Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

30 Mart 2026 Pazartesi

 

Siyasal Söylem, Uluslararası Normlar ve Güven Erozyonu: ABD’nin Küresel Konumuna İlişkin Bir Değerlendirme

 

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

Uluslararası ilişkilerde devletlerin konumu yalnızca maddi kapasiteyle değil, aynı zamanda normatif meşruluk ve söylem uygulamalarıyla da şekillenir. Bu çerçevede siyasal söylem, devletlerin yalnızca iç kamuoyuna değil, aynı zamanda uluslararası aktörlere yönelik stratejik bir araç olarak işlev görür. Son yıllarda ABD’nin dış siyasa söyleminde gözlenen sertleşme, bu bağlamda önemli bir çözümleme alanı sunmaktadır.

Özellikle ABD başkanının bazı uluslararası aktörlere yönelik kişisel ve zaman zaman aşağılayıcı ifadeleri, klasik diplomatik normların dışına çıkan bir söylem repertuarına işaret etmektedir. Bu durum, yalnızca retorik bir tercih olarak değerlendirilemez, aksine, devletin uluslararası sistemde nasıl konumlandığını gösteren daha geniş bir siyasal stratejinin parçasıdır. Zira diplomatik söylem, yalnızca iletişim değil, aynı zamanda güç ilişkilerinin simgesel üretimidir.

Bu noktada, uluslararası sistemde meşruluk kavramı büyük bir öneme sahiptir. Meşruluk, devletlerin eylemlerinin yalnızca güç kullanımına dayanmadığı, aynı zamanda kabul gören normlara uygunluk üzerinden değerlendirildiği bir zemini ifade eder. ABD’nin son dönemde izlediği bazı dış siyasa uygulamaları (ekonomik yaptırımların genişletilmesi, tek taraflı askeri müdahale eğilimleri ve müttefiklerle yaşanan gerilimler) bu meşruluk zemininin aşınmasına katkıda bulunmuştur.

Bu bağlamda Venezuela, Küba, Grönland tartışmaları ve İran gerilimi gibi örnekler ABD’nin dış siyasa repertuarında tek taraflılık (unilateralism) eğiliminin güçlendiğine işaret etmektedir. Bu tür siyasalar, özellikle liberal uluslararası düzenin temelini oluşturan çok taraflılık ilkesini zayıflatmakta ve müttefik ilişkilerinde güven erozyonuna yol açmaktadır.

Nitekim İran meselesi, bu güven erozyonunun somut sonuçlarını ortaya koyan önemli bir örnektir. ABD’nin askeri veya diplomatik girişimlerine uluslararası desteğin sınırlı kalması, yalnızca güncel siyasal konjonktürle değil, aynı zamanda uzun vadeli birikimli güvensizlikle açıklanabilir. Bu durum, uluslararası ilişkiler yazınında “koalisyon kapasitesinin zayıflaması” olarak değerlendirilebilir.

Bu çerçevede, ABD’nin dış siyasa söylemi ile uygulamaları arasındaki uyumsuzluk, normatif gücün aşınmasına yol açmaktadır. Özellikle müttefiklere yönelik eleştirel ve zaman zaman küçümseyici söylemler, güven temelli ilişkilerin yeniden üretimini zorlaştırmaktadır. Oysa uluslararası sistemde güven, askeri güç kadar önemli bir değişkendir ve hatta bazı durumlarda daha belirleyici olabilir.

Öte yandan, söz konusu söylem ve siyasa tercihleri, belirli ideolojik yönelimlerle de ilişkilendirilebilir. Yazında bu tür yaklaşımlar, çoğu zaman milliyetçi-popülist ya da aşırı sağ eğilimlerle bağlantılı olarak ele alınmaktadır. Bu ideolojik çerçevede, ulusal çıkarın mutlaklaştırılması ve uluslararası normların ikincilleştirilmesi söz konusudur. Ancak bu yaklaşım, uzun vadede devletin uluslararası sistemdeki konumunu zayıflatma gizil gücü taşımaktadır.

Uluslararası hukuk açısından değerlendirildiğinde ise, devletlerin davranışlarının yalnızca güç dengelerine değil, aynı zamanda normatif çerçevelere uygun olması beklenir. Ancak bazı dış siyasa uygulamaları, bu normatif çerçevenin esnetildiği veya ihlal edildiği yönünde algılar üretmektedir. Bu durum, uluslararası hukuk rejiminin zayıflamasına ve sistemin daha öngörülemez hale gelmesine neden olabilir.

Sonuç olarak, ABD’nin güncel dış siyasa söylemi ve uygulamaları birlikte değerlendirildiğinde üç temel dinamik öne çıkmaktadır: Normatif meşruluğun aşınması, müttefik güveninin zayıflaması ve uluslararası koalisyon kapasitesinin daralması. Bu devingenler, ABD’nin küresel liderlik kapasitesinde göreli bir gerilemeye işaret etmektedir. Bu gerileme, doğrudan bir “çöküş” olarak değil, ancak kademeli bir güven ve etki kaybı süreci olarak okunmalıdır. Dolayısıyla, günümüzde temel soru şudur: ABD, uluslararası sistemdeki konumunu yeniden nasıl tanımlayacaktır? Bu yeniden tanımlama sürecinde söylemin rolü ne olacaktır? Ve en önemlisi, güvenin yeniden kurulması olanaklı mıdır? Bu sorular, yalnızca ABD’nin değil, aynı zamanda küresel sistemin geleceğini belirleyecek temel tartışma alanlarını oluşturmaktadır.

Hiç yorum yok: