim modeline geçiş olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda dönüşüm üç temel mekanizma üzerinden gerçekleşmektedir:

Veri Toplama ve Davranışsal Profil Oluşturma: Sayısallaşan kamu hizmetleri aracılığıyla bireylerin başvuru geçmişleri, hizmet kullanım alışkanlıkları ve ekonomik ve sosyal göstergeleri gibi çok boyutlu veriler sistemli biçimde toplanmakta ve işlenmektedir. Bu veriler yalnızca kayıt altına alınmakla kalmamakta, aynı zamanda yapay zeka algoritmaları aracılığıyla anlamlandırılarak bireylerin davranış kalıplarına ilişkin öngörüler üretmektedir. Böylece kamu yönetimi, uyumlu bir “vatandaş” kategorisi yerine farklı özelliklere sahip veri profilleri üzerinden hareket etmeye başlamaktadır. Bu durum, karar alma süreçlerinin genelleştirilmiş kurallardan çok bireysel veri kümelerine dayalı duruma gelmesine yol açmaktadır.

Karar Süreçlerinin Algoritmikleşmesi: Yapay zeka sistemleri karmaşık veri setlerini çözümleyerek kamu yöneticilerine karar destek mekanizmaları sunmaktadır. Bu süreçte risk skorlamaları, önceliklendirme algoritmaları ve otomatik sınıflandırma sistemleri gibi araçlar kullanılmaktadır. Bu mekanizmalar, hangi bireyin hangi hizmetten öncelikli olarak yararlanacağı, hangi başvurunun riskli ya da güvenilir olduğu veya hangi müdahalenin gerekli olduğu gibi kararların algoritmik olarak şekillenmesine yol açmaktadır. Böylece karar alma süreçleri insan takdirinden kısmen bağımsızlaşmakta, veri temelli ve hesaplanabilir duruma gelmekte, ancak aynı zamanda algoritmik varsayımlara bağımlı olmaktadır. Bu dönüşüm, kamu yönetiminde ussallığı artırırken, karar süreçlerinin daha teknik düzeye erişmesi ve saydamlığının azalması gibi yeni sorunları da beraberinde getirmektedir.

Hizmet Sunumunun Kişiselleştirilmesi: Yapay zeka temelli sistemler kamu hizmetlerinin bireylerin gereksinmelerine göre farklılaştırılmasını olanaklı kılmaktadır. Bu çerçevede sosyal yardımlar hedef gruplara göre uyarlanabilmekte, eğitim ve sağlık hizmetleri bireysel gereksinmelere göre şekillenebilmekte ve kamu iletişimi farklı toplumsal kesimlere göre özelleştirilebilmektedir. Bu durum, hizmet sunumunun tek tip bir yapıdan çıkarak kişiselleştirilmiş bir yönetsel deneyime dönüşmesine yol açmaktadır. Ancak bu kişiselleşme yalnızca hizmet kalitesini artıran bir unsur değildir ve aynı zamanda bireylerin devletle kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlamaktadır. Bireyler, kendilerine özgü içerik ve hizmetlerle karşılaştıkça kamu yönetimiyle olan etkileşimleri daha doğrudan, daha sürekli ve daha veri bağımlı duruma gelmektedir.

Geri Besleme ve Sürekli Optimumlaştırma: Yapay zeka sistemlerinin en belirgin özelliklerinden biri, geri besleme (feedback) mekanizmalarıyla çalışmalarıdır. Sunulan hizmetlere verilen tepkiler kullanım sıklığı, memnunluk düzeyi ve etkileşim verileri gibi göstergeler üzerinden ölçülmekte ve sistemler bu verilere göre kendini sürekli güncellemektedir. Bu durum, kamu yönetimini durağan bir yapıdan çıkararak kendini sürekli optimum kılan devingen bir sisteme dönüştürmektedir. Böylece hizmet sunumu ve karar alma süreçleri sabit değil, sürekli evrilen bir karakter kazanmaktadır.

Değerlendirilecek olursa, bu çerçevede yapay zeka temelli sistemler, kamu yönetiminde karar alma süreçlerini veri temelli ve algoritmik, hizmet sunumunu bireyselleştirilmiş, uyarlanabilir ve yönetsel yapıyı ise devingen ve sürekli optimumlaştırılan bir modele dönüştürmektedir. Bu dönüşüm, yönetsel etkinliği artırma gizil gücü taşımakla birlikte, aynı zamanda karar süreçlerinin daha teknik içerik kazanması, saydamlığın azalması ve bireylerin veri profilleri üzerinden yönetilmesi gibi yeni güç ilişkileri üretmektedir. Dolayısıyla bu süreç yalnızca bir çağdaşlaşma değil, kamu yönetiminin işleyiş mantığını köklü biçimde yeniden tanımlayan yapısal bir dönüşüm olarak değerlendirilmelidir.

Bu dönüşüm kamu yönetiminin klasik işlevi olan hizmet sunumunun ötesine geçerek birey davranışlarını öngörme ve yönlendirme kapasitesini nasıl genişletmektedir?

Yapay zeka ve veri temelli sistemlerin kamu yönetimiyle bütünleşmesi yönetimin klasik işlevi olan hizmet sunumunu aşarak birey davranışlarını öngörme ve yönlendirme kapasitesini önemli ölçüde genişletmektedir. Bu dönüşüm, kamu yönetiminin edilgin bir hizmet sağlayıcı olmaktan çıkarak, toplumsal davranışları çözümleyen, öngören ve belirli yönlere doğru yönlendiren etkili bir düzenleyici aktöre evrilmesine işaret etmektedir. Bu genişleme üç temel mekanizma üzerinden gerçekleşmektedir:

Öngörücü Çözümleme ve Risk Saptanması: Yapay zeka sistemleri büyük veri setleri üzerinden bireylerin geçmiş davranışlarını çözümleyerek gelecekteki davranışlara ilişkin olasılıksal kestirimler üretebilmektedir. Bu çerçevede vergi uyumu, sosyal yardım gereksinimi, kamu hizmetlerine başvuru eğilimleri ve hatta belirli risk davranışları önceden kestirilebilir duruma gelmektedir. Bu öngörü kapasitesi, kamu yönetiminin yalnızca gerçekleşmiş durumlara müdahale eden yapısını değiştirerek, henüz ortaya çıkmamış davranışlara yönelik önleyici ve yönlendirici stratejiler geliştirmesine olanak tanımaktadır. Böylece yönetim, “reaktif” olmaktan çıkarak “proaktif” ve “öngörücü” bir karakter kazanmaktadır.

Davranışsal Müdahale ve İnce Ayarlı Yönlendirme: Öngörülen davranış kalıpları doğrultusunda kamu yönetimi bireyleri belirli davranışlara yönlendirmek amacıyla çeşitli müdahale araçları geliştirebilmektedir. Bu müdahaleler çoğu zaman doğrudan zorlayıcı değil, özendirici, anımsatıcı veya çerçeveleyici niteliktedir. Örneğin, belirli mesajların zamanlaması, bilgilendirme içeriklerinin sunum biçimi ve seçeneklerin sıralanışı gibi unsurlar bireylerin kararlarını etkileyecek şekilde düzenlenebilmektedir. Bu tür müdahaleler, klasik yönetsel yaptırımlardan farklı olarak, bireylerin tercih mimarisini yeniden yapılandırarak davranışı dolaylı biçimde yönlendirmektedir. Böylece kamu yönetimi açık düzenleme yerine davranışsal yönetişim araçları üzerinden etkide bulunur duruma gelmektedir.

Sürekli İzleme ve Devingen Müdahale Kapasitesi: Sayısallaşma sayesinde bireylerin kamu hizmetleriyle etkileşimleri sürekli olarak izlenebilir duruma gelmiştir. Bu durum, kamu yönetimine yalnızca öngörü üretme değil, aynı zamanda bu öngörülere dayalı müdahalelerin etkisini anlık olarak değerlendirme ve güncelleme olanağı sunmaktadır. Bu süreçte bireylerin tepkileri ölçülmekte, sistemler bu tepkilere göre kendini uyarlamakta ve yönlendirme stratejileri sürekli optimumlaştırılmaktadır. Bu devingen yapı davranış yönlendirme kapasitesini tek seferlik müdahalelerden çıkararak sürekli, geri beslemeli ve kendini güçlendiren bir sürece dönüştürmektedir.

İçselleştirilmiş Yönlendirme ve Görünmez Etki: Bu dönüşümün en önemli boyutlarından biri, yönlendirme süreçlerinin büyük ölçüde görünmez olmasıdır. Bireyler çoğu zaman karşılaştıkları içeriklerin, uyarıların veya seçeneklerin kendi tercihlerine uygun biçimde düzenlendiğinin farkında değildir. Bu durum, yönlendirmenin dışsal bir müdahale olarak değil, bireysel tercihlerin doğal sonucu olarak algılanmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak, davranış yönlendirme mekanizmaları daha az dirençle karşılaşmakta ve daha yüksek etkililik kazanmaktadır. Bu da kamu yönetiminin davranışlar üzerindeki etkisinin içselleştirilmiş ve dolaylı bir biçim almasına neden olmaktadır.

Değerlendirilecek olursa, bu çözümleme çerçevesinde, yapay zeka temelli sistemlerin kamu yönetiminde davranışları öngörme, bu davranışlara yönelik ince ayarlı müdahaleler geliştirme ve bu müdahaleleri sürekli optimumlaştırma kapasitesini genişlettiği görülmektedir. Bu durum, kamu yönetiminin klasik hizmet sunumu işlevinin ötesine geçerek, toplumsal davranışların şekillenmesinde etkili rol oynayan bir yapıya dönüşmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla bu dönüşüm, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda yönetim ile toplum arasındaki ilişkinin doğasını yeniden tanımlayan yapısal bir değişimdir. Bu değişim, “algoritmik hegemonya” kavramının işaret ettiği biçimde, rıza üretiminin daha mikro, sürekli ve görünmez biçimlerde gerçekleşmesini olanaklı kılmaktadır.

Algoritmik sistemler aracılığıyla gerçekleştirilen bu yönlendirme süreçleri toplumsal rıza üretimini hangi mekanizmalar üzerinden yeniden yapılandırmaktadır?

Algoritmik sistemler aracılığıyla işleyen yönlendirme süreçleri toplumsal rıza üretimini klasik ideolojik ve kurumsal araçların ötesine taşıyarak, daha mikro düzeyde, sürekli ve veri temelli bir yapıda yeniden oluşturmaktadır. Bu dönüşüm, rızanın artık tek yönlü söylem üretimiyle değil, bireylerin davranışsal verilerine dayalı olarak şekillenen devingen etkileşim süreçleri üzerinden kurulmasına işaret etmektedir. Bu yeniden yapılandırma dört temel mekanizma üzerinden gerçekleşmektedir:

Mikro Hedefleme ve Parçalı Gerçekliklerin Üretimi: Algoritmik sistemler, bireyleri demografik özelliklerinin ötesinde davranışsal veriler temelinde alt sınıflara ayırmakta ve her sınıfa özgü içerikler sunmaktadır. Bu durum, farklı bireylerin farklı bilgi akışlarına maruz kalmasına, farklı sorun tanımlarıyla karşılaşmasına ve farklı çözüm çerçeveleri geliştirmesine yol açmaktadır. Sonuç olarak kamusal alan, ortak bir tartışma zemini olmaktan çıkarak parçalı ve çoğul gerçekliklerin bir arada var olduğu bir yapıya dönüşmektedir. Bu parçalanma, rızanın toplu bir uzlaşıdan çok bireysel olarak üretilen ve pekiştirilen bir sürece dönüşmesine neden olmaktadır.

Algoritmik Pekiştirme ve Bilişsel Kapanma: Algoritmalar, kullanıcıların önceki tercihleriyle uyumlu içerikleri önceliklendirerek belirli görüşlerin sürekli yinelenmesini sağlamaktadır. Bu yineleme mevcut inançların güçlenmesine, karşıt görüşlere maruz kalmanın azalmasına ve bilişsel kapanmanın derinleşmesine yol açmaktadır. Bu mekanizma, bireylerin mevcut siyasal tutumlarını sorgulamak yerine pekiştirmesine neden olur. Böylece rıza, etkili bir değerlendirme sürecinin sonucu olmaktan çıkarak alışkanlıklar ve yinelemeler üzerinden üretilen bir kabule dönüşür.

Davranışsal Yönlendirme ve Tercih Mimarisinin Yeniden Kurulması: Algoritmik sistemler, bireylerin karşılaştığı seçenekleri, bilgi sunum biçimini ve etkileşim akışını düzenleyerek tercih mimarisini yeniden yapılandırmaktadır. Bu süreçte hangi bilginin öne çıkarılacağı, hangi seçeneklerin görünür olacağı ve hangi içeriklerin daha erişilebilir duruma getirileceği algoritmik olarak belirlenmektedir. Bu durum, bireylerin kararlarını doğrudan zorlamadan, seçim ortamını şekillendirerek yönlendirmektedir. Böylece rıza, açık ikna süreçlerinden çok yapılandırılmış seçim ortamları içinde dolaylı biçimde üretilmektedir.

Süreklilik ve Geri Besleme Yoluyla Rızanın Kararlılık Kazanması

Algoritmik yönlendirme süreçleri tek seferlik müdahalelerden oluşmaz, aksine sürekli veri akışı ve geri besleme mekanizmalarıyla işler. Bireylerin tepkileri ölçülmekte, çözümlenmekte ve bu doğrultuda içerik akışları yeniden düzenlenmektedir. Bu devingen yapı rıza üretimini durağan bir sonuç olmaktan çıkararak sürekli yeniden üretilen ve kararlılık kazanan bir sürece dönüştürmektedir. Böylece rıza, zaman içinde pekişen ve seçeneklerin giderek zayıfladığı bir yapıya evrilmektedir.

Görünmezlik ve Doğallaştırma: Algoritmik rıza üretiminin en önemli özelliklerinden biri, bu süreçlerin büyük ölçüde görünmez olmasıdır. Bireyler, maruz kaldıkları içeriklerin nasıl seçildiğini, hangi ölçütlere göre sıralandığını ve neden kendilerine sunulduğunu çoğu zaman bilmemektedir. Bu durum, yönlendirme süreçlerinin dışsal bir müdahale olarak değil, doğal bilgi akışının bir parçası olarak algılanmasına yol açmaktadır. Böylece rıza, sorgulanan bir süreç olmaktan çıkarak doğallaştırılmış bir kabule dönüşmektedir.

Değerlendirilecek olursa, bu mekanizmalar birlikte ele alındığında algoritmik sistemlerin toplumsal rıza üretimini toplu ve söylemsel bir süreçten bireyselleştirilmiş, veri temelli ve sürekli optimumlaştırılan bir yapıya dönüştürdüğü görülmektedir. Bu dönüşüm, rızanın üretim biçimini köklü biçimde değiştirerek, onu daha mikro düzeyde işleyen, görünmez ve dirençle daha az karşılaşan bir süreç durumuna getirmektedir. Dolayısıyla algoritmik sistemler, yalnızca bilgi akışını düzenleyen teknik araçlar değil, aynı zamanda toplumsal rızanın üretim ve yeniden üretim süreçlerini dönüştüren yapısal mekanizmalar olarak işlev görmektedir. Bu durum, “algoritmik hegemonya” kavramının işaret ettiği üzere, iktidarın artık söylemden çok veri ve algoritmalar üzerinden kurulduğu yeni bir hegemonya biçimine işaret etmektedir.

Verimlilik ve etkililik artışı ile algoritmik rıza üretimi arasındaki ilişki nasıl bir gerilim üretmektedir ve bu gerilim kamu yönetiminin demokratik niteliğini nasıl etkilemektedir?

Yapay zeka ve veri temelli sistemlerin kamu yönetiminde yaygınlaşması, yönetsel verimlilik ve etkililikte önemli artışlar sağlamaktadır. Ancak bu artış, aynı zamanda algoritmik rıza üretimi mekanizmalarının güçlenmesiyle birlikte kamu yönetiminin demokratik niteliği açısından yapısal bir gerilim üretmektedir. Bu gerilim, “teknik ussallık” ile “demokratik meşruluk” arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda söz konusu gerilim dört temel eksen üzerinden ortaya çıkmaktadır:

Optimumlaştırma Mantığı ile Demokratik Çoğulculuk Arasındaki Gerilim: Algoritmik sistemler, karar alma ve hizmet sunum süreçlerini optimumlaştırmayı hedefler. Bu optimumlaştırma en yüksek etkileşim, en hızlı sonuç ve en düşük maliyet gibi ölçütler üzerinden çalışır. Ancak demokratik süreçler verimlilikten çok çoğulculuk, temsil ve farklı görüşlerin görünürlüğü gibi değerlere dayanır. Bu nedenle algoritmik optimumlaştırma farklılıkları dengelemek yerine belirli eğilimleri güçlendirme eğilimi gösterir. Bu durum, kamusal alanın çeşitliliğini azaltarak rızanın daha uyumlu ve yönlendirilmiş biçimde üretilmesine yol açabilir.

Teknik Etkililik ile Saydamlık Arasındaki Gerilim: Yapay zeka sistemleri, karmaşık veri işleme süreçleri sayesinde yüksek etkililik sağlar. Ancak bu sistemlerin işleyişi çoğu zaman opak (black-box) yapıda, uzman bilgisi gerektiren ve dış denetime kapalı bir özellik taşır. Bu durum, karar alma süreçlerinin saydamlığını azaltmakta ve kamu yönetiminin hesap verebilirliğini zayıflatmaktadır. Demokratik yönetimlerde kararların gerekçelendirilebilir ve denetlenebilir olması gerekirken, algoritmik sistemler bu süreci teknik ölçütlere bağlayarak siyasal sorumluluğu görünmez duruma getirebilir.

Kişiselleştirme ile Eşitlik İlkesi Arasındaki Gerilim: Algoritmik sistemler, hizmet sunumunu bireyselleştirerek etkililiği artırır. Ancak bu kişiselleştirme farklı bireylerin farklı bilgi ve hizmetlere erişmesi ve farklı yönlendirme mekanizmalarına maruz kalması sonucunu doğurur. Bu durum, vatandaşların eşit bilgiye erişimi ve eşit davranış görmesi ilkelerini zayıflatabilir. Böylece kamu yönetimi, biçimsel olarak herkese açık görünse de eylemli olarak farklılaştırılmış deneyimler üreten bir yapıya dönüşebilir.

Rıza Üretimi ile Özerklik Arasındaki Gerilim: Algoritmik rıza üretimi mekanizmaları bireylerin tercihlerini doğrudan zorlamadan yönlendirme kapasitesine sahiptir. Bu süreçte bireyler farkında olmadan belirli seçeneklere yönelmekte ve kendi kararlarını verdiklerini düşünmekte ancak yapılandırılmış bir tercih ortamında hareket etmektedir. Bu durum, bireysel özerklik ile yönlendirilmiş rıza arasındaki sınırın bulanıklaşmasına yol açmaktadır. Demokratik sistemlerin temelinde yer alan bilinçli ve özgür tercih ilkesi bu süreçte dolaylı ve görünmez müdahalelerle aşınabilmektedir.

Değerlendirilecek olursa, bu çözümleme çerçevesinde, yapay zeka temelli sistemlerin kamu yönetiminde yarattığı verimlilik ve etkililik artışı ile algoritmik rıza üretimi arasında yapısal bir gerilim bulunduğu görülmektedir. Bu gerilim teknik akılcılığı güçlendirirken demokratik ilkeleri yeniden tanımlamakta ve kısmen aşındırmaktadır. Sonuç olarak kamu yönetimi daha hızlı, daha etkili ve daha veri temelli duruma gelirken, aynı zamanda daha az saydam, daha az eşitlikçi ve daha fazla yönlendirme kapasitesine sahip bir yapıya dönüşme riski taşımaktadır. Bu nedenle yapay zeka temelli yönetsel dönüşüm, yalnızca bir çağdaşlaşma süreci olarak değil, kamu yönetiminin demokratik niteliğini yeniden şekillendiren ve gizil güç olarak sınırlayan bir güç ilişkisi olarak değerlendirilmelidir. Bu gerilim, “algoritmik hegemonya” kavramının işaret ettiği üzere verimlilik ile rıza üretiminin iç içe geçtiği yeni bir yönetişim biçiminin ortaya çıktığını göstermektedir.

“Algoritmik hegemonya” kavramı kamu yönetiminde sayısallaşma süreçlerini açıklamada ne ölçüde işlevsel bir kuramsal araç sunmaktadır?

“Algoritmik hegemonya” kavramı, kamu yönetiminde sayısallaşma süreçlerini yalnızca teknik dönüşümler olarak değil, aynı zamanda iktidar ilişkilerinin yeniden yapılandırılması olarak ele alması bakımından güçlü ve işlevsel bir kuramsal çerçeve sunmaktadır. Bu kavram, mevcut yazında sıklıkla vurgulanan verimlilik, etkililik, karlılık ve sayısal dönüşüm odaklı yaklaşımların ötesine geçerek, sayısallaşmanın siyasal ve toplumsal sonuçlarını görünür kılmaktadır. Kavramın işlevselliği dört temel düzeyde ortaya çıkmaktadır:

Açıklayıcılık ve Teknik Süreçleri Siyasal Bağlama Yerleştirme: Kamu yönetiminde sayısallaşma çoğu zaman hizmetlerin sayısallaşması, veri yönetimi kapasitesinin artması ve yönetsel etkinliğin yükselmesi çerçevesinde ele alınmaktadır. “Algoritmik hegemonya” kavramı ise bu süreçlerin yalnızca teknik değil, aynı zamanda iktidarın işleyiş biçimini dönüştüren devingenler olduğunu ortaya koymaktadır. Böylece sayısallaşma, “nötr” bir çağdaşlaşma süreci olmaktan çıkarak, rıza üretimi ve davranış yönlendirme mekanizmalarıyla ilişkili bir olgu olarak çözümlenebilmektedir.

Bütünleştiricilik ve Kuramsal Yaklaşımlar Arasında Köprü Kurma: Kavram, klasik hegemonya yaklaşımı ile ‘iktidar–bilgi’ ilişkisini sayısal çağ bağlamında yeniden yorumlayarak farklı kuramsal gelenekleri bir araya getirmektedir. Bu yönüyle Gramsciyen rıza [2] üretimi, Foucault’cu bilgi ve söylem çözümlemesi ve çağdaş sayısal yönetişim yaklaşımları tek bir çözümleyici çerçeve içinde bütünleştirilmektedir. Bu bütünleştirici yapı, kamu yönetiminde sayısallaşmanın yalnızca yönetsel değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir süreç olarak kavranmasını olanaklı kılmaktadır.

Ayırt Edicilik ve Yeni Güç Biçimlerini Tanımlama Kapasitesi: “Algoritmik hegemonya” kavramı, klasik hegemonya biçimlerinden farklı olarak üç özgül özelliği görünür kılmaktadır:

Mikro düzeyde işleyiş: Rıza bireysel düzeyde ve veri temelli olarak üretilmektedir.

Süreklilik ve devingenlik: Rıza üretimi tek seferlik değil, sürekli güncellenen bir süreçtir.

Görünmezlik: Yönlendirme mekanizmaları çoğu zaman fark edilmemektedir.

Bu özellikler, kamu yönetiminde ortaya çıkan yeni güç biçimlerinin klasik ideolojik aygıtlarla açıklanamayacağını göstermekte ve kavramın ayırt edici değerini ortaya koymaktadır.

Eleştirel Kapasite ve Normatif Sorun Alanlarını Görünür Kılma: Kavramın en önemli katkılarından biri, sayısallaşma süreçlerinin demokratik etkilerini eleştirel bir bakış açısından değerlendirmeye olanak tanımasıdır. Bu çerçevede saydamlık eksikliği, hesap verebilirlik sorunları, eşitsiz bilgi dağılımı ve davranışsal yönlendirme gibi sorunlar sistemli biçimde çözümlenebilmektedir. Bu yönüyle “algoritmik hegemonya”, yalnızca açıklayıcı değil, aynı zamanda sorgulayıcı ve eleştirel bir araç olarak işlev görmektedir.

Sınırlılıklar ve Geliştirme Alanları: Bununla birlikte kavramın bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Özellikle görgül olarak doğrudan ölçülmesinin güç olması, algoritmik süreçlerin saydam olmaması ve nedensellik ilişkilerinin dolaylı göstergeler üzerinden kurulması kavramın uygulanabilirliğini sınırlayabilir. Bu nedenle kavramın gelecekte karşılaştırmalı çalışmalarla desteklenmesi, farklı ülke örnekleri üzerinden sınanması ve nicel yöntemlerle tamamlanması önem taşımaktadır.

Değerlendirilecek olursa, tüm bu boyutlar birlikte değerlendirildiğinde, “algoritmik hegemonya” kavramının kamu yönetiminde sayısallaşma süreçlerini açıklamada yüksek düzeyde işlevsel bir kuramsal araç sunduğu görülmektedir. Kavram teknik dönüşümleri siyasal bağlama yerleştirmekte, farklı kuramsal yaklaşımları bütünleştirmekte, yeni güç biçimlerini görünür kılmakta ve demokratik sonuçları eleştirel biçimde analiz etmektedir. Bu yönüyle “algoritmik hegemonya”, kamu yönetiminde sayısallaşmanın yalnızca bir çağdaşlaşma süreci değil, aynı zamanda iktidarın yeniden üretildiği bir alan olduğunu ortaya koyan güçlü ve özgün bir çözümleyici çerçeve sunmaktadır.

Yapay zeka temelli yönetişim mekanizmaları, saydamlık, hesap verebilirlik ve demokratik özerklik ilkeleri üzerinde ne tür yapısal etkiler yaratmaktadır?

Yapay zeka temelli yönetişim mekanizmalarının kamu yönetiminde yaygınlaşması, yalnızca teknik kapasiteyi artırmakla kalmamakta, aynı zamanda demokratik yönetimin temel ilkeleri olan saydamlık, hesap verebilirlik ve demokratik özerklik üzerinde derin ve yapısal etkiler yaratmaktadır. Bu etkiler, söz konusu ilkelerin tamamen ortadan kalkmasından çok içeriklerinin yeniden tanımlanması ve işleyiş biçimlerinin dönüşmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Saydamlığın Teknik Düzeyinin Artması ve Opaklaşma [3]: Yapay zeka sistemleri, karmaşık veri işleme ve karar destek mekanizmaları üzerinden çalıştığı için yönetsel süreçlerin anlaşılabilirliğini azaltmaktadır. Kararların hangi veriye, hangi ölçütlere ve hangi algoritmik süreçlere dayanarak alındığı çoğu zaman açık değildir. Bu durum iki yönlü bir dönüşüm yaratmaktadır. Bir yandan veri üretimi ve izleme kapasitesi artarak “görünürlük” genişlemekte ve öte yandan karar süreçlerinin iç mantığı daha yüksek teknik düzeye ulaşarak anlaşılabilir saydamlık zayıflamaktadır. Sonuç olarak saydamlık kamunun denetleyebileceği bir açıklıktan çok uzman bilgisine bağımlı teknik bir görünürlük biçimine dönüşmektedir.

Hesap Verebilirliğin Dağılması ve Sorumluluğun Belirsizleşmesi: Algoritmik karar süreçleri birden fazla aktörün (yazılım geliştiriciler, veri sağlayıcılar, kamu kurumları, platformlar) katkısıyla oluşmaktadır. Bu durum, kararların sorumluluğunu tek bir aktöre atfetmeyi zorlaştırmaktadır. Bu çerçevede kararın sahibi kimdir sorusu belirsizleşmekte, hata veya yanlılık durumunda sorumluluk dağılmakta ve siyasal ve yönetsel hesap verebilirlik zayıflamaktadır. Böylece kamu yönetimi klasik anlamda sorumluluğun açık biçimde tanımlandığı bir yapıdan, dağıtık ve muğlak sorumluluk ilişkilerine dayanan bir yapıya evrilmektedir.

Demokratik Özerkliğin Dolaylı Biçimde Aşınması: Yapay zeka temelli yönetişim mekanizmaları, bireylerin kararlarını doğrudan zorlamadan, bilgi akışını ve tercih ortamını düzenleyerek yönlendirme kapasitesine sahiptir. Bu durum, bireylerin hangi bilgilere erişeceğini, hangi seçenekleri göreceğini ve hangi davranışların özendirileceğini algoritmik olarak belirlenebilir duruma getirmektedir. Bu süreçte bireyler kararlarını özgürce aldıklarını düşünse de bu kararlar önceden yapılandırılmış bir tercih mimarisi içinde şekillenmektedir. Bu da demokratik özerkliğin açık bir baskı yoluyla değil, dolaylı ve görünmez müdahalelerle aşınmasına yol açmaktadır.

Eşitsizliklerin Derinleşmesi ve Asimetrik Bilgi Dağılımı: Algoritmik sistemler, veri erişimi ve işleme kapasitesi yüksek olan aktörlere önemli üstünlükler sağlamaktadır. Bu durum kamu ile vatandaş arasında, farklı toplumsal gruplar arasında ve siyasal aktörler arasında bilgi ve etki kapasitesi bakımından asimetriler yaratmaktadır. Bu asimetriler, demokratik süreçlerin temelini oluşturan eşit katılım ve eşit bilgiye erişim ilkelerini zayıflatmaktadır. Böylece yönetişim, biçimsel olarak kapsayıcı görünse de eylemli olarak eşitsiz güç ilişkileri üzerinden işlemeye başlayabilmektedir.

Süreklilik ve Otomasyon Yoluyla Normların Dönüşümü: Algoritmik yönetişim mekanizmaları karar alma ve yönlendirme süreçlerini sürekli ve otomatik duruma getirmektedir. Bu süreklilik yönetsel müdahalelerin yoğunluğunu artırmakta, birey-devlet etkileşimini kesintisiz duruma getirmekte ve yönetişim süreçlerini gündelik yaşamın içine gömmektedir. Bu durum, demokratik denetim mekanizmalarının müdahale edebileceği alanı daraltmakta ve yönetişimi sürekli işleyen bir teknik süreç durumuna getirmektedir.

Değerlendirilecek olursa, bu çözümleme çerçevesinde, yapay zeka temelli yönetişim mekanizmalarının saydamlığı daha teknik kılarak sınırladığı, hesap verebilirliği dağıtarak belirsizleştirdiği, demokratik özerkliği dolaylı biçimde aşındırdığı ve eşitlik ilkesini asimetrik bilgi yapıları üzerinden zayıflattığı görülmektedir. Dolayısıyla bu dönüşüm, demokratik ilkelerin tamamen ortadan kalkmasından çok onların içeriğini ve işleyiş biçimini yeniden tanımlayan yapısal bir yeniden düzenleme anlamına gelmektedir. Bu bağlamda yapay zeka temelli yönetişim kamu yönetimini daha etkili duruma getirirken, aynı zamanda demokratik niteliğini yeniden şekillendiren ve sınırlandıran bir güç alanı yaratmaktadır. Bu durum, “algoritmik hegemonya” kavramının işaret ettiği üzere, iktidarın artık yalnızca kurumsal ve hukuksal araçlarla değil, aynı zamanda veri, algoritma ve sayısal altyapılar üzerinden kurulduğunu ortaya koymaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, yapay zeka temelli sistemlerin kamu yönetiminde yalnızca verimlilik ve etkililik artışı sağlayan teknik araçlar olmadığını ve aynı zamanda toplumsal rıza üretimini, siyasal iktidar ilişkilerini ve demokratik süreçlerin işleyişini dönüştüren yapısal bir güç alanı oluşturduğunu ortaya koymuştur. Sayısallaşma süreçleri, klasik kamu yönetimi anlayışında merkezi olan hizmet sunumu işlevini aşarak, birey davranışlarının öngörülmesi, yönlendirilmesi ve sürekli olarak optimumlaştırılması üzerine kurulu yeni bir yönetişim biçiminin gelişmesine zemin hazırlamaktadır.

Bu dönüşüm, kamu yönetiminin doğasını köklü biçimde yeniden tanımlamaktadır. Yapay zeka temelli yönetişim mekanizmaları sayesinde yönetim “reaktif” bir yapıdan “proaktif” ve “öngörücü” bir yapıya evrilmekte ve karar alma süreçleri veri temelli çözümlemeler üzerinden şekillenmekte ve bireylerle kurulan ilişki sürekli ve devingen bir etkileşim durumuna gelmektedir. Ancak bu teknik dönüşüm, aynı zamanda toplumsal rıza üretiminin algoritmik süreçler aracılığıyla mikro düzeyde, görünmez ve sürekli biçimde yeniden oluşturulmasına olanak tanımaktadır. Bu durum, rızanın toplu tartışma ve kamusal olarak belirlenme süreçlerinden çok bireyselleştirilmiş bilgi akışları ve yapılandırılmış tercih ortamları içinde oluşmasına yol açmaktadır.

Çalışmada geliştirilen “algoritmik hegemonya” kavramı, bu çok katmanlı dönüşümü açıklamak bakımından güçlü bir kuramsal araç sunmaktadır. Kavram, sayısallaşmayı teknik bir çağdaşlaşma süreci olarak ele alan yaklaşımların ötesine geçerek, veri ve algoritmaların iktidarın üretim ve yeniden üretim süreçlerindeki rolünü görünür kılmaktadır. Bu bağlamda algoritmik hegemonya, rıza üretiminin mikro hedefleme, algoritmik pekiştirme, davranışsal yönlendirme ve geri besleme mekanizmaları üzerinden işlediği yeni bir hegemonya biçimine işaret etmektedir.

Bununla birlikte, yapay zeka temelli yönetişim mekanizmalarının yaygınlaşması, demokratik yönetimin temel ilkeleri açısından önemli gerilimler üretmektedir. Verimlilik ve etkililik artışı, çoğulculuk, eşitlik ve saydamlık gibi demokratik değerlerle her zaman uyumlu değildir. Algoritmik sistemlerin opak yapısı saydamlığı sınırlamakta, karar süreçlerindeki çok aktörlü yapı hesap verebilirliği belirsizleştirmekte, kişiselleştirilmiş hizmet ve bilgi akışları eşitlik ilkesini zayıflatmakta ve davranışsal yönlendirme mekanizmaları ise bireysel özerkliği dolaylı biçimde aşındırmaktadır. Bu çerçevede kamu yönetimi, daha etkili duruma gelirken aynı zamanda daha az görünür, daha az sorgulanabilir ve daha fazla yönlendirme kapasitesine sahip bir yapıya dönüşme riski taşımaktadır.

Sonuç olarak, yapay zeka çağında kamu yönetiminin dönüşümü yalnızca yönetim kapasitenin artışıyla açıklanamaz. Bu dönüşüm aynı zamanda demokratik sistemlerin işleyişini yeniden şekillendiren bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Demokratik gerileme artık yalnızca kurumsal zayıflama ile değil, bilgi ekosisteminin algoritmik olarak yeniden yapılandırılmasıyla da gerçekleşmektedir. Bu bağlamda, demokratik yönetimin sürdürülebilirliği, yalnızca hukuksal ve kurumsal reformlara değil, aynı zamanda algoritmik güç yapılarını denetleyen, saydamlaştıran ve demokratik ilkelerle uyumlu kılan yeni yönetişim mekanizmalarının geliştirilmesine bağlıdır. Yapay zeka temelli sistemlerin sunduğu olanaklar ile yarattığı yapısal riskler arasındaki denge, çağdaş kamu yönetiminin en temel sorunu durumuna gelmiştir.

 

 

 

 


 

Kaynakça

Aneesh, A. (2009). Global labor: Algocratic modes of organization. Sociological Theory, 27(4), 347–370. https://doi.org/10.1111/j.1467-9558.2009.01352.x

Beer, D. (2017). The social power of algorithms. Information, Communication ve Society, 20(1), 1–13. https://doi.org/10.1080/1369118X.2016.1216147

Benkler, Y. (2006). The wealth of networks: How social production transforms markets and freedom. Yale University Press.

Bentham, Jeremy (2008). Panoptikon - Gözün İktidarı.  Çevirmen: Zeynep Özarslan ve Barış Çoban. Su Yayınları.

Couldry, N., ve Mejias, U. A. (2019). The costs of connection: How data is colonizing human life and appropriating it for capitalism. Stanford University Press.

Creemers, R. (2018). China’s social credit system: An evolving practice of control. SSRN Electronic Journal. https://doi.org/10.2139/ssrn.3175792

Danaher, J., Hogan, M. J., Noone, C., Kennedy, R., Behan, A., De Paor, A., … Shankar, K. (2017). Algorithmic governance: Developing a research agenda through the power of collective intelligence. Big Data ve Society, 4(2). https://doi.org/10.1177/2053951717726554

Davenport, T. H., ve Ronanki, R. (2018). Artificial intelligence for the real world. Harvard Business Review, 96(1), 108–116.

Feldstein, S. (2019). The global expansion of AI surveillance. Carnegie Endowment for International Peace.

Feldstein, S. (2021). The rise of digital repression: How technology is reshaping power, politics, and resistance. Oxford University Press.

Floridi, L., Cowls, J., Beltrametti, M., Chatila, R., Chazerand, P., Dignum, V., … Vayena, E. (2018). AI4People—An ethical framework for a good AI society. Minds and Machines, 28(4), 689–707. https://doi.org/10.1007/s11023-018-9482-5

Foucault, M. (1980). Power/knowledge: Selected interviews and other writings 1972–1977 (C. Gordon, Ed.). Pantheon Books.

Foucault, Michel. (2000). Özne ve İktidar. (Çev.: Işık Ergüden ve Osman Akınbay, Yay. Haz.: Ferda Keskin), Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Foucault, Michel. (2019). Hapishanenin Doğuşu. İmge Kitabevi Yayınları.

Freedom House. (2023). Freedom on the Net 2023: The repression power of artificial intelligence. https://freedomhouse.org

Gramsci, A. (1971). Selections from the prison notebooks (Q. Hoare ve G. Nowell Smith, Trans.). International Publishers.

Gramsci, Antonio. (2022). Gramsci Kitabı: Seçme Yazılar 1916 – 1935. Çev: İbrahim Yıldız. Dipnot.

Howard, P. N. (2020). Lie machines: How to save democracy from troll armies, deceitful robots, junk news operations, and political operatives. Yale University Press.

King, G., Pan, J., ve Roberts, M. E. (2017). How the Chinese government fabricates social media posts for strategic distraction. American Political Science Review, 111(3), 484–501. https://doi.org/10.1017/S0003055417000144

Kitchin, R. (2017). Thinking critically about and researching algorithms. Information, Communication ve Society, 20(1), 14–29. https://doi.org/10.1080/1369118X.2016.1154087

Kitchin, R. (2021). Data lives: How data are made and shape our world. Bristol University Press.

Margetts, H., ve Naumann, A. (2017). Government as a platform: What can Estonia show the world? Oxford Internet Institute Working Paper.

Mayer-Schönberger, V., ve Cukier, K. (2013). Big data: A revolution that will transform how we live, work, and think. Houghton Mifflin Harcourt.

Morozov, E. (2011). The net delusion: The dark side of internet freedom. PublicAffairs.

Müller, V. C. (Ed.). (2021). Ethics of artificial intelligence and robotics. Oxford University Press.

Noble, S. U. (2018). Algorithms of oppression: How search engines reinforce racism. NYU Press.

O’Neil, C. (2016). Weapons of math destruction: How big data increases inequality and threatens democracy. Crown.

Pasquale, F. (2015). The black box society: The secret algorithms that control money and information. Harvard University Press.

Polyakova, A., ve Meserole, C. (2019). Exporting digital authoritarianism: The Russian and Chinese models. Brookings Institution Report.

Rahwan, I., Cebrian, M., Obradovich, N., Bongard, J., Bonnefon, J. F., Breazeal, C., … Wellman, M. (2019). Machine behaviour. Nature, 568(7753), 477–486. https://doi.org/10.1038/s41586-019-1138-y

Roberts, M. E. (2018). Censored: Distraction and diversion inside China’s Great Firewall. Princeton University Press.

Shahbaz, A. (Ed.). (2018–2023). Freedom on the Net reports. Freedom House.

Skinner, B. F. (2002). Beyond Freedom and Dignity. Hackett Classics.

Sunstein, C. R. (2001). Republic.com. Princeton University Press.

Sunstein, C. R. (2017). Republic: Divided democracy in the age of social media. Princeton University Press.

Tufekci, Z. (2015). Algorithmic harms beyond Facebook and Google: Emergent challenges of computational agency. Colorado Technology Law Journal, 13, 203–218.

Tufekci, Z. (2017). Twitter and tear gas: The power and fragility of networked protest. Yale University Press.

Yeung, K. (2018). Algorithmic regulation: A critical interrogation. Regulation ve Governance, 12(4), 505–523. https://doi.org/10.1111/rego.12158

Zuboff, S. (2019). The age of surveillance capitalism: The fight for a human future at the new frontier of power. PublicAffairs.



[1] Kamu yönetiminde optimum, sınırlı kamu kaynaklarını kullanarak en yüksek toplumsal yararı (etkililik) sağlayan, maliyetleri ise en aşağı düzeyde tutan en uygun, elverişli ve verimli yönetim düzeyi veya çözüm noktasıdır. Bu kavram, kamu hizmetlerinin kalitesini düşürmeden, gereksiz harcamalardan kaçınarak, "en iyi" yönetim başarımı ile kaynakların en elverişli kullanımını ifade eder.

[2] Gramsciyen rıza üretimi, egemen sınıfın toplum üzerindeki egemenliğini fiziksel zorlama yerine, eğitim, medya, din ve kültür gibi sivil toplum kurumları aracılığıyla kültürel hegemonya kurarak, yönetilenlerin gönüllü desteğiyle sürdürmesi sürecidir. Bu yaklaşım, iktidarın zorla değil, değerlerin içselleştirilmesiyle (rızayla) meşrulaştırılmasını sağlar.

[3] Opak, ışığı geçirmeyen, arkasındaki nesnelerin görünmesine izin vermeyen, saydam olmayan ve genellikle mat görünümlü maddelere verilen addır.

Hiç yorum yok: