Bir Millet, İki Devlet: Peki, İki Ayrı İrade?
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki
ilişkiler uzun yıllardır “Bir millet, iki devlet” sözüyle anlatılıyor. Ortak
dil, tarih, kültürel yakınlık ve stratejik iş birliği bu söylemin temelini
oluşturuyor. Ancak son günlerde yaşananlar bu ilişkinin sınırları hakkında
önemli bir soruyu yeniden gündeme getirdi: Kardeşlik, bir devletin diğerinin iç
işlerine karışma hakkını da içerir mi?
Tartışma Azerbaycan'daki devlet
okullarında başörtülü öğrenci ve öğretmenlerin kıyafetleri üzerinden başladı.
Türkiye'de Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral ve bazı AKP milletvekilleri
uygulamaya tepki gösterdi. Bunun üzerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in
liderliğindeki Yeni Azerbaycan Partisi 13 Ekim'de yayımladığı açıklamayla
AKP'yi doğrudan eleştirdi. Açıklamada, hiçbir Müslüman ülkenin başka bir
Müslüman halka kendi iradesini dayatma veya kendisini üstün görme hakkına sahip
olmadığı belirtildi.
Böylece başörtüsü tartışması, bireysel
inanç özgürlüğü ve eğitim hakkının ötesine geçerek iki devlet arasındaki
ilişkinin niteliğine ilişkin bir tartışmaya dönüştü.
Aliyev'in Karabağ
mesajı
Aslında tartışmanın arka planında
Aliyev'in birkaç gün önce yaptığı başka bir açıklama da bulunuyor. Aliyev 2
Ekim'de Yeni Azerbaycan Partisi'nin VIII. Kongresi'nde konuşurken ülkesinin
dışarıdan korunmaya gereksinmesi olmadığını söyledi. Yardıma gereksinme
duydukları dönemde kimsenin kendilerine el uzatmadığını ve bir milyon
mültecileri bulunduğunda da yardım görmediklerini belirtti. Satın aldıkları
bütün silahların bedelini ödediklerini ve bunları dünya fiyatlarından son
mermiye kadar satın aldıklarını vurguladı.
Bu sözler doğrudan başörtüsü
tartışmasına yanıt olarak söylenmedi. Ancak Aliyev'in bağımsızlık ve dış
müdahaleye karşı duruşunu ortaya koyması bakımından önem taşıyor.
Burada tarihsel bir ayrımı da gözden
kaçırmamak gerekir. Türkiye, 2020 Karabağ Savaşı sırasında Azerbaycan'a siyasal
destek verdi ve askeri iş birliği ve savunma alanındaki ilişkiler de
Azerbaycan'ın kapasitesinin gelişmesinde rol oynadı. Aliyev daha önce
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın desteğini açıkça takdir etmişti.
Dolayısıyla Türkiye'nin katkısını yok
saymak da Aliyev'in son açıklamasını görmezden gelmek de doğru olmaz. Asıl sorun
Azerbaycan'ın kendi kaynaklarıyla oluşturduğu askeri kapasitesini ve kazandığı
zaferi bağımsızlığının göstergesi olarak sunmasıdır.
Bir ülkeye destek vermek o ülke
üzerinde siyasal vasilik hakkı yaratmaz.
Başörtüsü:
Özgürlük mü, egemenlik mi?
Azerbaycan'daki düzenleme başörtüsünü
açıkça yasaklayan bir hüküm içermiyor. Bunun yerine, devlet okullarındaki
kıyafetlerin üniforma kurallarına ve laik eğitim ilkesine uygun olmasını
öngörüyor. Ne var ki bazı okullarda başörtülü öğrencilerin derslere alınmadığı
ve bazı öğretmenlerin de başörtülerini çıkarmaları yönünde baskıyla
karşılaştıkları bildiriliyor.
Bu uygulamalar, eğitim hakkı ve din
özgürlüğü bakımından tartışılmalıdır. Bir öğrencinin inancı nedeniyle eğitimden
uzaklaştırılması ciddi bir sorundur. Ancak bu sorunu tartışmakla başka bir
devletin iç düzenini belirleme hakkına sahip olduğunu düşünmek birbirinden
farklıdır.
Türkiye'deki başörtüsü tartışmalarının
geçmişi düşünüldüğünde iktidar çevrelerinin bu konuya duyarlılık göstermesi
şaşırtıcı değil. Fakat aynı duyarlılığın hangi siyasal amaçlarla ve hangi
yöntemlerle ortaya konduğu da sorgulanabilir.
Azerbaycan'ın tepkisi tam bu noktada
belirginleşiyor: İnanç özgürlüğü tartışmasının Türkiye'deki iç siyasetin bir
aracı durumuna getirilmesine ve Azerbaycan'ın kendi kararlarını verme hakkının
sorgulanmasına karşı çıkılıyor.
İsrail sorunu:
Aynı ortaklık, farklı öncelikler
İki ülke arasındaki farklılıklar
yalnızca başörtüsü meselesiyle sınırlı değil.
15 Ekim'de Bakü'de düzenlenen CICA
zirvesinde İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog konuşmaya başladığında Hakan Fidan
ve çok sayıda ülkenin temsilcisi salonu terk etti. Fidan'ın bu diplomatik
protestoya katılması Türkiye'nin İsrail'e yönelik tutumunu ortaya koyuyordu.
Azerbaycan ise İsrail'le enerji ve
savunma alanlarında önemli ilişkiler sürdürüyor. Bu ilişkilerin arkasında
ekonomik ve stratejik çıkarlar bulunuyor. Azerbaycan yönetimi İsrail'le
ilişkilerinin Filistinlilerin haklarını savunmakla çelişmediğini de belirtiyor.
Burada iki ülkenin dış politika
önceliklerinin her zaman örtüşmediğini görüyoruz. Türkiye'nin İsrail'e yönelik
sert tutumuyla Azerbaycan'ın İsrail'le sürdürdüğü stratejik ortaklık aynı
çizgide değil.
Bu farklılık, iki ülkenin ilişkilerini
değersizleştirmez. Ancak ortak tarih ve kültürün bütün bölgesel sorunlarda
ortak siyasa izleneceğini güvence altına almadığını gösterir.
Kardeşlik
eşitliği dışlamamalı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın
Bakü'de yaptığı açıklama iki ülke arasındaki gerilimi yatıştırma çabası olarak
okunabilir. Fidan, farklı yaklaşımların bulunabileceğini ve bunların iki ülke
arasındaki stratejik ilişkilere zarar vermemesi gerektiğini söyledi.
Bu yaklaşım anlaşılabilir. Ancak
farklılıkları yönetmek ve bunların nedenlerini görmezden gelmek anlamına
gelmemeli.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki
yakınlık değerlidir. Fakat devletler arasındaki ilişkiler yalnızca tarihsel
duygularla yürütülemez. Ulusal çıkarlar, siyasal tercihler ve bölgesel koşullar
değiştikçe öncelikler de farklılaşabilir.
“Bir millet, iki devlet” sözü, iki
ülkenin ortaklığını anlatır, iki devletin tek bir siyasal iradeye sahip
olduğunu değil.
Kardeşlik, bir tarafın diğerine yol
göstermesi veya kendi doğrularını kabul ettirmesi üzerine kurulamaz. Gerçek
ortaklık, iki tarafın da kendi kararlarını verebildiği ve görüş ayrılıklarını
karşılıklı saygıyla yönetebildiği bir ilişkidir.
Asıl soru şudur: Türkiye ile
Azerbaycan kardeşlik söylemini birbirlerinin kararlarına müdahale etmenin
gerekçesi olarak değil, eşit iki devlet arasındaki ortaklığın temeli olarak
sürdürebilecek mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder