MEKKE
ANLAŞMASI TBMM’NE SUNULDU
Görüşüm:
Mekke Anlaşması mevcut durumuyla gerekli hukuksal ve stratejik açıklamalar
yapılmadan onaylanmamalıdır.
Anlaşmanın
Türkiye'ye savunma sanayii iş birliği, ortak üretim, teknoloji geliştirme ve
bölgesel caydırıcılık bakımından önemli olanaklar sağlayabileceğini kabul
ediyorum. Bununla birlikte, bu kazanımların Türkiye'nin üstleneceği askeri ve
siyasal yükümlülüklerle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Böylesine
önemli bir anlaşma, yalnızca devlet başkanlarının siyasal iradeleriyle
değerlendirilemez. Türkiye'nin askeri yükümlülüklerini, bölgesel ilişkilerini,
uluslararası ittifaklarını ve anayasal karar alma düzenini etkileyebilecek bir
metin söz konusudur. Bu nedenle anlaşmanın hazırlanmasında diplomatik, askeri,
hukuksal ve stratejik değerlendirmelerin ne ölçüde yapıldığı bilinmelidir.
Özellikle şu
sorular yanıtlanmalıdır:
1.
Hazırlık süreci:
Anlaşma hangi tarihte ve hangi gerekçeyle gündeme alınmıştır? Görüşmeler ne
kadar sürmüştür? İlgili kamu kurumlarının görüşleri alınmış mıdır?
2. Askeri
sonuçlar: Karşılıklı
yardım yükümlülüğünün Türkiye'yi hangi koşullarda askeri hareketlere veya
silahlı çatışmaya sürükleyebileceği değerlendirilmiş midir?
3.
Hukuksal inceleme:
Anlaşmanın 2. maddesi başta olmak üzere hükümleri Türkiye'nin Anayasa'sı ve
mevcut uluslararası yükümlülükleri açısından ayrıntılı biçimde incelenmiş
midir?
4.
Stratejik sonuçlar:
İran-Suudi Arabistan, Pakistan-Hindistan ve Türkiye'nin Yunanistan veya
İsrail'le yaşayabileceği olası çatışmaların sonuçlarına ilişkin senaryo
çalışmaları yapılmış mıdır?
5. Karar
alma güvenceleri:
Anlaşmanın uygulanmasına ilişkin kararlar alınırken Türkiye'nin anayasal
organlarının yetki ve sorumlulukları nasıl korunacaktır?
Bu soruların
yanıtları ortaya konulmadan anlaşmanın Türkiye açısından sağlayacağı yararlarla
üstleneceği riskler arasında sağlıklı bir değerlendirme yapmak olanaklı
değildir.
Benim temel
endişem anlaşmanın amaçlarından çok bu kapsamlı güvenlik ve savunma
düzenlemesinin yeterli hazırlık yapılıp yapılmadığı açıklığa kavuşturulmadan
hızlı bir siyasal süreç içinde sonuçlandırılmış olmasıdır.
Özellikle
anlaşmanın 2. maddesinde düzenlenen karşılıklı yardım yükümlülüğünün kapsamı
Türkiye'nin hangi koşullarda askeri kuvvet konuşlandırabileceği veya doğrudan
silahlı çatışmaya katılabileceği ve bu kararların Anayasa'nın 90. ve 92.
maddeleriyle ilişkisi açıklığa kavuşturulmalıdır.
İran-Suudi
Arabistan, Pakistan-Hindistan, Türkiye-Yunanistan ve Türkiye-İsrail çatışmaları
gibi olası senaryoların Türkiye açısından doğurabileceği sonuçlar da
değerlendirilmelidir.
Ayrıca ortak
komitenin yetkileri ulusal karar alma mekanizmalarının korunması ve anlaşmadan
çekilmenin sonuçları üzerinde durulmalıdır.
Bu nedenle
önerim anlaşmanın peşin olarak reddedilmesi değil, TBMM'nin onay kararı
vermeden önce bu konularda açık ve yeterli hukuksal ve stratejik değerlendirme
istemesidir.
Bu
değerlendirmeler sonucunda Türkiye'nin güvenlik çıkarları ile anayasal
yükümlülükleri arasında makul bir denge bulunduğu ortaya konulursa anlaşmanın
onaylanması desteklenebilir.
Aksi
durumda, gerekli hazırlıklar ve incelemeler yapılıncaya ve güvenceler
sağlanıncaya kadar onay süreci ertelenmelidir.
Kesin karar
almada asıl ölçüt şu olmalıdır: Türkiye, bu anlaşmayı yalnızca siyasal
yakınlaşmanın bir göstergesi olarak mı imzalamaktadır, yoksa doğurabileceği
yükümlülükleri, riskleri ve uzun vadeli sonuçları bütün yönleriyle inceleyerek
mi kabul etmektedir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder