Yargısal Darbe ve Medya Özgürlüğü: TELE1 Olayı
Üzerine Hukuksal ve Siyasal Çözümleme
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
Özet
Bu çalışma, Türkiye’de TELE1
televizyon kanalına kayyım atanmasını ve üst yönetimin gözaltına alınmasını,
yargısal darbe olgusu çerçevesinde incelemektedir. Çalışma, yargısal darbenin
yalnızca yargı organlarının hukuk dışı karar üretmesi anlamına gelmediğini,
aynı zamanda otoriterleşme sürecinin kurumsal bir aracı olarak işlev gördüğünü
ortaya koymaktadır.
2015’ten itibaren Koza-İpek ve Zaman
Grubu örnekleriyle başlayan kayyım uygulamaları, medya alanında yargı yoluyla
siyasal denetimin kurumsallaştığını göstermektedir. TELE1 vakası, bu
sürekliliğin yeni bir halkası olarak değerlendirilmektedir.
Çalışmada, casusluk suçunun maddi ve
manevi unsurları, kayyım atanmasının hukuki çerçevesi, mülkiyet hakkı, savunma
hakkı ve masumiyet karinesi gibi temel ilkeler, AİHM içtihatları (özellikle
İpek Holding v. Turkey) ışığında incelenmiştir. Elde edilen bulgular, TELE1
olayının meşru kamu yararıyla açıklanamayacağını, ölçülülük ilkesini ihlal
ettiğini ve temel hak ve özgürlükleri yargı kararıyla ortadan kaldırdığını
göstermektedir.
Sonuç olarak, TELE1 olayı, Türkiye’de
yargının siyasal araçsallaştırılması yoluyla demokrasinin kurumsal temellerinin
aşındırıldığı yargısal otoriterleşme evresinin somut bir örneği olarak
değerlendirilmiştir.
Anahtar
Kelimeler: Yargısal darbe, otoriterleşme, basın
özgürlüğü, mülkiyet hakkı, AİHM içtihatları, TELE1, Türkiye
Abstract
This study examines the appointment of a trustee to the Turkish
television channel TELE1 and the detention of its senior management within the
framework of the concept of a judicial coup. It argues that a judicial coup
does not merely refer to unlawful judicial decisions but functions as an
institutional instrument of authoritarian consolidation.
Since 2015, beginning with the Koza-İpek and Zaman Group cases, the
increasing use of trustee appointments in the media sector has illustrated the
institutionalization of political control through judicial mechanisms. The
TELE1 case represents the latest manifestation of this ongoing process.
The study analyzes the material and moral elements of the espionage
charge, the legal framework of trustee appointments, and the violations of
property rights, the presumption of innocence, and the right to defense in
light of ECtHR jurisprudence, particularly İpek Holding v. Turkey. Findings
indicate that the TELE1 intervention cannot be justified by a legitimate public
interest, violates the principle of proportionality, and effectively abolishes
fundamental rights and freedoms through judicial means.
In conclusion, the TELE1 case demonstrates the emergence of a judicial
phase of authoritarianism in Turkey, in which the judiciary has become an
operational tool of political power, undermining the institutional foundations
of democracy under the guise of legality.
Keywords: Judicial coup, authoritarianism, media freedom, property rights, ECtHR
jurisprudence, TELE1, Turkey
Giriş
TELE1’e kayyım atanması ve üst
yönetimin gözaltına alınması, demokratik hukuk düzeni açısından ciddi
tartışmalar yaratmıştır. Bu olay, yargının siyasal amaçlarla
araçsallaştırılması, masumiyet karinesinin ihlali, mülkiyet hakkının gaspı,
savunma hakkının engellenmesi ve kurumsal hafızanın silinmesi gibi unsurlar
nedeniyle “yargısal darbe” olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, yargısal
darbe kavramını anayasal düzeni ve temel hak ve özgürlükleri yargı kararıyla
ortadan kaldırma ölçütü üzerinden çözümlemektedir.
Hukuksal Çerçevenin
Değerlendirilmesi
Anayasa
“A. Basın hürriyeti
Madde 28 – Basın hürdür, sansür
edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Devlet, basın ve haber alma
hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında,
Anayasanın 26 ve 27’nci maddeleri hükümleri uygulanır.
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi
ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da
ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli
bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar
veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri
uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım yargıç kararıyle;
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin
emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç
yirmidört saat içinde yetkili yargıçe bildirir. Yetkili yargıç bu kararı en geç
kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır.
Yargılama görevinin amacına uygun
olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, yargıç
tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı
konamaz.
Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun
gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde yargıç
kararıyla; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, ulusal
güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlakın korunması ve suçların önlenmesi
bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili
kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu
kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili yargıçe bildirir; yargıç bu
kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz
sayılır.
Süreli veya süresiz yayınların suç
soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler
uygulanır.
Türkiye'de yayımlanan süreli yayınlar,
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel
ilkelerine, ulusal güvenliğe ve genel ahlaka aykırı yayımlardan mahkum olma
halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli
yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar yargıç
kararıyla toplatılır.”
Türk Ceza Yasası
Türk Ceza Yasası'na “halkı yanıltıcı
bilgiyi alenen yayma suçu”nun eklenmesini öngören ve “sansür düzenlemesi”
olarak nitelendirilen maddede "suç" ve "ceza" şöyle
tanımlanıyor: “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle,
ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe
aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse,
bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fail, suçu gerçek
kimliğini gizleyerek veya bir örgütün etkinliği çerçevesinde işlemesi hâlinde,
birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.”
Kayyım Ataması:
Hukuksal Çerçeve, Yetki ve Sorumluluklar
Kayyım atamanın yasal dayanağı TMSF
Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve bazı özel kanunlardır. Kayyımın amacı kurumu
yönetmek, malvarlığını korumak ve kamu yararını gözetmektir. Yetkileri arasında
Yönetim kurulu yetkilerini kullanma, mali işlemleri yürütme, hukuksal temsil ve
rutin çalışmalarla ilgili kararlar almak bulunur. Kayyım kurum malvarlığını
korumak, kanuna uygun hareket etmek, delil karartmamak veya kişisel çıkar
sağlamamak gibi sorumluluklara sahiptir.
TELE1 olayında ise kayyım arşivleri
silmiş, yayın çizgisini değiştirmiş ve çalışanlara baskı uygulamıştır. Bu
durum, kayyımın yetki ve sorumluluklarını aşması anlamına gelir.
Kayyımlık Etkinliklerine
İlişkin Genel Bilgiler
TMSF’nin kayyım olarak atandığı
Şirketlerin etkinliklerinin ticari alışkanlıklarına uygun olarak, basiretli bir
tüccar gibi yönetilmesi ve söz konusu şirketlerin ulusal ekonomiye olan
katkısının devam ettirilmesi TMSF’nin birincil amacı ve görevi olduğu gibi hukuksal
yükümlülüğüdür. Ayrıca, Şirketlerde çalışanların mağdur olmamaları ve
istihdamın olumsuz etkilenmemesi TMSF’nin öncelikli hedefleri arasında
bulunmaktadır. Bu şirketlerin mali durumu, ortaklık yapısı, piyasa koşulları
veya diğer sorunları nedeniyle, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığının saptanması
durumunda, şirketin yahut varlıklarının veya 5271 sayılı Kanunun 128 inci
maddesinin onuncu fıkrasında belirtilen malvarlığı değerlerinin satılmasına
veya feshi ile tasfiyesine karar verilmesi öngörülmektedir. Böylelikle,
“sürdürebilir” olmayan şirketlerin satış veya tasfiyesi suretiyle, ülke
ekonomisine olumsuz etkilerinin önlenmesi sağlanacaktır.
Kayyım Rejiminin
Tarihsel Arka Planı ve Süreklilik
Türkiye’de kayyım uygulamaları, 2015
sonrasında özellikle medya ve sermaye alanlarında sistemli bir yönetim aracı durumuna
gelmiştir. Bu süreç, olağanüstü hâl döneminin ötesinde, siyasal denetimi hukuksal
meşruluk kisvesi altında kalıcılaştıran bir yönetim uygulamasına dönüşmüştür.
İlk büyük örneklerden biri, Koza-İpek
Holding’e Ekim 2015’te kayyım atanmasıdır. Ankara 5. Sulh Ceza Yargıçliği
kararıyla atanan kayyımlar, grubun medya kuruluşları (Bugün TV, Kanaltürk,
Millet ve Bugün gazeteleri) üzerinde tam denetim sağlamış ve kısa süre içinde
yayın çizgilerini değiştirmiştir. Bu adım, Türkiye’de medya alanına yargı
eliyle müdahalenin başlangıcı olarak kabul edilir.
Bunu kısa süre sonra, Zaman Gazetesi
ve Feza Gazetecilik A.Ş.’ye Mart 2016’da yapılan kayyım ataması izledi. Kararın
gerekçesi, “örgüt propagandası” iddiasına dayanmış, ancak yargılama süreci
tamamlanmadan mülkiyet devlete geçirilmişti. Aynı model, 2016 sonrası dönemde
Cihan Haber Ajansı, Samanyolu TV, Kanaltürk ve Bank Asya gibi kurumlara da
genişletilmiştir.
Bu süreçte kayyımların ortak
özellikleri dikkat çekicidir: Atama kararlarının ceza yargılaması tamamlanmadan
verilmesi, yayın siyasalarının değiştirilmesi ve karşıt seslerin susturulması,
kurum varlıklarının TMSF’ye devri ve tasfiyesiyle kamusal mülkiyete
dönüştürülmesi ve kamuoyunun bilgilendirme hakkının sınırlandırılması.
Bu uygulamalar, Türkiye’de “yargısal
kayyımlık rejimi”nin doğmasına yol açmıştır. Kayyımlık, artık yalnızca
“malvarlığını koruma tedbiri” değil, siyasal muhalefeti etkisizleştirme aracı durumuna
gelmiştir. TELE1 vakası, bu sürekliliğin yeni halkasıdır.
2015-2025 döneminde yaşanan bu
dönüşüm, yargısal darbe uygulamalarının kurumsallaştığını göstermektedir. TELE1
örneği, önceki vakalarla aynı modelin devamı olarak yargı kararıyla basın
özgürlüğünün ortadan kaldırılması, kamuoyunun haber alma hakkının sınırlanması,
ekonomik ve yönetsel denetimin yürütmeye devredilmesi süreçlerini yeniden
üretmiştir. Dolayısıyla TELE1’e yönelik
kayyım ataması, bireysel bir hukuk dışı uygulama değil siyasal iktidarın medya
üzerindeki yargısal baskı stratejisinin sürekliliğinin göstergesidir.
Kayyımın
sorumlulukları nelerdir?
Türk Medeni Yasa’sının “Malvarlığının
Yönetimi” başlıklı 460 ıncı maddesi: Kayyım, bir malvarlığının yönetimi ve
korunmasından sorumlu olduğunda, yalnızca o malvarlığının yönetimi ile ilgili
gerekli işlemleri yapabilir. Kayyım, bu görevine uygun olarak malvarlığını
denetler, yönetir ve malvarlığının korunması için gerekli tedbirleri alır.
AİHM İçtihatları:
Meşru Amaç, Ölçülülük ve Kamu Yararı Sorunu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
“İpek Holding v. Turkey” (2018)[1]
kararında, kayyım atanması ve mülkiyet devrine ilişkin müdahaleler, AİHS Ek
Protokol No. 1 Madde 1 kapsamında ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir.
Mahkeme, Türkiye’de Koza-İpek Grubu’na yapılan el koyma ve kayyım atamasının,
“meşru bir kamu yararı amacı” ile ilişkilendirilemediğini ve orantılılık
ilkesini ihlal ettiğini saptamıştır. AİHM kararında üç temel ölçüt öne
çıkmaktadır: Birincisi meşru amaç kavramıdır. Mahkeme, kamu yararı iddiasının
soyut ve yeterince temellendirilmemiş olduğunu, asıl amacın karşıt bir medya
grubunun denetimini ele geçirmek olduğunu belirtmiştir. İkincisi, ölçülülük
ilkesidir. Müdahalenin yalnızca belirli etkinliklerin denetimine yönelmesi
gerekirken, tüm malvarlığının ve yayın organlarının devlete geçirilmesi
orantısız bulunmuştur. Üçüncüsü, kamu yararı ilkesidir. AİHM’e göre kamu yararı
gerekçesi, siyasal amaçla örtüşmemelidir. Mahkeme, Türkiye’nin ifade ve
mülkiyet özgürlüğü alanında “orantılılık” sınavını geçemediğini açıkça ifade
etmiştir.
Bu içtihat, TELE1 olayında da doğrudan
uygulanabilir niteliktedir. TELE1’e kayyım atanması, aynı üç ölçüt açısından da
başarısızdır: Müdahale meşru kamu yararıyla açıklanamaz, ölçülülük ilkesi
açıkça çiğnenmiştir. Kamu yararı söylemi, siyasal denetim amacını
gizlemektedir. Dolayısıyla, AİHM’in İpek Holding kararındaki tespitler, TELE1
vakasının da AİHS’in 1 No’lu Ek Protokolü’nün çiğnenmesi anlamına geldiğini
göstermektedir.
Casusluk Suçunun
Maddi ve Manevi Unsurları
TCK 328–331 maddeleri çerçevesinde
casusluk suçunun maddi ve manevi unsurları şunlardır:
Maddi
unsur: Devletin güvenliği veya iç ve dış
siyasal yararları açısından gizli bilgiyi elde etme, açıklama veya yabancı
devlete vermek
Manevi
unsur: Yabancı bir devlet lehine hareket
etme kastı
Hukuka Aykırılık
Saptamaları
Yargının Siyasal
Araçsallaşması
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı,
sanıkları “casusluk” suçlamasıyla soruşturmaya başlamıştır. Somut deliller
paylaşılmamış, suçlamalar kesin yargı biçiminde sunulmuştur. Bu durum, yargının
bağımsız soruşturma yetkisinin yürütmenin siyasal hedefleri doğrultusunda
kullanıldığını göstermektedir.
Masumiyet Karinesinin
Çiğnenmesi
Anayasa (Madde 38) ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi (AİHS) (Madde 6) uyarınca, suçluluk yargıç kararıyla sabit oluncaya
kadar sanık masum sayılır. Başsavcının açıklamaları, henüz sorgulama
yapılmadan, iddianame hazır olmadan ve yargıç kararı kesinleşmeden sanıkları
suçlu gibi göstererek yargısız infaz yapmıştır.
Mülkiyet Hakkının
Gaspı
TMSF kayyımı ile TELE1’in malvarlığı
yanında yönetim ve arşivleri devlete geçirilmiştir. Müdahale siyasal denetim
amacı taşıdığı için orantısızdır. Anayasa ve AİHS’e göre mülkiyet hakkı ihlali
söz konusudur.
Savunma Hakkının
Engellenmesi
Kurum arşiv ve verilere erişim
engellenmiş, avukat iletişimi kısıtlanmıştır. Savunma hakkı ortadan
kaldırılmıştır. Bu durum adil yargılanma hakkı ve hukuk devleti ilkesini çiğnemektedir.
Kurumsal
Hafızanın Silinmesi
Kayyım, arşiv ve haber kayıtlarını
silmiştir. Bu eylem toplumsal ve kurumsal hafızayı hedef almıştır. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (Ahmet Yıldırım v. Turkey, 2012) kararları bu tür
müdahaleleri ifade özgürlüğüne doğrudan müdahale olarak değerlendirmektedir.
Yargısal Darbenin
Tanımı
Yargısal darbe, yargının
bağımsızlığını araçsallaştırarak anayasal düzeni ve temel hak ve özgürlükleri
yargı kararı veya işlemiyle ortadan kaldırma eylemidir. Başlıca unsurları
aşağıda belirtilmiştir:
Anayasal
düzenin çiğnenmesi: Yargı kararıyla yürütme, yasama veya anayasal sistemin
işleyişi etkilenir.
Temel
hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması: Basın özgürlüğü, mülkiyet hakkı,
savunma hakkı gibi temel haklar ve özgürlükler askıya alınır.
Yargının
siyasal amaçla kullanılması: Karar veya işlem hukuksal gerekçeden çok siyasal
güdülenmelerle yönlendirilmiştir.
Orantısız
ve keyfi müdahale: Yargı kararı, ölçülülük ve hukuksal dayanak açısından
yetersizdir; müdahale kamu yararı ile uyumlu değildir.
Genel
Değerlendirme
Yukarıda açıklanan özellikler aşağıda
yer alan tabloda özetlenmiştir.
|
TELE1 Vakası: Yargısal Darbe
Ölçütleri Karşılaştırmalı Tablosu |
|||
|
Ölçüt / Unsur |
Tanım / Gereklilik |
TELE1 Vakası Durumu |
Değerlendirme |
|
Anayasal düzenin ihlali |
Yargı kararıyla yürütme, yasama veya anayasal sistem işleyişine
müdahale |
Kayyım ataması ve üst yönetimin gözaltına alınması, yürütme ve
medya ilişkisinde dengeyi bozdu |
Var / Ciddi ihlal |
|
Temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması |
Basın özgürlüğü, mülkiyet hakkı, savunma hakkı gibi haklar
fiilen askıya alınır |
Mülkiyet devlete geçti, arşiv silindi, savunma hakkı fiilen
engellendi |
Var / Ciddi ihlal |
|
Yargının siyasal amaçla kullanılması |
Karar veya işlem hukuksal gerekçeden çok siyasal güdülenmelerle
yönlendirilmiş |
Casusluk suçlaması delilsiz ve karşıt medya hedef alınarak
kullanıldı |
Var / Araçsallaştırılmış |
|
Orantısız ve keyfi müdahale |
Müdahale ölçülülük ve hukuksal dayanak açısından yetersiz, kamu
yararıyla uyumsuz |
Kayyım yetkisi aşılmış, kurum hafızası silinmiş, yayın çizgisi
değiştirilmiş |
Var / Orantısız |
|
Casusluk suçunun unsurlarının oluşmaması |
Maddi unsur: gizli bilgi; Manevi unsur: kast |
Yayınlar kamuya açık, gizli bilgi yok, kast unsuru yok |
Var / Suç unsurları yok |
|
Masumiyet karinesinin ihlali |
Suç, hükmen sabit olana kadar masum sayılır |
Başsavcı açıklamalarıyla sanıklar suçlu gibi ilan edildi |
Var / İhlal |
|
Kurumsal hafızanın silinmesi |
Medya arşivi ve haber kayıtları yok edilmemeli |
Kayyım ilk icraat olarak arşivi silmiş |
Var / İhlal |
Sonuç: Yargısal
Darbe ya da Otoriterleşme Sürecinin Kurumsal Aracı
TELE1 olayında ise yayınlar kamuya
açıktır ve gizli bilgi içermez. Yabancı devlete bilgi aktarımı yoktur.
Yayınların amacı kamuoyunu bilgilendirmektir. Buna göre casusluk suçunun hem
maddi hem manevi unsurları oluşmamıştır. TELE1 olayında casusluk suçunun
unsurları de oluşmamış, masumiyet karinesi çiğnenmiş, kayyım yetki sınırlarını
aşmış, mülkiyet ve savunma hakları ortadan kaldırılmış ve kurumsal hafıza
silinmiştir.
Bütün bu unsurlar, TELE1 vakasını
yargısal darbe olarak nitelendirmeyi haklı kılmaktadır. Zira, Anayasal düzen ve
temel hak ve özgürlükler yargı kararıyla ortadan kaldırılmıştır. Yargı siyasal
bir araç olarak kullanılmıştır. Yapılan müdahale orantısız ve keyfidir.
Yargısal darbe, yalnızca yargı
organlarının hukuka aykırı karar üretmesi anlamına gelmemektedir. Daha derin
düzeyde, bu olgu otoriterleşme sürecinin kurumsal aracı olarak işlev görür.
Yargı, bağımsız bir erk olmaktan çıkarak yürütmenin siyasal ajandasını kurumsal
meşruluk zırhı altında uygular duruma geldiğinde, otoriter iktidar biçimleri
hukukun diliyle “tahkim” edilir.
Bu bağlamda yargısal darbe, klasik
anlamda bir “güç gaspı” değil; otoriter rejimin içselleştirilmiş, hukuken
biçimlendirilmiş bir yönetim aracıdır. Kararlar yargı kararı görünümündedir,
ancak özünde demokratik kurumları etkisizleştirme ve muhalefeti bastırma işlevi
taşır. Böylece, demokratik görünüm korunurken içerik itibarıyla anayasal düzen
boşaltılır.
TELE1 vakası da bu yapının somut
örneğidir: yargı, siyasal iktidarın medya üzerindeki baskı kurma stratejisinin
kurumsallaşmış bir bileşeni olarak hareket etmiş ve böylece basın özgürlüğü,
mülkiyet hakkı ve ifade özgürlüğü yargısal karar kisvesi altında ortadan
kaldırılmıştır.
Sonuç olarak, yargısal darbe olgusu
Türkiye’de otoriterleşme sürecinin yargısal evresine işaret eder. Bu evre,
siyasal iktidarın artık çıplak güçle değil, yargısal meşruluğun
araçsallaştırılması yoluyla sürdürüldüğü aşamayı temsil etmektedir.
Kaynakça
Birincil
Kaynaklar (Yasal ve Anayasal Belgeler)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. (1982).
Resmî Gazete, 9 Kasım 1982, Sayı: 17863.
Türk Ceza Kanunu. (2004). Kanun No.
5237. Resmî Gazete, 12 Ekim 2004, Sayı: 25611.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
(AİHS). (1950). Council of Europe Treaty Series – No. 005.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek
Protokol No. 1. (1952). Council of Europe Treaty Series – No. 009.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kanunu
(TMSF). (2003). Kanun No. 5411.
İcra ve İflas Kanunu. (1932). Kanun
No. 2004.
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları
Ahmet Yıldırım v. Turkey, no. 3111/10,
Judgment of 18 December 2012 (final 2013).
Allenet de Ribemont v. France, no.
15175/89, Judgment of 10 February 1995.
İlhan v. Turkey, no. 22277/93,
Judgment of 27 June 2000.
İpek Holding v. Turkey, no. 39706/17,
Judgment of 15 October 2019 (final 2020).
Öcalan v. Turkey, no. 46221/99,
Judgment of 12 May 2005.
Kitaplar ve
Akademik Kaynaklar
Gözübüyük, A. Ş., & Tan, T.
(2022). İdare Hukuku. Ankara: Yetkin Yayınları.
Kaboğlu, İ. Ö. (2020). Anayasa Hukuku
Dersleri. Ankara: İmge Kitabevi.
Ginsburg, T., & Moustafa, T.
(Eds.). (2008). Rule by Law: The Politics of Courts in Authoritarian Regimes.
Cambridge University Press.
Levitsky, S., & Way, L. A. (2010).
Competitive Authoritarianism: Hybrid Regimes After the Cold War. Cambridge
University Press.
Scheppele, K. L. (2018). Autocratic
Legalism. University of Chicago Law Review, 85(2), 545–583.
Varol, O. O. (2015). Stealth
Authoritarianism. Iowa Law Review, 100(4), 1673–1742.
Raporlar ve
Belgeler
Freedom House. (2024). Freedom in the
World 2024: The Global Expansion of Authoritarian Rule. Washington, DC.
Human Rights Watch. (2023). Turkey:
Government Control of the Judiciary and the Rule of Law. New York, NY.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder