Trump’ın Çin Gezisi
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Donald Trump’ın Çin gezisi “büyük
beklenti ama sınırlı sonuç” kategorisine girecektir. Gezi görsel olarak güçlü,
diplomatik olarak önemli ama somut kazanım açısından oldukça sınırlı bir
ziyaret oldu. Geziyi üç düzeyde değerlendirmek gerekir.
Simgesellik açısından Çin kazandı. Ziyaretin
en dikkat çekici kısmı, Çin’in Trump’a sunduğu devlet töreni ve denetimli
diplomatik atmosferdi. Xi Jinping, Trump’ı saldırgan bir rakipten çok “görüşülmesi
gereken güç merkezi” gibi konumlandırdı. Bu Çin açısından önemliydi çünkü Dünyaya
“ABD bile bizimle masaya oturmak zorunda” mesajı verildi. Çin içeride kararlılık
ve özgüven görüntüsü sundu. ABD-Çin yarışmasının artık tek taraflı Amerikan
baskısıyla yürümeyeceği gösterildi. Özellikle Tayvan konusunda Xi’nin oldukça
net, Trump’ın ise daha muğlak konuşması dikkat çekti. Bu da diplomatik
psikoloji açısından Çin lehine yorumlandı.
Ekonomik açıdan bir ateşkes var ama
kesin çözüm yoktu. Trump geziyi ticari başarı gibi sundu: Boeing uçak alımı, tarım
ürünleri, enerji anlaşmaları ve tarifelerde yumuşama sinyalleri… Ama ayrıntılar
çok belirsiz kaldı. Çin tarafı da anlaşmaların “ön hazırlık” niteliğinde
olduğunu söyledi.
Bu durum şunu gösteriyor: İki taraf da
artık tam kopuş istemiyor ama aynı zamanda iki taraf da birbirine stratejik
olarak güvenmiyor. ABD Çin’i teknolojik rakip görüyor ve Çin ise ABD’nin
ekonomik kuşatma yaptığını düşünüyor. Bu yüzden ilişkiler “iş birliği” değil “denetim
altında yarışma” modeline dönmüş durumda. Özellikle yapay zeka, çipler, kritik
mineraller ve tedarik zinciri savaşları devam edecek gibi görünüyor.
Trump’ın iç siyasası açısından zorunlu
bir yararcılık ortaya çıktı. Gezinin en önemli tarafı da burada yatıyor. Trump
normalde Çin’e karşı sert söylem kullanan bir lider. Ama bu ziyarette daha denetimli
ve uzlaşmacı bir ton kullandı. Bunun nedenleri ABD ekonomisinde enflasyon
baskısı, petrol fiyatları, İran gerilimi, seçim ve iç siyasa baskıları ve piyasaların
yeni ticaret savaşından korkması olabilir. Trump ideolojik değil, yararcı
davrandı: “Çin’le kavga edeyim ama ekonomiyi de çökertmeyeyim.” Bu yüzden
ziyaret büyük bir “barış” değil, büyük bir “çatışma ertelemesi” gibi durmaktadır.
Bazı çözümlemelerde Trump’ın bu kez önceki dönemine göre daha zayıf pazarlık konumunda
olduğu da vurgulanmaktadır.
Genel olarak değerlendirmek gerekirse,
kısa vadede iki ülke arasında gerilim biraz düşebilir, piyasalar rahatlayabilir
ve ticarette geçici yumuşama olabilir. Orta ve uzun vadede ise ABD–Çin yarışması
devam edecek gibi görünmektedir. Çünkü sorunlar yapısal niteliklidir. Teknoloji
yarışı, Tayvan konusu, askeri güç dengesi, yapay zeka, yarı iletkenler, enerji
yolları ve küresel liderlik savaşımı çözümlenmeden sürmektedir. Bu yüzden bu
ziyaret “yeni bir dönem başlangıcı”ndan çok, “denetimli gerilim yönetimi” gibi
görünmektedir. Açıkçası, şu anki tabloya bakınca Çin tarafı daha sabırlı, daha
uzun vadeli oynamakta ve Trump ise hızlı sonuç aldığını göstermeye çalışıyor
görüntüsü vermektedir. Bu da diplomatik dengeyi etkilemektedir. ABD ile Çin
artık birbirini değiştirmeye çalışan iki ülke değil, birbirinin yükselişini
sınırlandırmaya çalışan iki süper güçtür. Trump’ın ziyareti de bunu
değiştirmedi. Sadece yarışmanın biçemini biraz yumuşattı. Ancak tarih şunu
göstermektedir: Ekonomik olarak birbirine bağımlı büyük güçler bile, stratejik
güvensizlik başladığında uzun süre gerçek ortak olamamaktadır. Bu yüzden sorun
artık “ABD mi kazanacak, Çin mi?” değil, daha çok “Dünya bu yarışmayı ne kadar
hasarsız taşıyabilecek?” sorusu durumuna gelmektedir. Önümüzdeki 10 yılın ana öyküsü
tam olarak bu olacaktır. Kısa vadede bakınca Çin gerçekten daha “kararlı
yükselen güç” gibi görünmektedir. Ancak “Çin kesin kazanacak” demek için zaman çok
erkendir. Çin’in en büyük avantajı uzun vadeli plan yapabilmesidir. ABD’nin en
büyük üstünlüğü ise hala dünyanın en güçlü yenilik ve finans merkezi olmasıdır.
Aslında Çin sistem kurmakta iken, ABD hala oyun kurmaktadır. Çin son 25 yılda
inanılmaz bir dönüşüm yaptı: üretim, altyapı, teknoloji, elektrikli araçlar, batarya,
5G ve kritik mineraller… Çin birçok alanda artık sadece “ucuz üretici” değildir
ve bazı sektörlerde lider konumdadır. Özellikle Çin devlet kapasitesi ve sanayi
siyasası açısından çok güçlü bir model kurmuştur. Ancak Çin’in ciddi
kırılganlıkları da vardır: yaşlanan nüfus, emlak balonu, borç yükü, genç
işsizliği, dış pazarlara bağımlılık, sermaye kaçışı riski ve siyasal sistemin yenilikleri
bazen baskılaması gibi. Öte yandan ABD için sürekli “çöküyor” yorumları yapılmaktadır
ama dolar hala merkezde, en iyi üniversitelerin çoğu orada, yapay zeka
yarışında çok güçlü, küresel sermaye kriz anında hala ABD’ye kaçıyor ve askeri
üstünlük hala ciddi düzeyde.
Önemli soru: Çin ekonomik dev olabilir
mi? Yanıtı ise evet, büyük ölçüde oldu” esasendir. Ancak, Çin küresel güven ve
çekim merkezi olabilir mi? Sorusu sorulursa ABD bu konuda hala çok güçlüdür. Çünkü
süper güç sadece ekonomi değildir: kültür, teknoloji, finans, müttefik ağı, hukuk
güveni, rezerv para, bilim üretimi ve küresel etki kapasitesidir. Çin yükselmektedir,
ABD ise gerilememekte ama dönüşmektedir. Dolayısıyla geleceği “tek kutuplu Çin
dünyası”ndan çok, uzun süreli ABD–Çin çift kutupluluğu gibi görmek gerekir. Şunu
da eklemek gerekir. ABD kendi iç kutuplaşmasını yönetemez ve kurumlarını
aşındırırsa Çin’in işi çok kolaylaşır. Çin’in yükselişindeki en büyük etmen
bazen Çin’in gücü değil, ABD’nin kendi iç zayıflıklarıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder