Merz’in Ankara Gezisinde Kullanılan
Diplomatik Aforizmalar: Söylemin İdeolojik İşlevi ve Rejimsel Direnç
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
diplomatik aforizmaların modern uluslararası ilişkilerdeki işlevini, ideolojik
boyutunu ve otoriterleşen rejimler bağlamında rejimsel direnç üretme
kapasitesini Merz–Erdoğan örneği üzerinden incelemektedir. Merz’in Türkiye
ziyareti sırasında kullandığı aforizmalar, AB’nin normatif diplomasi
yaklaşımını yansıtırken, Erdoğan’ın karşı-aforizmaları egemenlikçi realizmin
bir görünümü olarak değerlendirilmiştir. Çözümleme, diplomatik aforizmaların
yalnızca retorik bir araç değil, aynı zamanda hem uluslararası hem iç siyasal
bağlamda stratejik ve ideolojik işlevler taşıdığını göstermektedir. Bulgular,
Türkiye-AB ilişkilerinde genişleme görüşmelerinin askıda kalmaya devam
edeceğini ve diplomatik aforizmaların bu süreçte somut bir rol oynadığını
ortaya koymaktadır.
Anahtar
Kelimeler:
Diplomatik aforizma, normatif diplomasi, Merz, Erdoğan, Türkiye-AB ilişkileri,
Kopenhag ölçütleri, egemenlikçi realizm.
Abstract
This study examines the function, ideological
dimension, and capacity for regime resistance of diplomatic aphorisms in modern
international relations, using the Merz–Erdoğan case as an illustrative
example. The aphorisms employed by Merz during his visit to Turkey reflect the
EU’s normative diplomacy approach, whereas Erdoğan’s counter-aphorisms
exemplify sovereignty-oriented realism. The analysis demonstrates that
diplomatic aphorisms function not only as rhetorical tools but also as
strategic and ideological instruments in both international and domestic
political contexts. The findings indicate that the EU-Turkey accession
negotiations remain suspended, and diplomatic aphorisms play a tangible role in
shaping this process.
Key Words: Diplomatic
aphorism, normative diplomacy, Merz, Erdoğan, Turkey-EU relations, Copenhagen
criteria, sovereignty-oriented realism.
Giriş
Diplomasi,
çoğu zaman kelimelerin özenle seçildiği, anlamın ise bilerek muğlak bırakıldığı
bir iletişim sanatıdır. Devletlerarası ilişkilerde kullanılan her ifade hem bir
nezaket biçimini hem de güç ilişkilerinin kodlarını taşır. Bu bağlamda
“diplomatik aforizma” kavramı, yalnızca zarif bir söz sanatı değil, aynı
zamanda siyasal bir strateji olarak değerlendirilmelidir. Aforizma, kısa, öz ve
çarpıcı olmanın ötesinde, diplomatik dilde belirsizliği korumanın, uyarıyı
zarifçe gizlemenin ve meşruluk sınırlarını yeniden tanımlamanın aracıdır.
Son yıllarda
diplomatik aforizma, yalnızca retorik bir araç olmaktan çıkıp, rejimlerin kendi
ideolojik tutumlarını meşrulaştırma işlevi kazanmaya başlamıştır. Almanya
Hristiyan Demokrat Birliği lideri Friedrich Merz ile Türkiye Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan arasında geçtiğimiz günlerde yaşanan basın toplantısı bu
dönüşümün çarpıcı bir örneğidir. Merz’in Türkiye’ye yönelttiği “hukuk devleti,
tutuklamalar ve Kopenhag ölçütleri” vurgusu, klasik Avrupa normatif
diplomasisinin bir yansımasıdır. Ancak Erdoğan’ın buna verdiği “bizim de Ankara
ölçütlerimiz var, kendi yolumuzda gideriz” yanıtı, normatif diplomasiye karşı geliştirilen
“egemenlikçi aforizma” örneğidir. Bu yanıt, içeride ulusal onuru pekiştirirken
dışarıda Batı’nın normatif hegemonyasına meydan okuyan bir simgesel direniş
biçimi üretmiştir.
Bu
karşılaşma, diplomatik aforizmanın yalnızca dilsel bir kıvraklık değil,
ideolojik bir araç olarak nasıl işlediğini gözler önüne sermektedir. “Kopenhag
ölçütleri” ifadesi liberal uluslararasıcılığın; “Ankara ölçütleri” ise
egemenlikçi realizmin simgesine dönüşmüştür. Böylece diplomatik aforizma,
rejimlerin kendi siyasal kimliklerini hem içeride meşrulaştırdığı hem de dış
dünyaya karşı sınır çizdiği bir söylem alanı durumuna gelmiştir. Bu çalışma, bu
tür aforizmaların çağdaş diplomasi uygulamalarında nasıl “rejimsel direnç” ve “meşruluk
üretimi” işlevi kazandığını irdelemeyi amaçlamaktadır.
Aforizma
kavramı, köken olarak Yunanca aphorismos sözcüğünden gelir ve “sınır
çizme” veya “tanımlama” anlamına gelir. İlk kullanımı Hipokrat’a kadar uzanır,
tıpta kısa ve özlü kuralların ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Ancak çağdaş
anlamını Montaigne, Pascal ve La Rochefoucauld gibi düşünürlerin eserleriyle
kazanmıştır. Bu yazarlar aforizmayı, uzun söylemler yerine yoğun bir düşünce
yükü taşıyan kısa cümlelerle insan doğasını, toplumu ve ahlakı çözümlemenin
aracı durumuna getirmişlerdir. Nietzsche ile birlikte aforizma, artık sadece
bir anlatım biçimi değil, düşüncenin keskinleştirilmiş bir formu, adeta felsefi
bir silah niteliği almıştır. Kısalık, yoğunluk ve anlam derinliği, aforizmanın
temel üç niteliğidir.
Aforizma
siyasal alana taşındığında, söylemin gücü ile iktidarın gücü arasında bir
kesişme noktası oluşturur. Siyasetçiler için aforizma, bir yandan halkın
anlayabileceği ölçüde yalın, diğer yandan çoklu anlam katmanları taşıyacak
kadar derin bir araçtır. Bu nedenle siyasal söylemde aforizma, doğrudan değil
dolaylı biçimde ikna etmeyi amaçlar. Aforizmanın başarısı, açık olmaktan değil,
ima yoluyla etki yaratmaktan gelir. Kimi zaman uyarı, kimi zaman meydan okuma,
kimi zaman da belirsizlik üretme aracıdır. Dolayısıyla aforizma, siyasal
iletişimde hem anlamın hem de gücün yoğunlaştırılmış biçimi olarak
değerlendirilebilir.
“Diplomatik
aforizma” ise bu genel tanımın uluslararası ilişkiler bağlamında özel bir
türüdür. Diplomatik aforizma, bir devletin dış siyasa yönelimini, rejimsel
kimliğini veya ideolojik pozisyonunu açık çatışmaya girmeden ima eden kısa,
ölçülü ve çok katmanlı ifadelerdir. Bu tür aforizmalar, genellikle iki temel
işlev taşır. İlki, belirsizlik üretmek yoluyla diplomatik manevra alanını korumaktır;
bu, diplomasinin doğasında yer alan “yapıcı muğlaklık” (constructive
ambiguity) ilkesine dayanır. İkincisi ise, rejimin meşruluğunu ve egemenlik
iddiasını dil üzerinden yeniden kurmaktır. Diplomatik aforizma, bu yönüyle
yalnızca bir retorik incelik değil, aynı zamanda bir ideolojik savunma
hattıdır.
Bu bağlamda,
diplomatik aforizmalar devletlerin karşılıklı söylemlerinde hem nezaketin hem
de direncin araçlarıdır. Kimi zaman diyalogu yumuşatır, kimi zaman ise
ideolojik sınırları sertleştirir. Dolayısıyla aforizma, diplomaside yalnızca
“güzel söz” değil, “gücü koruyan söz” anlamına gelir. Söylenmeyenle söylenen
arasındaki bu ince denge, diplomatik aforizmanın hem estetik hem de siyasal
niteliğini belirler.
Normatif
Diplomasi ve Aforizmanın Avrupa Geleneği
Avrupa
diplomasisi, tarih boyunca yalnızca devletlerarası çıkar savaşımını değil, aynı
zamanda normatif değerlerin yayılımını da merkezine almıştır. Bu bağlamda
“normatif diplomasi” kavramı, devletlerin diğer devletleri belirli demokratik
ve hukuksal ölçünlere uymaya çağırdığı, değer temelli bir dış siyasa
yaklaşımını ifade eder. Hukukun üstünlüğü, insan hakları, demokratik temsil yeteneği
ve kuvvetler ayrılığı gibi ilkeler, normatif diplomasinin temel referans
noktalarıdır ve bu ilkeler, Avrupa Birliği’nin genişleme ve üyelik süreçlerinde
özellikle Kopenhag ölçütleri aracılığıyla somutlaşmıştır.
Avrupa
diplomasisinde aforizma, normatif mesajların kısa ve etkili bir biçimde
iletilmesinin geleneksel bir aracıdır. Montaigne, La Rochefoucauld ve Pascal
gibi düşünürlerin özlü ifadeleri, yalnızca felsefi bir değer taşımakla
kalmamış, aynı zamanda devlet adamları ve diplomatlar tarafından diplomatik
söyleme aktarılmıştır. Kısa, çarpıcı ve çok katmanlı bu ifadeler, Avrupa
diplomasisinde hem mesajın doğrudan iletilmesini sağlar hem de söyleme belirli
bir belirsizlik zırhı kazandırır. Bu, diplomatın hem nezaket hem de normatif
uyarı iletmesini olanaklı kılar.
Özellikle
Kopenhag ölçütleri bağlamında, diplomatik aforizmalar, Avrupa devletlerinin
Türkiye gibi aday ülkelerle yürüttüğü iletişimde belirleyici bir işlev
kazanmıştır. Örneğin, Friedrich Merz’in Türkiye ziyareti sırasında kullandığı
“hukuk devleti, insan hakları ve parlamenter demokrasi” vurguları, yalnızca bir
nezaket söylemi değil, aynı zamanda normatif bir çağrı olarak okunmalıdır. Bu
tür ifadeler, doğrudan sistem değişikliği talep etmese de karşı tarafın siyasal
ve anayasal tercihlerini uluslararası normlarla kıyaslamaya davet eden imalı
mesajlardır.
Sonuç
olarak, Avrupa diplomasisinde aforizma, normatif diplomasiyle iç içe geçmiş bir
araç olarak işlev görür. Bu araç hem diplomatik söylemin zarafetini artırır hem
de devletlerin diğer devletlere yönelik normatif beklentilerini etkili bir
biçimde iletmelerini sağlar. Kısacası, Avrupa diplomasisinde aforizma, yalnızca
estetik bir dil öğesi değil, uluslararası normları yayma ve koruma aracı olarak
tarihsel ve kuramsal bir meşruluk kazanmıştır.
Amaç ve
Hedefler
Amaç:
Bu çalışma,
diplomatik aforizmaların çağdaş uluslararası ilişkilerdeki işlevini ve
özellikle otoriterleşen rejimler bağlamında ideolojik bir araç olarak nasıl
kullanıldığını incelemeyi amaçlamaktadır. Merz’in Ankara ziyareti sırasında
sergilenen diplomatik söylem üzerinden, aforizmanın yalnızca retorik bir
incelik değil, aynı zamanda rejimlerin kendi meşruluklarını koruma ve dış
normatif baskılara karşı direnç üretme işlevi taşıdığı gösterilecektir.
Hedefler:
Aforizma kavramını kuramsal ve tarihsel bağlamda açıklamak:
Felsefi, edebi ve siyasal kökenlerini ortaya koyarak, diplomatik söylemdeki
özgün işlevini tanımlamak.
Normatif diplomasi ve Avrupa diplomasisinde aforizmanın
rolünü çözümlemek: Kopenhag ölçütleri ve AB diplomasisi örneği üzerinden,
aforizmanın normatif etki aracına dönüşümünü göstermek.
Merz–Erdoğan örneğini olay çalışması olarak ele almak:
Diplomatik aforizmaların ideolojik işlevini ve rejimsel direnç üretme
kapasitesini somut bir olay üzerinden incelemek.
Diplomatik aforizmanın çağdaş uluslararası ilişkiler kuramına
katkısını tartışmak: Normatif liberalizm ile egemenlikçi realizm çatışması
bağlamında, aforizmanın hem söylemsel hem de stratejik işlevini ortaya koymak.
Yöntem
Bu çalışma,
nitel araştırma yöntemine dayalı bir önek olay çözümlemesini temel almaktadır.
Merz’in Ankara ziyareti sırasında gerçekleşen basın toplantısı, diplomatik
aforizmaların ideolojik işlevi ve rejimsel direnç üretme kapasitesini incelemek
için bir örnek olay olarak seçilmiştir. Araştırma sürecinde aşağıdaki yöntem ve
teknikler uygulanmıştır:
Metin Çözümlemesi
(Content Analysis): Basın
toplantısında dile getirilen ifadeler, özellikle Merz ve Erdoğan’ın kullandığı
kısa, özlü ve anlam yüklü söylemler detaylı biçimde incelenmiştir. Söylemlerdeki
ima, belirsizlik ve normatif mesaj öğeleri çözümlemiştir.
Kavramsal
Çerçeveleme: Aforizma
ve diplomatik aforizma kavramları, tarihsel ve kuramsal yazın bağlamında
tanımlanmış, diplomasi yazını ile ilişkilendirilmiştir. Normatif diplomasi ve
egemenlikçi realizm arasındaki kuramsal çatışma çözümlemenin temel kavramsal
eksenini oluşturmuştur.
Örnek
Olay Çalışması Yaklaşımı: Merz–Erdoğan örneği üzerinden, diplomatik aforizmaların hem normatif
mesaj iletme hem de rejimsel savunma işlevleri somutlaştırılmıştır. Bu örnek
olay diplomatik aforizmanın uygulamadaki işlevlerini gözlemlemek için seçilmiş
olup, genellenebilirlikten çok derinlikli anlayış sağlamayı amaçlamaktadır.
İçerik ve
Söylem Çözümlemesi: Söylemlerin
metin içindeki yapı ve bağlamları incelenmiş, dilin stratejik işlevi ve
ideolojik yönlendirme boyutları ortaya konmuştur. Aforizmaların yalnızca dilsel
bir özellik değil, ideolojik bir araç olarak kullanımı değerlendirilmiştir. Bu
yöntemler, çalışmanın hem kuramsal zeminini güçlendirmekte hem de Merz–Erdoğan
örneğini derinlemesine niteliksel bir çözümleme ile açıklamayı olanaklı
kılmaktadır.
Kuramsal
Çerçeve
Bu çalışma,
diplomatik aforizmaların işlevini iki temel uluslararası ilişkiler kuramı
ekseninde ele almaktadır: normatif liberalizm ve egemenlikçi realizm.
Normatif
Liberalizm: Normatif
liberalizm, devletlerin uluslararası meşruluğunu yalnızca egemenliklerine
değil, aynı zamanda belirli demokratik ve hukuksal normlara uyumlarına göre
değerlendiren bir yaklaşımdır. Bu çerçevede, AB diplomasisi ve Kopenhag
ölçütleri gibi mekanizmalar, üye ve aday devletleri normatif ölçünlere göre
şekillendirmeye çalışır. Diplomatik aforizmalar, bu yaklaşımda nazik ama imalı
uyarılar olarak işlev görür. Örnek olarak, Merz’in Türkiye ziyareti sırasında
dile getirdiği “hukuk devleti, insan hakları ve parlamenter demokrasi”
vurguları, normatif diplomasi ile aforizmanın kesiştiği noktayı temsil eder.
Egemenlikçi
Realizm: Egemenlikçi
realizm yaklaşımı, devletlerin kendi iç düzeni ve anayasal sistemleri üzerinde
dış müdahaleye kapalı olduğunu savunur. Uluslararası normlar, sadece devletin
çıkarına hizmet ettiği sürece geçerli kabul edilir. Erdoğan’ın “bizim de Ankara
ölçütlerimiz var, kendi yolumuzda gideriz” yanıtı, bu paradigmanın sözel bir
ifadesi olarak değerlendirilebilir. Burada diplomatik aforizma, rejimsel meşruluğun
korunması ve dış normatif baskılara karşı direnç üretme aracı olarak ortaya
çıkar.
Diplomatik
Aforizmanın Kuramsal İşlevi: Diplomatik aforizma, bu iki kuramsal bakıl acısının
kesişiminde hem belirsizliği koruma hem de ideolojik konumu güçlendirme işlevi
görür. Normatif diplomasi bağlamında, mesajın etkin biçimde iletilmesini
sağlarken, egemenlikçi realizm bağlamında, rejimin durumunu sertleştirir ve
içeride ulusal onur algısını pekiştirir. Bu yönüyle diplomatik aforizma,
yalnızca bir retorik araç değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerde
stratejik bir söylemsel mekanizmadır.
Bulgular
ve Tartışma
Merz’in
Ankara ziyareti sırasında gerçekleşen basın toplantısı, diplomatik
aforizmaların ideolojik işlevini ve rejimsel direnç üretme kapasitesini
incelemek için özgün bir örnek olay sunmaktadır. Bu bölümde, Merz’in ve
Erdoğan’ın söylemleri, kuramsal çerçeve ışığında çözümlenmektedir.
Merz’in
Diplomatik Aforizmaları: Merz’in Türkiye’ye yönelik söylemleri, normatif liberalizmin klasik
örneğini oluşturmaktadır etmektedir. Kopenhag ölçütleri sözcüğü ,içinde aslında
“kukuk devleti, insan hakları ve parlamenter demokrasi” vurguları, doğrudan bir
sistem değişikliği çağrısı olmamakla birlikte, Türkiye’nin mevcut anayasal ve
siyasal yapısını uluslararası normlarla karşılaştırmaya davet etmektedir.
İma ve
belirsizlik: Merz’in
ifadeleri doğrudan eleştiri içermemekte, nazik bir diplomatik çerçeve
sunmaktadır.
Normatif
mesaj: AB üyeliği ve
Kopenhag ölçütleri bağlamında, Türkiye’nin demokratik ölçünlere uyması
gerektiği dolaylı biçimde ifade edilmektedir.
Bu
söylemler, diplomatik aforizmanın normatif diplomasi bağlamındaki işlevini
göstermektedir: kısa ve etkili sözlerle hem mesaj iletmek hem de karşı tarafın siyasa
tercihlerine yön vermek.
Erdoğan’ın
Karşı-Aforizması: Erdoğan’ın
yanıtı, “bizim de Ankara ölçütlerimiz var, kendi yolumuzda gideriz” ifadesiyle
egemenlikçi realizmin dilsel bir tezahürünü sunmaktadır.
Rejim
savunması ve direnç:
Erdoğan, anayasal ve siyasal sistemin değişmeyeceğini açıkça ifade ederek, dış
normatif baskılara karşı ideolojik bir sınır çizmiştir.
İç siyasal
mesaj: Söz,
milliyetçi tabana yönelik bir egemenlik ve ulusal onur vurgusu taşımaktadır.
İma
yoluyla güç gösterisi: Ankara ölçütleri gerçekte var olmayan bir kavramdır, ancak söylemsel
olarak Kopenhag ölçütlerinin karşıtını temsil eden bir simge oluşturur.
Bu yanıt,
diplomatik aforizmanın yalnızca retorik değil, aynı zamanda rejimsel direnç
aracı olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.
Aforizmanın
İdeolojik ve Stratejik İşlevi: Çözümleme, iki tarafın aforizmalarının işlevsel olarak
birbirini tamamlayıcı ve çatışmacı nitelik taşıdığını göstermektedir. Merz’in
aforizması, normatif diplomasiye uygun biçimde mesaj iletirken, Erdoğan’ın
karşı-aforizması, ulusal egemenlik ve rejimsel meşruluğu savunmaktadır. Bu
durum, diplomatik aforizmanın hem uluslararası normlar ile devlet çıkarları
arasındaki dengeyi hem de ideolojik konumlarını dil üzerinden oluşturulmasını
sağladığını ortaya koymaktadır. Söylenenler, aynı zamanda dış siyasa
stratejisinin içerideki siyasal etkilerini de gözler önüne sermektedir.
Tartışma
Merz–Erdoğan
örneği, diplomatik aforizmanın çağdaş uluslararası ilişkilerde hem normatif hem
de egemenlikçi işlevlerini somutlaştıran bir örnej olarak değerlendirilebilir. Çözümleme,
şunları göstermektedir: Diplomatik aforizmalar, ideolojik sınır çizme ve
rejimsel meşruluk üretme aracı olarak işlev görür. Normatif diplomasi ile
egemenlikçi realizm arasındaki çatışma, aforizmalar aracılığıyla ifade bulur. Bu
söylemler hem dış siyasa hem iç siyasada stratejik etki yaratır, yani aforizma
sadece dilsel bir araç değil, aynı zamanda siyasal ve diplomatik güç gösterisi
işlevi taşır. Sonuç olarak, Merz’in normatif çağrısı ve Erdoğan’ın egemenlik
yanıtı, diplomatik aforizmanın çağdaş diplomasi pratiğinde kritik bir stratejik
ve ideolojik araç olduğunu ortaya koymaktadır.
Çözümleme,
diplomatik aforizmaların yalnızca ideolojik işlevler taşımakla kalmayıp,
uluslararası ilişkilerde somut sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Merz’in
Türkiye’ye yönelik aforizmik söylemi, anayasal ve siyasal sistemin Kopenhag
ölçütleriyle uyumlu kılınması çağrısını içerirken, Erdoğan’ın karşı-aforizması,
anayasal sistemin değişmeyeceğini ve Türkiye’nin kendi yolunda devam edeceğini
açıkça ortaya koymaktadır. Bu karşıt söylemler, AB ile Türkiye arasındaki
genişleme görüşmelerinin askıda kalmaya devam edeceğini göstermektedir.
Normatif baskının iletilmesi ve karşı tarafın tutumunu netleştirilmesi
açısından diplomatik aforizmalar etkili bir araç olmasına karşın, Erdoğan’ın
egemenlikçi yanıtı, Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin kısa ve orta vadede olanaklı
olmadığını somut biçimde ortaya koymaktadır. Böylece, diplomatik aforizmalar
hem normatif mesaj iletme hem de genişleme görüşmelerinin stratejik yönünü
belirleme işlevi görmektedir.
Genel
Sonuç ve Değerlendirme
Bu çalışma,
diplomatik aforizmaların çağdaş uluslararası ilişkilerdeki işlevini ve
özellikle otoriterleşen rejimler bağlamında ideolojik bir araç olarak
kullanımını Merz–Erdoğan örneği üzerinden incelemiştir. Bulgular, diplomatik
aforizmaların yalnızca retorik bir incelik değil, aynı zamanda hem normatif
mesaj iletme hem de rejimsel direnç üretme işlevi taşıdığını göstermektedir.
Merz’in
Türkiye’ye yönelik söylemleri, AB’nin normatif diplomasi yaklaşımının bir
yansıması olarak, Kopenhag ölçütleri çerçevesinde Türkiye’nin anayasal ve
siyasal sistemini demokratik ölçünlerle uyumlu kılınması çağrısını içerirken,
Erdoğan’ın karşı-aforizması, anayasal sistemin değişmeyeceğini açıkça ifade
ederek dış normatif baskılara karşı ideolojik bir sınır çizmiştir. Bu karşıt
söylemler, diplomatik aforizmaların hem uluslararası hem iç politik bağlamda
stratejik bir araç olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.
AB açısından
değerlendirdiğimizde, diplomatik aforizmalar normatif mesaj iletimi ve
stratejik iletişim açısından etkili bir araç işlevi görmüş olsa da Erdoğan’ın
egemenlikçi yanıtı, Türkiye’nin AB’ye üyeliği için gerekli reformların
yapılmadığını ve genişleme görüşmelerinin askıda kalmaya devam edeceğini açıkça
göstermektedir. Böylece, diplomatik aforizmalar, yalnızca söylemsel bir etki
değil, aynı zamanda uluslararası süreçler üzerinde somut ve doğrudan sonuçlar
doğuran bir mekanizma olarak işlev görmektedir.
Sonuç
olarak, diplomatik aforizmaların çözümlenmesi çağdaş diplomasi uygulamasında
söylemin ideolojik ve stratejik boyutlarını anlamak için kritik öneme sahiptir.
Bu çalışma, diplomatik aforizmaların normatif diplomasi ile egemenlikçi realizm
arasındaki çatışmayı görünür kıldığı ve hem devletlerarası iletişim hem de iç siyasal
meşruluk bağlamında etkili bir araç olduğunu ortaya koymuştur. Gelecek
araştırmalar, farklı örnek olay çalışmaları üzerinden diplomatik aforizmaların
uzun vadeli etkilerini ve farklı rejim tiplerinde işlevlerini daha ayrıntılı
biçimde inceleyebilir.
Bitirirken emekli
diplomat Gürsel Demirok’un kısa değerlendirmesini yinelemek yararlı olacaktır: “Ankara
kriterleri basket sahasına futbol ayakkabısı ile girmeye izin vermektir.”
Kaynakça
Carnegie
Endowment for International Peace. (2022, January). A new way forward for EU‑Turkey relations. Retrieved from https://carnegieendowment.org/research/2022/01/a‑new‑way‑forward‑for‑eu‑turkey‑relations?lang=en
Elman, C.,
& Elman, M. F. (2017). Diplomacy: Theory and practice. Routledge.
Emerson, M.
(2004). Has Turkey fulfilled the Copenhagen political criteria? CEPS Policy
Brief No. 48. Centre for European Policy Studies.
European
Commission. (2004, October 6). Recommendation of the European Commission on
Turkey’s progress towards accession. COM(2004) 656 final. Retrieved from
https://eur‑lex.europa.eu/legal‑content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52004DC0656
Hart, D.,
& Siniver, A. (2020). The meaning of diplomacy. International Negotiation,
26(2), 243‑270. https://doi.org/10.1163/15718069‑bja10003
Oxford
Research Encyclopedias. (n.d.). Turkey and the European Union. Retrieved from
https://oxfordre.com/politics/display/10.1093/acrefore/9780190228637.001.0001‑e‑1090?d=%2F10.1093%2Facrefore%2F9780190228637.001.0001‑e‑1090&p=emailAYmisB.e39
Pehar, D. (n.d.). Historical rhetoric and
diplomacy: An uneasy cohabitation. Retrieved from
https://www.diplomacy.edu/resource/historical-rhetoric-and-diplomacy‑an‑uneasy‑cohabitation/
Rezler, P. (2011). The Copenhagen criteria:
Are they helping or hurting the European Union? Touro International Law Review,
14(2), 390‑417.