TÜRKİYE’DE YARGISAL
DARBE VE YARGISAL EYLEMCİLİK
JURIDICAL COUPS AND
ACTIVISM IN TURKIYE
PROF. DR. FİRUZ DEMİR
YAŞAMIŞ [1]
BU MAKALE YAYIMLANDIKTAN SONRA MEYDANA GELEN
GELİŞMELER
2015 sonrası:
1. 7
Haziran 2015 seçimlerinde AKP hükümeti kuramadı. Bu durumda hükümeti kurma
görevinin muhalefete (CHP) verilmesi gerekiyordu. CB CHP’ye bu görevi vermedi
ve seçimlerin yenilenmesine karar verdi. CB’nın tarafsızlık ilkesi ihlal
edilmiş oldu. CHP yargı yoluna başvurmadı. 1 Kasım 2015’de yapılan seçimleri
ise AKP kazandı ve hükümeti kurdu.
2024 gelişmeleri:
1. Haniye
taziyeleri nedeniyle Instagram’ın erişime kapatılması.
2. AYM’nin
TBMM kararını yok sayılması yolundaki kararının yok hükmünde olduğu (UÇUM) savı
ve AYM kararının uygulanmaması.
3. AYM’nin
web sayfasına erişilememesi. AYM duyurusunun kaldırılmasından sonra web
sayfasının yeniden erişime açılması.
4. AYM’nin
Dezenformasyon Yasası’nın bazı maddelerini iptal etmesi.
5. AYM
kararı Ocak 2024’de. TBMM Başkanlığı “karar gerekçesi beklenilmeli”. Karar
Tatilde süreyi uzatmak amacıyla. TBMM muhalefet tarafından olağanüstü
toplantıya çağrıldı. 16 Ağustos 2024. Sonuç alınamadı. Yargıtay’ın kesinleşmiş
kararı varken yapılacak bir şey yok.
6. YSK
aynı zarf içinde bulunan 4 pusuladan üçünü geçerli ve birini geçersiz saydı.
7. Sandıkların
kapanmasına 5 dakika kala YSK zarfı mühürsüz olan oyların geçerli sayılmasına
karar verdi.
2025 gelişmeleri:
1. Esenyurt
BB Ahmet Özer’in hukuk dışı ve geçersiz bir bilirkişi raporuna dayanarak ikinci
kez tutuklanması. (Satılmış Canayakın) 27 Ocak 2025 Turpun Büyüğü
2. Ekrem
İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve yargı sürecinin aleyhte sonuç vermesi
3. Ekrem
İmamoğlu’nun tutuklanması ve yargılanması
4. Çok
sayıda CHP Belediye başkanının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması ve
yargılanması
2026 gelişmeleri:
1. CHP ve
mutlak butlan kararı
ÖZ
Yargısal darbe
herhangi bir ülkede bir yargı organının aldığı bir karar ya da yaptığı bir
işlemle ülkenin anayasal düzenini esaslı ölçüde bozması ve işleyen Devlet
yapısını işlemez ya da etkisiz ve verimsiz işleyen bir Devlet düzenine
dönüştürmesi olarak tanımlanabilir. Yargısal eylemcilik ise yargı kararlarının
mevcut hukuk yerine kişisel veya siyasal güdülere dayalı olarak verildiği
kuşkusunu ifade eder. Eylemcilik (aksiyonizm veya etkincilik) toplumsal değişme
ya da politik değişiklik meydana getirmek için kasıtlı bir biçimde yapılan
eylem olarak tanımlanabilir. Bu eylem çekişmeli tartışmalarda taraflardan
birini desteklemek ya da muhalefet etmek anlamına gelmektedir. Türkiye’de her
iki kavram ve tanımın kapsamına giren siyasal ve hukuksal olgular yaşanmıştır.
Bu inceleme yargısal darbe ve eylemcilik konusunda ortaya çıkan bazı örnek
olayları ele almaktadır. Bu bağlamda yargısal darbenin oluş biçimleri,
nedenleri ve etkileri yanında konuyla yakından ilgisi olan yargısal eylemcilik
kavramının çeşitli görünüş biçimleri de irdeleme konusu yapılmaktadır.
Makalenin amacı ise henüz ülkemizde tam bir anlaşılabilirliğe kavuşmamış olan
yargısal darbe ve yargısal eylemcilik kavramlarını ve bunların olası
sonuçlarını konuyla ilgili bilim insanlarının değerlendirmesine ve tartışmasına
sunmaktır. İncelememizde hem yargısal darbelerin ve hem de yargısal eylemcilik
sınıfına giren olguların evrensel ve ülkesel örnekleri verilmiştir. Daha
sonraki bölümlerde özellikle yargısal darbeye yol açan nedenler ve bu
darbelerin hukuksal, siyasal ve anayasal sonuçları açıklanmaya çalışılmıştır.
Türkiye özelinde bakıldığında ise Anayasa Mahkemesi kararlarında somutlaşan
yargısal eylemcilik konusuna değinilmiş ancak özellikle yargısal darbe olguları
üzerinde odaklanılmıştır. Bu bağlamda dört örnek olayın çözümlemesi
yapılmıştır. Örnek olaylar Anayasa Mahkemesi2ni, Yargıtay’ı, Yüksek Seçim
Kurulu’nu ve yerel yargı yerlerini inceleme konusu yapmıştır. Bu incelemeler
açıkça göstermektedir ki ülkemizde yargısal darbeler yaşanmıştır. Benzer olguların
gelecekte de yaşanması olasıdır.
Anahtar kelimeler: Yargısal Darbe, Yargısal
Eylemcilik, Demokrasi, Otoriterlik, Karşılaştırmalı Siyaset
ABSTRACT
A juridicial coup can be defined as
a decision taken or an action taken by a judicial body in any country that
fundamentally disrupts the constitutional order of the country and turns the
functioning State structure into a dysfunctional or ineffective and inefficient
State order. Judicial activism, on the other hand, refers to the suspicion that
judicial decisions are made based on personal or political motives rather than
existing law. Activism can be defined as intentional action to bring about
social or political change. This action means supporting or opposing one of the
parties in contentious debates. Political and legal phenomena that fall within
the scope of both concepts and definitions have occurred in Turkey. This review
examines some case studies regarding juridical coups and activism. In this
context, in addition to the forms, causes and effects of the juridical coup,
various appearances of the concept of judicial activism, which is closely
related to the subject, are also examined. The aim of the article is to present
the concepts of juridical coup and judicial activism, which have not yet been
fully understood in our country, and their possible consequences for the
evaluation and discussion of scientists on the subject. In our review,
universal and national examples of both juridicial coups and phenomena falling
into the category of judicial activism are given. The reasons that led to the
juridicial coup and the legal, political and constitutional consequences of
these coups were tried to be explained. Looking specifically at Turkey, the
issue of judicial activism embodied in the decisions of the Constitutional
Court was touched upon, but the focus was especially on the cases of juridicial
coups. In this context, four case studies were analyzed. Case studies examined
the Constitutional Court, the Supreme Court of Appeals, the Supreme Electoral
Council and local courts. These investigations clearly show that there have
been juridical coups in our country. It is possible that similar phenomena will
occur in the future.
Key words: Juridical Coup, Judicial
Activism, Democracy, Authoritarianism, Comparative Politics
1. GİRİŞ
Demokrasinin temel taşlarından biri olan bağımsız ve
tarafsız bir yargı sistemine sahip olmak, bir ülkenin hukuk devleti ilkesine
olan bağlılığının bir göstergesidir. Ancak, tarih boyunca birçok ülkede,
demokrasinin temel unsurlarından biri olarak kabul edilen yargı sistemi,
çeşitli nedenlerle siyasal oyunlar ve dış müdahalelere maruz kalmıştır. Bu
bağlamda, "yargı darbeleri" kavramı önem kazanmaktadır.
Yargı darbeleri, bir ülkenin hukuk sistemine yapılan siyasal
müdahaleleri ifade eder. Bu müdahaleler, genellikle siyasal iktidarın kendi
çıkarlarını korumak veya rakiplerini etkisizleştirmek amacıyla yargı
organlarını kullanması şeklinde ortaya çıkar. Bu makalede, yargı darbelerini
daha derinlemesine anlamak ve bu olguların demokrasi üzerindeki etkilerini
değerlendirmek amacıyla tarihsel ve modern örnekleri incelenecektir.
Ayrıca, yargı darbelerinin nedenlerini ve demokratik
kurumları nasıl tehdit ettiğini anlamak için siyasal, ekonomik ve toplumsal etmenler
ele alınacaktır.
Son olarak, yargı darbelerine karşı mücadele stratejileri ve
uluslararası toplumun bu konudaki rolü değerlendirilecektir.
Bu makale, demokrasinin dayandığı hukuk Devleti ve hukukun
üstünlüğü ilkelerinin dirençlilik düzeyini korumak ve güçlendirmek adına toplumsal
bilinçlenmeyi sağlamak ve toplumun savunma amaçlı eylemlerini desteklemek ereğini
gütmektedir.
Araştırmanın ikincil amacı ise karşılaştırmalı siyaset
bilimine ülkemizden derlenen olgularla bir araştırma örneği vermek ve katkı
sunmaktır.
2. TANIMLAR
2.1 Yargısal Darbe
Nedir?
Yargısal darbe, herhangi bir yargı organının, genellikle
anayasal düzene aykırı olarak, hukuksal süreçleri değiştirerek veya hukuksal dayanaklardan
bağımsız bir şekilde, anayasal düzeni etkisizleştiren ve işlevsiz hale getiren
bir karar alması durumunu ifade eder. Bu tür bir durum, genellikle yargının
bağımsızlığına zarar verir, hukukun üstünlüğünü sarsar ve demokratik normlara
aykırı bir şekilde hukuk sistemini siyasal yozlaşmaya açık konuma getirir.
Yargısal darbe, hukuk devleti ilkesine aykırı bir şekilde yargı organlarının
bağımsızlığını ortadan kaldıran veya zayıflatan bir durumu tanımlar.
2.2 Yargısal darbenin
temel özellikleri ve tanımlayıcı unsurları nelerdir?
Yargısal darbelerin başat özelliği anayasal düzenin bozulmasıdır.
Yargısal darbe, genellikle yargı organlarının anayasal düzeni etkisizleştirmek
veya işlevsiz hale getirmek amacıyla aldığı bir kararı ifade eder. Bu, hukuksal
süreçlerin anayasa normlarına aykırı bir şekilde yorumlanması ve değiştirilmesi
yoluyla gerçekleşir.
ü
Hukukun
Üstünlüğü İlkesine Aykırılık: Yargısal darbe, hukukun üstünlüğü ilkesine
aykırıdır. Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve adil yargılanma hakkı gibi
temel hukuksal ilkelere zarar verir.
ü
Siyasal
Etkilere Açıklık: Yargısal darbe, genellikle siyasal etkiler ve zorlamalar
altında gerçekleşir. Siyasal iktidarın, yargı organları üzerinde baskı kurarak
veya yargıyı kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak anayasal düzeni
etkisizleştirmeye çalışması şeklinde ortaya çıkar.
ü
Demokratik
Normlara Aykırılık: Yargısal darbe, demokratik normlara aykırıdır.
Demokrasinin temel unsurlarından biri olan yargı bağımsızlığı, bu tür
müdahalelerle sarsılır ve demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişine zarar
verir.
ü
Toplumsal
ve Siyasal Kararsızlık: Yargısal darbeler genellikle toplumsal ve siyasal kararsızlığa
yol açar. Bu tür müdahaleler, toplumda güven kaybına ve hukuksal belirsizliğe
neden olur.
ü
Hukuk
Normlarına Aykırılık: Yargısal darbe, hukuk normlarına aykırı bir şekilde
gerçekleşir. Yargı organlarının bağımsızlığına, tarafsızlığına ve yargılama
süreçlerine saygı gösterilmesi gereken hukuk devleti ilkelerine aykırı bir
durumu ifade eder.
2.3 Yargının
demokrasilerdeki rolü nedir?
ü
Hukukun
Üstünlüğünü Güvence Altına Alma: Yargı, hukukun üstünlüğünü koruma görevini
üstlenir. Bu, tüm bireylerin, kurumların ve devletin hukuka uygun hareket
etmesini sağlar. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukukun üstünlüğünün
sağlanmasında yaşamsal bir rol oynar.
ü
Temel Hak
ve Özgürlükleri Koruma: Yargı, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini
koruma sorumluluğunu taşır. Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan hakların
ihlali durumunda yargı, bireylerin adalet arayışına yardımcı olur.
ü
Denetleme
ve Denge: Yargı, diğer devlet organlarını, özellikle yasama ve yürütme
organlarını denetleme ve dengeleme rolünü üstlenir. Bu, devletin güçlerinin
aşırı birleşmesini ve tek kişi ya da organ elinde yoğunlaşmasını engelleyerek
demokratik bir denge sağlar.
ü
Hukuksal
Güvence Sağlama: Yargı, hukuksal süreçlerin adil ve saydam bir şekilde
işlemesini sağlar. Mahkemeler, bireylere haklarını savunma, anlaşmazlıklarını
çözme ve hukuksal güvencelere ulaşma olanağı sunar.
ü
Siyasal
ve Toplumsal Kararlılığın Korunması: Yargı, siyasal ve toplumsal istikrarın
korunmasında önemli bir rol oynar. Hukuksal normlara uygunluk ve adil yargılama
süreçleri, toplumun güvenini artırır ve siyasal kararlılığı destekler.
ü
Yasaların
Yorumlanması ve Geliştirilmesi: Yargı, yasaları yorumlama ve geliştirme
yetkisine sahiptir. Mahkemeler, mevcut yasaları uygulamak ve yasal boşlukları
doldurmak için içtihat oluşturabilir. Bu, hukuksal sistemin uyum sağlama ve
daha iyiye evrilme gücünü artırır.
ü
Yargı
Güvencesi: Yargı, bireylerin adil bir yargı süreci almasını güvence altına
alır. Bu, kişilerin hukuksal çatışmalarda eşitlik ve adalete ulaşma haklarını
destekler.
2.4 Hukuk Devleti ve
Demokrasi İlişkisi
Hukuk devleti ve demokrasi arasındaki ilişki, demokratik bir
toplumun temel değerlerini ve işleyişini belirleyen önemli bir konudur. Her iki
kavram da birbirini tamamlayan ve güçler ayrılığı ilkesine dayanan temel ilkeleri
içerir.
ü
Hukukun Üstünlüğü:
o
Demokrasi:
Demokrasinin temel özelliği, halkın egemenliğidir. Ancak, bu egemenlik sınırsız
değildir ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle sınırlanmıştır. Yani, demokrasinin
kurallara dayalı bir çerçeve içinde işlemesi zorunludur.
o
Hukuk
Devleti: Hukuk devleti ilkesi, devletin ve toplumun herkesin önünde eşit
olduğunu ve hukukun herkes için geçerli olduğunu vurgular. Hukukun üstünlüğü,
demokrasinin sınırlarını belirler ve bireylerin temel haklarına saygı
gösterilmesini sağlar.
ü
Temel Hak ve Özgürlükler:
o
Demokrasi:
Demokratik bir toplum, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korur ve destekler.
Ancak, bu haklar demokratik kurallar ve yasalar çerçevesinde kullanılmalıdır.
o
Hukuk
Devleti: Hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve bu
hakların yasalar tarafından sınırlanmasını içerir. Bireyler, hukukun üstünlüğü
altında haklarını kullanırken adil ve eşit bir şekilde muamele görürler.
ü
Güçler Ayrılığı:
o
Demokrasi:
Demokrasilerde, yasama, yürütme ve yargı organları arasında güçler ayrılığı
ilkesi önemlidir. Bu, tek bir kişinin ya da organın elinde aşırı güç
birikmesini engeller ve demokratik dengeyi sağlar.
o
Hukuk
Devleti: Hukuk devleti ilkesi güçler ayrılığı ilkesine dayanır. Hukuk
devleti, yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirinden bağımsız ve
denetlenebilir olmasını gerektirir.
ü
Adil Yargılama ve Hukukun Etkililiği:
o
Demokrasi:
Demokratik bir toplumda, adil yargılama hakkı temel bir hak olarak kabul
edilir. Hukukun etkililiği, adil yargılamayı güvence altına alır.
o
Hukuk
Devleti: Hukuk devleti, hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve adil
yargılamayı savunur. Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkililiği, hukuk
devletinin temel unsurlarıdır.
2.5 Yargının
Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı
Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuk devleti
ilkesinin temel taşlarıdır ve demokratik bir toplumun sağlıklı işleyişi için yaşamsal
öneme sahiptir.
ü
Bağımsızlık:
Yargının bağımsızlığı, yargı organlarının diğer devlet organlarından, siyasal
güçlerden veya dış etkilerden bağımsız bir şekilde kararlar alabilme yeteneğini
ifade eder. Bağımsız yargı, böylelikle, hukuksal normlara ve ilkelere uygun
kararlar verebilir ve hukukun üstünlüğünü koruyabilir.
ü
Tarafsızlık:
Yargının tarafsızlığı, yargı organlarının bireyler, kurumlar veya olaylar
hakkında tarafsız bir bakış açısıyla kararlar alabilme yeteneğini ifade eder.
Tarafsız yargı, herkese eşit ve adil bir şekilde muamele eder, ön yargıya yer
vermez ve nesnel olmaya özen gösterir.
ü
Siyasal
ve Dış Etkilerden Arınma: Bağımsız ve tarafsız yargı, siyasal iktidarın
veya dış etkilerin yargı organlarına müdahalesine karşı direnç gösterir. Siyasal
ve dış baskılardan uzak kalan yargı, demokratik kurallara ve hukukun üstünlüğü ilkelerine
uygun kararlar verir.
ü
Hukuksal
Normlara ve Ahlak İlkelerine Bağlılık: Bağımsız ve tarafsız yargı, hukuksal
normlara, anayasal ilkelere ve ahlak ilkelerine bağlılık gösterir. Yargı
organları, yasaların uygulanmasında tarafsız bir şekilde hareket eder ve evrensel
ve ulusal hukuksal ilkelerini gözetir.
ü
Yargı
Organlarının İç Bağımsızlığı: Yargının bağımsızlığı, yargı organları
arasında da geçerlidir. Yargı organları birbirinden bağımsız olmalıdır. Böylece
bir organ diğerini denetleyebilir ve denge sağlanabilir.
ü
Adaletin Sağlanması:
Bağımsız ve tarafsız yargı, adaletin sağlanmasında yaşamsal bir rol oynar.
Herkesin adil bir şekilde yargılanma hakkı vardır ve bu hak yargının bağımsız
ve tarafsız olması ilkelerine dayanır.
2.6 Yargısal Darbe ve
Yargısal Eylemcilik Arasındaki Farklar
Yargısal darbe ve yargısal eylemcilik, her ikisi de yargının
siyasal sürece müdahalesini içeren kavramlar olsa da, aralarında önemli farklılıklar
vardır.
2.6.1 Yargısal Darbe:
ü
Tanım:
Yargının, anayasal düzeni ve siyasal sistemi doğrudan yıkarak veya etkisiz hale
getirerek siyasal sürece müdahalesidir. Yargısal darbe, genellikle siyasal
otoritenin yargıya müdahale etmesi veya yargı organlarının yetki sınırlarını
aşarak diğer devlet organlarının görevlerini engellemesi anlamına gelir. Bu,
yasama veya yürütme organlarının yargı organları üzerinde baskı kurarak hukukun
üstünlüğünü zayıflatabilecek veya ortadan kaldırabilecekleri bir durumu ifade
eder. Yargısal darbe, genellikle demokratik normlara, anayasal ilkeler ve yargı
bağımsızlığına zarar verir.
ü
Amaç:
Mevcut siyasal iktidarı devirmek veya zayıflatmaktır.
ü
Yöntem:
Anayasaya aykırı kararlar vermek, yasama veya yürütmeyi feshetmek, siyasal
liderleri görevden almak gibi.
ü
Örnekler:
12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi Yargıtay'ın siyasal davalarda verdiği bazı
kararlar, 28 Şubat 1997 askeri müdahalesine zemin hazırlayan bazı yargı
kararları.
2.6.2 Yargısal Eylemcilik:
ü
Tanım:
Yargının, anayasal yorumu ve yasaları uygulamada, siyasal ve sosyal değişimlere
öncülük ederek siyasal sürece müdahalesidir. Yargısal eylemcilik, yargı
organlarının mevcut yasalara veya anayasaya dayanarak etkin bir şekilde sosyal
veya siyasal değişiklikler yapmaya çalışmasıdır. Bu, yasama organlarının
eksikliği veya yetersizliği durumunda hukuksal boşlukları doldurmayı veya
toplumsal sorunlara çözüm getirmeyi amaçlayabilir. Yargısal eylemcilik, yargı
organlarının pozitif hakları korumak, toplumsal adaleti sağlamak veya temel
hakları genişletmek için attığı adımları ifade edebilir. Ancak, yargısal
eylemcilik eleştirilere de maruz kalır; çünkü bazıları bu tür kararların
demokratik süreçlerin yerine geçtiğini ve yasama organlarının yetkisine tecavüz
ettiğini düşünür.
ü
Amaç:
Yasal boşlukları doldurmak, azınlık haklarını korumak veya toplumsal ve siyasal
gelişimi ve değişimi cesaretlendirmektir.
ü
Yöntem:
Anayasaya ve yasalara geniş bir yorum getirmek, yasama veya yürütmenin
eylemlerini iptal etmek.
ü
Örnekler:
Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi'nin “Roe v. Wade” [2]
davasında kürtaj hakkını yasallaştırması ve Güney Afrika Anayasa Mahkemesi'nin
eşcinsel evliliklerin yasallaşmasına karar vermesi. [3]
Farklılıklar:
ü
Amaç:
Yargısal darbenin amacı siyasal iktidarı devirmek veya zayıflatmak iken,
yargısal eylemciliğin amacı yasal boşlukları doldurmak, azınlık haklarını
korumak veya toplumsal değişimi teşvik etmektir.
ü
Yöntem:
Yargısal darbe, anayasaya aykırı kararlar verme ve siyasal liderleri görevden
alma gibi doğrudan yöntemler kullanırken, yargısal eylemcilik anayasaya ve
yasalara geniş veya daha dar bir yorum getirme gibi dolaylı yöntemler kullanır.
ü
Meşruluk:
Yargısal darbe genellikle anayasaya aykırı ve gayrimeşru olarak kabul
edilirken, yargısal eylemciliğin meşruluğu tartışmalıdır. Her iki durumda da
yargının siyasal sürece müdahalesi kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olarak
değerlendirilebilir.
3. YARGISAL DARBE VE YARGISAL EYLEMCİLİĞİ
BİRBİRİNDEN AYIRAN ÖLÇÜTLER
3.1 Yasal Dayanak:
ü
Yargısal eylemcilik, mevcut yasalara veya
anayasalara dayanarak yargı organlarının etkin rol alması olarak tanımlanır
ü
Yargısal darbe ise yasalara veya anayasaya
aykırı şekilde yargı organlarının yetkilerini aşması veya siyasal otoritenin
yargıya müdahalesini ifade eder.
3.2 Hukukun Üstünlüğü
İlkesine Uygunluk:
ü
Yargısal eylemcilik, hukukun üstünlüğünü koruma
amacı taşır ve genellikle bu ilkeye uygun kararlar almaya odaklanır.
ü
Yargısal darbe ise hukukun üstünlüğüne zarar
verir ve siyasal güçlerin yargı üzerinde baskı kurarak hukukun üstünlüğünü
zayıflatmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik olabilir.
3.3 Siyasal
Bağımsızlık:
ü
Yargısal eylemcilik, yargı organlarının siyasal
etkilerden bağımsız olarak karar vermesini ifade eder.
ü
Yargısal darbe ise yargının siyasal otorite veya
diğer devlet organları tarafından kontrol edilmesini veya manipüle edilmesini
ifade eder.
3.4 Toplumsal
Etkiler:
ü
Yargısal eylemcilik, toplumsal adaleti sağlamak,
hakları korumak veya hukuksal boşlukları doldurmak gibi pozitif etkilere sahip
olabilir.
ü
Yargısal darbe ise toplumsal huzursuzluğa,
hukukun zayıflamasına ve demokratik normlara zarar verebilir.
3.5 Demokratik
Süreçlere Saygı:
ü
Yargısal eylemcilik, genellikle demokratik
süreçlere saygı gösterir ve yasama organlarının yetkisine müdahale etmek yerine
yasama organları ile iş birliği içinde hareket edebilir.
ü
Yargısal darbe ise demokratik süreçleri ve diğer
devlet organlarının yetkilerini görmezden gelir veya zayıflatır.
3.6 Amaç:
ü
Yargısal
Darbe: Anayasal düzeni ve siyasal sistemi değiştirmeyi, mevcut siyasal
iktidarı devirmeyi veya zayıflatmayı amaçlar.
ü
Yargısal Eylemcilik:
Hukukun yorumlanması ve uygulanmasında daha geniş bir rol üstlenerek, sosyal ve
politik değişimleri özendirmeyi amaçlar.
3.7 Yöntem:
ü
Yargısal
Darbe: Anayasa Mahkemesi veya yüksek mahkemeler gibi üst mahkemeler
tarafından, genellikle yasama veya yürütme organına karşı, doğrudan ve açık bir
şekilde gerçekleştirilir.
ü
Yargısal Eylemcilik:
Daha alt mahkemelerde de görülebilir ve genellikle daha incelikli ve dolaylı
yöntemlerle, yasal boşlukları doldurarak veya yasaların yorumunda geniş veya
dar bir takdir yetkisi kullanarak gerçekleştirilir.
3.8 Etki:
ü
Yargısal
Darbe: Kısa vadede siyasal istikrarsızlık ve belirsizlik yaratabilir. Uzun
vadede ise hukukun üstünlüğü ve demokrasiye zarar verebilir.
ü
Yargısal Eylemcilik:
Toplumsal ve politik değişimleri hızlandırabilir veya engelleyebilir. Hukukun
gelişmesine katkıda bulunabilir veya siyasal tarafsızlık ilkesini
zedeleyebilir.
3.9 Meşruluk:
ü
Yargısal
Darbe: Genellikle meşruluk zemini zayıftır ve kamuoyundan tepki alır.
ü
Yargısal Eylemcilik:
Meşruluk düzeyi, kullanılan yöntemlere ve elde edilen sonuçlara göre değişir.
Yargısal darbe, genellikle ani ve dramatik bir şekilde
gerçekleşirken, yargısal eylemcilik daha uzun bir süreç içinde ve kademeli
olarak ortaya çıkar. Yargısal darbe, genellikle tek bir olayla sınırlıyken,
yargısal eylemcilik sürekli bir eğilim olarak görülebilir. Yargısal darbe,
genellikle siyasal bir krizin sonucu olarak ortaya çıkarken, yargısal eylemcilik
daha geniş sosyo-politik değişimlerle bağlantılı olabilir.
Pof. Dr. Ergun Özbudun bir makalesinde şunları
söylemektedir: “Yargısal aktivizm” (judicial activism) ve yargının kendi
kendini sınırlandırması (judicial restraint) anayasa yargısını
benimsemiş hemen tüm ülkelerde sıklıkla gündeme gelen kavramlardır. Anayasa
mahkemelerinin önüne gelen birçok sorunun siyasal niteliği, bu mahkemelerle parlamentolar
arasında zaman zaman çatışmalar görülmesini hemen hemen kaçınılmaz kılmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Yüksek Mahkeme hâkimi Frankfurter’in şu
düşünceleri, yargının kendi kendini sınırlandırması lehinde sık sık örnek
gösterilmektedir: “Bu kanun, Anayasa ile kendisine yasama yetkisi verilen
Kongrenin bu yetkiyi kullanmasının ve Başkanın teklifi onaylamak ve böylece onu
‘bir kanun’ haline getirmek yönündeki anayasal yetkisini kullanmasının
sonucudur. Onu onaylamak, hükümetimizin halk iradesine karşı doğrudan doğruya
sorumlu olan ve Anayasa gereğince kanunun isabetliliğini tayin yetkisine sahip
bulunan iki dalının işlemine saygı göstermek demektir. Bu mahkemenin, böyle bir
kanunu geçersiz kılma konusundaki müthiş (awesome) yetkisi, azamî
ihtiyatla kullanılmalıdır; çünkü pratikte Mahkeme, kendi anayasal fonksiyonunun
sınırlarını belirlemede, sadece kendi basiretimizle bağlıdır” (Koopmans, 2003:
51-52’den naklen). Hâkim Frankfurter, başka bir vesile ile de yargı organını
halk siyasetine karıştırmanın “demokratik bir sisteme düşman” olacağını
belirtmiş ve “mahkemeler bu siyasal çalılığa girmemelidir” diye eklemiştir
(Koopmans, 2003: 52).” [4]
Nilüfer Coşkun ise yargısal eylemcilik ile ilgili makalesini
şu cümlelerle sonuçlandırmaktadır: “1982 Anayasası kapsam, anlam, sınır ve amaç
bakımından muğlak düzenlemeler içermektedir. Anayasa’nın önsöz kısmında ve
başlangıç hükümlerinde kendini gösteren bu düzenlemeler, birtakım ideolojik
kaygılarla yargısal denetim yapılması durumunda olumsuz bir aktivist tutum
oluşturma tehlikesine yol açar. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bu düzenlemelerde
geçen özellikle laiklik ve milliyetçilikten doğan bölünmez bütünlük ilkesini
kararlarında vurgulayarak ve demokrasiyi sürekli bu ilkelerle birlikte
değerlendirerek devletçi yapıyı kuvvetle somutlaştırmış ve genel siyasi
ideolojisini yansıtmıştır. Bu durum da Türkiye’de liberal bir hukuk anlayışı ve
hak temelli bir resmi ideoloji anlayışı hâkim olana kadar; anayasanın
anlamlandırılması, siyasal çatışma ortamının mevcudiyeti, Anayasa Mahkemesi’nin
demokratik meşruluğu ve yargısal aktivizm tartışmalarının şiddetlenerek devam
etmesi demektir.” [5]
Konuyla ilgili makalesinde Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu
şu yargıya varmaktadır: “Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki farklı
görüşün çözümlemesi, öncelikle kendi ellerinde daha sonra Meclis’in
takdirindedir. Kendileri çözemediği takdirde, ya yeni bir anayasa veya anayasa
değişikliği veya kısmen kanunla sorun çözülebilir. Aksi halde hukuk devleti,
yargıya güven, yüksek mahkemelerin güvenirliliği, yok saymanın yargıya
getireceği olumsuzluklar sistemi zaafa uğratacak, ülkemiz zarar görecek ve
bundan yargının da kazancı olmayacaktır. Yargımızın zayıf taraflarının tahkim
edilmesi ile yargı kurumu güçlenecek, sorunlar daha rahat çözülebilecektir.” [6]
Bu konuda yayınlanmış bir doktora tezinde ise şu saptamalar
yer almaktadır: “Türk Anayasa Mahkemesi kuruluşundan itibaren sıklıkla
juristokrasi ile suçlanmasına neden olan ideoloji eksenli birçok karar
vermiştir. Fakat 2010 yılındaki anayasa değişiklikleriyle mahkemenin yapısında
geçerli olan birçok değişiklik ve bireysel başvuru hakkı ile mahkeme ideoloji
eksenli yaklaşımdan hak eksenli bir yaklaşıma doğru evrildiği söylenebilir. Bu
değişiklikler özellikle bireysel başvurular sonucunda mahkemenin vermiş olduğu
değişik hak ihlali kararlarında görülebilir. 2019 yılının Eylül ayı itibariyle
mahkeme yaklaşık 8038 bireysel başvuruda en az bir hakkın ihlal edildiği
kararını vererek, çok sayıda hak ihlalini engellemiştir. Bu kararların bazıları
başvuranın popüler kişiliği nedeniyle gündeme gelmiş, toplumda tartışma
yaratmış ve değişik kararlarda farklı siyasal kutuplardan farklı tepkiler
almıştır. Bu tepkiler ne kadar mahkeme hakkında tartışma açmış olsa da
kamuoyuna yansıyan bazı önemli kararlara değişik siyasi kutupların veya
partilerin benimsedikleri ve şiddetle karşı çıktıkları birçok dava
bulunmaktadır. Mahkeme bir kararında herhangi bir siyasal kutuptan eleştiri
alırken, diğer bir kararıyla karşıt siyasal kutuptaki görüşler tarafından
eleştiriliyorsa, Mahkemenin belirli bir siyasal ideoloji veya görüşe göre
hareket etmediği öne sürülebilir.” [7]
Bir başka doktora tezinde ise yargısal eylemcilik şu şekilde
tanımlanmaktadır: “(Y)argısal aktivizm, olağan yargısal sınırların ötesine
geçen yargı kararları için kullanılan bir kavramdır. Genellikle yasamanın
siyasi tercihlerine müdahale etmek biçiminde görülen yargısal aktivizm,
anayasaya açıkça aykırı olan yasama işlemlerinin herhangi bir yaptırıma maruz
kalmaması biçiminde de ortaya çıkabilir. Anayasa tarafından yasaklanan yasama
işlemlerinin yargı kararıyla geçersiz kılınması durumunda aktivist bir tutumun
varlığından söz edilemez; zira bu karar anayasanın gereğidir. Anayasa
tarafından açıkça yasaklanmayan yasama işlemlerinin yargı kararıyla geçersiz
kılınması ise aktivist bir tutumu yansıtmaktadır. Zira böyle bir durumda alınan
karar; mahkemeyi oluşturan yargıçların, anayasanın gerekleri konusundaki
kişisel algılamalarına dayanmaktadır.” [8]
Dr. Ozan Ergül ise yargısal eylemciliğin unsuları arasında
şunları saymaktadır: “Anayasa yargısının işletilmesi sonucunda ortaya çıkan
kararları “doğru” bulmamamız, kararı veren mahkeme ve yargıçlara yönelik
eleştirileri tetikleyebilir. Hal böyle olmakla birlikte, yargısal aktivizm
üzerinden eleştiri getirmek çok isabetli görünmemektedir. Bunun nedenlerini
şöyle sıralayabiliriz: 1) Aktivizm yukarıda da aktarmaya çalıştığımız gibi,
yorum sahibinin bakışına göre sübjektif bir değer yargısını içermektedir; 2) Aktivizm
sadece bireysel anlamda değil, zamansal ve mekansal anlamda da görece bir
kavramdır; 3) Aktivizm, gerçek anlamda yargının sınırlılığı doktrininden
bağımsız olarak okunamaz ve değerlendirilemez; 4) Anayasa yargısından beklenen
işlev, onun sınırlı değil, aktivist olmasını beklemeyi haklı kılar. Zira yine
yukarıda aktarıldığı üzere, sınırlı yargı büyük ölçüde yasamaya ve ona hükmeden
iktidara “uyan”, yani ona “karşı çıkmayan” yargı anlamına gelir. Böyle sınırlı
bir yargı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin, fren ve dengeler sistemi olmaksızın
uçuruma yuvarlanmasına sebep olabilir/olur. Yargının bağımsız olması yetmez,
çünkü yargıçların bağımsız olmadığı bir yerde yargı bağımsızlığının bir anlamı
olmayacaktır. Bu nedenle, son derece kaygan bir zemine oturan aktivizm
üzerinden Mahkeme’nin genel bir değerlendirilmeye tabi tutulması çok yerinde
sonuçlara bizi götürmeyebilir.” [9]
Korucu bir başka makalesinde şu tanımı benimsemektedir: “En
genel hâliyle ele alındığında yargısal aktivizm, anayasaya uygunluk denetimi
yapmakla görevli yargı organlarının olağan yargısal denetim sınırlarını aşması
durumudur. Yasamanın siyasî takdirlerine yargı organları tarafından müdahale
edilmesi veya genel olarak yargının siyasî nitelikli kararlar alması durumunda
genellikle aktivist bir tutumun varlığından söz etmek gerekir. Bu yönüyle ele
alındığında yargısal aktivizm, hukuku uygulamakla görevli mahkemelerin yargı
organı gibi hareket etmek bakımından başarısız olmalarını ifade eder.” [10]
Yargısal darbe, siyasal iktidarı değiştirmeyi amaçlayan ve meşruluk
zemini zayıf olan bir eylemdir. Yargısal eylemcilik ise, hukukun yorumlanması
ve uygulanmasında daha geniş bir rol üstlenerek sosyal ve politik değişimleri özendirmeyi
amaçlayan bir eğilimdir. Her iki kavram da siyasal sonuçları olabilse de meşruluk
ve yöntemleri bakımından önemli farklılıklar gösterirler.
Bu ölçütler, yargısal darbe ile yargısal eylemciliği
birbirinden ayırmak için kullanılabilir, ancak her durum kendi içinde karmaşık
olabilir ve belirli bir olayın veya kararın değerlendirilmesi genellikle
ayrıntılı bir çözümlemeye gereksinim duyar. Yargısal darbe ve yargısal
eylemcilik arasındaki ayrım net değildir ve bazı durumlarda iki kavram
birbirine karışabilir. Her iki kavram da demokrasi için tehlikeli olarak
görülebilir. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı her iki kavramın da
önlenmesi için önemlidir. Özetle, yargısal darbe yargının bağımsızlığına zarar
veren bir müdahaleyi ifade ederken, yargısal eylemcilik yargının etkin bir
şekilde toplumsal değişim veya adalet için adım atmasını ifade eder.
4. YARGI DARBELERİNİN TARİHSEL ÖRNEKLERİ
Geçmişte yaşanan çok sayıda yargısal darbe vardır. Geçmişte
yaşanan yargısal darbeler farklı coğrafyalarda ve zamanlarda ortaya çıkmıştır.
Bu darbeler genellikle siyasal iktidarların yargı sistemini etkileyerek
demokratik kurumları zayıflatma veya devirme amacını taşımaktadır.
ü
Almanya
(1933-1945): Adolf Hitler'in 1933'te iktidara gelmesiyle birlikte
Almanya'da yargı sistemi, Nazi Partisi'nin siyasal etkisi altına girdi. Yargı
organları, Nazi ideolojisine sadık hale geldi ve anti-Semitik politikalara
uygun kararlar almaya başladı.
ü
Arjantin
(1976-1983): Arjantin'de, 1976 yılında ordu tarafından gerçekleştirilen bir
askeri darbenin ardından, hükümetin siyasal karşıtlara karşı yargıyı kullanmasıyla
bir yargı darbesi yaşandı. Binlerce kişi kayboldu ve öldü. İnsan hakları çiğnendi.
ü
Türkiye
(1980): 1980'de Türkiye'de gerçekleşen askeri darbenin ardından, yargı
organları büyük bir baskı altına girdi. Binlerce kişi tutuklandı, muhaliflerle
ilgili davalarda adil yargılamalar yapılmadı.
ü
Pakistan
(1999): General Perviz Musharraf'ın 1999'da iktidara geldiği askeri
darbenin ardından, Pakistan'da yargı organlarına müdahale edildi. Anayasa
askıya alındı, yargı üyeleri görevden alındı ve yeni hükümetin isteğine uygun yargısal
kararlar alındı.
ü
Mısır
(2013): 2013'te Mısır'da, ordu tarafından gerçekleştirilen bir darbenin
ardından, yeni hükümet muhalifleri sindirmek için yargıyı kullanmaya başladı.
Büyük bir politik baskı ve gözaltı dalgası yaşandı.
ü
Venezuela
(2000'lerden günümüze): 2000'lerden bu yana Venezuela'da, devlet başkanı Nicolas
Maduro'nun iktidarını sürdürmek için yargıyı kullanması ve muhalif liderlere
karşı yargı darbeleri uygulaması tüm demokratik dünyada eleştirilmiştir.
Bu örnekler, farklı coğrafyalarda ve zamanlarda yargı
darbelerinin nasıl gerçekleşebileceğini göstermektedir. Bu durumlar genellikle
demokratik değerlere ve hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verir. Ulusal ve
uluslararası toplumlar genellikle bu tür olaylara karşı tepki gösterir ve
demokratik normlara uygun bir yargı sistemini savunurlar.
5. YARGISAL DARBELER HANGİ KOŞULLARDA VE NASIL
GERÇEKLEŞİR?
Yargısal darbeler, genellikle belirli koşulların bir araya
gelmesiyle ortaya çıkar ve bir ülkedeki yargı sistemini siyasal etki altına
almayı amaçlar. Bu koşullar ve gerçekleşme şekilleri zaman, coğrafya ve ülkeler
arasında farklılık gösterir.
ü
Siyasal
Kararsızlık ve Krizler: Yargısal darbeler genellikle bir ülkede siyasal
kararsızlıklar, hükümet krizleri veya toplumsal çalkantıların yaşandığı
dönemlerde ortaya çıkar. Bu durumda, siyasal liderler, yargıyı kontrol etmek
suretiyle kendilerini koruma çabasına girerler.
ü
Yolsuzluk
ve Hukukun Zayıflığı: Yolsuzlukla mücadelede zayıf bir hukuk sistemine
sahip ülkelerde, hukukun etkili olmaması ve yargının etkisiz bir şekilde
çalışması, siyasal liderlere yargıyı istedikleri gibi kullanma fırsatı verir.
ü
Güçlerin
Birleşmesi: Bir ülkede yasama, yürütme ve yargı organlarının bütünleştiği
ve birleştiği durumlar yargısal darbelerin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bu
durumda, tek bir otorite tüm organları kararlarını denetlemeye çalışır.
ü
Demokratik
Kurumların Güçsüzlüğü: Güçlü demokratik kurumlar olmadığında, yargının
bağımsızlığı ve etkililiği zedelenebilir. Bu durumda, siyasal liderler yargı
organlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilirler.
ü
Anayasal
Değişiklikler: Anayasal değişiklikler veya olağanüstü haller sırasında,
yargının bağımsızlığına müdahale edilebilir. Bu tür değişiklikler, siyasal
liderlere yargı organlarını denetleme olanağı verebilir.
ü
Medya ve
Kamuoyu Denetimi: Yargısal darbeler genellikle medya ve kamuoyu denetimi
ile birlikte gerçekleşir. Siyasal liderler, halkın desteğini kazanmak veya
muhalefeti bastırmak için medyayı ve kamuoyunu baskı altına alır.
ü
Askeri
Müdahale: Bazı durumlarda, yargısal darbe askeri müdahaleyle gerçekleşir.
Askeri liderler, mevcut hükümetin siyasal liderlerini ve yargıyı devirme
amacıyla duruma müdahale edebilir.
6. YARGISAL DARBELERİN ETKİLERİ VE SONUÇLARI
Yargı darbeleri, bir ülkedeki siyasal ve toplumsal dokuyu
ciddi şekilde etkileyen olaylardır. Bu etkiler, demokratik normlara, hukukun
üstünlüğüne ve temel insan haklarına zarar verme potansiyeli taşır.
ü
Demokratik
İlkelerin Zedelenmesi: Yargı darbeleri, demokratik ilkelere ve süreçlere
zarar verir. Hukukun üstünlüğü ilkesi zedelenir, demokratik kurumlar zayıflar
ve halkın katılımı azalır.
ü
Hukukun
Zayıflaması: Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının zedelenmesiyle
birlikte, hukuk sistemi etkisizleşir. Bu durumda, hukuksal normlara ve yasal
süreçlere güven azalır.
ü
Temel Hak
ve Özgürlüklerin Çiğnenmesi: Yargı darbeleri sıklıkla temel hak ve
özgürlüklerin çiğnenmesine neden olur. Yargı organlarının bağımsızlığının
kaybedilmesi, adil yargılama hakkının gasp edilmesine ve bireylerin temel
haklarının çiğnenmesine yol açar.
ü
Toplumsal
Bölünmeler: Yargı darbeleri, toplum içindeki siyasal ve toplumsal fay
hatları boyunca ciddi bölünmelere ve kırılmalara neden olur. Bu durum, siyasal
görüş ayrılıklarının artmasına, kutuplaşmanın derinleşmesine ve toplumsal
gerilimlerin yükselmesine yol açar.
ü
Hukuk
Dışı Tutuklamalar ve Gözaltılar: Yargısal darbelerin ardından hukuk dışı
tutuklamalar, gözaltılar ve keyfi cezalandırmalar sıkça görülür. Siyasal muhalifler,
karşıt gazeteciler ve sivil toplum eylemcileri gibi kişiler hedef alınabilir.
ü
Eğitimsel
ve Akademik Özgürlüklerin Tehdit Edilmesi: Yargısal darbeler genellikle
eğitim sistemini ve akademik özgürlükleri olumsuz etkiler. Bu durum, düşünce
özgürlüğüne ve eleştirel düşünceye yönelik baskıları beraberinde getirir.
ü
Uluslararası
İtibar Kaybı: Bir ülkede yargı darbesi gerçekleştiğinde, uluslararası
toplumdan ciddi tepkiler alır ve ülkenin uluslararası itibarı zarar görür. Bu
durum, diplomatik yalnızlık, ekonomik yaptırımlar ve diğer uluslararası
baskıları beraberinde getirir.
ü
Uzun
Süreli Siyasal Kararsızlık: Yargısal darbeler genellikle siyasal ve
toplumsal istikrarsızlığa neden olur. Bu durum, ekonomik çalkantıları, yatırım
eksikliğini ve uzun vadeli kalkınma sorunlarını tetikler.
7. YARGISAL DARBELERİN DEMOKRASİ ÜZERİNDEKİ
ETKİLERİ NELERDİR?
ü
Demokratik
İlkelerin Zedelenmesi: Yargısal darbeler, demokratik ilkelerin, hukukun
üstünlüğünün ve temel insan haklarının zedelenmesine neden olur. Bu durum,
demokratik değerlerin zayıflamasına yol açar.
ü
Hukukun
Zayıflaması: Yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının kaybedilmesi,
hukuk sisteminin zayıflamasına ve etkililiğinin azalmasına neden olur. Bu
durumda, hukuk normlarına ve anayasal ilkelere uygun kararlar alınamaz.
ü
Halk
Katılımının Azalması: Yargısal darbeler, genellikle siyasal katılımı ve
demokratik süreçlere güveni azaltır. Halk, demokratik kurumlara olan güvenini
kaybeder ve siyasal süreçlere etkin katılımını azaltır.
ü
Yolsuzluklarda
Artış: Yargısal darbeler genellikle yolsuzluk ve hukuksuzlukları artırır.
Hukukun üstünlüğünün zedelenmesi, yetkililerin keyfi olarak hareket etmelerine
ve yolsuzlukların artmasına neden olur.
ü
Siyasal
Baskı ve Kısıtlamalar: Yargısal darbeler, siyasal liderlerin muhaliflere
baskı uygulamasına ve politikalarını eleştirenleri susturmasına olanak tanır.
Basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kısıtlanır.
ü
Sivil
Toplum Etkinliklerinde Azalma: Yargı darbeleri, sivil toplum etkinliklerini
engeller. Hükümet karşıtı gruplar, insan hakları savunucuları ve diğer sivil
toplum örgütleri, baskı ve tehdit altında çalışmak zorunda kalırlar.
8. TOPLUMSAL BÖLÜNMELER
Yargısal darbeler, toplum içinde ciddi bölünmelere neden
olabilir. Bu sonuç, siyasal görüş ayrılıklarının artmasına, toplumda kutuplaşmanın
derinleşmesine ve toplumsal gerilimlerin yükselmesine yol açar.
ü
Hukuk
Dışı Tutuklamalar ve Gözaltılar: Yargı darbelerinin ardından hukuk dışı
tutuklamalar, gözaltılar ve keyfi cezalandırmalar sıkça görülür. Muhalifler,
gazeteciler, sivil toplum eylemcileri gibi kişiler hedef alınır.
ü
Eğitimsel
ve Akademik Özgürlüklerin Tehdidi: Yargı darbeleri genellikle eğitim
sistemini ve akademik özgürlükleri olumsuz etkiler. Bu durum, düşünce
özgürlüğüne ve eleştirel düşünceye yönelik baskıları beraberinde getirir.
MODERN YARGISAL
DARBELER
"Modern yargısal darbeler" terimi, genellikle
hukuk sistemine yönelik siyasal müdahaleleri ifade eder. Bu tür darbeler
demokratik normlara ve hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verir. Bu gibi
girişimler genellikle hükümetin siyasal muhalifleri etkisizleştirmek veya
ortadan kaldırmak için yargı sistemini kullanmasıyla özdeşleşmiştir.
Polonya (2015 ve
sonrası): Polonya'da, hükümetin yargı sistemine müdahalesi eleştirilmiştir.
2015 yılında iktidara gelen hükümet, yargı organlarına yönelik reformları
hayata geçirerek yargıç atama süreçlerini değiştirdi. Bu durum, yargının
bağımsızlığına ve tarafsızlığına yönelik endişelere neden oldu.
Macaristan (2010 ve
sonrası): Macaristan'da Viktor Orban hükümeti, yargı sistemine yönelik
çeşitli reformları hayata geçirdi. Yargı organlarına atamalarda siyasal etkinin
artması ve yargının bağımsızlığının azalması eleştirilere neden oldu.
Venezuela
(2000'lerden günümüze): Venezuela'da, devlet başkanı Nicolas Maduro'nun
iktidarını sürdürmek için yargı sistemini kullanması ve muhalif liderlere karşı
yargı darbeleri uygulaması eleştirilmiştir. Bu ülkede yargının bağımsızlığı ve
tarafsızlığına dair endişeler hala yaygındır.
9. YARGISAL DARBELERDE MEDYANIN VE SOSYAL
MEDYANIN KATKILARI
Yargısal darbelerde internet ve sosyal medyanın etkisi
oldukça önemli olabilir. Bu platformlar, olayların hızla yayılmasını, bilgi
akışını ve toplumsal tepkileri etkileyebilir
ü
Haberleşme
ve Bilgi Akışı: İnternet ve sosyal medya, olayların anında yayılmasını
sağlar. Bu platformlar üzerinden, darbe girişimleri, tutuklamalar ve diğer
olaylar halka hızlı bir şekilde ulaşır. Bu durum toplumun olaylardan haberdar
olma sürecini hızlandırabilir.
ü
Toplumsal
Eşgüdüm: Sosyal medya, halkın olaylara tepki gösterme ve bir araya gelme
konusunda etkili bir araçtır. Halk, sosyal medya üzerinden örgütlenip toplumsal
eşgüdüm sağlayabilir, tepkilerini örgütlü bir şekilde ifade edebilir.
ü
Hükümetle
Mücadele ve İfade Özgürlüğü: İnternet ve sosyal medya, halkın hükümetin
eylemlerine karşı eleştirilerini daha kolay ifade etmesini sağlar. Bu
platformlar, bireylerin ve sivil toplum örgütlerinin hükümetin yargısal
müdahalelerine karşı seslerini duyurmasına olanak tanır.
ü
Yönlendirme
ve Propaganda: Ancak, bu platformlar aynı zamanda hükümetlerin, muhaliflere
karşı propaganda yapma ve bilgiyi manipüle etme konusunda da kullanılabilir.
Yargısal darbeler sırasında hükümetler, internet ve sosyal medyayı kendi
lehlerine kullanarak bilgiyi kontrol etmeye çalışabilir.
ü
Sansür ve
Erişim Engelleri: Yargısal darbe durumlarında, hükümetler internet ve
sosyal medya erişimini sınırlayabilir veya sansüre başvurabilir. Bu durum,
halkın bilgiye ulaşma özgürlüğünü kısıtlayabilir.
ü
Uluslararası
Toplumla İletişim: Yargısal darbe durumlarında, uluslararası toplumla
iletişim kurma ve olayları paylaşma açısından internet ve sosyal medya önemli
bir rol oynar. Bu, uluslararası toplumun olaylara dikkat çekmesine ve müdahale
etmesine neden olur.
ü
Halkın
Muhalefeti Güçlendirmesi: İnternet ve sosyal medya halkın siyasal iktidara muhalefetini
güçlendirebilir ve muhalifleri bir araya getirebilir. Halk, bu platformlar
üzerinden birlikte hareket edebilir, toplumsal tepkilerini eşgüdümler ve
hükümete karşı dayanışmayı artırır.
Yargısal darbelerde internet ve sosyal medyanın etkisi
karmaşık bir konudur ve çeşitli etmenlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir.
Bu platformların etkileri, hükümetin tutumuna, toplumun sosyal medya kullanım
alışkanlıklarına ve ulusal ve uluslararası destek gibi birçok etmene bağlı
olarak şekillenir.
10. YARGISAL DARBELERİN DİJİTAL BOYUTU
Yargısal darbelerin dijital boyutu, modern iletişim
teknolojileri ve dijital araçların etkisiyle şekillenen bir alanı ifade eder.
Bu dijital boyut, olayların hızla yayılmasını, bilgi akışını ve toplumsal
tepkileri etkileyebilir. Yargısal darbelerin dijital boyutunu anlamak için bazı
önemli unsurlar aşağıda belirtilmiştir:
ü
Yapay Zeka
(AI): AI hükümetlerin çevrimiçi sansürlerini geliştirmelerine olanak vermiştir.
Dünyanın teknik açıdan gelişmiş otoriter hükümetleri, AI robotu
teknolojisindeki yeniliklere yanıt vererek uygulamaların sansür sistemleriyle
uyumlu olmasını sağlamaya çalışmıştır. En az 21 ülkedeki yasal düzenlemeler,
dijital platformların, hoş karşılanmayan siyasal, sosyal ve dini söylemleri
ortadan kaldırmak için makine öğrenimini kullanmasını zorunlu kılmakta veya
teşvik etmektedir. Ancak AI, eski bilgi kontrolü yöntemlerinin tamamen yerini
alamadı. Rekor sayıda 41 hükümet, uluslararası insan hakları hukuku
çerçevesinde ifade özgürlüğü standartları kapsamında korunması gereken içeriğe
sahip web sitelerini engelledi. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa da dâhil
olmak üzere daha demokratik ortamlarda bile hükümetler, önde gelen web
sitelerine ve sosyal medya platformlarına erişime kısıtlamalar getirmiştir. Örneğin
Avrupa Birliği Parlamentosu Yapay Zekâ Yasası’nı büyük bir oy çoğunluğu ile
kabul etmiştir. Yasaya göre, AB ülkelerinde kullanılacak yapay zekâ
sistemlerinin güvenli olması, temel haklara ve Birlik değerlerine saygı
göstermesi gerekecektir. Yapay zekâ sistemleri, topluma zarar verme olasılığına
göre "risk temelli" bir yaklaşımla düzenlenecektir. Yüksek riskli
yapay zekâ sistemlerine daha katı kurallar getirilecektir. Sınırlı riskli yapay
zekâ sistemleri, kullanıcıların bilinçli kararlar alabilmesi için içeriğin
yapay zekâ tarafından oluşturulduğunu açık biçimde bildirecektir. Bu sistemler,
hafif saydamlık yükümlülüklerine tabi tutulacaktır. [11]
ü
Sosyal
Medya ve Bilgi Yayılımı: Sosyal medya platformları, yargısal darbelerle
ilgili haberlerin anında ve geniş bir kitleye yayılmasını sağlar. Halk, sosyal
medya üzerinden hızla bilgi alabilir ve tepkilerini eşgüdümler.
ü
İnternet
ve Sansürleme: Yargısal darbelerin dijital boyutunda, hükümetler genellikle
internet erişimini sınırlar ve sansürleme yoluna gider. Bu, halkın bilgiye
ulaşma özgürlüğünü kısıtlar ya da ortadan kaldırır.
ü
Elektronik
İzleme ve Siber Güvenlik: Hükümetler, yargısal darbe girişimlerini
engellemek veya denetlemek amacıyla elektronik izleme ve siber güvenlik
önlemlerini artırır. Bu durum, muhalif grupları izleme ve dijital faaliyetleri denetleme
anlamına gelir.
ü
Sosyal
Medyanın Amaç Dışı Kullanımı: Hükümetler, sosyal medya platformlarını
kullanarak propaganda yapabilir, yanıltıcı bilgileri yayabilir veya halkın
algısını değiştirmeye çalışır. Bu durum, toplumun doğru ve güvenilir bilgiye
ulaşma yeteneğini olumsuz şekilde etkiler.
ü
Dijital
İfade Özgürlüğü: Dijital platformlar, ifade özgürlüğü için önemli bir
araçtır. Ancak yargısal darbelerin dijital boyutunda, hükümetler bu özgürlüğü
sınırlayabilir ve muhalif sesleri bastırabilir.
ü
Elektronik
Oy Verme ve Seçim Güvenliği: Bazı ülkelerde dijital oy verme sistemleri
kullanılmaktadır. Yargısal darbelerde bu sistemlere yönelik siber saldırılar
veya hileli yönlendirme girişimleri yapılması seçim sonuçlarını etkiler.
ü
Uluslararası
Dijital Diplomasi: Yargısal darbelerin dijital boyutu, uluslararası arenada
dijital diplomasiyi etkiler. Hükümetler, dijital araçları kullanarak
uluslararası toplumla iletişim kurabilir veya uluslararası destek kazanmaya
çalışabilir.
11. YARGISAL DARBELERİN NEDENLERİ
11.1
Siyasal
nedenler: Yargı darbelerinin siyasal nedenleri genellikle ülkeden ülkeye
değişiklik gösterir.
a.
Siyasal
Kararsızlık ve Krizler: Bir ülkede siyasal istikrarsızlık, hükümet krizi
veya toplumsal çalkantılar, yargı darbelerinin temel nedenlerinden biri
olabilir. Hükümetin zayıflaması veya toplumsal huzursuzluklar, askeri veya
yargısal güçlerin müdahale etme gerekçeleri arasında yer alır.
b.
Yolsuzluklar
ve Hukukun Zayıflığı: Yolsuzluğun yaygın olduğu veya hukukun zayıf olduğu
bir ülkede, askeri veya yargısal güçler, mevcut hükümetin yetersiz olduğunu
düşünerek müdahalede bulunur. Bu tür durumlar genellikle yargısal darbeleri
meşrulaştırmak için kullanılır.
c.
Otoriter
Eğilimler ve Demokratikleşme Karşıtlığı: Bazı durumlarda, askeri veya
yargısal güçler, demokratikleşme sürecine karşı olan veya demokratik kurumları
zayıflatmak isteyen otoriter eğilimlere sahip olabilir. Bu durumda, yargı
darbesiyle birlikte hükümetin otoritesini sınırlamak veya demokratik kurumları
askıya almak hedefine kilitlenebilir.
d.
Etnik
veya Dini / Mezhepsel Gerilimler: Bir ülkede etnik veya dini /mezhepsel gerilimler
yargısal darbelere yol açar. Bu tür gerilimler, hükümetin zayıflamasına ve toplumun
bölünmesine neden olarak askeri veya yargısal müdahaleyi tetikler.
e.
Kuvvetler
Ayrılığının Ortadan Kalması: Bir ülkede siyasal güç (iktidar) yasama,
yürütme ve yargı organlarında veya başbakanda / devlet başkanında aşırı düzeyde
birleşmişse, bu durum yargısal darbeler için uygun bir zemin oluşturur. Bu
durumda, tek bir otorite tüm kararları kontrol etmeye çalışır, bu da demokratik
dengeyi bozar.
f.
Anayasal
Kriz veya Anayasanın Çiğnenmesi: Anayasa krizi veya anayasanın çiğnenmesi,
askeri veya yargısal güçleri devreye sokar. Hükümetin anayasal düzene uymaması
veya anayasanın çiğnenmesi yargı darbesi gerekçesi olarak kullanılır.
g.
İdeolojik
veya Politik Çatışmalar: İdeolojik veya politik çatışmalar, hükümetle
muhalefet arasında keskin görüş ayrılıklarına ayrılıklara neden olur. Bu
durumda, askeri veya yargısal güçler, belirli bir ideolojiyi veya politik
görüşü desteklemek amacıyla siyasal ortama müdahale ederler.
11.2 Ekonomik Nedenler: Yargısal darbelerin ekonomik nedenleri,
genellikle ekonomik kararsızlık, yolsuzluk, kötü yönetim veya ekonomik kriz
gibi etmenlere dayanabilir:
a.
Ekonomik
Kriz ve Kararsızlık: Bir ülkede ciddi bir ekonomik kriz veya kararsızlık
durumu, halkın yaşam standartlarının düşmesine ve toplumsal huzursuzluğa neden
olur. Bu tür durumlar, askeri veya yargısal güçlerin mevcut hükümetin ekonomik
politikalarını eleştirip müdahale etmelerine yol açabilir.
b.
Yolsuzluklar
ve Mali Skandallar: Yüksek düzeyde yolsuzluk veya mali skandallar, bir
ülkenin ekonomisini derinden etkiler. Bu durum, askeri veya yargısal güçlerin
hükümetin ekonomik yönetimine müdahale etme gerekçesi olarak kullanmalarına yol
açar.
c.
Kötü
Yönetim ve Ekonomik Kaynakların Kötü Kullanımı: Hükümetin ekonomik
kaynakları kötü yönetmesi, adaletsiz vergi politikaları veya ekonomik
kaynakların belirli bir kesim tarafından kötü kullanılması ekonomik nedenlerle
bir yargı darbesine yol açar.
d.
Kararsız
Döviz Kuru ve Yatırım Eksikliği: Yatırımcıların ve uluslararası finans
kuruluşlarının güvenini kaybetmiş bir ülkede, kararsız döviz kuru ve yatırım
eksikliği ekonomiyi olumsuz etkiler. Bu durum, askeri veya yargısal güçlerin
müdahale etmelerinin gerekçesi olabilir.
e.
Fiyat
Artışları ve Enflasyon: Yüksek enflasyon, ekonomik sıkıntılara ve halkın
yaşam standartlarının düşmesine neden olur. Hükümetin bu durumu denetim altına
almada başarısız olması durumunda, askeri veya yargısal güçler duruma müdahale
eder.
f.
Toplumsal
Huzursuzluk ve Protestolar: Ekonomik sıkıntılar, işsizlik ve gelir
eşitsizliği, toplumsal huzursuzluğa ve protestolara neden olabilir. Bu durum,
askeri veya yargısal güçlerin hükümeti devirme veya düzeltme bahanesiyle
müdahale etmelerine yol açar.
g.
Uluslararası
Ekonomik Baskı ve Yaptırımlar: Bir ülkenin uluslararası toplum tarafından
ekonomik baskı altında tutulması veya yaptırımlara maruz kalması, iç ekonomik
sıkıntıları derinleştirir. Bu durum, askeri veya yargısal güçlerin mevcut
hükümete müdahale etme gerekçesi olarak kullanmalarına neden olur.
12. TÜRKİYE’DE
YARGISAL DARBELER
A.S. Sweet’e göre, “yargısal darbe” bir mahkemenin ülkenin
hukuk sisteminin normatif temellerinde köklü
bir dönüşüm yapmasıdır. [12]
Normatif temel yani Anayasa bir hukuk sisteminin en yüksek hukuk normudur. [13]
Anayasa yürürlüğe girdiğinde tüm paydaşlar en yüksek yasada ortaya konan kural
ve süreçleri tanımış olurlar. Sonraki aşamalarda bu normu tanımadıklarını ileri
süremezler. Yargısal darbe tanıma ilkesini yani Anayasanın bağlayıcılığı ve
üstünlüğü ilkesini köklü ölçüde değiştiren bir mahkeme kararıdır. Yargısal
darbe, “Temel Normu” ve “Tanıma Kuralı”nı değiştiren özel bir
yasa yapma biçimini oluşturur. Yargısal darbe mahkemece ortaya konulan bir
karar, yorum veya uygulama ile yapılır.
12.1 KÖKLÜ YARGISAL
DARBENİN ÖLÇÜTLERİ
Bir yargı kararının hukuksal sistemde “köklü dönüşüm” yapmasının ölçütleri ise
şunlardır:
1) Köklü dönüşümle ortaya çıkan
sonuç / durum Anayasa yapıcıların daha başlangıçta kabul edemeyecekleri bir
sonuç / durum olmalıdır.
2) Ortaya çıkan sonuç / durum
hukuk sisteminin işleyişini temelden değiştirmelidir.
3) Köklü dönüşüm, konuyu yakından
izleyen bir uzmanın otaya çıkan yeni sonucu / durumu / sistemi anayasa
tasarlanma aşamasında iken düşünülmesini dahi olanaksız kılan bir içerikte
olmalıdır.
4) Erkler ayrılığı ilkesi ve sistemi
çiğnenmiş olmalıdır. Başka bir deyişle, geleneksel kuvvetler ayrılığı, yargısal
darbe sonrasında işlevsiz ve etkisiz bırakılmalıdır. [14]
Araştırmamızda bu bağlamda Türkiye’de gerçekleşen beş örnek
olay inceleme konusu yapılacaktır.
Örnek Olay 1: AKP’nin
Kapatılması Davası (2008)
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılması davası AK
Parti'nin "laikliğe aykırı fiillerin
odağı haline geldiği" gerekçesiyle açılmıştır. İddianame Parti’nin
kapatılmasını ve ilgili dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak
üzere, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dâhil 71 kişinin 5 yıl süre ile
siyasetten uzaklaştırılması istemini içermektedir.
Anadolu Ajansı 15.03.2008 tarihli haberinde şu bilgileri
vermektedir: “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, ''laikliğe
aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' iddiasıyla AK Parti'nin kapatılması
istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı… Başsavcı Yalçınkaya, dün akşam
saatlerinde iddianameyi Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na gönderdi. İddianamede,
AK Parti'nin ''laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' savunuluyor…
Anayasa Mahkemesi, iddianameyle ilgili ön incelemeyi yapacak, herhangi bir
eksiklik tespit edilmez ve iddianamenin kabulüne karar verilirse ön savunmasını
yapması için iddianame AK Parti'ye gönderilecek. AK Parti yasal olarak 1 ay
içinde ön savunmasını verecek. Ön savunmanın Anayasa Mahkemesine verilmesinin
ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü
bildirecek… Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşü AK
Parti'ye gönderilecek. Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya sözlü
açıklama, AK Parti yetkilileri de sözlü savunma yapacaklar.” [15]
Yargılama sonucunda Parti’nin temelli kapatılmamasına fakat
hazine yardımının belirli bir oranda kesilmesine karar verilmiştir. Oylamaya
katılan 6 üye Parti’nin kapatılması, 5 üye kapatılmaması yönünde oy
kullanmışken, hazine yardımının kesilmesi hakkındaki oylamada 11 üyenin 10'u
kesilmesi yönünde oy kullanmıştır. Yurt içinde ve dışında AKP’yi destekleyen
kişi ve çevreler kararı bir yargısal darbe olarak nitelendirmişlerdir.
AKP’nin laik devleti yıkma konusunda odak noktası haline
geldiği belirtilen iddianame şu gerekçelere dayandırılmıştır:
ü
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel ilkelerini
değiştirecek zemini oluşturmak niyetini ortaya koymak,
ü
Laik bir sistemde dinsel simgeleri siyasal
amaçla kullanmak,
ü
Toplumu dindar olanlar ve olmayanlar şeklinde
ikiye ayırmak,
ü
Ülkenin laik hukuk yapısını aşamalı olarak
yeniden biçimlendirip yönlendirmeye çalışmak ve
ü
Rejimin ve Cumhuriyet'in geleceğini tartışmaya
açmak.
Kanımızca bu gelişme sonuçsuz kalmış bir yargısal darbedir.
Çünkü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyasal bir partinin kapatılmasını
istemiştir. Ancak bu istem AYM tarafından uygun bulunmamış ve para cezası
verilmesiyle yetinilmiştir. Zira dava amacına ulaşsaydı demokrasilerin temel
direği olan siyasal parti kurmak hakkı önemli ölçüde zarar görmüş olacaktı.
Dr. Murat Sevinç bir makalesini şu şekilde bitirmektedir: [16]
“Sonuç olarak, AKP’nin savunmasının başarısı ya da başarısızlığı, YCB’nin
iddianamesinin zayıflığı ya da gücü tartışmaları bir yana, AKP davası… siyasal
mücadele alanına ilişkin bir sorunun çözümünün tüzel araçlarda aranması
girişiminden başka bir şey değil. Bu nedenle akıbetini de gelecek siyasal
gelişmelerde aramak herhalde çok yanlış olmaz.”
Haber Vesaire adlı internet sitesinde yer alan bir haberde
ise şu hususlar belirtilmektedir: “Wikileaks’ın açıkladığı ABD’ye ait gizli
belgelerde, AKP’nin kapatılması davasının da ABD belgelerine yansıdığı
görülüyor. “AKP’nin Kapatılmasının Sonuçları ve Bizim Duruşumuz” başlığı ve
‘Hizmete özel” koduyla yazılan 11 Nisan 2008 tarihli belgenin giriş cümlesinde,
“AKP’nin kapatılması davası bu ülkenin geleceğine bir darbedir” ifadeleriyle
başlıyor. Büyükelçi Ross Wilson tarafından kaleme alınan belgede davanın “Türkiye’nin,
devletin, ülke demokrasisinin büyümesi ve dinin toplumdaki rolü gibi konuların
doğasına ilişkin çözümlenmemiş ihtilafları yansıttığı” görüşüne yer verildi.
Mevcut durumun bir nedeninin de “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Temmuz
2007’de yeniden iktidar geldikten sonra geçen 9 aylık dönemde sergilediği
başarısız liderlik” olduğu ileri sürülen rapor şöyle: Dava, Türkiye’nin
hükümetinin yapısına, popüler demokrasinin erişim alanına ve dinin toplum
üzerindeki rolüne yönelik çözümlenmemiş tartışmaları yansıtıyor. Bu durum, aynı
zamanda geçen Temmuz ayında yeniden göreve gelen Başbakan Erdoğan’ın geçen
dokuz aylık süreçte sergilediği başarısız liderlikten kaynaklanıyor. Sonucun ne
olacağı belirsiz olsa da burada yaşanan kriz, kusursuz ve darmadağın olmasa da
kendine özgün bir işleyiş tarzı olan Türk demokrasisi çerçevesinde
değerlendirilmeli.” [17]
Öte yandan NTV’nin internet sitesinde aynı konu ile ilgili
olarak şu bilgiler verilmektedir: “2008 yılında AK Parti’ye karşı açılan
kapatma davası da Wikileaks’ın sızdırdığı belgeler arasında. Belgede
iktidardaki AK Parti’nin kapatma davasının ülkenin geleceğini yakından
ilgilendirdiği yazıyor. Belgede, “Türkiye’nin doğasında yer alan ve çözülmeyen
bir problem mevcut, o da popüler demokrasinin ülkede yayılması ve dinin
toplumdaki yeri” deniyor. AK Parti’ye karşı açılan davanın önemiyle birlikte
belgede ABD’nin önceliğinin karşılıklı çıkarlar içinde Türkiye’de demokrasinin
gelişmesine yardımcı olması gerektiği ancak Türk politikasının özgün
unsurlarını belirlemekten kaçınılması gerektiği vurgulanıyor. Davayla ilgili
çıkarımlar bölümünde ise davanın bir tür yargısal
darbe olduğu ve gazetelerden elde edilen bilgilerde partinin kapatılmasının
yanında 70 üyesi için siyaset yasağı istendiği belirtiliyor. Ayrıca
demokrasilerde parti kapatılmasının sorgulanması gereken bir durum olduğu
açıklanıyor. Bununla birlikte AK Parti’nin 9 ay önceki seçimlerde yüzde 47 oy
aldığı ifade ediliyor.” [18]
Örnek Olay 2: 17-25 Aralık 2013
Yargıya FETÖ müdahalesi
17-25 Aralık
2013 olaylarını anımsamak için Anadolu Ajansı’nın haberine göz atalım: “Terör
örgütü elebaşı Fetullah Gülen'den talimat alan örgüt üyeleri, 17-25 Aralık
2013'te karanlık operasyonlarını uygulamaya başladı. FETÖ'nün kumpası, kısa bir
süre sonra ters tepti, emniyet ve yargıdaki FETÖ üyeleri meslekten
uzaklaştırıldı. 17-25 Aralık 2013, örgütle mücadelede adeta milat oldu. 1970'li
yıllardan itibaren devletin önemli kurumlarına sızmaya başlayan FETÖ ile her
alanda kararlı bir mücadeleye girişildi… 17-25 Aralık operasyonlarının tohumu,
FETÖ mensuplarınca 2012 yılında atıldı. O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan ve hükümete yönelik kumpas için 7 Şubat 2012'de harekete
geçen FETÖ'nün yargıdaki üyeleri, MİT Müsteşarı Hakan Fidan dâhil 5 kişiyi,
kapatılan Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilliğine ifadeye
çağırdı. MİT kumpası için o dönem başbakanlık görevinde bulunan Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan'ın ameliyata girmesini bekleyen örgüt üyelerinin planları,
ameliyatın gecikmesiyle altüst oldu. İfadeye çağrılma olayına ilişkin
bilgilendirilen Erdoğan, Hakan Fidan'a ifade vermeye gitmemesini söyleyerek
kumpası bozdu. MİT kumpasını planlayan ve soruşturmayı yürüten savcı ve emniyet
müdürleri görevden alındı. MİT kumpasında başarısız olan FETÖ, bu kez 17-25
Aralık kumpası için harekete geçti. Örgüt mensubu özel yetkili savcılar,
soruşturmanın konusu özel yetkili savcılıkların baktığı bir alan olmamasına
rağmen, 6 Mart 2012’de "ihaleye fesat karıştırma" suçlamasıyla
soruşturma açtı. Kanuna aykırı olarak başlanan soruşturma kapsamında, yasa dışı
birçok telefon dinlemesi yapıldı. Örgüt mensupları tarafından "ihaleye
fesat karıştırma" iddiasıyla yürütülen soruşturmanın fezlekesinde Yasin El
Kadı'nın terör örgütü finansörü gibi gösterildiği, Başbakan ile hükümette görev
alan bakanların da bu kişiyle irtibata geçtiği algısı oluşturuldu. 17-25 Aralık
2013'e kadar birçok dinleme kararı verildi. Haklarında soruşturma yapılması
kanunen izne tabi olan veya mümkün olmayan Başbakan, bakan ve üst düzey devlet
idarecileri dolaylı olarak dinlemeye alınırken, bunlar ‘tape’ haline getirildi.
Böylece bu kişiler, şüpheli olmadıkları halde dosyaya eklendi. Örgüt bu dosyayı
kendi uhdesinde (özel yetkili) tutup başka bir savcı veya hâkimin kontrolüne
bırakmak istemeyerek uzun soluklu dinlemelerle kurduğu kumpasın taşlarını tek
tek döşemeye başladı. Buradaki bazı dinleme kararları 24-25 kez uzatılırken,
bazı kararlar sahte veya gerçek olmayan isimler adına alındı. 17 Aralık 2013'te
25 Aralık kumpasının başındaki FETÖ firarisi eski savcı Muammer Akkaş, polise
verdiği talimatla soruşturmanın sonlandırılması ve fezlekesinin kendisine
gönderilmesi talimatını verdi. Kumpas için FETÖ üyesi firari eski savcı
Zekeriya Öz harekete geçti. Aynı gün, firari FETÖ üyesi eski savcı Zekeriya Öz
de 17 Aralık kumpas soruşturmasının düğmesine basarak, aralarında kamu
görevlileri ile iş adamlarının da bulunduğu kişilere yönelik operasyon
başlattı, bu kişiler FETÖ üyesi polisler tarafından gözaltına alındı. FETÖ
firarisi gazetecilerle odasında oturan Zekeriya Öz, diğer gazetecileri de sözde
operasyona ilişkin bilgi vermek için yanına çağırdı. Hukuksuz yapılan
soruşturmaya ilişkin alaycı bir üslupla bilgi veren Öz, isim vermeden Erdoğan'a
karşı tehditkâr bir dil kullanıyordu. Zekeriya Öz, gazetecilerin "Hükümete
ve Başbakan'a yönelik bir işlem var mı?" sorusuna o tarihte geçiştiren
cevaplar verip kabul etmese de ilerleyen tarihte soruşturmaya bakan FETÖ
firarisi eski savcı Celal Kara, MİT tırlarının görüntülerini yayınladığı gerekçesiyle
firari olarak yargılanan Can Dündar’a verdiği röportajda, "1 numara
Erdoğan'dı." dedi. FETÖ üyesi Öz, bununla da yetinmeyip 17 Aralık
operasyonundan sonra emniyette yapılan değişiklik sonrası, hukuksuz işlemleri
durdurmak isteyen polislere baskı amacıyla emniyete giderek şov yaptı. İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı, bu gelişmeler üzerine, FETÖ mensubu savcıların elinde
başka bir kumpas dosyası bulunabilme ihtimaline karşı harekete geçti. O tarihte
Başsavcı olan Turan Çolakkadı, ikinci bir operasyona kalkışmak isteyen FETÖ
üyesi eski savcı Muammer Akkaş’tan bilgi istedi. Akkaş, Başsavcı’ya sonraki gün
bilgi vereceğini ileterek, yanından ayrıldı. Akkaş, 17 Aralık'tan bir hafta
sonra 25 Aralık'ta, Başsavcı Çolakkadı'nın talimatına uymayarak kumpas operasyonunu
uygulamaya kalktı. 25 Aralık operasyonunda farklı bir gelişme yaşandı. Akkaş,
hukuksuz talimatlar verse de 17 Aralık kumpasından sonra açığa alınan FETÖ
üyelerinin yerine getirilen emniyet ve jandarma ekipleri, bu hukuksuz gözaltı
talimatlarını işleme koymadı. Talimatları yerine getirilmeyince FETÖ üyesi
medya mensuplarını kullanarak operasyon bilgilerini sızdıran eski savcı Muammer
Akkaş, tarihte daha önce yaşanmamış şekilde adliye önünde yasa dışı basın
açıklaması yaptı. Aynı günün sabahında bazı gazetecilerin maillerine operasyon
bilgileri, hazırlanmış haberler ve fezlekeden detaylar gönderildi. 17 ve 25
Aralık'a ait soruşturma dosyasında olanlar, montajlananlar hatta dosyada
olmayan ses kayıtları örgütün sosyal medya hesaplarında gerçekmiş gibi paylaşılmaya
başlanarak, algı operasyonuna hız verildi. FETÖ'den tutuklu, Hrant Dink
cinayeti davasının sanığı gazeteci Ercan Gün gibi bazı isimler 25 Aralık
sabahında gözaltı listeleri ve soruşturma detaylarına varana kadar tüm
bilgileri sosyal medya hesaplarından paylaştı. STV, Zaman Gazetesi, Cihan Haber
Ajansı, Bugün gazetesi, Taraf gazetesi gibi örgüte ait medya organlarında
FETÖ'nün propagandası yapıldı. Örgüt, geleneksel medyanın yanı sıra sosyal
medyadan da örgüt propagandası yapıyordu. "Başbakan'ın yurt dışına
kaçtığı" öne sürülerek, örgütün amacına hizmet eden algı faaliyeti
yürütülüyordu. Düzenlenen operasyon ve operasyondaki isimler, devletin
kurumlarına sızan örgüt mensupları tarafından, örgütün propaganda amacıyla
kurduğu "Fuat Avni" hesabının kullanıcısına sızdırılıyor, gizli
kalması gereken soruşturma bilgileri bu hesaptan anbean ifşa ediliyordu. Bu
sızmaya rağmen adresinde bulunan eski emniyet müdürleri gözaltına alınırken şov
yapıyor ve örgütten aldıkları talimatları tek tek yerine getiriyordu. Seçilmiş
meşru hükümete karşı FETÖ tarafından yapılan yargı darbesi girişimi sonrası,
devletin gösterdiği refleksle, örgütle mücadeleye hız verildi. FETÖ üyesi
kişiler tek tek yakalanıp yargı önüne çıkarılmaya başlandı. FETÖ kumpasının
başaktörlerinden olan örgüt üyesi savcılar, adalet önünde hesap vermek yerine
firar etti. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararnamesiyle görevden
uzaklaştırılmalarına karar verilen FETÖ üyesi eski savcılardan Muammer Akkaş,
Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç yurt dışına kaçtı. Firar eden
isimlerden dikkat çeken bir diğeri ise eski komiser yardımcısı FETÖ üyesi
Hüseyin Korkmaz'dı. 17-25 Aralık kumpasında yer alan ve 17 ay tutuklu kaldıktan
sonra adli kontrol şartıyla tahliye edilen Korkmaz'ın, polislerin kendi
aralarında "spark" adlı programda yaptıkları yazışmalarda
kullandığı, "Nefes aldırmayacağız, tüm kabineyi buraya toplayacağız."
şeklinde ifadeleri de ortaya çıktı. Tahliye olduktan sonra yurt dışına çıkış
yasağı olmasına rağmen ABD'ye kaçan Korkmaz'ın, eski Halkbank Genel Müdür
Yardımcısı Hakan Atilla'nın ABD’de yargılandığı davada tanık olduğu daha sonra
ortaya çıktı. Korkmaz, beraberinde belge kaçırıp FBI yetkililerine teslim
ettiğini, FBI tarafından kendisine 50 bin dolar mali yardım yapıldığını davada
itiraf etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca görevlendirilen yeni savcılar,
FETÖ üyelerinin yapmış olduğu 17 ve 25 Aralık kumpas soruşturmasında
takipsizlik kararı verdi. Savcılığın verdiği takipsizlik kararında, dönemin
İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan FETÖ firarisi Hamza Tosun'un, 17 Aralık
2013'te ABD'de yaşayan, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in yardımcısı Sinan Dursun
ile telefonda görüştüğü, Tosun'un bu görüşmeden sonra dinleme işlemlerine son
verdiği yer aldı. FETÖ'cülerin hazırladığı fezlekede de o dönem Başbakan olan
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan "dönemin başbakanı" olarak
bahsedildiği ortaya çıktı. Savcılık, FETÖ üyesi kamu görevlilerine yönelik
soruşturmaların titizlikle ve gizli olarak yürütülebilmesi için yoğun çaba sarf
etti. Zira 17 ve 25 Aralık operasyonunu yapan ekip her ne kadar uzaklaştırılsa
da hala deşifre olmayan polis ve yargı mensupları, soruşturmaları engellemeye
çalıştı. Bu durumun önüne geçmek için Sulh Ceza Hâkimlikleri kuruldu. Hâkimliklerin
kurulmasının ardından savcılık, 25 Aralık dosyasında görev alan örgüt mensubu
polislere yönelik önce 22 Temmuz 2014'te, ardından 1 Eylül 2014'te operasyonlar
düzenledi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı hem 17 Aralık hem de 25 Aralık
operasyonunu düzenleyen o dönemin emniyet müdürleri ve FETÖ elebaşı hakkında
iki ayrı iddianame düzenledi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi "17 Aralık
kumpas" davasını, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de "25 Aralık
kumpas" davasını karara bağladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, terör
örgütü elebaşı firari Fetullah Gülen, ABD'deki Hakan Atilla davasında tanıklık
yapan Hüseyin Korkmaz ile eski Emniyet Müdürü Yakub Saygılı'nın da aralarında
bulunduğu 71 sanıklı "25 Aralık darbeye teşebbüs" davasına ilişkin
kararını 24 Aralık 2018'de verdi. Mahkeme heyeti, sanıklar Yakub Saygılı, Kazım
Aksoy, Yasin Topçu, Mahir Çakallı, Arif İbiş, Mustafa Demirhan, Mehmet Habib
Kunt, İbrahim Şener, Mehmet Fatih Yiğit ve Mehmet Akif Üner'in "cebir ve
şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya
görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" suçundan
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını kararlaştırdı. Sanıklar
Yakub Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, Arif İbiş, Mehmet Habib Kunt, İbrahim
Şener, Mehmet Fatih Yiğit ve Mehmet Akif Üner'i "özel hayatın gizliliği
ihlal" ve "haberleşmenin gizliliğini ihlal" suçlarından ayrı
ayrı toplam 127 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptıran mahkeme, Mustafa
Demirhan'a da bu suçlardan toplam 131 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verdi. Firari
sanıklar FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, ABD'deki Hakan Atilla davasında tanıklık
yapan Hüseyin Korkmaz, eski Emniyet Müdürü Hamza Tosun ile Sinan Dursun, Engin
Filiz ve Sinan Sağyalavaç'ın dosyasının tefrik edilmesine karar veren heyet, 24
sanığın tüm suçlardan beraatine, diğer sanıkların da benzer suçlardan çeşitli
oranlarda hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. İstanbul 14. Ağır Ceza
Mahkemesi de örgüt elebaşı Gülen ile eski emniyet müdürleri ve Hüseyin
Korkmaz'ın da aralarında bulunduğu 10'u tutuklu, 6'sı firari 67 sanığın
yargılandığı davaya ilişkin 18 Mart 2019'da karar verdi. Mahkeme heyeti, Yakub
Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, Nazmi Ardıç, İbrahim Şener, Mehmet Akif
Üner, Arif İbiş, İsmail Arpacı, Mustafa Demirhan, Mehmet Sait Sevinç, Ahmet
Kalender, Ahmet Üzümcü, Ayhan Arıkanoğlu, Duran Denizci ve Adem Atik'in
"Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan
ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına hükmetti. Mahkeme, sanıklar
Yakup Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, İbrahim Şener ve Mehmet Akif Üner'i
ayrıca, Erdoğan ile eski bakanlar Mehmet Zafer Çağlayan ve Muammer Güler'e
karşı "haberleşmenin gizliliğini ihlal etme" suçundan toplam 28 yıl 6
ay hapis cezasına çarptırdı. Sanıklar Yakup Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu,
İbrahim Şener ve Mehmet Akif Üner'e, eski bakanlar Mehmet Zafer Çağlayan,
Muammer Güler ve Egemen Bağış'a yönelik "özel hayatın gizliliğini ihlal
etme" suçundan da toplam 13 yıl hapis cezası verildi. Bu sanıkların her
biri 41 yıl altışar ay hapse mahkûm edilmiş oldu. Mahkeme, o dönem başbakan
olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski bakanlar Zafer Çağlayan ve
Muammer Güler'e karşı "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçundan sanık
Arif İbiş'i 13 yıl, Mustafa Demirhan'ı 28 yıl 6 ay, İsmail Arpacı ve Mehmet
Sait Sevinç'i 4 yıl altışar ay, Ömer Atalay ile Sefa Erdal'ı da 28 yıl altışar
hapis cezasına çarptırdı. Sanıklar Nazmi Ardıç, Ahmet Kalender, Ahmet Üzümcü,
Ayhan Arıkanoğlu, Duran Denizci, Adem Atik'i eski bakan Erdoğan Bayraktar'a
yönelik "haberleşmenin gizliliğini ihlal etme" suçundan 10 yıl ikişer
ay hapse mahkum eden mahkeme, sanık Mutlu Acil'in "nitelikli
dolandırıcılık" suçundan 1 yıl 8 ay hapis ve 6 bin 509 lira adli para
cezasına çarptırılmasına karar verdi.” [19]
Yukarıda özetlenen olaylar bir yargısal darbe girişimi
midir? Bu soruya hem evet ve hem de hayır yanıtı verilebilir. ‘Evet’
denilmesine yol açan temel etmen kimi yargı organlarının kendilerine verilen yasal
yetkileri aşarak mevcut hükümeti devirmek için eyleme geçmiş olduklarını görmüş
olmaktır. Aynı şekilde, FETÖ olarak bilinen örgütün kim yargı mensubu olan
üyelerinin bazı kişilerin tutuklanması ve akabinde cezalandırılması için yasal
süreci başlatmış olmalarıdır. Statüleri gereği haklarında dava açılabilmesi ya
da telefonlarının dinlenmesi izne bağlı olan bazı şüpheliler hakkında yasal
izin alınmamış olması da bu görüşü desteklemektedir. Bu kişilerin daha sonra
yurt dışına kaçmış olmaları bu görüşü daha da güçlendirmektedir. Yukarıdaki
haber de belirtildiği üzere FETÖ mensubu yargı mensuplarının amacı hükümeti
devirmektir. Bu bir yargısal darbe girişimidir.
‘Hayır’ denilmesine yol açan temel etmen ise var olduğu
anlaşılan yolsuzlukların üzerine gitmeye çalışan yargı mensuplarının
engellenmiş olmalarıdır. Şüphelilerin kovuşturulmasının önlenmesi ve daha
sonraki aşamalarda haklarındaki kovuşturmaların durdurulması bu görüşe güç
kazandırmaktadır. Haklarında yolsuzluk iddiası bulunan bazı bakanların daha
sonra tarafsız ve bağımsız yargı mensuplarında kovuşturulmamış olması ve ortaya
çıkan paraların kendilerine iade edilmiş olması da üzerinde durulması gereken
bir başka önemli olgudur.
Kanımca, 17-25 Aralık örnek olayı, karşı yöndeki iddia ve
gerekçeler ne olursa olsun, başarısız kalmış bir yargısal darbedir.
Nitekim Sabah’a göre Yargıtay 13. Ceza Dairesi yerel mahkeme
tarafından sanıklara verilen cezaları onaylayan kararından şu saptamalara yer
vermiştir: “Yargıtay, 17-25 Aralık sürecinde kumpasın her iki ayağında da
FETÖ’cü savcı ve polislerin doğrudan hükümeti hedef alarak örgüt talimatıyla
hareket ettiğine karar verdi. 25 Aralık’ta yaşananlar kumpas sürecinin bir
parçası olarak darbe girişimi olarak tescillendi, sanıklara verilen cezalar
onandı. FETÖ'nün 17 Aralık yargı- polis kumpası sürecinin ikinci dalga operasyon
ayağı olan 25 Aralık'ta yaşananlarla ilgili İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesi'nde görülen 65 sanıklı davada 10 sanığa ağır müebbet, diğer sanıklara
çeşitli oranlarda hapis cezaları verilmişti. Terör davalarının incelemesini
yapan Yargıtay 3'üncü Ceza Dairesi, 25 Aralık davasında verilen cezaları onadı,
25 Aralık kumpasının hükümete darbe olduğunu tescilledi. Yargıtay, 17 Aralık ve
25 Aralık sanıklarının eylemlerinin ve hizmet ettikleri amaçların benzer ve
aynı olduğuna dikkat çekerek, sanıkların Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan
kaldırma saikiyle hareket ettiklerini bildirerek; amaçlarının direnç
oluşturduğunu kabul ettikleri kişi ve kurumları etkisizleştirmek ve ortadan
kaldırmak, bu amaçla pek çok operasyon ve denemeden sonra operasyonlarını en
büyük direnç noktası olarak gördükleri mevcut hükumete çevirdiklerini
vurguladı. Kararda, FETÖ/PDY terör örgütü tarafından yargı ve emniyetteki
mensupları eliyle hükûmeti yıkma kastı ile 25 Aralık darbe girişiminin
uygulamaya konulduğu, 17 Aralık darbe girişiminin etkileri devam ederken
kamuoyu nezdinde oluşturulan yolsuzluk algısını devam ettirmek amacıyla örgüt
mensubu Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından ikinci operasyon için
düğmeye basıldığı belirtildi.” [20]
Bu konuda bir açıklama yapan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali
Babacan, 17-25 Aralık soruşturmalarına ilişkin olarak görüşünü şu şekilde ifade
etmiştir: "O günkü iktidara yönelik minik bir darbe teşebbüsüydü… Yargı ve
polis teşkilatına nüfuz etmiş bir grubun belli dosyaları uzun zamanca
bekleterek o günkü iktidara yönelik minik bir darbe teşebbüsüydü.” [21]
Örnek Olay 3: Anayasa
Referandumunda Geçersiz Oyların Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Kararıyla Geçerli
Kabul Edilmesi (2017)
16 Nisan 2017’de yapılan Anayasa referandumunda geçersiz oy
kullanılması ile ilgili olarak Yüksek Seçim Kurulu’nun geçersiz oy zarflarını
geçerli kabul etmesi yargısal darbenin bir başka örneğidir. YSK kararında şu
ifadelere yer verilmişti: "Bazı sandık kurullarının seçmene oy pusulası ve
zarflarını sandık kurulu mührüyle mühürlemeden verdikleri yolundaki yoğun
şikâyetler üzerine bugün toplanan Yüksek Seçim Kurulu, sandık kurulu mührü
taşımayan oy pusulası ve zarfların dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça
geçerli sayılmasına karar vermiştir."
Yüksek Seçim Kurulu
ve 2017 Anayasa Değişikliği Referandumu ile İlgili Kararı:
YSK 17 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa Değişikliği
Referandumu’nda yasal açıdan geçersiz olan oy zarflarının geçerli olduğuna
karar vermiştir: “Yurt İçi ve Yurt Dışı Seçmen Kütüğü dâhil Ülke Geneli;
58.291.898 kayıtlı seçmenden 49.798.855’inin oy kullandığı, buna göre
Halkoylamasına katılma oranının % 85.43 olduğu, kullanılan oylardan 48.936.604
oyun geçerli, 862.251 oyun geçersiz sayıldığı, geçerli oylardan 25.157.463 oyun
“EVET” oyu, 23.779.141 oyun “HAYIR” oyu olduğu, “EVET” oylarının geçerli oylara
oranının % 51.41, “HAYIR” oylarının geçerli oylara oranının % 48.59 olduğu
birleştirme tutanağı ile (Anayasa Değişikliği Halkoylaması Sonuç Tutanağı)
tespit edilmiştir.”
Konu ile ilgili yasa maddesi ise şu hüküm yer alıyor. "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen
Kütükleri Hakkında Kanun’un "Sandığın açılması ve zarfların sayımı"
ile ilgili olan 98'inci maddesi şöyle: "Sandık kurulunca verilen biçim ve
renkte olmayan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan,
tamamı yırtılmış olan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü
dışında herhangi bir mühür, imza, yazı, parmak izi veya herhangi bir işaret
bulunan zarflar geçersiz sayılır."
BBC’nin olayla ilgili haberinde şunlar vurgulanıyor:
“Anayasa değişikliği ile ilgili referandum sonuçlarına dair en büyük tartışma,
Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) "mühürsüz oyların kabul edileceği" ile
ilgili açıklaması etrafında yaşanıyor. Muhalefet, bu karar üzerine seçime
itiraz etmeye hazırlanırken, YSK ise daha önce de uygulandığını savunuyor… YSK
tarafından Pazar günü oylama devam ederken yapılan açıklamada, bazı sandık
kurullarının seçmene oy pusulası ve zarflarını sandık kurulu mührüyle
mühürlemeden verdikleri yolundaki yoğun şikâyetler üzerine Kurul üyelerinin
toplandığı belirtildi.” [22]
AYM Başkanı Zihni Arslan Mahkeme’nin 55 kuruluş yıldönümü
nedeniyle yaptığı konuşmada bu olaya değinerek şunları söylemiştir. “Anayasal
demokrasilerde yetki haritasını çizen kurucu iktidar, başka bir ifadeyle
anayasa koyucudur. Yetki haritası ise anayasadır. Elbette çizilen sınırların
hukuk devletini tüm kurum ve kurallarıyla tesis etmede yetersiz olduğu
söylenebilir. Ancak değişinceye kadar mevcut anayasal sınırlar hepimizi
bağlamaktadır. Dolayısıyla bir anlamda bu sınırların koruyuculuğunu yapmakla görevli
olan Anayasa Mahkemesinden anayasal sınırların dışına çıkması beklenemez. Anayasa koyucunun, lafzı, anlamı ve amacı
bakımından açık bir şekilde düzenlediği kuralları yorum yoluyla değiştirmek
esasen Mahkeme eliyle anayasa değişikliği yapmak anlamına gelir. Bunun da
yargısal eylemcilik ve meşruluk tartışmasına yola açacağı her türlü izahtan
varestedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin “hak eksenli” yaklaşımının,
anayasal sınırlar içinde kalarak ve yargısal eylemciliğe tevessül etmeden temel
hak ve hürriyetleri koruması şeklinde anlaşılması gerekir.” (25 Nisan 2017)
[23]
Ankara'da CHP Parti Meclisi toplantısının açılışında konuşan
Kılıçdaroğlu ise aynı konuda şunları söylemiştir: “AYM Başkanı bu referandumun
şaibeli olduğunu, meşruluğunun olmadığını AYM'nin 55'nci kuruluş yıl dönümünde
açıkça ortaya koymuştur. AYM Başkanına bu duyarlılığı için yürekten teşekkür
ediyorum. Bunu söyleyen parti genel başkanı, sıradan bir hâkim, üniversitede
bir hoca da değil. Bunu söyleyen AYM Başkanı ve bugün söylemiştir". [24]
Bu görüşlere yanıt veren Yüksek Seçim Kurulu (YSK) şu
görüşleri ileri sürmüştür: “Henüz sandık sonuçları belirmeden ve tercihler
üzerindeki olası etkisi bilinmeden alınan bu karar, eşitlik ve tarafsızlık
ilkesine de uygun objektif bir karardır. Bu itibarla Kurul kararının (mühürsüz
oy pusulalarının geçerli kabul edilmesi) seçimin neticesine tesir eden bir
müdahale olarak değerlendirilmesi mümkün değildir".
Başkan Arslan’ın sözleri adını koymasa da açıkça bir yargısal
darbeyi işaret etmektedir.
Bu örnek de modern yargısal darbelere dair çeşitli örnekleri
temsil etmektedir. Bu tür durumlar, demokratik değerlere, hukukun üstünlüğü
ilkesine ve temel insan haklarına yönelik potansiyel tehditleri yansıtabilir.
Yargı sistemlerinin bağımsız ve tarafsız olması, demokratik toplumların temel
taşlarından biridir.
Örnek Olay 4: Can
Atalay Davası ve Sonrası Ortaya Çıkan Yargısal Darbe (2023)
Gezi davası kapsamında, "Hükümeti devirmeye teşebbüse
yardım etme" iddiasıyla 18 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 25 Mayıs
2022'de tutuklanarak cezaevine konulan Can Atalay, 14 Mayıs 2023 seçimlerinde
Hatay'dan milletvekili seçildi.
Yargısal Darbenin Gelişim
Çizgisi:
ü
GEZİ DAVASINDAN TUTUKLU CAN ATALAY HATAY
MİLLETVEKİLİ SEÇİLDİ.
ü
MAZBATASINI ALDI.
ü
ADI TBMM’DE OKUNDU VE KOMİSYON ÜYESİ SEÇİLDİ.
ü
ANCAK TAHLİYE EDİLMEDİ VE DAHA SONRA CEZA ALDI
VE HÜKÜMLÜ OLDU.
ü
AYM’YE HAK İHLALİ DAVASI AÇTI.
ü
AYM HAK İHLALİ KARARI VERDİ VE ATALAY’IN TAHLİYE
EDİLMESİNİ İSTEDİ.
ü
YEREL MAHKEME KARARA UYMADI VE AYM2NİN YETKİSİSZ
OLDUĞUNU BELİRTTİ.
ü
DOSYAYI YARGITAY 3. DAİRESİNE GÖNDERDİ.
ü
YARGITAY AYM’NİN YETKİSİZ OLDUĞUNU BELİRTEREK
ATALAY’IN TUTUKLULUĞUNUN DEVAMINI İSTEDİ.
ü
AYRICA AYM ÜYELERİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA
BULUNDU.
ü
ERDOĞAN AYM’NİN YARGITAY’I HAFİFE ALMAMASI
GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİ.
ü
ATALAY İKİNCİ KEZ HAK İHLALİ NEDENİYLE AYM’YE
BAŞVURDU.
ü
AYM BAŞVURUYU KABUL EDEREK VE DAHA ÖNCE VERDİĞİ
KARARI DAHA DA SOMUTLAŞTIRARAK YENİ BİR HAK İHLALİ KARARI VERDİ. KARAR
YARGITAY’A VE 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİNE GÖNDERİLDİ.
ü
13. AĞIR CEZA KARARI UYGULAMADI VE YARGITAY 3.
CEZA DAİRESİNE GÖNDERDİ.
ü
3. CEZA DAİRESİ AYM KARARIN HUKUKSAL DEĞERİ
OLMADIĞINA VE UYGULANMAMASINA KARAR VERDİ. YARGITAY’DA AYM’NİN 9 ÜYESİNİN
YARGILAMMASI İÇİN İDDİANAME HAZIRLIKLARINA BAŞLANDIĞI ÖĞRENİLDİ.
ü
AYM BAŞKANI AYM KARARLARININ UYGULANMASININ
ZORUNLU OLDUĞUNU SÖYLEDİ.
ü
ERDOĞAN’IN TBMM BAŞKANI İLE GÖRÜŞEREK ATALAY
HAKKINDAKİ YARGITAY KARARININ TBMM’DE OKUNARAK ATALAY’IN MİLLETVEKİLLİĞİNİN
DÜŞÜRÜLMESİNİ İSTEDİĞİ ÖĞRENİLDİ.
ü
TBMM BAŞKANI SORUNUN SUHULETLE ÇÖZÜMLENMESİ
GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİ.
ü
YARGITAY BAŞKANI ORTADA SADECE İKİ YARGI ORGANI
ARASINDA YORUM FARKI BULUNDUĞUNU İLERİ SÜRMÜŞTÜR.
Ortaya Çıkan Anayasal,
Hukuksal ve Siyasal Sonuçlar:
1) Yargı organlarının verdikleri
kararlarla anayasal düzen yakından etkilenmiştir; işlevsel etkinliğini ve
verimliliğini yitirmiştir.
2) Kişilerin hukuk güvenliği
ortadan kalkmıştır.
3) Hukukun güvenilirliği ortadan
kalkmıştır.
4) Yargının bağımsız ve tarafsız
olmadığı açıklıkla ortaya çıkmıştır.
5) Yargının siyasal baskılar açık
olduğu anlaşılmıştır.
6) Yargı bağımsızlığı, hukuk
devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri yok olmuştur.
7) Anayasa’nın çok açık olan 153
üncü maddesine karşın AYM kararı uygulanmamıştır. Yargıtay ve bazı mahkemeler
AYM kararını hukuk açısından değersiz bulmuşlar ve uygulamayacaklarını ifade
etmişlerdir.
8) Ülke anayasasız bir devlet
konumuna dönüşmüştür.
9) Ortaya çıkan durum ülkenin
anayasal düzenini temelden bozmuştur.
10) Milletvekili seçilmesine ve
mazbatasını almasına karşın TBMM üyeliğine kavuşamamıştır.
11) Devlet organlarının işlevsel
sorumlulukları yerine getirilemez olmuştur.
12) Anayasa koyucunun böyle bir
sonucu öngörmedikleri açık bir gerçektir.
13) Çıkarılan yapay bir hukuksal
ve anayasal tartışma ile siyasal iktidarın istemediği sonuçların bizzat yargı
tarafından engellendiği anlaşılmıştır.
14) Anayasa’nın bireysel başvuru
hakkının düzenlenmesine ilişkin hükümleri hem üst yargı organları ve hem de
yerel mahkemeler tarafından siyasal güdülerle uygulama alanına konulmamıştır.
15) Anayasa’nın 153. maddesinde
yer alan "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve
yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel
kişileri bağlar” hükmünü getirmektedir. Bu hükme saygı duyulmamıştır.
16) Anayasa’nın 158 inci
maddesinin son fıkrası şu hükmü içermektedir: “Diğer mahkemelerle, Anayasa
Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas
alınır.”
17) Alt mahkeme ve Yargıtay 3.
Ceza Dairesi AYM’nin kararını temelsiz olarak nitelemişler ve AYM kararına
uymayı reddetmişlerdir.
19) Yargıtay yargıçları AYM
üyeleri hakkında ceza kovuşturması yapılmasını istemişlerdir.
20) Böylelikle Türkiye AYM
kararlarının tanınmadığı ve uygulanmadığı bir ülke durumuna düşmüştür. Yargıtay’ın
iki kez üst üste aldığı kararlar yukarıda sıralanan tüm ölçütleri tam anlamıyla
karşılamaktadır.
Yukarıda sıralanan gerekçeler çerçevesinde açıklıkla söylenebilir
ki ülkemizde yeni bir yargısal darbe daha
meydana gelmiştir.
Örnek Olay 5: Mahkeme
kararlarıyla bireysel hakların ihlal edilmesi ve yargısal darbe
Yargısal darbeler konusunda ele alacağımız son örnek olay
mahkeme kararlarıyla yargısal darbe yapılması olasıdır. Bu konuda ortaya çıkan
son hukuksal olgu 31.Mart.2024 tarihinde yapılan yerel seçimler sonrasında
yaşanmıştır. Seçimleri açık ara ile kazanan DEM Partisi adayı Abdulahat
Zeydan’a mazbata verilmesi Van İl Seçim Kurulu tarafından reddedilmiş ve
mazbata seçimi ikinci olarak tamamlayan Ak Parti adayına verilmiştir.
BBC Türkçe web sayfasının konuyla ilgili haberi şöyle:
“Pazar günü yapılan yerel seçimlere resmi olmayan sonuçlara göre Van Büyükşehir
Belediye Başkanlığı'nı yüzde 55,48 oyla DEM Parti adayı Abdullah Zeydan
kazanmıştı. AKP adayı Abdulahat Arvas oyların yüzde 27,15'ini, Yeniden Refah
Partisi adayı Abdullah Sadıksoy da yüzde 5,37'sini almıştı. Van'ın tüm
ilçelerinde de yerel seçimleri DEM Parti kazanmıştı. DEM Parti Merkez Yürütme
Kurulu (MYK), Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine, Pazar günü yapılan yerel
seçimlerde Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’ın memnu
(yasaklı) haklarının geri alındığını açıklamıştı. Memnu haklarının elinden
alınması, Zeydan’ın seçilme hakkını yitirmesi, itiraz başvurularından sonuç
çıkmazsa mazbatasının verilmemesi anlamına geliyor. DEM Parti Sözcüsü Ayşegül
Doğan, halkın ortaya koyduğu iradeye saygı duyulması gerektiğini söyledi.
Doğan, "Bu hukukun gereğidir, bu bir lütuf değildir. Alınan bu yanlış
karardan derhal geri dönülsün" dedi. Parti MYK'sından yapılan yazılı
açıklamada da partinin Van'da büyükşehir dâhil, 14 belediyenin tümünü kazandığı
anımsatıldı. Açıklamada, “Van halkı iradesini net ve en güçlü şekilde sandığa
yansıtmıştır. Bu güçlü irade, aynı zamanda kayyım rejimine verilen bir
cevaptır" denildi. Ayrıca Adalet Bakanlığı'nın itirazı üzerine, Abdullah
Zeydan'ın memnu hakkının iadesi kararının hiçe sayıldığı vurgulandı: “Van
Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Abdullah Zeydan, tüm hukuki prosedürlerini
tamamlayarak Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmuş, adaylığı yapılan incelemeler
sonucu YSK tarafından kabul edilmiştir. Zeydan, Van’da halkın büyük
çoğunluğunun desteğini alarak seçilmiştir. Ancak 29 Mart 2024 Cuma günü mesai
bitimine 5 dakika, seçime 2 gün kala Adalet Bakanlığı idari bir karar ve
yazıyla, 2022 yılında memnu haklarını alan ve tüm yasal denetimlerden geçen
Zeydan’ın memnu haklarına itiraz etmiştir. Yetkili savcılık, talimat niteliğindeki
bu idari itiraz yazısı üzerine kesinleşmiş memnu hak kararını veren mahkemeye
yeniden başvurmuştur. Mahkeme aynı gün kesinleşmiş memnu hak kararını geri
almış ve memnu hak talebini reddetmiştir. Karar henüz kesinleşmeden, yani
itiraz ve temyiz hakkı kullanılmadan hemen YSK'ye bildirimde bulunmuştur. Memnu
haklar, mahkûmiyet kararı nedeniyle kişiye temel hak kısıtlamaları demek. Memnu
yani yasak hakların iadesi, belli bir suçtan hüküm giymiş olanların seçme
seçilme hakkı dâhil, kısıtlanan temel haklarının, hükmün infazının tamamlanması
veya beraat edilmesi halinde geri verilmesi anlamına geliyor. Abdullah
Zeydan'ın yasaklı haklarının mahkeme tarafından iade edilmesinin ardından,
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Zeydan'ın belediye başkan adaylığı başvurusunu kabul
etmişti. Adalet Bakanlığı’nın başvurusu ile mahkeme şimdi bu hakkı geri aldı.” [25]
İl Seçim Kurulu seçim mazbatasının ikinci adaya verilmesine karar verdi.
Mahkemenin bu kararı hukuksal süreç açısından aşılması zor
pek çok engeli beraberinde getirdi. Sorun yargı yoluyla çözümlenmeye
çalışılsaydı Yargıtay’daki temyiz sürecinin uzun sürecek olması nedeniyle sorun
yıllarca çözümlenemeyecekti. Ancak, YSK’na yapılan itiraz sonucunda YSK İl
Seçim Kurulu’nun kararını iptal etti ve seçilmiş başkanın göreve başlamasına
karar verdi.
Yerel mahkemenin başlatmış olduğu yargısal darbe girişim
düzeyinde kaldı ve sonuç vermedi. Ancak sonuç vermemiş dahi olsa bu karar
yargısal darbe girişimlerinin bir başka dikkat çekici örnek olayı oldu.
Mahkeme kararıyla bireysel hakların ihlal edilip edilmediği,
her bir somut olay özelinde değerlendirilmesi gereken karmaşık bir
sorudur. Bir mahkeme kararının hukuka aykırı olması ile keyfi olması birbirinden farklı
kavramlardır. Hukuka aykırılık, kanunun açık hükmüne uymamayı ifade eder.
Keyfilik ise, mahkeme kararının somut delillerle ve hukuka dayanaktan yoksun
olması, insaf ve mantık ölçülerine uymaması ve açıkça hukuka aykırılık sonucunu
doğurması anlamına gelir. Bu çerçevede, bir mahkeme kararının bireysel hakları
ihlal etmesi için, o kararın keyfi olması ve somut delillerle ve hukuka
dayanaktan yoksun olması gerekir. Yargı darbesi ise, yargı organlarının, siyasi
iktidar tarafından etkilenerek, hukuka aykırı kararlar vermesi ve bu şekilde
siyasi iktidarın muhaliflerini susturması veya kendi çıkarlarını sağlaması
anlamına gelir. Dolayısıyla, her mahkeme kararının bireysel hakları ihlal
ettiği anlamına gelmediğini ve her bireysel hak ihlalinin de yargı darbesi
olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmek önemlidir. Bir mahkeme kararının yargı
darbesi olarak nitelendirilebilmesi için:
ü
Kararın keyfi olması ve somut delillerle ve
hukuka dayanaktan yoksun olması,
ü
Kararın siyasi iktidar tarafından etkilenerek
verildiğine dair somut deliller olması,
ü
Kararın muhalifleri susturmak veya siyasi
iktidarın çıkarlarını sağlamak amacıyla verilmiş olması gerekir.
Mahkeme kararıyla bireysel hakların ihlal edilmesi, her
zaman yargı darbesi anlamına gelmez. Bir mahkeme kararının yargı darbesi olarak
nitelendirilebilmesi için, kararın keyfi olması (karar gerekçesinin yetersiz
olması), siyasi iktidar tarafından etkilenerek verildiğine dair somut deliller
olması ve muhalifleri susturmak veya siyasi iktidarın çıkarlarını sağlamak
amacıyla verilmiş olması gerekir.
Yukarıda açıklanan bilgiler çerçevesinde, her ne kadar YSK
kararıyla sorun çözümlenmişse de, Van İl
Seçim Kurulu’nun aldığı kararın keyfi olduğu, siyasal iktidar tarafından
yapılan etkiler sonucunda alındığı, muhalif bir partinin seçme ve seçilme
hakkını engellediğini ve siyasal iktidara çıkar ve üstünlük sağlamak maçının
belirgin olduğu kanısına varılmıştır. Bu bakımdan olay bir yargısal darbe
girişimi olarak demokrasi tarihine geçmiştir.
13. YÜRÜTME
TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLEN YARGISAL DARBE ÖRNEĞİ: TAKSİM’DE 1 MAYIS
KUTLAMALARININ YASAKLANMASI
13.1 OLAYLARIN
GELİŞİMİ
Yargısal darbeler sadece yargı kurumları tarafından
yapılmamaktadır; yürütme organı da çeşitli kurumları aracılığıyla Anayasal
düzenin köklü olarak değiştirilmesi sonucunu yaratan kararlar alabilirler.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü etkinlikleri çerçevesinde 1.Mayıs.2024’te
İstanbul’daki etkinlikleri sırasında meydana gelen olaylar bu açıdan önemli bir
örnek olay olma niteliğini taşımaktadır.
İstanbul’da 2014 yılında aynı konuda meydana gelen
gelişmeler sonucunda İstanbul Valiliği Taksim’de toplantı ve gösteri yürüyüşü
yapılamayacağına karar vermiştir. Bu gelişme üzerine Devrimci İşçi Sendikaları
Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk
Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB)
10.8.2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurarak Taksim’de 1 Mayıs
nedeniyle yapılacak etkinliklere İstanbul Valiliği tarafından izin
verilememesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını engellediğini öne
sürmüşlerdir.
AYM Genel Kurulu istemin incelenebilir olduğuna karar
vererek konuyu esastan görüşme kararı almıştır. AYM gerek ulusal hukukun ve
gerekse uluslararası hukukun ortaya koyduğu genel ilkeleri inceleyerek talebi
haklı bulmuş ve 12.10.2023 tarihinde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak
hakkının yürütme organları tarafından ihlal edildiğine karar vermiştir.
Kararın gerekçesinde şu cümleler yer almaktadır: [26]
“…(İ)şçi ve sendika kültürünün yapı taşlarından biri olan Taksim Meydanı
yalnızca 1 Mayıs günü orada olanların dayanışmasının değil, aynı zamanda
emekçilerin ortak hafızasının varlığını göstermektedir. Bu durumda kendisini o
kültürün bir parçası olarak gören her kişinin 1 Mayıs günlerinde Taksim
Meydanı'nın ifade ettiği anlamı doğrudan tecrübe etmek ve edindiği tecrübeyi
kuşaklar boyunca aktarmak için burada
bulunma hakkı vardır. 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı ile özdeşleşmesi nedeniyle
anılan mekânın sınırlanması aktarılmak
istenen düşüncenin de sınırlanmasına neden olmaktadır.”
AYM, Taksim'de kutlama yapılmasının engellenmesinin ‘Anayasa'nın
34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkının engellenmesi’ olduğuna karar vermiştir. AYM bu kararıyla İl İdaresi
Kanunu’nun il valisine verdiği yetkilerin de bu bağlamda kullanılmayacağına
hükmetmiştir. AYM’nin kararında “Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu”nun
(Venedik Komisyonu) Avrupa Konseyi tarafından yayımlanan toplantı özgürlüğü
hakkındaki ‘Venedik Komisyonu Görüşlerinin Derlemesi’ başlıklı belgeye atıfta
bulunması da dikkat çekicidir.
Anayasa’nın 153 üncü ve 158 inci maddeleri ise yukarıda (15)
ve (16) numaralı paragraflarda özetlenmiştir. Açıkça görülmektedir ki AYM
kararları yürütmeyi (hükümet, yönetim ve idare) de yetki kapsamı içinde
almaktadır.
1.Mayıs.2024 etkinleri için DİSK Taksim Meydanı’nda
anmaların yapılacağını açıklamış ve başta CHP olmak üzere öteki muhalif
partiler de bu görüşe katılmışlardır.
Ancak yürütme yetkilileri aksi yönde görüşler
açıklamışlardır. İçişleri Bakanı’nın açıklaması şöyledir: “…Taksim Meydanı, ‘Toplantı
ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’ kapsamında belirlenen ve ilan edilen yer ve güzergâhlar
arasında değildir. Çünkü Taksim Meydanı ve çevresi, konumu itibarıyla toplantı
ve gösteri yürüyüşü için uygun değildir. Bir hak ve özgürlüğü koruma adına,
mülkiyet hakkı, serbest ticaret yapma hakkı, seyahat hak ve özgürlüğü ile diğer
kişisel hak ve hürriyetleri riske edilemez. Hele ki, sosyal medyadan çağrı
yapan terör örgütlerinin, ‘1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ kutlamalarını bir
eylem ve propaganda sahası haline getirmelerine asla ve asla müsaade
etmeyeceğiz.”
İstanbul Valisi’nin açıklaması ise şöyledir: “Önümüzde 1
Mayıs etkinlikleri var. Biliyorsunuz 1 Mayıs 2012 yılında itibaren Taksim’de
kutlanmıyor. Dolayısıyla Taksim bu anlamda bu tür etkinliklerin tamamına
kapalı. Biz başta DİSK, KESK ve benzeri kuruluşlar olmak üzere talep eden
herkes ile konuştuk. Taksim'de bu sene olmayacağını kendilerine izah ettik.
İstanbul’un her hangi bir yerinde uygun gördükleri bir yerde karar verirlerse
bunun coşku içerisinde, günün anlamına uygun bir şekilde kutlanması için üzerimize
düşeni yapacağımızı söyledik, kendi aralarında istişare ediyorlar. İnşallah her
sene olduğu gibi kutlanır. Bu sene de 1 Mayıs Birlik ve Dayanışma Günü olarak
emekçilerimizin bayramı olarak İstanbul’da, İstanbul'umuza yakışır bir şekilde
coşku içerisinde kutlanır. Olayın taraflarıyla biz iki kez görüştük, muhtemelen
bu hafta içerisinde netleşir. Kutlanacak yer itibariyle netleşir. Biliyorsunuz
2012 yılından itibaren öyle. Taksim'in dışındaki her hangi bir alanda
kutlanacak. O alanın neresi olacağına karar verip talep edecekler biz de
güvenlik tedbirleri başta olmak üzere ne gerekiyorsa üzerimize yapacağız.”
Cumhurbaşkanı ise aşağıdaki sözleri ile son sözü
söylemiştir: “2008 yılında 1 Mayıs’ı Emek ve Dayanışma Günü ilan ettik. 2009
yılında 1 Mayıs’ı resmi tatil ilan ederek buna son verdik. 2010 yılında da
Taksim’de kutlamaya izin verdik. Buna rağmen muhalefet ve bazı marjinal
guruplar 1 Mayıs’a gölge düşürmeye çalışıyor. Taksim meydanının mitinge uygun
olmadığı herkesin malumuyken bu türdeki dayatmaları doğru bulmuyorum.
İstanbul’da gösteri, miting ve yürüyüş güzergâhları bellidir. Geniş çaplı
buluşmalar için her iki yakada da miting alanları mevcuttur. İstanbul’da
yapılacak kutlamalar için 40 ayrı güzergâh belirlenmiştir. Müsaade edilenler
dışında bir alanda yürüyüş ve miting düzenlemek iyi niyetli değildir.”
1.Mayıs.2024 günü işçi sendikaları ve bazı siyasal partiler
Taksim’e yürümek ve anma ekinliklerini burada gerçekleştirmek istemişlerdir.
Ancak yürütme olağanüstü önlemler alarak işçilerin Taksim’e girmelerine izin
vermemiştir. Sendika yetkilileri ortamı daha fazla gerginleştirmemek amacıyla
kararlarından ve eylemlerinden vazgeçtiklerini açıklamışlardır.
13.2 HUKUKSAL
DEĞERLENDİRME
İstanbul Valiliği’nin almış olduğu Taksim 1 Mayıs
toplantısının yasaklanması kararı önemli ve köklü bir hukuksal sonuç
yaratmıştır: Yürütme AYM’nin kararını tanımamıştır. AYM işlevsiz, etkisiz ve
yetkisiz kılınmıştır. İkincisi AYM’nin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenleyen
Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi ortadan kalkmıştır. Bir başka anlatımla
ülke Anayasasız bir Devlet konumuna düşürülmüştür. Bize göre bu durum bir
anayasal/yargısal darbedir. Zira yürütmenin uygulaması her şeyden önce Anayasal
düzende olağanüstü bir değişiklik yaratmıştır. Anayasa yapıcılarının böyle bir
ortamı anayasa hazırlıkları aşamasında dahi öngörebilmiş ve kabul edilebilir
bulmuş olmaları olanaklı değildir. Öte yandan ortaya çıkan durum anayasal hukuk
sisteminin işleyişini temelden değiştirmiştir. Zira temel insan hak ve
özgürlüklerinden olan yasa önünde eşitlik, işçilerin sendikal hakları, ifade
özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakları ellerinden alınmış ve
bu anayasal hakları korumak isteyen Anayasa Mahkemesi işlevsiz ve etkisiz kılınmıştır.
Bu nedenle yürütmenin yaklaşımı anayasal düzeni köklü şekilde değiştirmiştir.
Bu köklü değişimin anayasanın hazırlanması aşamasında düşünülmüş ve kabul
edilmiş olması olanaklı değildir. Aynı şekilde, erkler ayrılığı ilkesi ve
sistemi de çiğnenmiş ve geleneksel kuvvetler ayrılığı ilkesi yürütmenin bu
eylemi nedeniyle işlevsiz ve etkisiz bırakılmıştır.
Anayasal düzeni değiştirmek ise anayasanın temel maddelerini
değiştirmek veya yürürlükten kaldırmak anlamına gelir. Oysa Anayasal düzen, bir
ülkenin siyasal, toplumsal ve hukuksal sisteminin temelini oluşturan ve temel
hak ve özgürlükleri güvence altına alan kurallar ve kurumlar (AYM gibi) bütünüdür.
Bu düzen, anayasa ve diğer yasalarla belirlenir ve toplumun kararlılığı ve huzuru
için yaşamsal önem taşır. Yürütmenin aldığı karar ve kararların uygulanma
biçimi anayasal düzeni köklü olarak etkilemiştir.
Yürütmenin Taksim uygulaması aynı zamanda hukuk devleti ve
hukukun üstünlüğü devleti ilkelerine de aykırıdır. Hukuk devletinde yürütme
eylem ve işlemlerini hukuka dayandırmalıdır. Her ne kadar valilik kararını 5442
sayılı İl İdaresi Kanunu’nun valilere verdiği yetkilere dayandırmış olsa da AYM
bu gerekçeyi reddetmiştir. Bu karara uyması hukuk devleti ilkesinin bir gereği
olan yürütme organı kararı tanımamıştır. Yürütmenin AYM kararını keyfi bir
şekilde görmezden gelmesi anayasa hukukuna ve evrensel hukuk ilkelerine
aykırıdır. Kaldı ki yürütme yetkilerini kullanırken temel insan hak ve
özgürlüklerini kısıtlayıcı ve ihlal edici nitelikte davranamaz. Üstelik
yürütmenin toplantıyı engelleme gerekçesi açık bir şekilde ortaya konulamamıştır.
İleri sürülen gerekçeler ise kamu düzeni, güvenliği ve ekonomik girişim
özgürlüğünün engellenmesi gibi kavramlara dayansa da bu gerekçeler AYM
tarafından geçerli kabul edilmemiştir.
Üzerinde durulması gereken bir başka hukuksal konu da orantılılık
ilkesidir. Yürütmenin aldığı önlemler, engellemek istediği riskle orantılı
olmalıdır. Taksim’de toplantıyı yasaklamayı gerektirecek büyüklükte bir riskin
mevcut olup olmadığı konusu ise tartışmalıdır.
Daha önce de tanımlandığı üzere, yargısal darbeler genellikle
anayasa mahkemeleri veya üst düzey yargı organları tarafından gerçekleştirilir
ve meşru hükümetin yetkilerini ele geçirmeye veya anayasal düzeni alt üst
etmeye yöneliktirler. Her ne kadar yargısal darbe anayasal düzeni yargı
organlarının yetkisini kötüye kullanarak zorla ve anayasaya aykırı şekilde
değiştirme girişimi olarak tanımlansa da yürütmenin de kimi uygulamalarıyla
anayasal düzende köklü değişikliklere yol açabileceği Taksim örneği ile ortaya
çıkmıştır. Burada eksik olan nokta yürütmenin bu kararla mevcut meşru hükümeti
devirme gibi bir amaçtan söz edilemeyecek olmasıdır.
B. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Yargısal darbe ve yargısal eylemcilik siyaset bilimi alanına
yeni girmiş kavramlardır. Her ne kadar etimolojik olarak ele alındığında bu
yeni kavramlar daha çok kamu hukuku ile ilgili görünse de yarattıkları sonuçlar
bakımından siyaset bilimini daha yakından ilgilendirmektedir. Olaylar yargı ve
hukuk alanında gelişse de sonuçlar siyasal ortamda ortaya çıkmaktadır. Anayasal
düzenini değişmesi ya da değişmeye zorlanması gibi sonuçlar siyaset biliminin
temel inceleme konularıdır.
Giriş bölümünde de işaret edildiği üzere yargısal darbe ve
yargısal eylemcilik Dünya’nın öteki ülkelerinde olduğu üzere ülkemizde de
meydana gelmektedir. Bu çalışma da yargısal darbe özet olarak yargı
organlarının hukuksal kararları ile anayasal düzeni değiştirmeye çalışan
olgular olarak tanımlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında yargısal darbeler, kimi
zaman ülkenin anayasal düzeninin değiştirmeye yönelecek kadar olumsuz
görünümler kazanırken; yargısal eylemcilik yargı organlarını yetki sınırlarını
aşarak karar alma ve yorum yapmalarıdır.
İncelememizde hem yargısal darbelerin ve hem de yargısal
eylemcilik sınıfına giren olguların evrensel ve ülkesel örnekleri verilmiştir.
Daha sonraki bölümlerde özellikle yargısal darbeye yol açan nedenler ve bu
darbelerin hukuksal, siyasal ve anayasal sonuçları açıklanmaya çalışılmıştır.
Türkiye özelinde bakıldığında ise Anayasa Mahkemesi
kararlarında somutlaşan yargısal eylemcilik konusuna değinilmiş ancak özellikle
yargısal darbe olguları üzerinde odaklanılmıştır. Bu bağlamda dört örnek olayın
çözümlemesi yapılmıştır. Örnek olaylar Anayasa Mahkemesi’ni, Yargıtay’ı, Yüksek
Seçim Kurulu’nu ve yerel yargı yerlerini inceleme konusu yapmıştır.
Bu incelemeler açıkça göstermektedir ki ülkemizde yargısal
darbeler yaşanmıştır. Benzer olguların gelecekte de yaşanması olasıdır. Hatta
yürütmenin dahi kimi uygulamalarıyla anayasal düzende köklü, kabul edilemez ve
beklenmeyecek değişikliklere neden olabileceği açıklıkla ortaya çıkmıştır.
Ülkemizde yargısal eylemcilik konusunda kimi araştırmalar
vardır. Ancak yargısal darbe konusunda yapılan araştırmaların sınırlı olduğu
görülmektedir. Yargısal darbe konusunda daha fazla araştırma ve bilimsel
toplantılar yapılması gerekmektedir. Bu çerçevede üniversitelerin, düşünce
kurumlarının ve özellikle TBMM’nin inceleme ve soruşturma etkinlikleri önem
kazanmaktadır. Yargısal darbe konusunda değerlendirme yapan kişi ve kurumlar
mevcut Anayasa’da yargı organlarını, görev, yetki ve sorumluluklarında belirsizlikler
ve muğlaklıklar bulunduğunu ileri sürmekte ve yapılacak yeni bir anaysa
düzenlemesinde bu konulara açıklık getirilmesini önermektedirler. Kanımızca,
mevcut Anayasa’da herhangi bir belirsizlik bulunmamaktadır. Anayasa’nın 159
uncu maddesi konuyu açıklıkla düzenlemiştir. Ancak kararı benimsemeyenler esas
olarak siyasal güdülerle hareket etmektedirler. [27]
İncelemede ele alınan örnek olaylar Türkiye demokrasisi ve
insan hak ve özgürlükleri açısından önemli gerilemeler ifade etmektedir.
Uluslararası endekslerde Türkiye’nin demokrasi alanında ciddi puan kaybetmesi,
alt sıralara düşmesi ve “hem otoriter ve hem de kimi demokratik özellikleri
içinde barındıran (seçim gibi) “hibrit rejimler” sınıfına alınmasının ve
hak ve özgürlükler açısından “özgür olmayan”
ülkeler sınıfına alınmasının gerekçeleri bu bağlamda anlam ifade etmektedir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
Anadolu Ajansı. (2020) Fetö’nün Yargısal Darbe Girişimi. 17.12.2020.
https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/17-25-aralik-fetonun-yargisal-darbe-girisimi/2079941
Coşkun, N. (2017) Resmi İdeoloji ve Yargısal Aktivizm.
DÜHFD, Cilt: 22, Sayı: 36. s. 59-86.
Ergül, O. (2013) Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal
Aktivizm”. Barolar Birliği Dergisi Cilt Ocak-Şubat 2013, Sayı 104, s. 37.
https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2013-104-1241
Fendoğlu, H. T. (2024)
Yasama Dokunulmazlığı ve Yargısal Aktivizm. DOI: 10.54049/taad.1418042
Korucu, S. (2013a) Yargısal Aktivizm Kuramı.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/81247/331989.pdf?sequence=1
Korucu, S. (2013b) Yargısal Aktivizmin Kavramsal Analizi.
Liberal düşünce, Yıl 18, Sayı 69-70, Kış-Bahar 2013, s. 201-225.
Okutan, M. E. (2017) Yargısal Aktivizm: Türk Anayasa
Mahkemesi Örneği. https://acikbilim.yok.gov.tr/handle/20.500.12812/116787
Özbudun, E. (2007) Türk Anayasa Mahkemesinin Yargısal
Aktivizmi ve Siyasal Elitlerin Tepkisi. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi z 62-3.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/53006/11619.pdf?sequence=1
Özdemir, Ö. (2017) Mühürsüz Oy Tartışmalarının Hukuki Boyutu
Ne? 17 Nisan 2017. BBC Türkçe.
https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39613985.
Schilling, T. (2019) Alec Stone Sweet's “Juridical Coup
d'État” Revisited: Coups d'État, Revolutions, Grenzorgane, and Constituent
Power. Published online by Cambridge University Press: 06 March 2019. file:///C:/Users/User/Downloads/alec-stone-sweets-juridical-coup-detat-revisited-coups-detat-revolutions-grenzorgane-and-constituent-power.pdf.
Sevinç, M. (2008). Kronik: Devletin Siyasal Partilerle
Sınavı: AKP’nin Kapatılması Davası. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 63(02).
Sweet, A. S. (2007) The Juridical Coup d’État and the
Problem of Authority. The German Law Journal, Vol. 8, pp. 915-28, 2007.
https://openyls.law.yale.edu/bitstream/handle/20.500.13051/5181/The_Juridical_Coup_d_%25C3%2589tat_and_the_Problem_of_Authority.pdf?sequence=2&isAllowed=y.
Uçum, M. (2024) Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararlarındaki
Sorunlar. AA. 26.01.2024.
https://www.aa.com.tr/tr/analiz/gorus-anayasa-mahkemesinin-bireysel-basvuru-kararlarindaki-sorunlar/3119940.
[1]
Prof. Dr., Maltepe Üniversitesi. İşletme ve
Yönetim Bilimler Fakültesi. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim
Dalı. Researcher ID B-2702-2008. Orcid number: 0000-0002-8756-1366.
firuzyasamis@maltepe.edu.tr; fyasamis@gmail.com.
[2]
ABD’deki Roe vs. Wade davası kadınların kürtaj hakkı ile ilgilidir. ABD’de
kadınlar 1993 yılında çıkarılan yasa ile kürtaj hakkına kavuştular. ABD Yüksek
Mahkemesi,2022 yılında ülke genelinde kürtaj hakkını anayasal olarak güvence
altına alan 1973 tarihli "Roe-Wade kararını" iptal etti.
[3]
Güney Afrika’da 2006 yılında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla aynı cinsten
bireylerin evlenmesine izin verildi.
[4]
Özbudun, E. (2007) Türk Anayasa Mahkemesinin Yargısal Aktivizmi ve Siyasal
Elitlerin Tepkisi. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi z 62-3.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/53006/11619.pdf?sequence=1
[5]
Coşkun, N. (2017) Resmi İdeoloji ve Yargısal Aktivizm. DÜHFD, Cilt: 22, Sayı:
36. s. 59-86.
[6]
Fendoğlu, H. T. (2024) Yasama Dokunulmazlığı ve Yargısal Aktivizm. DOI:
10.54049/taad.1418042
[7]
Okutan, M. E. (2017) Yargısal Aktivizm: Türk Anayasa Mahkemesi Örneği. https://acikbilim.yok.gov.tr/handle/20.500.12812/116787
[8]
Korucu, S. (2013a) Yargısal Aktivizm Kuramı.
https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/81247/331989.pdf?sequence=1
[9]
Ergül, O. (2013) Berraklaştırılamayan Bir Kavram: “Yargısal Aktivizm”. Barolar
Birliği Dergisi Cilt Ocak-Şubat 2013, Sayı 104, s. 37. https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2013-104-1241
[10]
Korucu, S. (2013b) Yargısal Aktivizmin Kavramsal Analizi. Liberal düşünce, Yıl
18, Sayı 69-70, Kış-Bahar 2013, s. 201-225.
[11]
Euronews, 13.03.2024
[12]
Sweet, A. S. (2007) The Juridical Coup d’État and the Problem of Authority. The
German Law Journal, Vol. 8, pp. 915-28, 2007.
https://openyls.law.yale.edu/bitstream/handle/20.500.13051/5181/The_Juridical_Coup_d_%25C3%2589tat_and_the_Problem_of_Authority.pdf?sequence=2&isAllowed=y.
[13]
Yasaların hiyerarşisi kavramı.
[14] Sweet,
age.
[15] Anadolu
Ajansı. 15.032008.
[16]
Sevinç, M. (2008). Kronik: Devletin Siyasal Partilerle Sınavı: AKP’nin
Kapatılması Davası. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 63(02).
[17]
Haber Vesaire. ‘Kapatma davası geleceğe darbe’. 30. 11. 2010.
[18]
NTV. AK Parti’nin kapatılma davası ve ABD'nin rolü. 29.11.2010.
[19]
Anadolu Ajansı. 17.12.2020. https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/17-25-aralik-fetonun-yargisal-darbe-girisimi/2079941
[20] Sabah.
26.06.2023. Yargıtay’dan 25 Aralık kumpasına darbe tescili.
[21]
Euronews. 08.07.2020.
[22]
Özdemir, Ö. (2017) Mühürsüz oy' tartışmalarının hukuki boyutu ne? 17 Nisan
2017. BBC Türkçe. https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39613985.
[23]
Arslan, Z. (2017) Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın AYM’nin 55. Kuruluş
Yıldönümü Açış Konuşması. https://ayam.anayasa.gov.tr/media/6261/2017_baskanin_acilis_konusmasi.pdf.
[24]
BBC Türkçe. (2017). https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39703654.
[25] BBC
Türkçe. 2.Nisan.2024
[26]
Anayasa Mahkemesi’nin 12.10.2023 günlü ve 2016/14517 başvuru numaralı kararı.
[27] Bu konuda karşı görüş için bakınız: Mehmet Uçum. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarındaki sorunlar. AA. 26.01.2024. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/gorus-anayasa-mahkemesinin-bireysel-basvuru-kararlarindaki-sorunlar/3119940.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder