Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

26 Ekim 2025 Pazar

 

Yargısal Darbe ve Medya Özgürlüğü: TELE1 Olayı Üzerine Hukuksal ve Siyasal Çözümleme

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

Özet

Bu çalışma, Türkiye’de TELE1 televizyon kanalına kayyım atanmasını ve üst yönetimin gözaltına alınmasını, yargısal darbe olgusu çerçevesinde incelemektedir. Çalışma, yargısal darbenin yalnızca yargı organlarının hukuk dışı karar üretmesi anlamına gelmediğini, aynı zamanda otoriterleşme sürecinin kurumsal bir aracı olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır.

2015’ten itibaren Koza-İpek ve Zaman Grubu örnekleriyle başlayan kayyım uygulamaları, medya alanında yargı yoluyla siyasal denetimin kurumsallaştığını göstermektedir. TELE1 vakası, bu sürekliliğin yeni bir halkası olarak değerlendirilmektedir.

Çalışmada, casusluk suçunun maddi ve manevi unsurları, kayyım atanmasının hukuki çerçevesi, mülkiyet hakkı, savunma hakkı ve masumiyet karinesi gibi temel ilkeler, AİHM içtihatları (özellikle İpek Holding v. Turkey) ışığında incelenmiştir. Elde edilen bulgular, TELE1 olayının meşru kamu yararıyla açıklanamayacağını, ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini ve temel hak ve özgürlükleri yargı kararıyla ortadan kaldırdığını göstermektedir.

Sonuç olarak, TELE1 olayı, Türkiye’de yargının siyasal araçsallaştırılması yoluyla demokrasinin kurumsal temellerinin aşındırıldığı yargısal otoriterleşme evresinin somut bir örneği olarak değerlendirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Yargısal darbe, otoriterleşme, basın özgürlüğü, mülkiyet hakkı, AİHM içtihatları, TELE1, Türkiye

Abstract

This study examines the appointment of a trustee to the Turkish television channel TELE1 and the detention of its senior management within the framework of the concept of a judicial coup. It argues that a judicial coup does not merely refer to unlawful judicial decisions but functions as an institutional instrument of authoritarian consolidation.

Since 2015, beginning with the Koza-İpek and Zaman Group cases, the increasing use of trustee appointments in the media sector has illustrated the institutionalization of political control through judicial mechanisms. The TELE1 case represents the latest manifestation of this ongoing process.

The study analyzes the material and moral elements of the espionage charge, the legal framework of trustee appointments, and the violations of property rights, the presumption of innocence, and the right to defense in light of ECtHR jurisprudence, particularly İpek Holding v. Turkey. Findings indicate that the TELE1 intervention cannot be justified by a legitimate public interest, violates the principle of proportionality, and effectively abolishes fundamental rights and freedoms through judicial means.

In conclusion, the TELE1 case demonstrates the emergence of a judicial phase of authoritarianism in Turkey, in which the judiciary has become an operational tool of political power, undermining the institutional foundations of democracy under the guise of legality.

Keywords: Judicial coup, authoritarianism, media freedom, property rights, ECtHR jurisprudence, TELE1, Turkey

 


 

Giriş

TELE1’e kayyım atanması ve üst yönetimin gözaltına alınması, demokratik hukuk düzeni açısından ciddi tartışmalar yaratmıştır. Bu olay, yargının siyasal amaçlarla araçsallaştırılması, masumiyet karinesinin ihlali, mülkiyet hakkının gaspı, savunma hakkının engellenmesi ve kurumsal hafızanın silinmesi gibi unsurlar nedeniyle “yargısal darbe” olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, yargısal darbe kavramını anayasal düzeni ve temel hak ve özgürlükleri yargı kararıyla ortadan kaldırma ölçütü üzerinden çözümlemektedir.

Hukuksal Çerçevenin Değerlendirilmesi

Anayasa

“A. Basın hürriyeti

Madde 28 – Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27’nci maddeleri hükümleri uygulanır.

Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım yargıç kararıyle; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili yargıçe bildirir. Yetkili yargıç bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır.

Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, yargıç tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz.

Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde yargıç kararıyla; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlakın korunması ve suçların önlenmesi bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili yargıçe bildirir; yargıç bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır.

Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.

Türkiye'de yayımlanan süreli yayınlar, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, ulusal güvenliğe ve genel ahlaka aykırı yayımlardan mahkum olma halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar yargıç kararıyla toplatılır.”

Türk Ceza Yasası

Türk Ceza Yasası'na “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu”nun eklenmesini öngören ve “sansür düzenlemesi” olarak nitelendirilen maddede "suç" ve "ceza" şöyle tanımlanıyor: “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün etkinliği çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.”

Kayyım Ataması: Hukuksal Çerçeve, Yetki ve Sorumluluklar

Kayyım atamanın yasal dayanağı TMSF Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve bazı özel kanunlardır. Kayyımın amacı kurumu yönetmek, malvarlığını korumak ve kamu yararını gözetmektir. Yetkileri arasında Yönetim kurulu yetkilerini kullanma, mali işlemleri yürütme, hukuksal temsil ve rutin çalışmalarla ilgili kararlar almak bulunur. Kayyım kurum malvarlığını korumak, kanuna uygun hareket etmek, delil karartmamak veya kişisel çıkar sağlamamak gibi sorumluluklara sahiptir.

TELE1 olayında ise kayyım arşivleri silmiş, yayın çizgisini değiştirmiş ve çalışanlara baskı uygulamıştır. Bu durum, kayyımın yetki ve sorumluluklarını aşması anlamına gelir.

Kayyımlık Etkinliklerine İlişkin Genel Bilgiler

TMSF’nin kayyım olarak atandığı Şirketlerin etkinliklerinin ticari alışkanlıklarına uygun olarak, basiretli bir tüccar gibi yönetilmesi ve söz konusu şirketlerin ulusal ekonomiye olan katkısının devam ettirilmesi TMSF’nin birincil amacı ve görevi olduğu gibi hukuksal yükümlülüğüdür. Ayrıca, Şirketlerde çalışanların mağdur olmamaları ve istihdamın olumsuz etkilenmemesi TMSF’nin öncelikli hedefleri arasında bulunmaktadır. Bu şirketlerin mali durumu, ortaklık yapısı, piyasa koşulları veya diğer sorunları nedeniyle, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığının saptanması durumunda, şirketin yahut varlıklarının veya 5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesinin onuncu fıkrasında belirtilen malvarlığı değerlerinin satılmasına veya feshi ile tasfiyesine karar verilmesi öngörülmektedir. Böylelikle, “sürdürebilir” olmayan şirketlerin satış veya tasfiyesi suretiyle, ülke ekonomisine olumsuz etkilerinin önlenmesi sağlanacaktır.

Kayyım Rejiminin Tarihsel Arka Planı ve Süreklilik

Türkiye’de kayyım uygulamaları, 2015 sonrasında özellikle medya ve sermaye alanlarında sistemli bir yönetim aracı durumuna gelmiştir. Bu süreç, olağanüstü hâl döneminin ötesinde, siyasal denetimi hukuksal meşruluk kisvesi altında kalıcılaştıran bir yönetim uygulamasına dönüşmüştür.

İlk büyük örneklerden biri, Koza-İpek Holding’e Ekim 2015’te kayyım atanmasıdır. Ankara 5. Sulh Ceza Yargıçliği kararıyla atanan kayyımlar, grubun medya kuruluşları (Bugün TV, Kanaltürk, Millet ve Bugün gazeteleri) üzerinde tam denetim sağlamış ve kısa süre içinde yayın çizgilerini değiştirmiştir. Bu adım, Türkiye’de medya alanına yargı eliyle müdahalenin başlangıcı olarak kabul edilir.

Bunu kısa süre sonra, Zaman Gazetesi ve Feza Gazetecilik A.Ş.’ye Mart 2016’da yapılan kayyım ataması izledi. Kararın gerekçesi, “örgüt propagandası” iddiasına dayanmış, ancak yargılama süreci tamamlanmadan mülkiyet devlete geçirilmişti. Aynı model, 2016 sonrası dönemde Cihan Haber Ajansı, Samanyolu TV, Kanaltürk ve Bank Asya gibi kurumlara da genişletilmiştir.

Bu süreçte kayyımların ortak özellikleri dikkat çekicidir: Atama kararlarının ceza yargılaması tamamlanmadan verilmesi, yayın siyasalarının değiştirilmesi ve karşıt seslerin susturulması, kurum varlıklarının TMSF’ye devri ve tasfiyesiyle kamusal mülkiyete dönüştürülmesi ve kamuoyunun bilgilendirme hakkının sınırlandırılması.

Bu uygulamalar, Türkiye’de “yargısal kayyımlık rejimi”nin doğmasına yol açmıştır. Kayyımlık, artık yalnızca “malvarlığını koruma tedbiri” değil, siyasal muhalefeti etkisizleştirme aracı durumuna gelmiştir. TELE1 vakası, bu sürekliliğin yeni halkasıdır.

2015-2025 döneminde yaşanan bu dönüşüm, yargısal darbe uygulamalarının kurumsallaştığını göstermektedir. TELE1 örneği, önceki vakalarla aynı modelin devamı olarak yargı kararıyla basın özgürlüğünün ortadan kaldırılması, kamuoyunun haber alma hakkının sınırlanması, ekonomik ve yönetsel denetimin yürütmeye devredilmesi süreçlerini yeniden üretmiştir.  Dolayısıyla TELE1’e yönelik kayyım ataması, bireysel bir hukuk dışı uygulama değil siyasal iktidarın medya üzerindeki yargısal baskı stratejisinin sürekliliğinin göstergesidir.

Kayyımın sorumlulukları nelerdir?

Türk Medeni Yasa’sının “Malvarlığının Yönetimi” başlıklı 460 ıncı maddesi: Kayyım, bir malvarlığının yönetimi ve korunmasından sorumlu olduğunda, yalnızca o malvarlığının yönetimi ile ilgili gerekli işlemleri yapabilir. Kayyım, bu görevine uygun olarak malvarlığını denetler, yönetir ve malvarlığının korunması için gerekli tedbirleri alır.

AİHM İçtihatları: Meşru Amaç, Ölçülülük ve Kamu Yararı Sorunu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “İpek Holding v. Turkey” (2018)[1] kararında, kayyım atanması ve mülkiyet devrine ilişkin müdahaleler, AİHS Ek Protokol No. 1 Madde 1 kapsamında ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Mahkeme, Türkiye’de Koza-İpek Grubu’na yapılan el koyma ve kayyım atamasının, “meşru bir kamu yararı amacı” ile ilişkilendirilemediğini ve orantılılık ilkesini ihlal ettiğini saptamıştır. AİHM kararında üç temel ölçüt öne çıkmaktadır: Birincisi meşru amaç kavramıdır. Mahkeme, kamu yararı iddiasının soyut ve yeterince temellendirilmemiş olduğunu, asıl amacın karşıt bir medya grubunun denetimini ele geçirmek olduğunu belirtmiştir. İkincisi, ölçülülük ilkesidir. Müdahalenin yalnızca belirli etkinliklerin denetimine yönelmesi gerekirken, tüm malvarlığının ve yayın organlarının devlete geçirilmesi orantısız bulunmuştur. Üçüncüsü, kamu yararı ilkesidir. AİHM’e göre kamu yararı gerekçesi, siyasal amaçla örtüşmemelidir. Mahkeme, Türkiye’nin ifade ve mülkiyet özgürlüğü alanında “orantılılık” sınavını geçemediğini açıkça ifade etmiştir.

Bu içtihat, TELE1 olayında da doğrudan uygulanabilir niteliktedir. TELE1’e kayyım atanması, aynı üç ölçüt açısından da başarısızdır: Müdahale meşru kamu yararıyla açıklanamaz, ölçülülük ilkesi açıkça çiğnenmiştir. Kamu yararı söylemi, siyasal denetim amacını gizlemektedir. Dolayısıyla, AİHM’in İpek Holding kararındaki tespitler, TELE1 vakasının da AİHS’in 1 No’lu Ek Protokolü’nün çiğnenmesi anlamına geldiğini göstermektedir.

Casusluk Suçunun Maddi ve Manevi Unsurları

TCK 328–331 maddeleri çerçevesinde casusluk suçunun maddi ve manevi unsurları şunlardır:

Maddi unsur: Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları açısından gizli bilgiyi elde etme, açıklama veya yabancı devlete vermek

Manevi unsur: Yabancı bir devlet lehine hareket etme kastı

Hukuka Aykırılık Saptamaları

Yargının Siyasal Araçsallaşması

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sanıkları “casusluk” suçlamasıyla soruşturmaya başlamıştır. Somut deliller paylaşılmamış, suçlamalar kesin yargı biçiminde sunulmuştur. Bu durum, yargının bağımsız soruşturma yetkisinin yürütmenin siyasal hedefleri doğrultusunda kullanıldığını göstermektedir.

Masumiyet Karinesinin Çiğnenmesi

Anayasa (Madde 38) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) (Madde 6) uyarınca, suçluluk yargıç kararıyla sabit oluncaya kadar sanık masum sayılır. Başsavcının açıklamaları, henüz sorgulama yapılmadan, iddianame hazır olmadan ve yargıç kararı kesinleşmeden sanıkları suçlu gibi göstererek yargısız infaz yapmıştır.

Mülkiyet Hakkının Gaspı

TMSF kayyımı ile TELE1’in malvarlığı yanında yönetim ve arşivleri devlete geçirilmiştir. Müdahale siyasal denetim amacı taşıdığı için orantısızdır. Anayasa ve AİHS’e göre mülkiyet hakkı ihlali söz konusudur.

Savunma Hakkının Engellenmesi

Kurum arşiv ve verilere erişim engellenmiş, avukat iletişimi kısıtlanmıştır. Savunma hakkı ortadan kaldırılmıştır. Bu durum adil yargılanma hakkı ve hukuk devleti ilkesini çiğnemektedir.

Kurumsal Hafızanın Silinmesi

Kayyım, arşiv ve haber kayıtlarını silmiştir. Bu eylem toplumsal ve kurumsal hafızayı hedef almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Ahmet Yıldırım v. Turkey, 2012) kararları bu tür müdahaleleri ifade özgürlüğüne doğrudan müdahale olarak değerlendirmektedir.

Yargısal Darbenin Tanımı

Yargısal darbe, yargının bağımsızlığını araçsallaştırarak anayasal düzeni ve temel hak ve özgürlükleri yargı kararı veya işlemiyle ortadan kaldırma eylemidir. Başlıca unsurları aşağıda belirtilmiştir:

Anayasal düzenin çiğnenmesi: Yargı kararıyla yürütme, yasama veya anayasal sistemin işleyişi etkilenir.

Temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması: Basın özgürlüğü, mülkiyet hakkı, savunma hakkı gibi temel haklar ve özgürlükler askıya alınır.

Yargının siyasal amaçla kullanılması: Karar veya işlem hukuksal gerekçeden çok siyasal güdülenmelerle yönlendirilmiştir.

Orantısız ve keyfi müdahale: Yargı kararı, ölçülülük ve hukuksal dayanak açısından yetersizdir; müdahale kamu yararı ile uyumlu değildir.

Genel Değerlendirme

Yukarıda açıklanan özellikler aşağıda yer alan tabloda özetlenmiştir.

TELE1 Vakası: Yargısal Darbe Ölçütleri Karşılaştırmalı Tablosu

Ölçüt / Unsur

Tanım / Gereklilik

TELE1 Vakası Durumu

Değerlendirme

Anayasal düzenin ihlali

Yargı kararıyla yürütme, yasama veya anayasal sistem işleyişine müdahale

Kayyım ataması ve üst yönetimin gözaltına alınması, yürütme ve medya ilişkisinde dengeyi bozdu

Var / Ciddi ihlal

Temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması

Basın özgürlüğü, mülkiyet hakkı, savunma hakkı gibi haklar fiilen askıya alınır

Mülkiyet devlete geçti, arşiv silindi, savunma hakkı fiilen engellendi

Var / Ciddi ihlal

Yargının siyasal amaçla kullanılması

Karar veya işlem hukuksal gerekçeden çok siyasal güdülenmelerle yönlendirilmiş

Casusluk suçlaması delilsiz ve karşıt medya hedef alınarak kullanıldı

Var / Araçsallaştırılmış

Orantısız ve keyfi müdahale

Müdahale ölçülülük ve hukuksal dayanak açısından yetersiz, kamu yararıyla uyumsuz

Kayyım yetkisi aşılmış, kurum hafızası silinmiş, yayın çizgisi değiştirilmiş

Var / Orantısız

Casusluk suçunun unsurlarının oluşmaması

Maddi unsur: gizli bilgi; Manevi unsur: kast

Yayınlar kamuya açık, gizli bilgi yok, kast unsuru yok

Var / Suç unsurları yok

Masumiyet karinesinin ihlali

Suç, hükmen sabit olana kadar masum sayılır

Başsavcı açıklamalarıyla sanıklar suçlu gibi ilan edildi

Var / İhlal

Kurumsal hafızanın silinmesi

Medya arşivi ve haber kayıtları yok edilmemeli

Kayyım ilk icraat olarak arşivi silmiş

Var / İhlal

 

Sonuç: Yargısal Darbe ya da Otoriterleşme Sürecinin Kurumsal Aracı

TELE1 olayında ise yayınlar kamuya açıktır ve gizli bilgi içermez. Yabancı devlete bilgi aktarımı yoktur. Yayınların amacı kamuoyunu bilgilendirmektir. Buna göre casusluk suçunun hem maddi hem manevi unsurları oluşmamıştır. TELE1 olayında casusluk suçunun unsurları de oluşmamış, masumiyet karinesi çiğnenmiş, kayyım yetki sınırlarını aşmış, mülkiyet ve savunma hakları ortadan kaldırılmış ve kurumsal hafıza silinmiştir.

Bütün bu unsurlar, TELE1 vakasını yargısal darbe olarak nitelendirmeyi haklı kılmaktadır. Zira, Anayasal düzen ve temel hak ve özgürlükler yargı kararıyla ortadan kaldırılmıştır. Yargı siyasal bir araç olarak kullanılmıştır. Yapılan müdahale orantısız ve keyfidir.

Yargısal darbe, yalnızca yargı organlarının hukuka aykırı karar üretmesi anlamına gelmemektedir. Daha derin düzeyde, bu olgu otoriterleşme sürecinin kurumsal aracı olarak işlev görür. Yargı, bağımsız bir erk olmaktan çıkarak yürütmenin siyasal ajandasını kurumsal meşruluk zırhı altında uygular duruma geldiğinde, otoriter iktidar biçimleri hukukun diliyle “tahkim” edilir.

Bu bağlamda yargısal darbe, klasik anlamda bir “güç gaspı” değil; otoriter rejimin içselleştirilmiş, hukuken biçimlendirilmiş bir yönetim aracıdır. Kararlar yargı kararı görünümündedir, ancak özünde demokratik kurumları etkisizleştirme ve muhalefeti bastırma işlevi taşır. Böylece, demokratik görünüm korunurken içerik itibarıyla anayasal düzen boşaltılır.

TELE1 vakası da bu yapının somut örneğidir: yargı, siyasal iktidarın medya üzerindeki baskı kurma stratejisinin kurumsallaşmış bir bileşeni olarak hareket etmiş ve böylece basın özgürlüğü, mülkiyet hakkı ve ifade özgürlüğü yargısal karar kisvesi altında ortadan kaldırılmıştır.

Sonuç olarak, yargısal darbe olgusu Türkiye’de otoriterleşme sürecinin yargısal evresine işaret eder. Bu evre, siyasal iktidarın artık çıplak güçle değil, yargısal meşruluğun araçsallaştırılması yoluyla sürdürüldüğü aşamayı temsil etmektedir.


 

Kaynakça

Birincil Kaynaklar (Yasal ve Anayasal Belgeler)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. (1982). Resmî Gazete, 9 Kasım 1982, Sayı: 17863.

Türk Ceza Kanunu. (2004). Kanun No. 5237. Resmî Gazete, 12 Ekim 2004, Sayı: 25611.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS). (1950). Council of Europe Treaty Series – No. 005.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokol No. 1. (1952). Council of Europe Treaty Series – No. 009.

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kanunu (TMSF). (2003). Kanun No. 5411.

İcra ve İflas Kanunu. (1932). Kanun No. 2004.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları

Ahmet Yıldırım v. Turkey, no. 3111/10, Judgment of 18 December 2012 (final 2013).

Allenet de Ribemont v. France, no. 15175/89, Judgment of 10 February 1995.

İlhan v. Turkey, no. 22277/93, Judgment of 27 June 2000.

İpek Holding v. Turkey, no. 39706/17, Judgment of 15 October 2019 (final 2020).

Öcalan v. Turkey, no. 46221/99, Judgment of 12 May 2005.

Kitaplar ve Akademik Kaynaklar

Gözübüyük, A. Ş., & Tan, T. (2022). İdare Hukuku. Ankara: Yetkin Yayınları.

Kaboğlu, İ. Ö. (2020). Anayasa Hukuku Dersleri. Ankara: İmge Kitabevi.

Ginsburg, T., & Moustafa, T. (Eds.). (2008). Rule by Law: The Politics of Courts in Authoritarian Regimes. Cambridge University Press.

Levitsky, S., & Way, L. A. (2010). Competitive Authoritarianism: Hybrid Regimes After the Cold War. Cambridge University Press.

Scheppele, K. L. (2018). Autocratic Legalism. University of Chicago Law Review, 85(2), 545–583.

Varol, O. O. (2015). Stealth Authoritarianism. Iowa Law Review, 100(4), 1673–1742.

Raporlar ve Belgeler

Freedom House. (2024). Freedom in the World 2024: The Global Expansion of Authoritarian Rule. Washington, DC.

Human Rights Watch. (2023). Turkey: Government Control of the Judiciary and the Rule of Law. New York, NY.



[1] İpek Holding v. Turkey, Application no. 39706/17, Judgment of 15 October 2019 (final 2020

Hiç yorum yok: