CHP’de Güven Erozyonu ve Siyasetin
Kelebek Etkisi
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Türkiye
siyaseti uzun zamandır ideolojik sertlik ile siyasal yararcılık/fırsatçılık
arasında gidip geliyor. Ancak bazı kırılmalar vardır ki yalnızca bir parti
değişikliği olarak okunmaz ve daha derin bir güven aşınmasının simgesi olur.
CHP’li Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal hakkında ortaya atılan AKP’ye geçiş savları
tam da böyle bir tartışmayı tetikledi.
Henüz
kesinleşmiş bir durum yok. Fakat Ankara kulislerinde dolaşan bilgiler,
Köksal’ın ortalarda görünmemesi, Erdoğan’la görüştüğü yönündeki haberler ve CHP
yönetiminin “ulaşamıyoruz” açıklamaları sorunun sıradan bir dedikodu olmadığını
düşündürüyor.
Asıl önemli
olan ise şu: Böyle bir geçiş neden bu kadar büyük yankı yaratıyor?
Çünkü Burcu
Köksal sıradan bir belediye başkanı değil. Dört dönem milletvekilliği yapmış,
CHP Grup Başkanvekilliği görevinde bulunmuş, yıllarca Meclis kürsüsünde AKP’ye
karşı en sert muhalefeti yapan isimlerden biri olmuş bir siyasetçiden söz
ediyoruz. Böyle bir figürün bugün iktidar partisiyle anılması, doğal olarak
seçmende şu soruyu doğuruyor: “Bize yıllarca anlatılan siyasal savaşım
gerçekten ilkesel miydi?”
İşte
meselenin özü burada yatıyor. Siyasette sayı kaybı bazen telafi edilir, ama
güven ve saygınlık kaybı çok daha derin iz bırakır. Çünkü seçmen yalnızca seçim
sonuçlarına değil, temsil duygusuna da önem verir. Bir partinin vitrine
çıkardığı, yıllarca sözcülüğünü yaptırdığı isimlerin ani yön değişiklikleri,
doğrudan o partinin kadro tercihlerini ve kurumsal süzgecini tartışmalı duruma
getirir.
CHP
açısından sorun tam da burada başlıyor. Son yıllarda parti, farklı toplumsal
kesimlere ulaşmak amacıyla ideolojik çeşitliliği yüksek isimleri bünyesinde
topladı. Bu strateji bazı seçim başarıları getirdi. Ancak aynı zamanda parti
kimliği ve ait olma duygusu konusunda soru işaretleri de oluşturdu.
Burcu Köksal
örneği, CHP’nin içinde uzun süredir var olan bir fay hattını görünür kılıyor:
Parti yönetiminin temsil ettiği çizgi ile “Anadolu milliyetçisi-ulusalcı” damar
arasındaki gerilim. Belki de bu nedenle olası bir geçiş yalnızca bireysel bir
tercih olarak değil, daha büyük bir çözülmenin simgesi olarak okunuyor.
Siyasette
bazen küçük görünen olayların etkisi büyüktür. Kelebek etkisi tam da budur. Tek
bir transfer doğrudan seçim sonucunu değiştirmeyebilir. Ancak parti içi moral
bozukluğu yaratabilir, kamuoyunda “çözülme başladı” algısını güçlendirebilir ve
seçmenin siyaset kurumuna duyduğu güveni biraz daha aşındırabilir.
Asıl tehlike
de burada yatıyor.
Çünkü
toplumun siyasetçiye duyduğu inanç azaldığında, yalnızca partiler değil,
siyasetin kendisi yıpranır. İnsanlar zamanla ideolojik söylemlerin içtenliğine
kuşkuyla bakmaya başlar. “Dün en sert karşı çıkan bugün nasıl aynı safa
geçiyor?” sorusu cevapsız kaldıkça seçmenin zihninde şu duygu büyür: “Demek ki
siyasette hiçbir şey gerçekten ilkesel değil.”
Bu duygu
kısa vadede oy davranışını değiştirmeyebilir. Ancak uzun vadede kurumlara olan
saygıyı, siyasetin ciddiyetini ve toplumsal güven duygusunu aşındırır.
Türkiye’nin
bugün yaşadığı temel sorunlardan biri de belki tam olarak budur: Siyasal yarışmanın
sertliği değil, siyasal ait olma duygularının ve ilkelerin giderek daha
geçirgen duruma gelmesi.
Belki de
bugün tartışılması gereken şey yalnızca bir transfer değildir. Asıl sorun
partilerin yıllarca en ön saflara taşıdığı isimlerin ne kadar sağlam bir siyasal
ait olma duygusu ve ilkesel tutarlılık taşıdığını doğru okuyup okuyamadığıdır.
Çünkü seçmenin hafızasında en derin iz bırakan şey yenilgi değil, yanlış kadro
tercihlerinin ortaya çıkardığı içtenlik ve güven kaybıdır.
Burcu Köksal
gerçekten AKP’ye geçerse bu durum kendisi açısından karakter zayıflığı olarak
değerlendirilebilir. Aynı olgu CHP için ise bir kez daha aday belirleme
süreçlerindeki ilkesizliklerin, adam sendeciliğin ve bilimsel ölçütler yerine
ahbap çavuş ölçütlerini kullanmanın acı verici zararlarını yaşayacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder