Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

28 Ekim 2025 Salı

 

2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi Üzerinden Türkiye’de Hukuk Devletinin Aşınması

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

Öz

2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi sonuçları, Türkiye’nin hukuk devleti ilkesinden ciddi biçimde uzaklaştığını ortaya koymaktadır. Türkiye, 143 ülke arasında 118. sırada yer alarak 0,41’lik skorla hem Doğu Avrupa-Orta Asya ortalamasının (0,50) hem de kendi gelir grubunun belirgin biçimde altında kalmıştır. Özellikle “hükümet gücüne getirilen sınırlamalar” (0,28; 136. sıra) ve “temel haklar ve özgürlükler” (0,30; 134. sıra) göstergelerindeki düşük performans, yürütme organının kurumsal denetimlerden bağımsızlaştığını göstermektedir. Buna karşın “düzen ve güvenlik” göstergesindeki görece yüksek skor (0,71; 79. sıra), otoriter rejimlerde sıkça görüldüğü üzere, kamusal düzenin hukuksal temellerden çok yönetsel baskı araçlarıyla sağlandığına işaret etmektedir. Makale, bu veriler ışığında Türkiye’de hukukun üstünlüğünün aşınma dinamiklerini, bölgesel ve ekonomik karşılaştırmalarla birlikte incelemekte ve siyasal otoriterleşme sürecinin hukuk devleti üzerindeki etkilerini tartışmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Hukukun üstünlüğü, Türkiye, hukuk devleti, otoriterleşme, yargı bağımsızlığı, demokratik gerileme

 

Abstract

The 2025 Rule of Law Index reveals a deep erosion of the rule of law in Turkey. Ranked 118th among 143 countries with a score of 0.41, Turkey falls significantly below both the Eastern Europe–Central Asia regional average (0.50) and its income group peers. Particularly weak performance in “Constraints on Government Powers” (0.28; rank 136) and “Fundamental Rights” (0.30; rank 134) reflects the growing independence of the executive branch from institutional checks. In contrast, a relatively high score in “Order and Security” (0.71; rank 79) suggests that public order is maintained not through law, but via administrative control mechanisms typical of authoritarian regimes. This paper examines the structural dynamics behind the erosion of the rule of law in Turkey through comparative regional and economic analyses, highlighting how authoritarian populism has undermined the foundations of constitutional democracy.

Key Words: Rule of law, Turkey, authoritarianism, judiciary, democratic backsliding

 

Giriş

Küresel yönetişim göstergeleri, devletlerin demokratik işleyiş kapasitesini, kurumsal dayanıklılığını ve hukukun üstünlüğü anlayışını karşılaştırmalı biçimde ortaya koyan önemli araçlardır. Bu göstergeler arasında en kapsayıcı ve uluslararası düzeyde kabul görenlerinden biri, her yıl World Justice Project (WJP) tarafından yayımlanan “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”dir. Endeks, devletlerin hukuk devleti ilkesine ne ölçüde bağlı olduklarını, hükümet gücüne getirilen sınırlamalar, yolsuzluğun yokluğu, açık yönetim, temel hakların korunması, düzen ve güvenlik, düzenleyici uygulama, medeni hukuk ve adalet ve ceza hukuku ve adaleti gibi sekiz temel kategori üzerinden ölçmektedir.

2025 yılı sonuçları, Türkiye açısından ciddi bir gerilemeye işaret etmektedir. Türkiye, 143 ülke arasında 118. sırada yer almış ve 0,41’lik skorla Doğu Avrupa ve Orta Asya ortalamasının (0,50) belirgin biçimde altına düşmüştür. Üstelik bu sonuç, yalnızca hukukun üstünlüğü sıralamasındaki bir düşüşü değil, aynı zamanda demokratik normların sistemli olarak zayıfladığını da göstermektedir. Özellikle “hükümet gücüne getirilen sınırlamalar” (0,28; 136. sıra) ve “temel haklar” (0,30; 134. sıra) kategorilerinde görülen düşük performans, yürütme erkinin kurumsal denetim mekanizmalarından bağımsızlaştığını ortaya koymaktadır. Buna karşın “düzen ve güvenlik” göstergesinin görece yüksek olması (0,71; 79. sıra), otoriter rejimlerde sıkça rastlandığı üzere, hukukun üstünlüğü zayıflarken kamusal düzenin yönetsel baskı araçlarıyla sürdürüldüğünü göstermektedir.

Bu tablo, Türkiye’de yürütme organının güç yoğunlaşmasının, yargı bağımsızlığını ve hesap verebilirliği sınırladığı, yasama organının ise giderek zayıflayan bir denetim işlevine indirgendiği bir yönetişim modeline işaret etmektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin hukukun üstünlüğü performansını anlamak yalnızca bir sıralama okuması değildir. Aynı zamanda otoriter popülizmin kurumsal yansımalarının hukuk devleti üzerindeki yıkıcı etkilerini çözümlemek anlamına gelmektedir.

Bu makale, 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerini temel alarak Türkiye’de hukukun üstünlüğünün aşınma dinamiklerini irdelemeyi amaçlamaktadır. Bulgular hem bölgesel hem de gelir grubu karşılaştırmalarıyla birlikte değerlendirilecek ve ardından bu gerilemenin siyasal ve kurumsal nedenleri tartışılacaktır. Son amaç, hukukun üstünlüğü göstergelerinin Türkiye’deki demokratik gerilemeyi nasıl yansıttığını açıklamak ve geleceğe yönelik olası yönelimleri tartışmaya açmaktır.

2025 Verilerinin Ayrıntılı Çözümlemesi

2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi verileri, Türkiye’nin hukukun üstünlüğü alanında sistemli bir çözülme süreci yaşadığını ortaya koymaktadır. Ülke genel skoru 0,41’dir ve bu skor, Doğu Avrupa ve Orta Asya ortalamasının (0,50) altında kalmaktadır. Türkiye, 143 ülke arasında 118. sırada yer alarak hem küresel hem bölgesel düzeyde alt çeyreğe düşmüştür. Aşağıda, endeksin sekiz alt kategorisi üzerinden Türkiye’nin performansı ayrıntılı biçimde çözümlenmektedir.

Hükümet Gücüne Getirilen Sınırlamalar (Skor: 0,28; Sıra: 136)

Bu kategori, yürütme organının yasama, yargı ve denetim kurumları tarafından ne ölçüde sınırlanabildiğini ölçer. Türkiye’nin son derece düşük skoru, kuvvetler ayrılığının artık ortadan kalktığını, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yürütme gücünü kurumsal denetimlerden bağımsızlaştırdığını göstermektedir. Özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, yargı mensuplarının görevden alınması veya sürgün edilmesi gibi olaylar bu düşüklüğün arka planını oluşturmaktadır.

Yolsuzluğun Yokluğu (Skor: 0,44; Sıra: 79)

Türkiye’nin bu alandaki performansı, görece daha iyi görünmekle birlikte halen küresel ortalamanın altındadır. Kamu ihalelerinde saydamlık eksikliği, kamu kaynaklarının yandaş sermaye lehine kullanımı ve medya üzerindeki ekonomik baskı araçları, yolsuzluğun yapısal bir nitelik kazandığını göstermektedir. Kurumsal hesap verebilirliğin zayıflaması bu alanda kalıcı iyileşmenin önündeki en temel engeldir.

Açık Hükümet (Skor: 0,39; Sıra: 110)

Açık hükümet göstergesi, bilginin kamuya erişilebilirliğini, karar alma süreçlerinde saydamlığı ve vatandaş katılımını ölçmektedir. Türkiye’nin düşük performansı, özellikle bilgi edinme hakkının kısıtlanması, devlet sırrı kavramının genişletilmesi ve medya özgürlüğünün sınırlandırılmasıyla ilişkilidir. Ayrıca, parlamentonun karar alma süreçlerinden dışlanması, yürütmenin tek merkezli bilgi denetimini pekiştirmiştir.

Temel Haklar ve Özgürlükler (Skor: 0,30; Sıra: 134)

Bu alan, ifade özgürlüğü, toplanma hakkı, örgütlenme özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi hakların korunma düzeyini ölçer. Türkiye’nin en zayıf kategorilerinden biri olan temel haklar ve özgürlüklerde düşüklük hem yargı kararları hem de yürütme uygulamalarıyla ilişkilidir. Gazetecilerin ve sivil toplum aktörlerinin cezalandırılması, karşıt görüşlerin suça dönüştürülmesi ve din temelli kutuplaştırıcı söylemler, temel hak ve özgürlük ihlallerinin süreklilik kazandığını göstermektedir.

Düzen ve Güvenlik (Skor: 0,71; Sıra: 79)

Bu kategori, bireylerin güvenliği ve kamu düzeninin sağlanma düzeyini yansıtır. Türkiye’nin bu alanda görece yüksek performansı, klasik otoriter rejimlerde görülen bir dengeyi akla getirmektedir: kamusal düzen, özgürlüklerin pahasına sağlanmaktadır. Güvenlik bürokrasisinin artan etkisi ve polis gücünün genişleyen yetkileri bu dengenin karakteristiğini oluşturmaktadır.

Düzenleyici Uygulamalar (Skor: 0,41; Sıra: 118)

Bu gösterge, yönetsel kurumların yasaları öngörülebilir, tarafsız ve etkili biçimde uygulayıp uygulamadığını ölçmektedir. Türkiye’de yönetsel karar süreçlerinin siyasal yönlendirmelere açık olması, yargısal denetimin zayıflamasıyla birleştiğinde hukuksal öngörülebilirliği azaltmıştır. Özellikle yatırımcı güveninin zayıflaması ve kamu-özel ortaklıklarının denetimsiz biçimde yürütülmesi düzenleyici çalışmaların etkililiği sınırlandırmaktadır.

Medeni Hukuk Uygulamaları (Skor: 0,40; Sıra: 127)

Medeni yargı süreçlerinde erişilebilirlik, tarafsızlık ve etkililik ölçütlerini içeren bu kategori, Türkiye’de adli sistemin yapısal sorunlarını yansıtmaktadır. Davaların uzun sürmesi, mahkemelerin bağımsızlığına duyulan güvensizlik ve ekonomik çıkar ilişkilerinin yargı kararlarını etkilemesi, hukuksal eşitliği zedelemektedir.

Ceza Hukuk Uygulamaları (Skor: 0,34; Sıra: 106)

Ceza adaletinde düşük performans, yargı bağımsızlığı eksikliğiyle doğrudan ilişkilidir. Özellikle siyasal davalarda iddianamelerin delilden çok niyet temelli biçimde hazırlanması, tutukluluk süresinin cezaya dönüşmesi ve savunma hakkının kısıtlanması, bu alanın gerilemesinde belirleyici olmuştur.

Değerlendirme

Bu göstergeler bir arada değerlendirildiğinde, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin biçimsel bir çerçeveye indirgenerek içeriğinden boşaltıldığı görülmektedir. Kurumsal denetimlerin etkisizleşmesi, yürütme gücünün merkezileşmesi, yargı bağımsızlığının aşınması ve temel hakların kısıtlanması, otoriter popülizmin kurumsallaşmış bir formuna işaret etmektedir. Türkiye, 2024–2025 döneminde %1,9’luk düşüşle dünyada hukukun üstünlüğü en fazla gerileyen ülkelerden biri olmuştur.

Kıyaslamalar

2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi bulguları, Türkiye’nin hukuk devleti ilkesinden uzaklaşma sürecinin derinleştiğini göstermektedir. Ülkenin 143 ülke arasında 118. sırada yer alması ve 0,41’lik skorla hem bölgesel (0,50) hem de küresel ortalamanın altında kalması, kurumsal çöküşün sürdüğünü ortaya koymaktadır. Türkiye, 2024–2025 döneminde %1,9’luk bir düşüşle, hukukun üstünlüğünde en fazla gerileyen ülkeler arasında yer almıştır.

Alt göstergeler, bu genel gerilemenin yapısal nitelikte olduğunu açık biçimde göstermektedir. “Hükümet gücüne getirilen sınırlamalar” ve “temel haklar” kategorilerinde dramatik düşüklükler, yürütmenin kurumsal denetim mekanizmalarından bağımsızlaştığını ve kuvvetler ayrılığının işlevsizleştiğini kanıtlamaktadır. Buna karşılık “düzen ve güvenlik” alanındaki görece yüksek skor, kamusal düzenin demokratik hukuk çerçevesi içinde değil, yönetsel baskı araçlarıyla korunduğunu göstermektedir. Bu durum, otoriter rejimlerin tipik özelliği olan “güvenlik temelli meşruluk” stratejisini yansıtır.

Endeks verileri, Türkiye’de hukukun üstünlüğüyle güvenlik devleti arasında ters orantılı bir ilişki kurulduğunu da ortaya koymaktadır. Kamusal düzenin sağlanması, bireysel hak ve özgürlüklerin bastırılması pahasına gerçekleşmektedir. Yargı bağımsızlığının zayıflaması, temel hak ve özgürlüklerin ihlalleri, yolsuzluğun yapısallaşması ve yönetimde keyfilik bu süreci pekiştiren başlıca unsurlardır. Bu tablo, yalnızca hukukun üstünlüğü göstergelerindeki bir bozulmaya değil, aynı zamanda siyasal sistemin otoriter popülizm doğrultusunda kurumsal yeniden yapılanmasına işaret etmektedir.

Sonuç olarak, 2025 verileri Türkiye’de hukuk devletinin biçimsel varlığını sürdürmekle birlikte işlevsel olarak büyük ölçüde aşındığını göstermektedir. Kurumsal denge-denetim mekanizmalarının etkisizleşmesi, yürütme gücünün yoğunlaşması ve temel hakların sınırlanması, Türkiye’yi “yarışmacı otoriter” rejim kategorisine yaklaştırmaktadır. Bu durum, hukukun üstünlüğü kavramının yalnızca normatif bir hedef değil, aynı zamanda siyasal rejimin niteliğini belirleyen temel bir değişken olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.

Diğer Ülkeler

2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde küresel sıralamanın en üstünde yer alan ülkeler, hukukun üstünlüğünün kurumsallaştığı, yargı bağımsızlığının yüksek olduğu ve demokratik denetim mekanizmalarının güçlü biçimde işlediği örneklerdir. Buna karşılık listenin sonunda yer alan ülkeler, hukuk devleti ilkesinin tamamen aşındığı veya çöktüğü otoriter rejimlerdir. Türkiye ise bu iki uç arasında, ancak alt çeyreğe yakın bir konumdadır.

İlk Beş Ülke (En yüksek skorlar):

 

Danimarka – 0,90

Norveç – 0,89

Finlandiya – 0,87

İsveç – 0,85

Yeni Zelanda – 0,83

Bu ülkeler, kararlı demokratik kurumları, saydam yönetişim mekanizmaları ve etkili yargı sistemleriyle öne çıkmaktadır. Hepsi aynı zamanda yüksek insancıl gelişmişlik düzeyine sahip, sosyal devlet ilkelerini içselleştirmiş ülkelerdir.

Son Beş Ülke (En düşük skorlar):

139. Nikaragua – 0,33

140. Haiti – 0,32

141. Kamboçya – 0,31

142. Afganistan – 0,31

143. Venezuela (RB) – 0,26

Bu ülkelerde siyasal kararsızlık, yolsuzluk, yargının siyasallaşması ve temel hakların ve özgürlüklerin sistemli biçimde çiğnenmesi belirleyici etmenlerdir. Hukukun üstünlüğü kavramı, bu ülkelerde biçimsel düzeyde varlığını sürdürse de uygulamada tümüyle işlevsizdir.

Türkiye’ye Yakın Ülkeler (Skorları birbirine yakın olanlar):

116. Honduras – 0,41

117. Gine – 0,41

118. Türkiye – 0,41

119. Rusya Federasyonu – 0,41

120. Nijerya – 0,41

Bu tablo, Türkiye’nin küresel sıralamada otoriter eğilimleri belirginleşmiş ülkelerle aynı performans düzeyine gerilediğini göstermektedir. Özellikle Rusya Federasyonu ile aynı skor aralığında bulunması yürütme gücünün denetimsizleşmesi yargının siyasallaşması ve temel hak ve özgürlük ihlallerinin artması bakımından anlamlıdır. Türkiye, Doğu Avrupa–Orta Asya bölgesinde 15 ülke arasında 14’üncü sırada, kendi gelir grubundaki 41 ülke arasında ise 37’nci sırada yer alarak hem bölgesel hem ekonomik açıdan alt sıralarda kalmıştır.

2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi, yalnızca küresel sıralamaları değil, aynı zamanda ülkelerin bulundukları bölge ve gelir grubuna göre karşılaştırmalı çözümleme olanağı da sunmaktadır. Türkiye’nin sonuçları hem bölgesel hem de ekonomik düzlemde ortalamanın belirgin biçimde altında kalındığını göstermektedir.

Bölgesel Karşılaştırma: Doğu Avrupa ve Orta Asya

Türkiye, bu bölge içinde değerlendirilen 15 ülke arasında 14’üncü sırada yer almıştır. Bölgesel ortalama skor 0,50 iken Türkiye’nin 0,41’lik değeri, bölge ortalamasının 0,09 puan altında kalmaktadır. Bu fark, sadece istatistiksel değil, aynı zamanda yönetişim kalitesi açısından da anlamlı bir uçurumu temsil etmektedir.

Bölge ülkeleri arasında Gürcistan, Estonya, Letonya ve Litvanya gibi ülkeler, hukukun üstünlüğü ve yargı reformu alanında düzenli ilerlemeler kaydederek üst sıralarda yer almıştır. Bu ülkelerde yargı bağımsızlığına ve kamu yönetiminde hesap verebilirliğe yönelik reformlar sonuç vermiştir. Buna karşılık Türkiye’nin, Rusya Federasyonu ve Kırgızistan gibi otoriter eğilimli ülkelerle aynı skor aralığında bulunması yönetişim kalitesindeki yapısal bozulmayı açıkça ortaya koymaktadır.

Gelir Grubu Karşılaştırması: Üst-Orta Gelirli Ülkeler

Türkiye, Dünya Bankası sınıflandırmasına göre “üst-orta gelir grubu”nda yer almaktadır. Bu grupta değerlendirilen 41 ülke arasında 37’nci sırada bulunması, ekonomik gelişmişlik düzeyinin hukukun üstünlüğü performansına yansımadığını göstermektedir. Benzer gelir düzeyine sahip olan Polonya, Hırvatistan, Malezya ve Şili gibi ülkeler, Türkiye’ye kıyasla çok daha yüksek skorlar elde etmiştir.

Bu durum, Türkiye’de ekonomik kalkınma ile kurumsal demokratikleşme arasındaki bağın kopmuş olduğunu göstermektedir. Yani büyüme, kurumsal saydamlık, hesap verebilirlik ve hukukun üstünlüğü gibi demokratik bileşenlerle desteklenmediğinde sürdürülebilir bir yönetişim modeli üretilememektedir.

Yorum ve Değerlendirme

Bölgesel ve gelir temelli karşılaştırmalar, Türkiye’nin konumunu çift yönlü bir paradoks içinde göstermektedir: Ekonomik olarak belirli bir refah düzeyine ulaşmış olsa da kurumsal olarak otoriterleşmiştir. Demokrasiye geçiş sürecini tamamlamış bir ülke olmasına karşın hukukun üstünlüğü göstergelerinde geriye düşmüştür.

Bu tablo, Türkiye’deki gerilemenin geçici veya yüzeysel olmadığını, aksine sistemli ve kalıcı bir nitelik kazandığını göstermektedir. Hukukun üstünlüğü alanındaki bu düşüş, yalnızca yargısal veya yönetsel zayıflıklarla değil, aynı zamanda siyasal kültürün dönüşümü, medyanın bağımsızlığını yitirmesi ve yürütme gücünün kurumsal denetimden kopmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

Tartışma ve Sonuç

2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi verileri, Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin yalnızca zayıflamakla kalmadığını, aynı zamanda yapısal bir dönüşüm geçirerek otoriter-popülist bir yönetişim modeline uyumlu duruma geldiğini göstermektedir. Bu dönüşüm hem kurumsal hem de siyasal düzeyde üç temel eksen etrafında şekillenmektedir: yürütme gücünün merkezileşmesi, yargının bağımsızlığının aşınması ve toplumsal meşruluğun “güvenlik” temelli yeniden kurulması.

Yürütme Gücünün Merkezileşmesi ve Kurumsal Erozyon

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 2018’de yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de yürütme yetkisi tarihsel olarak görülmemiş bir biçimde merkezileşmiştir. Yasama organı denetim kapasitesini büyük ölçüde yitirirken, bürokrasi yürütme emirlerine bağımlı bir yapıya dönüşmüştür. Denetim kurumlarının (Sayıştay, TBMM komisyonları, düzenleyici üst kurullar) işlevsizleşmesi, yolsuzluğun kurumsal bir olgu durumuna gelmesine yol açmıştır. Bu süreç, endeksin “hükümet gücüne getirilen sınırlamalar” ve “açık hükümet” göstergelerinde açık biçimde görülmektedir.

Yargı Bağımsızlığının Zayıflaması ve Hukukun Araçsallaştırılması

Türkiye’de yargı, siyasal iktidarın stratejik hedeflerini destekleyen bir araç durumuna gelmiştir. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yürütme organı tarafından belirlenmesi, mahkeme kararlarının siyasal bağlama göre değişkenlik göstermesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, bu bağımlılığın temel göstergeleridir. Yargı süreçlerinin siyasallaşması, hem “medeni adalet” hem de “ceza adaleti” kategorilerinde düşük skorlarla sonuçlanmıştır. Böylece hukuk, bir denge ve denetim mekanizması olmaktan çıkmış ve siyasal meşruluğun araçsal bir unsuru olmuştur.

Güvenlik Temelli Meşruluk ve Toplumsal Korku İklimi

Endeksin “düzen ve güvenlik” kategorisindeki görece yüksek skor, hukukun üstünlüğüyle değil, devletin güvenlik aygıtlarının güçlenmesiyle açıklanabilir. Türkiye’de kamusal düzen, demokratik katılım ve özgürlüklerin genişlemesi yoluyla değil, güvenlikçi söylemler ve baskı politikaları aracılığıyla sağlanmaktadır. Bu durum, toplumsal muhalefetin suça dönüştürülmesine ve bireylerin ifade özgürlüğü alanlarının daralmasına yol açmaktadır. Böylece, toplumsal kararlılık “itaat” üzerinden tanımlanan bir yapısal norm durumuna gelmiştir.

Otoriter Popülizmin Kurumsallaşması

Hukukun üstünlüğünün aşınması, yalnızca kurumsal zayıflıklardan değil, aynı zamanda iktidarın popülist siyaset tarzından kaynaklanmaktadır. İktidar, toplumsal meşruluğu halkın iradesine atıfla tanımlarken, hukuku bu iradenin üzerinde bir denetim mekanizması olarak değil, uygulama aracısı olarak konumlandırmıştır. Bu yaklaşım, hukukun evrensel normatif niteliğini aşındırmakta; “çoğunlukçu meşruluk” anlayışı, “hukukun üstünlüğü” ilkesinin yerini almaktadır.

Sonuç: Kurumsal Gerilemeden Siyasal Dönüşüme

Türkiye örneği, hukukun üstünlüğünün yalnızca yargısal bir sorun değil, aynı zamanda siyasal rejimin niteliğini belirleyen bir değişken olduğunu göstermektedir. 2025 Endeksi’nde 118. sırada yer alan Türkiye, hukukun üstünlüğü göstergelerinde otoriter rejimlerle aynı düzeye gerilemiş durumdadır. Bu sonuç, demokratik kurumların biçimsel olarak varlığını korumasına karşın, içerik olarak işlevsizleştiği “yarışmacı otoriterlik” modeline işaret etmektedir.

Dolayısıyla, hukukun üstünlüğünün yeniden oluşturulması, yalnızca yargı reformu ya da anayasal değişikliklerle değil, aynı zamanda siyasal kültürün, yönetişim ilkelerinin ve toplumsal meşruluğun yeniden demokratik temellere oturtulmasıyla olanaklı olacaktır. Türkiye’nin önündeki en kritik görev, güvenlik temelli meşruluktan hukuk temelli meşruluğa geçişi sağlayacak kurumsal iradeyi yeniden üretmektir.

Hiç yorum yok: