2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi
Üzerinden Türkiye’de Hukuk Devletinin Aşınması
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
Öz
2025 Hukukun
Üstünlüğü Endeksi sonuçları, Türkiye’nin hukuk devleti ilkesinden ciddi biçimde
uzaklaştığını ortaya koymaktadır. Türkiye, 143 ülke arasında 118. sırada yer
alarak 0,41’lik skorla hem Doğu Avrupa-Orta Asya ortalamasının (0,50) hem de
kendi gelir grubunun belirgin biçimde altında kalmıştır. Özellikle “hükümet
gücüne getirilen sınırlamalar” (0,28; 136. sıra) ve “temel haklar ve
özgürlükler” (0,30; 134. sıra) göstergelerindeki düşük performans, yürütme
organının kurumsal denetimlerden bağımsızlaştığını göstermektedir. Buna karşın
“düzen ve güvenlik” göstergesindeki görece yüksek skor (0,71; 79. sıra),
otoriter rejimlerde sıkça görüldüğü üzere, kamusal düzenin hukuksal temellerden
çok yönetsel baskı araçlarıyla sağlandığına işaret etmektedir. Makale, bu
veriler ışığında Türkiye’de hukukun üstünlüğünün aşınma dinamiklerini, bölgesel
ve ekonomik karşılaştırmalarla birlikte incelemekte ve siyasal otoriterleşme
sürecinin hukuk devleti üzerindeki etkilerini tartışmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Hukukun
üstünlüğü, Türkiye, hukuk devleti, otoriterleşme, yargı bağımsızlığı,
demokratik gerileme
Abstract
The 2025 Rule of Law Index reveals a deep erosion of
the rule of law in Turkey. Ranked 118th among 143 countries with a score of
0.41, Turkey falls significantly below both the Eastern Europe–Central Asia
regional average (0.50) and its income group peers. Particularly weak
performance in “Constraints on Government Powers” (0.28; rank 136) and
“Fundamental Rights” (0.30; rank 134) reflects the growing independence of the
executive branch from institutional checks. In contrast, a relatively high
score in “Order and Security” (0.71; rank 79) suggests that public order is
maintained not through law, but via administrative control mechanisms typical
of authoritarian regimes. This paper examines the structural dynamics behind
the erosion of the rule of law in Turkey through comparative regional and
economic analyses, highlighting how authoritarian populism has undermined the
foundations of constitutional democracy.
Key Words: Rule of law,
Turkey, authoritarianism, judiciary, democratic backsliding
Giriş
Küresel
yönetişim göstergeleri, devletlerin demokratik işleyiş kapasitesini, kurumsal
dayanıklılığını ve hukukun üstünlüğü anlayışını karşılaştırmalı biçimde ortaya
koyan önemli araçlardır. Bu göstergeler arasında en kapsayıcı ve uluslararası
düzeyde kabul görenlerinden biri, her yıl World Justice Project (WJP)
tarafından yayımlanan “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”dir. Endeks, devletlerin hukuk
devleti ilkesine ne ölçüde bağlı olduklarını, hükümet gücüne getirilen
sınırlamalar, yolsuzluğun yokluğu, açık yönetim, temel hakların korunması,
düzen ve güvenlik, düzenleyici uygulama, medeni hukuk ve adalet ve ceza hukuku
ve adaleti gibi sekiz temel kategori üzerinden ölçmektedir.
2025 yılı
sonuçları, Türkiye açısından ciddi bir gerilemeye işaret etmektedir. Türkiye,
143 ülke arasında 118. sırada yer almış ve 0,41’lik skorla Doğu Avrupa ve Orta
Asya ortalamasının (0,50) belirgin biçimde altına düşmüştür. Üstelik bu sonuç,
yalnızca hukukun üstünlüğü sıralamasındaki bir düşüşü değil, aynı zamanda
demokratik normların sistemli olarak zayıfladığını da göstermektedir. Özellikle
“hükümet gücüne getirilen sınırlamalar” (0,28; 136. sıra) ve “temel haklar”
(0,30; 134. sıra) kategorilerinde görülen düşük performans, yürütme erkinin
kurumsal denetim mekanizmalarından bağımsızlaştığını ortaya koymaktadır. Buna
karşın “düzen ve güvenlik” göstergesinin görece yüksek olması (0,71; 79. sıra),
otoriter rejimlerde sıkça rastlandığı üzere, hukukun üstünlüğü zayıflarken
kamusal düzenin yönetsel baskı araçlarıyla sürdürüldüğünü göstermektedir.
Bu tablo,
Türkiye’de yürütme organının güç yoğunlaşmasının, yargı bağımsızlığını ve hesap
verebilirliği sınırladığı, yasama organının ise giderek zayıflayan bir denetim işlevine
indirgendiği bir yönetişim modeline işaret etmektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin
hukukun üstünlüğü performansını anlamak yalnızca bir sıralama okuması değildir.
Aynı zamanda otoriter popülizmin kurumsal yansımalarının hukuk devleti
üzerindeki yıkıcı etkilerini çözümlemek anlamına gelmektedir.
Bu makale,
2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerini temel alarak Türkiye’de hukukun
üstünlüğünün aşınma dinamiklerini irdelemeyi amaçlamaktadır. Bulgular hem
bölgesel hem de gelir grubu karşılaştırmalarıyla birlikte değerlendirilecek ve
ardından bu gerilemenin siyasal ve kurumsal nedenleri tartışılacaktır. Son
amaç, hukukun üstünlüğü göstergelerinin Türkiye’deki demokratik gerilemeyi
nasıl yansıttığını açıklamak ve geleceğe yönelik olası yönelimleri tartışmaya
açmaktır.
2025
Verilerinin Ayrıntılı Çözümlemesi
2025 Hukukun
Üstünlüğü Endeksi verileri, Türkiye’nin hukukun üstünlüğü alanında sistemli bir
çözülme süreci yaşadığını ortaya koymaktadır. Ülke genel skoru 0,41’dir ve bu
skor, Doğu Avrupa ve Orta Asya ortalamasının (0,50) altında kalmaktadır.
Türkiye, 143 ülke arasında 118. sırada yer alarak hem küresel hem bölgesel
düzeyde alt çeyreğe düşmüştür. Aşağıda, endeksin sekiz alt kategorisi üzerinden
Türkiye’nin performansı ayrıntılı biçimde çözümlenmektedir.
Hükümet
Gücüne Getirilen Sınırlamalar (Skor: 0,28; Sıra: 136)
Bu kategori,
yürütme organının yasama, yargı ve denetim kurumları tarafından ne ölçüde
sınırlanabildiğini ölçer. Türkiye’nin son derece düşük skoru, kuvvetler
ayrılığının artık ortadan kalktığını, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin
yürütme gücünü kurumsal denetimlerden bağımsızlaştırdığını göstermektedir.
Özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, yargı mensuplarının
görevden alınması veya sürgün edilmesi gibi olaylar bu düşüklüğün arka planını
oluşturmaktadır.
Yolsuzluğun
Yokluğu (Skor: 0,44; Sıra: 79)
Türkiye’nin
bu alandaki performansı, görece daha iyi görünmekle birlikte halen küresel
ortalamanın altındadır. Kamu ihalelerinde saydamlık eksikliği, kamu
kaynaklarının yandaş sermaye lehine kullanımı ve medya üzerindeki ekonomik
baskı araçları, yolsuzluğun yapısal bir nitelik kazandığını göstermektedir.
Kurumsal hesap verebilirliğin zayıflaması bu alanda kalıcı iyileşmenin önündeki
en temel engeldir.
Açık
Hükümet (Skor: 0,39; Sıra: 110)
Açık hükümet
göstergesi, bilginin kamuya erişilebilirliğini, karar alma süreçlerinde saydamlığı
ve vatandaş katılımını ölçmektedir. Türkiye’nin düşük performansı, özellikle
bilgi edinme hakkının kısıtlanması, devlet sırrı kavramının genişletilmesi ve
medya özgürlüğünün sınırlandırılmasıyla ilişkilidir. Ayrıca, parlamentonun
karar alma süreçlerinden dışlanması, yürütmenin tek merkezli bilgi denetimini
pekiştirmiştir.
Temel
Haklar ve Özgürlükler (Skor: 0,30; Sıra: 134)
Bu alan,
ifade özgürlüğü, toplanma hakkı, örgütlenme özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü
gibi hakların korunma düzeyini ölçer. Türkiye’nin en zayıf kategorilerinden
biri olan temel haklar ve özgürlüklerde düşüklük hem yargı kararları hem de
yürütme uygulamalarıyla ilişkilidir. Gazetecilerin ve sivil toplum aktörlerinin
cezalandırılması, karşıt görüşlerin suça dönüştürülmesi ve din temelli
kutuplaştırıcı söylemler, temel hak ve özgürlük ihlallerinin süreklilik
kazandığını göstermektedir.
Düzen ve
Güvenlik (Skor: 0,71; Sıra: 79)
Bu kategori,
bireylerin güvenliği ve kamu düzeninin sağlanma düzeyini yansıtır. Türkiye’nin
bu alanda görece yüksek performansı, klasik otoriter rejimlerde görülen bir
dengeyi akla getirmektedir: kamusal düzen, özgürlüklerin pahasına
sağlanmaktadır. Güvenlik bürokrasisinin artan etkisi ve polis gücünün
genişleyen yetkileri bu dengenin karakteristiğini oluşturmaktadır.
Düzenleyici
Uygulamalar (Skor: 0,41; Sıra: 118)
Bu gösterge,
yönetsel kurumların yasaları öngörülebilir, tarafsız ve etkili biçimde
uygulayıp uygulamadığını ölçmektedir. Türkiye’de yönetsel karar süreçlerinin
siyasal yönlendirmelere açık olması, yargısal denetimin zayıflamasıyla
birleştiğinde hukuksal öngörülebilirliği azaltmıştır. Özellikle yatırımcı
güveninin zayıflaması ve kamu-özel ortaklıklarının denetimsiz biçimde
yürütülmesi düzenleyici çalışmaların etkililiği sınırlandırmaktadır.
Medeni
Hukuk Uygulamaları (Skor: 0,40; Sıra: 127)
Medeni yargı
süreçlerinde erişilebilirlik, tarafsızlık ve etkililik ölçütlerini içeren bu
kategori, Türkiye’de adli sistemin yapısal sorunlarını yansıtmaktadır.
Davaların uzun sürmesi, mahkemelerin bağımsızlığına duyulan güvensizlik ve
ekonomik çıkar ilişkilerinin yargı kararlarını etkilemesi, hukuksal eşitliği
zedelemektedir.
Ceza
Hukuk Uygulamaları (Skor: 0,34; Sıra: 106)
Ceza
adaletinde düşük performans, yargı bağımsızlığı eksikliğiyle doğrudan
ilişkilidir. Özellikle siyasal davalarda iddianamelerin delilden çok niyet
temelli biçimde hazırlanması, tutukluluk süresinin cezaya dönüşmesi ve savunma
hakkının kısıtlanması, bu alanın gerilemesinde belirleyici olmuştur.
Değerlendirme
Bu
göstergeler bir arada değerlendirildiğinde, Türkiye’de hukukun üstünlüğü
ilkesinin biçimsel bir çerçeveye indirgenerek içeriğinden boşaltıldığı
görülmektedir. Kurumsal denetimlerin etkisizleşmesi, yürütme gücünün
merkezileşmesi, yargı bağımsızlığının aşınması ve temel hakların kısıtlanması,
otoriter popülizmin kurumsallaşmış bir formuna işaret etmektedir. Türkiye,
2024–2025 döneminde %1,9’luk düşüşle dünyada hukukun üstünlüğü en fazla
gerileyen ülkelerden biri olmuştur.
Kıyaslamalar
2025 Hukukun
Üstünlüğü Endeksi bulguları, Türkiye’nin hukuk devleti ilkesinden uzaklaşma
sürecinin derinleştiğini göstermektedir. Ülkenin 143 ülke arasında 118. sırada
yer alması ve 0,41’lik skorla hem bölgesel (0,50) hem de küresel ortalamanın
altında kalması, kurumsal çöküşün sürdüğünü ortaya koymaktadır. Türkiye,
2024–2025 döneminde %1,9’luk bir düşüşle, hukukun üstünlüğünde en fazla
gerileyen ülkeler arasında yer almıştır.
Alt
göstergeler, bu genel gerilemenin yapısal nitelikte olduğunu açık biçimde
göstermektedir. “Hükümet gücüne getirilen sınırlamalar” ve “temel haklar”
kategorilerinde dramatik düşüklükler, yürütmenin kurumsal denetim
mekanizmalarından bağımsızlaştığını ve kuvvetler ayrılığının işlevsizleştiğini
kanıtlamaktadır. Buna karşılık “düzen ve güvenlik” alanındaki görece yüksek
skor, kamusal düzenin demokratik hukuk çerçevesi içinde değil, yönetsel baskı
araçlarıyla korunduğunu göstermektedir. Bu durum, otoriter rejimlerin tipik
özelliği olan “güvenlik temelli meşruluk” stratejisini yansıtır.
Endeks
verileri, Türkiye’de hukukun üstünlüğüyle güvenlik devleti arasında ters
orantılı bir ilişki kurulduğunu da ortaya koymaktadır. Kamusal düzenin
sağlanması, bireysel hak ve özgürlüklerin bastırılması pahasına
gerçekleşmektedir. Yargı bağımsızlığının zayıflaması, temel hak ve
özgürlüklerin ihlalleri, yolsuzluğun yapısallaşması ve yönetimde keyfilik bu
süreci pekiştiren başlıca unsurlardır. Bu tablo, yalnızca hukukun üstünlüğü
göstergelerindeki bir bozulmaya değil, aynı zamanda siyasal sistemin otoriter
popülizm doğrultusunda kurumsal yeniden yapılanmasına işaret etmektedir.
Sonuç
olarak, 2025 verileri Türkiye’de hukuk devletinin biçimsel varlığını
sürdürmekle birlikte işlevsel olarak büyük ölçüde aşındığını göstermektedir.
Kurumsal denge-denetim mekanizmalarının etkisizleşmesi, yürütme gücünün
yoğunlaşması ve temel hakların sınırlanması, Türkiye’yi “yarışmacı otoriter”
rejim kategorisine yaklaştırmaktadır. Bu durum, hukukun üstünlüğü kavramının
yalnızca normatif bir hedef değil, aynı zamanda siyasal rejimin niteliğini
belirleyen temel bir değişken olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
Diğer
Ülkeler
2025 Hukukun
Üstünlüğü Endeksi’nde küresel sıralamanın en üstünde yer alan ülkeler, hukukun
üstünlüğünün kurumsallaştığı, yargı bağımsızlığının yüksek olduğu ve demokratik
denetim mekanizmalarının güçlü biçimde işlediği örneklerdir. Buna karşılık
listenin sonunda yer alan ülkeler, hukuk devleti ilkesinin tamamen aşındığı
veya çöktüğü otoriter rejimlerdir. Türkiye ise bu iki uç arasında, ancak alt
çeyreğe yakın bir konumdadır.
İlk Beş Ülke
(En yüksek skorlar):
Danimarka –
0,90
Norveç –
0,89
Finlandiya –
0,87
İsveç – 0,85
Yeni Zelanda
– 0,83
Bu ülkeler, kararlı
demokratik kurumları, saydam yönetişim mekanizmaları ve etkili yargı
sistemleriyle öne çıkmaktadır. Hepsi aynı zamanda yüksek insancıl gelişmişlik
düzeyine sahip, sosyal devlet ilkelerini içselleştirmiş ülkelerdir.
Son Beş Ülke
(En düşük skorlar):
139.
Nikaragua – 0,33
140. Haiti –
0,32
141.
Kamboçya – 0,31
142.
Afganistan – 0,31
143.
Venezuela (RB) – 0,26
Bu ülkelerde
siyasal kararsızlık, yolsuzluk, yargının siyasallaşması ve temel hakların ve
özgürlüklerin sistemli biçimde çiğnenmesi belirleyici etmenlerdir. Hukukun
üstünlüğü kavramı, bu ülkelerde biçimsel düzeyde varlığını sürdürse de
uygulamada tümüyle işlevsizdir.
Türkiye’ye
Yakın Ülkeler (Skorları birbirine yakın olanlar):
116.
Honduras – 0,41
117. Gine –
0,41
118. Türkiye
– 0,41
119. Rusya
Federasyonu – 0,41
120. Nijerya
– 0,41
Bu tablo,
Türkiye’nin küresel sıralamada otoriter eğilimleri belirginleşmiş ülkelerle
aynı performans düzeyine gerilediğini göstermektedir. Özellikle Rusya
Federasyonu ile aynı skor aralığında bulunması yürütme gücünün
denetimsizleşmesi yargının siyasallaşması ve temel hak ve özgürlük ihlallerinin
artması bakımından anlamlıdır. Türkiye, Doğu Avrupa–Orta Asya bölgesinde 15
ülke arasında 14’üncü sırada, kendi gelir grubundaki 41 ülke arasında ise
37’nci sırada yer alarak hem bölgesel hem ekonomik açıdan alt sıralarda
kalmıştır.
2025 Hukukun
Üstünlüğü Endeksi, yalnızca küresel sıralamaları değil, aynı zamanda ülkelerin
bulundukları bölge ve gelir grubuna göre karşılaştırmalı çözümleme olanağı da
sunmaktadır. Türkiye’nin sonuçları hem bölgesel hem de ekonomik düzlemde
ortalamanın belirgin biçimde altında kalındığını göstermektedir.
Bölgesel
Karşılaştırma: Doğu Avrupa ve Orta Asya
Türkiye, bu
bölge içinde değerlendirilen 15 ülke arasında 14’üncü sırada yer almıştır.
Bölgesel ortalama skor 0,50 iken Türkiye’nin 0,41’lik değeri, bölge
ortalamasının 0,09 puan altında kalmaktadır. Bu fark, sadece istatistiksel
değil, aynı zamanda yönetişim kalitesi açısından da anlamlı bir uçurumu temsil
etmektedir.
Bölge
ülkeleri arasında Gürcistan, Estonya, Letonya ve Litvanya gibi ülkeler, hukukun
üstünlüğü ve yargı reformu alanında düzenli ilerlemeler kaydederek üst
sıralarda yer almıştır. Bu ülkelerde yargı bağımsızlığına ve kamu yönetiminde
hesap verebilirliğe yönelik reformlar sonuç vermiştir. Buna karşılık
Türkiye’nin, Rusya Federasyonu ve Kırgızistan gibi otoriter eğilimli ülkelerle aynı
skor aralığında bulunması yönetişim kalitesindeki yapısal bozulmayı açıkça
ortaya koymaktadır.
Gelir
Grubu Karşılaştırması: Üst-Orta Gelirli Ülkeler
Türkiye,
Dünya Bankası sınıflandırmasına göre “üst-orta gelir grubu”nda yer almaktadır.
Bu grupta değerlendirilen 41 ülke arasında 37’nci sırada bulunması, ekonomik
gelişmişlik düzeyinin hukukun üstünlüğü performansına yansımadığını
göstermektedir. Benzer gelir düzeyine sahip olan Polonya, Hırvatistan, Malezya
ve Şili gibi ülkeler, Türkiye’ye kıyasla çok daha yüksek skorlar elde etmiştir.
Bu durum,
Türkiye’de ekonomik kalkınma ile kurumsal demokratikleşme arasındaki bağın
kopmuş olduğunu göstermektedir. Yani büyüme, kurumsal saydamlık, hesap
verebilirlik ve hukukun üstünlüğü gibi demokratik bileşenlerle
desteklenmediğinde sürdürülebilir bir yönetişim modeli üretilememektedir.
Yorum ve
Değerlendirme
Bölgesel ve
gelir temelli karşılaştırmalar, Türkiye’nin konumunu çift yönlü bir paradoks
içinde göstermektedir: Ekonomik olarak belirli bir refah düzeyine ulaşmış olsa
da kurumsal olarak otoriterleşmiştir. Demokrasiye geçiş sürecini tamamlamış bir
ülke olmasına karşın hukukun üstünlüğü göstergelerinde geriye düşmüştür.
Bu tablo,
Türkiye’deki gerilemenin geçici veya yüzeysel olmadığını, aksine sistemli ve
kalıcı bir nitelik kazandığını göstermektedir. Hukukun üstünlüğü alanındaki bu
düşüş, yalnızca yargısal veya yönetsel zayıflıklarla değil, aynı zamanda
siyasal kültürün dönüşümü, medyanın bağımsızlığını yitirmesi ve yürütme gücünün
kurumsal denetimden kopmasıyla doğrudan bağlantılıdır.
Tartışma
ve Sonuç
2025 Hukukun
Üstünlüğü Endeksi verileri, Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin yalnızca
zayıflamakla kalmadığını, aynı zamanda yapısal bir dönüşüm geçirerek
otoriter-popülist bir yönetişim modeline uyumlu duruma geldiğini
göstermektedir. Bu dönüşüm hem kurumsal hem de siyasal düzeyde üç temel eksen
etrafında şekillenmektedir: yürütme gücünün merkezileşmesi, yargının
bağımsızlığının aşınması ve toplumsal meşruluğun “güvenlik” temelli yeniden kurulması.
Yürütme
Gücünün Merkezileşmesi ve Kurumsal Erozyon
Cumhurbaşkanlığı
Hükümet Sistemi’nin 2018’de yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de yürütme
yetkisi tarihsel olarak görülmemiş bir biçimde merkezileşmiştir. Yasama organı
denetim kapasitesini büyük ölçüde yitirirken, bürokrasi yürütme emirlerine
bağımlı bir yapıya dönüşmüştür. Denetim kurumlarının (Sayıştay, TBMM
komisyonları, düzenleyici üst kurullar) işlevsizleşmesi, yolsuzluğun kurumsal
bir olgu durumuna gelmesine yol açmıştır. Bu süreç, endeksin “hükümet gücüne
getirilen sınırlamalar” ve “açık hükümet” göstergelerinde açık biçimde
görülmektedir.
Yargı
Bağımsızlığının Zayıflaması ve Hukukun Araçsallaştırılması
Türkiye’de
yargı, siyasal iktidarın stratejik hedeflerini destekleyen bir araç durumuna
gelmiştir. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yürütme organı tarafından
belirlenmesi, mahkeme kararlarının siyasal bağlama göre değişkenlik göstermesi
ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, bu bağımlılığın temel
göstergeleridir. Yargı süreçlerinin siyasallaşması, hem “medeni adalet” hem de
“ceza adaleti” kategorilerinde düşük skorlarla sonuçlanmıştır. Böylece hukuk,
bir denge ve denetim mekanizması olmaktan çıkmış ve siyasal meşruluğun araçsal
bir unsuru olmuştur.
Güvenlik
Temelli Meşruluk ve Toplumsal Korku İklimi
Endeksin
“düzen ve güvenlik” kategorisindeki görece yüksek skor, hukukun üstünlüğüyle
değil, devletin güvenlik aygıtlarının güçlenmesiyle açıklanabilir. Türkiye’de
kamusal düzen, demokratik katılım ve özgürlüklerin genişlemesi yoluyla değil,
güvenlikçi söylemler ve baskı politikaları aracılığıyla sağlanmaktadır. Bu
durum, toplumsal muhalefetin suça dönüştürülmesine ve bireylerin ifade
özgürlüğü alanlarının daralmasına yol açmaktadır. Böylece, toplumsal kararlılık
“itaat” üzerinden tanımlanan bir yapısal norm durumuna gelmiştir.
Otoriter
Popülizmin Kurumsallaşması
Hukukun
üstünlüğünün aşınması, yalnızca kurumsal zayıflıklardan değil, aynı zamanda
iktidarın popülist siyaset tarzından kaynaklanmaktadır. İktidar, toplumsal
meşruluğu halkın iradesine atıfla tanımlarken, hukuku bu iradenin üzerinde bir
denetim mekanizması olarak değil, uygulama aracısı olarak konumlandırmıştır. Bu
yaklaşım, hukukun evrensel normatif niteliğini aşındırmakta; “çoğunlukçu meşruluk”
anlayışı, “hukukun üstünlüğü” ilkesinin yerini almaktadır.
Sonuç:
Kurumsal Gerilemeden Siyasal Dönüşüme
Türkiye
örneği, hukukun üstünlüğünün yalnızca yargısal bir sorun değil, aynı zamanda
siyasal rejimin niteliğini belirleyen bir değişken olduğunu göstermektedir.
2025 Endeksi’nde 118. sırada yer alan Türkiye, hukukun üstünlüğü
göstergelerinde otoriter rejimlerle aynı düzeye gerilemiş durumdadır. Bu sonuç,
demokratik kurumların biçimsel olarak varlığını korumasına karşın, içerik
olarak işlevsizleştiği “yarışmacı otoriterlik” modeline işaret etmektedir.
Dolayısıyla,
hukukun üstünlüğünün yeniden oluşturulması, yalnızca yargı reformu ya da
anayasal değişikliklerle değil, aynı zamanda siyasal kültürün, yönetişim
ilkelerinin ve toplumsal meşruluğun yeniden demokratik temellere oturtulmasıyla
olanaklı olacaktır. Türkiye’nin önündeki en kritik görev, güvenlik temelli
meşruluktan hukuk temelli meşruluğa geçişi sağlayacak kurumsal iradeyi yeniden
üretmektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder