Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

16 Mayıs 2026 Cumartesi

 

Trump’ın Çin Gezisi

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

Donald Trump’ın Çin gezisi “büyük beklenti ama sınırlı sonuç” kategorisine girecektir. Gezi görsel olarak güçlü, diplomatik olarak önemli ama somut kazanım açısından oldukça sınırlı bir ziyaret oldu. Geziyi üç düzeyde değerlendirmek gerekir.

Simgesellik açısından Çin kazandı. Ziyaretin en dikkat çekici kısmı, Çin’in Trump’a sunduğu devlet töreni ve denetimli diplomatik atmosferdi. Xi Jinping, Trump’ı saldırgan bir rakipten çok “görüşülmesi gereken güç merkezi” gibi konumlandırdı. Bu Çin açısından önemliydi çünkü Dünyaya “ABD bile bizimle masaya oturmak zorunda” mesajı verildi. Çin içeride kararlılık ve özgüven görüntüsü sundu. ABD-Çin yarışmasının artık tek taraflı Amerikan baskısıyla yürümeyeceği gösterildi. Özellikle Tayvan konusunda Xi’nin oldukça net, Trump’ın ise daha muğlak konuşması dikkat çekti. Bu da diplomatik psikoloji açısından Çin lehine yorumlandı.

Ekonomik açıdan bir ateşkes var ama kesin çözüm yoktu. Trump geziyi ticari başarı gibi sundu: Boeing uçak alımı, tarım ürünleri, enerji anlaşmaları ve tarifelerde yumuşama sinyalleri… Ama ayrıntılar çok belirsiz kaldı. Çin tarafı da anlaşmaların “ön hazırlık” niteliğinde olduğunu söyledi.

Bu durum şunu gösteriyor: İki taraf da artık tam kopuş istemiyor ama aynı zamanda iki taraf da birbirine stratejik olarak güvenmiyor. ABD Çin’i teknolojik rakip görüyor ve Çin ise ABD’nin ekonomik kuşatma yaptığını düşünüyor. Bu yüzden ilişkiler “iş birliği” değil “denetim altında yarışma” modeline dönmüş durumda. Özellikle yapay zeka, çipler, kritik mineraller ve tedarik zinciri savaşları devam edecek gibi görünüyor.

Trump’ın iç siyasası açısından zorunlu bir yararcılık ortaya çıktı. Gezinin en önemli tarafı da burada yatıyor. Trump normalde Çin’e karşı sert söylem kullanan bir lider. Ama bu ziyarette daha denetimli ve uzlaşmacı bir ton kullandı. Bunun nedenleri ABD ekonomisinde enflasyon baskısı, petrol fiyatları, İran gerilimi, seçim ve iç siyasa baskıları ve piyasaların yeni ticaret savaşından korkması olabilir. Trump ideolojik değil, yararcı davrandı: “Çin’le kavga edeyim ama ekonomiyi de çökertmeyeyim.” Bu yüzden ziyaret büyük bir “barış” değil, büyük bir “çatışma ertelemesi” gibi durmaktadır. Bazı çözümlemelerde Trump’ın bu kez önceki dönemine göre daha zayıf pazarlık konumunda olduğu da vurgulanmaktadır.

Genel olarak değerlendirmek gerekirse, kısa vadede iki ülke arasında gerilim biraz düşebilir, piyasalar rahatlayabilir ve ticarette geçici yumuşama olabilir. Orta ve uzun vadede ise ABD–Çin yarışması devam edecek gibi görünmektedir. Çünkü sorunlar yapısal niteliklidir. Teknoloji yarışı, Tayvan konusu, askeri güç dengesi, yapay zeka, yarı iletkenler, enerji yolları ve küresel liderlik savaşımı çözümlenmeden sürmektedir. Bu yüzden bu ziyaret “yeni bir dönem başlangıcı”ndan çok, “denetimli gerilim yönetimi” gibi görünmektedir. Açıkçası, şu anki tabloya bakınca Çin tarafı daha sabırlı, daha uzun vadeli oynamakta ve Trump ise hızlı sonuç aldığını göstermeye çalışıyor görüntüsü vermektedir. Bu da diplomatik dengeyi etkilemektedir. ABD ile Çin artık birbirini değiştirmeye çalışan iki ülke değil, birbirinin yükselişini sınırlandırmaya çalışan iki süper güçtür. Trump’ın ziyareti de bunu değiştirmedi. Sadece yarışmanın biçemini biraz yumuşattı. Ancak tarih şunu göstermektedir: Ekonomik olarak birbirine bağımlı büyük güçler bile, stratejik güvensizlik başladığında uzun süre gerçek ortak olamamaktadır. Bu yüzden sorun artık “ABD mi kazanacak, Çin mi?” değil, daha çok “Dünya bu yarışmayı ne kadar hasarsız taşıyabilecek?” sorusu durumuna gelmektedir. Önümüzdeki 10 yılın ana öyküsü tam olarak bu olacaktır. Kısa vadede bakınca Çin gerçekten daha “kararlı yükselen güç” gibi görünmektedir. Ancak “Çin kesin kazanacak” demek için zaman çok erkendir. Çin’in en büyük avantajı uzun vadeli plan yapabilmesidir. ABD’nin en büyük üstünlüğü ise hala dünyanın en güçlü yenilik ve finans merkezi olmasıdır. Aslında Çin sistem kurmakta iken, ABD hala oyun kurmaktadır. Çin son 25 yılda inanılmaz bir dönüşüm yaptı: üretim, altyapı, teknoloji, elektrikli araçlar, batarya, 5G ve kritik mineraller… Çin birçok alanda artık sadece “ucuz üretici” değildir ve bazı sektörlerde lider konumdadır. Özellikle Çin devlet kapasitesi ve sanayi siyasası açısından çok güçlü bir model kurmuştur. Ancak Çin’in ciddi kırılganlıkları da vardır: yaşlanan nüfus, emlak balonu, borç yükü, genç işsizliği, dış pazarlara bağımlılık, sermaye kaçışı riski ve siyasal sistemin yenilikleri bazen baskılaması gibi. Öte yandan ABD için sürekli “çöküyor” yorumları yapılmaktadır ama dolar hala merkezde, en iyi üniversitelerin çoğu orada, yapay zeka yarışında çok güçlü, küresel sermaye kriz anında hala ABD’ye kaçıyor ve askeri üstünlük hala ciddi düzeyde.

Önemli soru: Çin ekonomik dev olabilir mi? Yanıtı ise evet, büyük ölçüde oldu” esasendir. Ancak, Çin küresel güven ve çekim merkezi olabilir mi? Sorusu sorulursa ABD bu konuda hala çok güçlüdür. Çünkü süper güç sadece ekonomi değildir: kültür, teknoloji, finans, müttefik ağı, hukuk güveni, rezerv para, bilim üretimi ve küresel etki kapasitesidir. Çin yükselmektedir, ABD ise gerilememekte ama dönüşmektedir. Dolayısıyla geleceği “tek kutuplu Çin dünyası”ndan çok, uzun süreli ABD–Çin çift kutupluluğu gibi görmek gerekir. Şunu da eklemek gerekir. ABD kendi iç kutuplaşmasını yönetemez ve kurumlarını aşındırırsa Çin’in işi çok kolaylaşır. Çin’in yükselişindeki en büyük etmen bazen Çin’in gücü değil, ABD’nin kendi iç zayıflıklarıdır.

Hiç yorum yok: