Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

31 Ekim 2025 Cuma

 

Merz’in Ankara Gezisinde Kullanılan Diplomatik Aforizmalar: Söylemin İdeolojik İşlevi ve Rejimsel Direnç

 

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

Öz

Bu çalışma, diplomatik aforizmaların modern uluslararası ilişkilerdeki işlevini, ideolojik boyutunu ve otoriterleşen rejimler bağlamında rejimsel direnç üretme kapasitesini Merz–Erdoğan örneği üzerinden incelemektedir. Merz’in Türkiye ziyareti sırasında kullandığı aforizmalar, AB’nin normatif diplomasi yaklaşımını yansıtırken, Erdoğan’ın karşı-aforizmaları egemenlikçi realizmin bir görünümü olarak değerlendirilmiştir. Çözümleme, diplomatik aforizmaların yalnızca retorik bir araç değil, aynı zamanda hem uluslararası hem iç siyasal bağlamda stratejik ve ideolojik işlevler taşıdığını göstermektedir. Bulgular, Türkiye-AB ilişkilerinde genişleme görüşmelerinin askıda kalmaya devam edeceğini ve diplomatik aforizmaların bu süreçte somut bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.

Anahtar Kelimeler: Diplomatik aforizma, normatif diplomasi, Merz, Erdoğan, Türkiye-AB ilişkileri, Kopenhag ölçütleri, egemenlikçi realizm.

 

Abstract

This study examines the function, ideological dimension, and capacity for regime resistance of diplomatic aphorisms in modern international relations, using the Merz–Erdoğan case as an illustrative example. The aphorisms employed by Merz during his visit to Turkey reflect the EU’s normative diplomacy approach, whereas Erdoğan’s counter-aphorisms exemplify sovereignty-oriented realism. The analysis demonstrates that diplomatic aphorisms function not only as rhetorical tools but also as strategic and ideological instruments in both international and domestic political contexts. The findings indicate that the EU-Turkey accession negotiations remain suspended, and diplomatic aphorisms play a tangible role in shaping this process.

Key Words: Diplomatic aphorism, normative diplomacy, Merz, Erdoğan, Turkey-EU relations, Copenhagen criteria, sovereignty-oriented realism.

Giriş

Diplomasi, çoğu zaman kelimelerin özenle seçildiği, anlamın ise bilerek muğlak bırakıldığı bir iletişim sanatıdır. Devletlerarası ilişkilerde kullanılan her ifade hem bir nezaket biçimini hem de güç ilişkilerinin kodlarını taşır. Bu bağlamda “diplomatik aforizma” kavramı, yalnızca zarif bir söz sanatı değil, aynı zamanda siyasal bir strateji olarak değerlendirilmelidir. Aforizma, kısa, öz ve çarpıcı olmanın ötesinde, diplomatik dilde belirsizliği korumanın, uyarıyı zarifçe gizlemenin ve meşruluk sınırlarını yeniden tanımlamanın aracıdır.

Son yıllarda diplomatik aforizma, yalnızca retorik bir araç olmaktan çıkıp, rejimlerin kendi ideolojik tutumlarını meşrulaştırma işlevi kazanmaya başlamıştır. Almanya Hristiyan Demokrat Birliği lideri Friedrich Merz ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında geçtiğimiz günlerde yaşanan basın toplantısı bu dönüşümün çarpıcı bir örneğidir. Merz’in Türkiye’ye yönelttiği “hukuk devleti, tutuklamalar ve Kopenhag ölçütleri” vurgusu, klasik Avrupa normatif diplomasisinin bir yansımasıdır. Ancak Erdoğan’ın buna verdiği “bizim de Ankara ölçütlerimiz var, kendi yolumuzda gideriz” yanıtı, normatif diplomasiye karşı geliştirilen “egemenlikçi aforizma” örneğidir. Bu yanıt, içeride ulusal onuru pekiştirirken dışarıda Batı’nın normatif hegemonyasına meydan okuyan bir simgesel direniş biçimi üretmiştir.

Bu karşılaşma, diplomatik aforizmanın yalnızca dilsel bir kıvraklık değil, ideolojik bir araç olarak nasıl işlediğini gözler önüne sermektedir. “Kopenhag ölçütleri” ifadesi liberal uluslararasıcılığın; “Ankara ölçütleri” ise egemenlikçi realizmin simgesine dönüşmüştür. Böylece diplomatik aforizma, rejimlerin kendi siyasal kimliklerini hem içeride meşrulaştırdığı hem de dış dünyaya karşı sınır çizdiği bir söylem alanı durumuna gelmiştir. Bu çalışma, bu tür aforizmaların çağdaş diplomasi uygulamalarında nasıl “rejimsel direnç” ve “meşruluk üretimi” işlevi kazandığını irdelemeyi amaçlamaktadır.

Aforizma kavramı, köken olarak Yunanca aphorismos sözcüğünden gelir ve “sınır çizme” veya “tanımlama” anlamına gelir. İlk kullanımı Hipokrat’a kadar uzanır, tıpta kısa ve özlü kuralların ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Ancak çağdaş anlamını Montaigne, Pascal ve La Rochefoucauld gibi düşünürlerin eserleriyle kazanmıştır. Bu yazarlar aforizmayı, uzun söylemler yerine yoğun bir düşünce yükü taşıyan kısa cümlelerle insan doğasını, toplumu ve ahlakı çözümlemenin aracı durumuna getirmişlerdir. Nietzsche ile birlikte aforizma, artık sadece bir anlatım biçimi değil, düşüncenin keskinleştirilmiş bir formu, adeta felsefi bir silah niteliği almıştır. Kısalık, yoğunluk ve anlam derinliği, aforizmanın temel üç niteliğidir.

Aforizma siyasal alana taşındığında, söylemin gücü ile iktidarın gücü arasında bir kesişme noktası oluşturur. Siyasetçiler için aforizma, bir yandan halkın anlayabileceği ölçüde yalın, diğer yandan çoklu anlam katmanları taşıyacak kadar derin bir araçtır. Bu nedenle siyasal söylemde aforizma, doğrudan değil dolaylı biçimde ikna etmeyi amaçlar. Aforizmanın başarısı, açık olmaktan değil, ima yoluyla etki yaratmaktan gelir. Kimi zaman uyarı, kimi zaman meydan okuma, kimi zaman da belirsizlik üretme aracıdır. Dolayısıyla aforizma, siyasal iletişimde hem anlamın hem de gücün yoğunlaştırılmış biçimi olarak değerlendirilebilir.

“Diplomatik aforizma” ise bu genel tanımın uluslararası ilişkiler bağlamında özel bir türüdür. Diplomatik aforizma, bir devletin dış siyasa yönelimini, rejimsel kimliğini veya ideolojik pozisyonunu açık çatışmaya girmeden ima eden kısa, ölçülü ve çok katmanlı ifadelerdir. Bu tür aforizmalar, genellikle iki temel işlev taşır. İlki, belirsizlik üretmek yoluyla diplomatik manevra alanını korumaktır; bu, diplomasinin doğasında yer alan “yapıcı muğlaklık” (constructive ambiguity) ilkesine dayanır. İkincisi ise, rejimin meşruluğunu ve egemenlik iddiasını dil üzerinden yeniden kurmaktır. Diplomatik aforizma, bu yönüyle yalnızca bir retorik incelik değil, aynı zamanda bir ideolojik savunma hattıdır.

Bu bağlamda, diplomatik aforizmalar devletlerin karşılıklı söylemlerinde hem nezaketin hem de direncin araçlarıdır. Kimi zaman diyalogu yumuşatır, kimi zaman ise ideolojik sınırları sertleştirir. Dolayısıyla aforizma, diplomaside yalnızca “güzel söz” değil, “gücü koruyan söz” anlamına gelir. Söylenmeyenle söylenen arasındaki bu ince denge, diplomatik aforizmanın hem estetik hem de siyasal niteliğini belirler.

Normatif Diplomasi ve Aforizmanın Avrupa Geleneği

Avrupa diplomasisi, tarih boyunca yalnızca devletlerarası çıkar savaşımını değil, aynı zamanda normatif değerlerin yayılımını da merkezine almıştır. Bu bağlamda “normatif diplomasi” kavramı, devletlerin diğer devletleri belirli demokratik ve hukuksal ölçünlere uymaya çağırdığı, değer temelli bir dış siyasa yaklaşımını ifade eder. Hukukun üstünlüğü, insan hakları, demokratik temsil yeteneği ve kuvvetler ayrılığı gibi ilkeler, normatif diplomasinin temel referans noktalarıdır ve bu ilkeler, Avrupa Birliği’nin genişleme ve üyelik süreçlerinde özellikle Kopenhag ölçütleri aracılığıyla somutlaşmıştır.

Avrupa diplomasisinde aforizma, normatif mesajların kısa ve etkili bir biçimde iletilmesinin geleneksel bir aracıdır. Montaigne, La Rochefoucauld ve Pascal gibi düşünürlerin özlü ifadeleri, yalnızca felsefi bir değer taşımakla kalmamış, aynı zamanda devlet adamları ve diplomatlar tarafından diplomatik söyleme aktarılmıştır. Kısa, çarpıcı ve çok katmanlı bu ifadeler, Avrupa diplomasisinde hem mesajın doğrudan iletilmesini sağlar hem de söyleme belirli bir belirsizlik zırhı kazandırır. Bu, diplomatın hem nezaket hem de normatif uyarı iletmesini olanaklı kılar.

Özellikle Kopenhag ölçütleri bağlamında, diplomatik aforizmalar, Avrupa devletlerinin Türkiye gibi aday ülkelerle yürüttüğü iletişimde belirleyici bir işlev kazanmıştır. Örneğin, Friedrich Merz’in Türkiye ziyareti sırasında kullandığı “hukuk devleti, insan hakları ve parlamenter demokrasi” vurguları, yalnızca bir nezaket söylemi değil, aynı zamanda normatif bir çağrı olarak okunmalıdır. Bu tür ifadeler, doğrudan sistem değişikliği talep etmese de karşı tarafın siyasal ve anayasal tercihlerini uluslararası normlarla kıyaslamaya davet eden imalı mesajlardır.

Sonuç olarak, Avrupa diplomasisinde aforizma, normatif diplomasiyle iç içe geçmiş bir araç olarak işlev görür. Bu araç hem diplomatik söylemin zarafetini artırır hem de devletlerin diğer devletlere yönelik normatif beklentilerini etkili bir biçimde iletmelerini sağlar. Kısacası, Avrupa diplomasisinde aforizma, yalnızca estetik bir dil öğesi değil, uluslararası normları yayma ve koruma aracı olarak tarihsel ve kuramsal bir meşruluk kazanmıştır.

Amaç ve Hedefler

Amaç:

Bu çalışma, diplomatik aforizmaların çağdaş uluslararası ilişkilerdeki işlevini ve özellikle otoriterleşen rejimler bağlamında ideolojik bir araç olarak nasıl kullanıldığını incelemeyi amaçlamaktadır. Merz’in Ankara ziyareti sırasında sergilenen diplomatik söylem üzerinden, aforizmanın yalnızca retorik bir incelik değil, aynı zamanda rejimlerin kendi meşruluklarını koruma ve dış normatif baskılara karşı direnç üretme işlevi taşıdığı gösterilecektir.

Hedefler:

Aforizma kavramını kuramsal ve tarihsel bağlamda açıklamak: Felsefi, edebi ve siyasal kökenlerini ortaya koyarak, diplomatik söylemdeki özgün işlevini tanımlamak.

Normatif diplomasi ve Avrupa diplomasisinde aforizmanın rolünü çözümlemek: Kopenhag ölçütleri ve AB diplomasisi örneği üzerinden, aforizmanın normatif etki aracına dönüşümünü göstermek.

Merz–Erdoğan örneğini olay çalışması olarak ele almak: Diplomatik aforizmaların ideolojik işlevini ve rejimsel direnç üretme kapasitesini somut bir olay üzerinden incelemek.

Diplomatik aforizmanın çağdaş uluslararası ilişkiler kuramına katkısını tartışmak: Normatif liberalizm ile egemenlikçi realizm çatışması bağlamında, aforizmanın hem söylemsel hem de stratejik işlevini ortaya koymak.

Yöntem

Bu çalışma, nitel araştırma yöntemine dayalı bir önek olay çözümlemesini temel almaktadır. Merz’in Ankara ziyareti sırasında gerçekleşen basın toplantısı, diplomatik aforizmaların ideolojik işlevi ve rejimsel direnç üretme kapasitesini incelemek için bir örnek olay olarak seçilmiştir. Araştırma sürecinde aşağıdaki yöntem ve teknikler uygulanmıştır:

Metin Çözümlemesi (Content Analysis): Basın toplantısında dile getirilen ifadeler, özellikle Merz ve Erdoğan’ın kullandığı kısa, özlü ve anlam yüklü söylemler detaylı biçimde incelenmiştir. Söylemlerdeki ima, belirsizlik ve normatif mesaj öğeleri çözümlemiştir.

Kavramsal Çerçeveleme: Aforizma ve diplomatik aforizma kavramları, tarihsel ve kuramsal yazın bağlamında tanımlanmış, diplomasi yazını ile ilişkilendirilmiştir. Normatif diplomasi ve egemenlikçi realizm arasındaki kuramsal çatışma çözümlemenin temel kavramsal eksenini oluşturmuştur.

Örnek Olay Çalışması Yaklaşımı: Merz–Erdoğan örneği üzerinden, diplomatik aforizmaların hem normatif mesaj iletme hem de rejimsel savunma işlevleri somutlaştırılmıştır. Bu örnek olay diplomatik aforizmanın uygulamadaki işlevlerini gözlemlemek için seçilmiş olup, genellenebilirlikten çok derinlikli anlayış sağlamayı amaçlamaktadır.

İçerik ve Söylem Çözümlemesi: Söylemlerin metin içindeki yapı ve bağlamları incelenmiş, dilin stratejik işlevi ve ideolojik yönlendirme boyutları ortaya konmuştur. Aforizmaların yalnızca dilsel bir özellik değil, ideolojik bir araç olarak kullanımı değerlendirilmiştir. Bu yöntemler, çalışmanın hem kuramsal zeminini güçlendirmekte hem de Merz–Erdoğan örneğini derinlemesine niteliksel bir çözümleme ile açıklamayı olanaklı kılmaktadır.

Kuramsal Çerçeve

Bu çalışma, diplomatik aforizmaların işlevini iki temel uluslararası ilişkiler kuramı ekseninde ele almaktadır: normatif liberalizm ve egemenlikçi realizm.

Normatif Liberalizm: Normatif liberalizm, devletlerin uluslararası meşruluğunu yalnızca egemenliklerine değil, aynı zamanda belirli demokratik ve hukuksal normlara uyumlarına göre değerlendiren bir yaklaşımdır. Bu çerçevede, AB diplomasisi ve Kopenhag ölçütleri gibi mekanizmalar, üye ve aday devletleri normatif ölçünlere göre şekillendirmeye çalışır. Diplomatik aforizmalar, bu yaklaşımda nazik ama imalı uyarılar olarak işlev görür. Örnek olarak, Merz’in Türkiye ziyareti sırasında dile getirdiği “hukuk devleti, insan hakları ve parlamenter demokrasi” vurguları, normatif diplomasi ile aforizmanın kesiştiği noktayı temsil eder.

Egemenlikçi Realizm: Egemenlikçi realizm yaklaşımı, devletlerin kendi iç düzeni ve anayasal sistemleri üzerinde dış müdahaleye kapalı olduğunu savunur. Uluslararası normlar, sadece devletin çıkarına hizmet ettiği sürece geçerli kabul edilir. Erdoğan’ın “bizim de Ankara ölçütlerimiz var, kendi yolumuzda gideriz” yanıtı, bu paradigmanın sözel bir ifadesi olarak değerlendirilebilir. Burada diplomatik aforizma, rejimsel meşruluğun korunması ve dış normatif baskılara karşı direnç üretme aracı olarak ortaya çıkar.

Diplomatik Aforizmanın Kuramsal İşlevi: Diplomatik aforizma, bu iki kuramsal bakıl acısının kesişiminde hem belirsizliği koruma hem de ideolojik konumu güçlendirme işlevi görür. Normatif diplomasi bağlamında, mesajın etkin biçimde iletilmesini sağlarken, egemenlikçi realizm bağlamında, rejimin durumunu sertleştirir ve içeride ulusal onur algısını pekiştirir. Bu yönüyle diplomatik aforizma, yalnızca bir retorik araç değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerde stratejik bir söylemsel mekanizmadır.

Bulgular ve Tartışma

Merz’in Ankara ziyareti sırasında gerçekleşen basın toplantısı, diplomatik aforizmaların ideolojik işlevini ve rejimsel direnç üretme kapasitesini incelemek için özgün bir örnek olay sunmaktadır. Bu bölümde, Merz’in ve Erdoğan’ın söylemleri, kuramsal çerçeve ışığında çözümlenmektedir.

Merz’in Diplomatik Aforizmaları: Merz’in Türkiye’ye yönelik söylemleri, normatif liberalizmin klasik örneğini oluşturmaktadır etmektedir. Kopenhag ölçütleri sözcüğü ,içinde aslında “kukuk devleti, insan hakları ve parlamenter demokrasi” vurguları, doğrudan bir sistem değişikliği çağrısı olmamakla birlikte, Türkiye’nin mevcut anayasal ve siyasal yapısını uluslararası normlarla karşılaştırmaya davet etmektedir.

İma ve belirsizlik: Merz’in ifadeleri doğrudan eleştiri içermemekte, nazik bir diplomatik çerçeve sunmaktadır.

Normatif mesaj: AB üyeliği ve Kopenhag ölçütleri bağlamında, Türkiye’nin demokratik ölçünlere uyması gerektiği dolaylı biçimde ifade edilmektedir.

Bu söylemler, diplomatik aforizmanın normatif diplomasi bağlamındaki işlevini göstermektedir: kısa ve etkili sözlerle hem mesaj iletmek hem de karşı tarafın siyasa tercihlerine yön vermek.

Erdoğan’ın Karşı-Aforizması: Erdoğan’ın yanıtı, “bizim de Ankara ölçütlerimiz var, kendi yolumuzda gideriz” ifadesiyle egemenlikçi realizmin dilsel bir tezahürünü sunmaktadır.

Rejim savunması ve direnç: Erdoğan, anayasal ve siyasal sistemin değişmeyeceğini açıkça ifade ederek, dış normatif baskılara karşı ideolojik bir sınır çizmiştir.

İç siyasal mesaj: Söz, milliyetçi tabana yönelik bir egemenlik ve ulusal onur vurgusu taşımaktadır.

İma yoluyla güç gösterisi: Ankara ölçütleri gerçekte var olmayan bir kavramdır, ancak söylemsel olarak Kopenhag ölçütlerinin karşıtını temsil eden bir simge oluşturur.

Bu yanıt, diplomatik aforizmanın yalnızca retorik değil, aynı zamanda rejimsel direnç aracı olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.

Aforizmanın İdeolojik ve Stratejik İşlevi: Çözümleme, iki tarafın aforizmalarının işlevsel olarak birbirini tamamlayıcı ve çatışmacı nitelik taşıdığını göstermektedir. Merz’in aforizması, normatif diplomasiye uygun biçimde mesaj iletirken, Erdoğan’ın karşı-aforizması, ulusal egemenlik ve rejimsel meşruluğu savunmaktadır. Bu durum, diplomatik aforizmanın hem uluslararası normlar ile devlet çıkarları arasındaki dengeyi hem de ideolojik konumlarını dil üzerinden oluşturulmasını sağladığını ortaya koymaktadır. Söylenenler, aynı zamanda dış siyasa stratejisinin içerideki siyasal etkilerini de gözler önüne sermektedir.

Tartışma

Merz–Erdoğan örneği, diplomatik aforizmanın çağdaş uluslararası ilişkilerde hem normatif hem de egemenlikçi işlevlerini somutlaştıran bir örnej olarak değerlendirilebilir. Çözümleme, şunları göstermektedir: Diplomatik aforizmalar, ideolojik sınır çizme ve rejimsel meşruluk üretme aracı olarak işlev görür. Normatif diplomasi ile egemenlikçi realizm arasındaki çatışma, aforizmalar aracılığıyla ifade bulur. Bu söylemler hem dış siyasa hem iç siyasada stratejik etki yaratır, yani aforizma sadece dilsel bir araç değil, aynı zamanda siyasal ve diplomatik güç gösterisi işlevi taşır. Sonuç olarak, Merz’in normatif çağrısı ve Erdoğan’ın egemenlik yanıtı, diplomatik aforizmanın çağdaş diplomasi pratiğinde kritik bir stratejik ve ideolojik araç olduğunu ortaya koymaktadır.

Çözümleme, diplomatik aforizmaların yalnızca ideolojik işlevler taşımakla kalmayıp, uluslararası ilişkilerde somut sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Merz’in Türkiye’ye yönelik aforizmik söylemi, anayasal ve siyasal sistemin Kopenhag ölçütleriyle uyumlu kılınması çağrısını içerirken, Erdoğan’ın karşı-aforizması, anayasal sistemin değişmeyeceğini ve Türkiye’nin kendi yolunda devam edeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu karşıt söylemler, AB ile Türkiye arasındaki genişleme görüşmelerinin askıda kalmaya devam edeceğini göstermektedir. Normatif baskının iletilmesi ve karşı tarafın tutumunu netleştirilmesi açısından diplomatik aforizmalar etkili bir araç olmasına karşın, Erdoğan’ın egemenlikçi yanıtı, Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin kısa ve orta vadede olanaklı olmadığını somut biçimde ortaya koymaktadır. Böylece, diplomatik aforizmalar hem normatif mesaj iletme hem de genişleme görüşmelerinin stratejik yönünü belirleme işlevi görmektedir.

Genel Sonuç ve Değerlendirme

Bu çalışma, diplomatik aforizmaların çağdaş uluslararası ilişkilerdeki işlevini ve özellikle otoriterleşen rejimler bağlamında ideolojik bir araç olarak kullanımını Merz–Erdoğan örneği üzerinden incelemiştir. Bulgular, diplomatik aforizmaların yalnızca retorik bir incelik değil, aynı zamanda hem normatif mesaj iletme hem de rejimsel direnç üretme işlevi taşıdığını göstermektedir.

Merz’in Türkiye’ye yönelik söylemleri, AB’nin normatif diplomasi yaklaşımının bir yansıması olarak, Kopenhag ölçütleri çerçevesinde Türkiye’nin anayasal ve siyasal sistemini demokratik ölçünlerle uyumlu kılınması çağrısını içerirken, Erdoğan’ın karşı-aforizması, anayasal sistemin değişmeyeceğini açıkça ifade ederek dış normatif baskılara karşı ideolojik bir sınır çizmiştir. Bu karşıt söylemler, diplomatik aforizmaların hem uluslararası hem iç politik bağlamda stratejik bir araç olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.

AB açısından değerlendirdiğimizde, diplomatik aforizmalar normatif mesaj iletimi ve stratejik iletişim açısından etkili bir araç işlevi görmüş olsa da Erdoğan’ın egemenlikçi yanıtı, Türkiye’nin AB’ye üyeliği için gerekli reformların yapılmadığını ve genişleme görüşmelerinin askıda kalmaya devam edeceğini açıkça göstermektedir. Böylece, diplomatik aforizmalar, yalnızca söylemsel bir etki değil, aynı zamanda uluslararası süreçler üzerinde somut ve doğrudan sonuçlar doğuran bir mekanizma olarak işlev görmektedir.

Sonuç olarak, diplomatik aforizmaların çözümlenmesi çağdaş diplomasi uygulamasında söylemin ideolojik ve stratejik boyutlarını anlamak için kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, diplomatik aforizmaların normatif diplomasi ile egemenlikçi realizm arasındaki çatışmayı görünür kıldığı ve hem devletlerarası iletişim hem de iç siyasal meşruluk bağlamında etkili bir araç olduğunu ortaya koymuştur. Gelecek araştırmalar, farklı örnek olay çalışmaları üzerinden diplomatik aforizmaların uzun vadeli etkilerini ve farklı rejim tiplerinde işlevlerini daha ayrıntılı biçimde inceleyebilir.

Bitirirken emekli diplomat Gürsel Demirok’un kısa değerlendirmesini yinelemek yararlı olacaktır: “Ankara kriterleri basket sahasına futbol ayakkabısı ile girmeye izin vermektir.”


 

Kaynakça

 

 

Carnegie Endowment for International Peace. (2022, January). A new way forward for EUTurkey relations. Retrieved from https://carnegieendowment.org/research/2022/01/anewwayforwardforeuturkeyrelations?lang=en

Elman, C., & Elman, M. F. (2017). Diplomacy: Theory and practice. Routledge.

Emerson, M. (2004). Has Turkey fulfilled the Copenhagen political criteria? CEPS Policy Brief No. 48. Centre for European Policy Studies.

European Commission. (2004, October 6). Recommendation of the European Commission on Turkey’s progress towards accession. COM(2004) 656 final. Retrieved from https://eurlex.europa.eu/legalcontent/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52004DC0656

Hart, D., & Siniver, A. (2020). The meaning of diplomacy. International Negotiation, 26(2), 243270. https://doi.org/10.1163/15718069bja10003

Oxford Research Encyclopedias. (n.d.). Turkey and the European Union. Retrieved from https://oxfordre.com/politics/display/10.1093/acrefore/9780190228637.001.0001e1090?d=%2F10.1093%2Facrefore%2F9780190228637.001.0001e1090&p=emailAYmisB.e39

 Pehar, D. (n.d.). Historical rhetoric and diplomacy: An uneasy cohabitation. Retrieved from https://www.diplomacy.edu/resource/historical-rhetoric-and-diplomacyanuneasycohabitation/

 Rezler, P. (2011). The Copenhagen criteria: Are they helping or hurting the European Union? Touro International Law Review, 14(2), 390417.

Hiç yorum yok: