Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ)
Açısından Aktaş Davası: Yargısal Seçicilik, Siyasal Transferler ve Hukuksal
Tasfiye Olasılığı
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
Türkiye'de son yıllarda siyaset ile
yargı arasındaki ilişkinin niteliği, yalnızca tek tek mahkeme kararlarının
hukuka uygunluğu üzerinden değil, yargısal süreçlerin siyasal aktörler
üzerindeki etkileri ve bu süreçlerin hangi koşullarda işletildiği üzerinden de
tartışılmaktadır. Özellikle seçilmiş siyasal aktörler hakkında yürütülen
soruşturma ve kovuşturmalar yargının siyasal yarışma içindeki konumunu yeniden
gündeme getirmektedir.
Bu bağlamda daha önce geliştirdiğim
Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) siyasal aktörlerin hukuk araçları
kullanılarak siyasal alanın dışına çıkarılması olasılığını sistemli biçimde
incelemeyi amaçlayan bir çözümleyici çerçevedir. HTÇÇ, herhangi bir yargı
kararını peşinen "hukuksal tasfiye" olarak nitelendirmemekte aksine
bir hukuksal sürecin tasfiye niteliği taşıyıp taşımadığını belirleyebilmek için
sürecin bütününü ve birbirini tamamlayan göstergeleri incelemektedir.
Bu yaklaşımda yalnızca verilen cezanın
varlığı değil, soruşturmanın başlatılma biçimi, soruşturmanın seçiciliği,
zamanlaması, kanıtların niteliği ve değerlendirilme biçimi, tutuklama
uygulaması, savunma hakkı, yönetsel ve yargısal denetim mekanizmalarının
uygulanması, benzer olaylara farklı davranılıp davranılmadığı ve hukuksal
sürecin siyasal sonuçları birlikte değerlendirilir. Dolayısıyla HTÇÇ bakımından
hukuksal tasfiye tek bir kararın sonucu değil, birbirini tamamlayan hukuksal ve
siyasal işlemler dizisinin oluşturabileceği bir süreçtir.
Aktaş davası bu çerçeve açısından
özellikle dikkat çekicidir. Ancak daha baştan önemli bir yöntembilimsel sınır
koymak gerekir: Bu yazı mahkemenin gerekçeli kararı henüz açıklanmadan
hazırlanmıştır. Dolayısıyla burada davanın hukuksal açıdan kesin bir
değerlendirmesi yapılmamakta ve mahkemenin kararının hukuka aykırı olduğu ileri
sürülmemektedir. Amaç, kamuoyuna açıklanan karar ve bugüne kadar ortaya çıkan
süreç üzerinden HTÇÇ'nin hangi soruları sorduğunu ve hangi göstergeleri dikkate
aldığını ortaya koymaktır. Esas hukuksal değerlendirme, gerekçeli kararın
açıklanmasından sonra yapılmalıdır.
Aktaş Davasında
Ortaya Çıkan İlk Çelişki
Aziz İhsan Aktaş davasında mahkemenin
açıkladığı karar soruşturmanın temelindeki "suç örgütü" savı
bakımından özellikle önemlidir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre mahkeme Aziz
İhsan Aktaş hakkında örgüt kurma, bazı sanıklar hakkında da örgüt üyeliği veya
örgüte yardım suçlarından beraat kararları vermiş ve buna karşılık bazı
sanıklar hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma ve
benzeri bireysel suçlardan mahkumiyet hükümleri kurmuştur. Bu tablo tek başına
bir hukuka aykırılık anlamına gelmez. Ceza hukukunda bir mahkemenin savcılığın
ileri sürdüğü suç örgütü savını kabul etmeyip örgüt kapsamında değerlendirilen
bazı eylemlerin bireysel suçlar oluşturduğuna karar vermesi olanaklıdır. Bununla
birlikte HTÇÇ açısından önemli soru şudur: Soruşturmanın başlangıcındaki geniş
örgütsel yapı savı ile mahkemenin sonuçta ulaştığı bireysel suçlar arasında
nasıl bir ilişki vardır? Bu sorunun cevabı gerekçeli kararın en önemli
bölümlerinden biri olacaktır.
Aynı Ticari
Aktör, Farklı Belediyeler ve Seçicilik Sorunu
Dosyanın dikkat çekici boyutlarından
biri Aktaş'ın şirketlerinin yalnızca CHP'li belediyelerle değil, AKP'li
belediyelerle de ticari ilişkiler kurmuş ve ihaleler almış olmasıdır. Burada
özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, bir şirketin AKP'li veya CHP'li
belediyeden ihale almasının tek başına herhangi bir suç göstergesi olmadığıdır.
İhale ilişkisinin hukuka uygunluğu somut kanıtlar üzerinden belirlenir. Ancak
aynı ekonomik aktörün farklı siyasal partilere mensup belediyelerle benzer
nitelikte ticari ilişkiler içinde bulunması durumunda soruşturmanın neden bazı
belediyeler üzerinde yoğunlaştığı, diğerleri bakımından neden aynı kapsamda
yürütülmediği sorusu meşru bir araştırma sorusuna dönüşür. HTÇÇ'nin
"seçicilik" ölçütü tam da burada devreye girmektedir. Sorulması
gereken soru "AKP'li belediyeler de suçlu mudur?" değildir. Böyle bir
sonuç mevcut verilerden çıkarılamaz. Asıl soru şudur: Benzer nitelikteki
hukuksal savlar siyasal bağlılıktan bağımsız olarak aynı soruşturma ve inceleme
ölçütleriyle değerlendirilmiş midir? Eğer yanıt evet ise bunun gerekçeli
kararlarda ve soruşturma dosyalarında görülebilmesi gerekir. Eğer sistemli
farklılıklar varsa bunların da hukuksal nedenlerle açıklanması gerekir.
Suç Duyurularının
Seçici Biçimde İşleme Konulması Savı
Bir başka önemli boyut özellikle
Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanları tarafından geçmiş dönem
AKP'li belediye yönetimleri hakkında yapıldığı açıklanan suç duyurularının
akıbetidir. Burada da dikkatli olmak gerekir. Bir suç duyurusunun sonuçsuz
kalması tek başına savcılığın siyasal davrandığını göstermez. Bir suç duyurusu kanıt
yetersizliği, suçun unsurlarının oluşmaması veya başka hukuksal nedenlerle
soruşturma konusu yapılmamış olabilir. Fakat HTÇÇ açısından araştırılması
gereken nokta tek tek dosyaların sonucu değil, karşılaştırmalı örüntüdür. Eğer
aynı nitelikteki savlar bakımından bir siyasal kesime ait belediyelerde hızlı
ve kapsamlı soruşturma, diğer siyasal kesime ait belediyelerde ise soruşturma
açılmaması veya etkisiz soruşturma gibi sistemli bir farklılık ortaya çıkarsa,
bu durum "yargısal seçicilik" bakımından incelenmelidir. Dolayısıyla
HTÇÇ'nin burada önerdiği yöntem, siyasal kanaatten değil karşılaştırmalı dosya
analizinden hareket etmektir.
Görevi Kötüye
Kullanma Suçlamaları ve Yönetsel Ön İnceleme
Davanın bir diğer dikkat çekici boyutu
bazı belediye başkanları bakımından görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet
kararları verilmiş olmasıdır. Burada belediye başkanlarının ceza sorumluluğu
ile yönetsel denetim mekanizmalarının birbirinden ayrılması gerekir. Her görevi
kötüye kullanma savının mutlaka aynı biçimde bir mülkiye müfettişi ön
incelemesinden geçmesi gerektiği söylenemez. İlgili suçun niteliği, uygulanacak
mevzuat ve somut olayın özellikleri önem taşır. Bununla birlikte şu soru
önemini korumaktadır: Benzer belediye başkanlığı eylemleri bakımından yönetsel
ön inceleme ve yargısal soruşturma mekanizmaları farklı siyasal aktörlere
farklı biçimde mi uygulanmıştır? Eğer böyle bir farklılık varsa, bunun hukuksal
temeli açıklanmalıdır. HTÇÇ açısından sorun "ön inceleme yapılmadıysa
karar kesinlikle hukuka aykırıdır" şeklinde mekanik bir sonuca
indirgenemez. Önemli olan usulün siyasal aktörler arasında eşit ve tutarlı
biçimde uygulanıp uygulanmadığıdır.
"Soruşturma
İstemiyorsanız CHP'de Kalın" Savı
Dosyanın siyasal boyutunu daha da
dikkat çekici duruma getiren bir başka sav kamuoyuna "soruşturma
istemiyorsanız CHP'de kalın" biçiminde yansıyan siyasal değerlendirmedir. Bu
ifade doğru biçimde kurulmuş ve gerçekten belirli bir siyasal örüntüyü anlatmak
amacıyla kullanılmışsa son derece ciddi bir sava işaret etmektedir. Ancak
akademik bir çalışmada bu ifade bir kanıtlanmış gerçek olarak değil, incelenmesi
gereken bir hipotez olarak ele alınmalıdır. Hipotez şudur: Siyasal aktörlerin
iktidar partisine geçmeleri ile haklarındaki hukuksal süreçlerin seyri arasında
sistemli bir ilişki bulunmakta mıdır? Bu soruya yanıt verebilmek için yalnızca
birkaç örnek yeterli değildir. Parti değiştiren belediye başkanlarının daha
önceki hukuksal durumları, soruşturma tarihleri, soruşturmaların kapsamı, tutuklama
kararları, iddianame tarihleri, kovuşturma süreçleri ve parti değiştirme
tarihleri karşılaştırmalı olarak incelenmelidir. Eğer böyle bir veri seti
oluşturulduğunda siyasal transfer ile hukuksal süreç arasında istatistiksel
veya nitel olarak anlamlı bir ilişki ortaya çıkarsa o zaman bugün yalnızca
siyasal söylem düzeyinde bulunan sav bilimsel bir araştırma konusu durumuna
gelebilir.
Aktaş Kararının
Siyasal İktidar Açısından Olası Kazanımı
Kararın siyasal sonuçları da HTÇÇ
açısından göz ardı edilmemelidir. Mahkumiyet kararları hukuksal olarak
kesinleşmemiş olsalar bile siyasal iletişim bakımından hemen sonuç üretir.
İktidar açısından bu kararlar muhalefet belediyelerinde "yolsuzluk"
söyleminin güçlendirilmesine, muhalefetin savunma konumuna itilmesine ve
kamuoyu gündeminin belediye hizmetlerinden ceza davalarına kaydırılmasına olanak
sağlayabilir. Daha önemlisi, bazı siyasal aktörlerin iktidar partisine
geçmesiyle hukuksal risklerinin azalacağı algısı ortaya çıkarsa ceza yargısının
siyasal yarışma üzerinde dolaylı bir davranış biçimlendirici araç olarak
algılanması olanaklı duruma gelir. Böyle bir algının gerçek olup olmadığı ise
ayrıca araştırılmalıdır.
HTÇÇ Bakımından
Şimdilik Ne Söylenebilir?
Mevcut veriler Aktaş davasının
doğrudan "hukuksal tasfiye" olarak nitelendirilmesi için yeterli
değildir. Bununla birlikte davada HTÇÇ'nin inceleme alanına giren birden fazla
gösterge bulunmaktadır: seçicilik, siyasal aktörler arasında farklı hukuksal
muamele, soruşturma zamanlaması, yönetsel ve yargısal mekanizmaların
uygulanmasındaki farklılıklar, yargısal sürecin siyasal sonuçları ve siyasal
transferlerle hukuksal süreç arasındaki olası ilişki. Bunların her biri tek
başına hukuksal tasfiyeyi kanıtlamaz. Ancak birden fazla göstergenin aynı yönde
birleşmesi durumunda bunların birbirinden bağımsız olaylar mı yoksa daha geniş
bir siyasal-hukuksal örüntünün parçaları mı olduğu sorusu önem kazanır. İşte
HTÇÇ'nin temel yaklaşımı burada ortaya çıkmaktadır: Hukuksal tasfiye tek bir mahkumiyet
kararından değil, hukuksal süreçlerin siyasal aktörler üzerinde sistemli,
seçici ve dışlayıcı bir sonuç üretip üretmediğinden hareketle araştırılmalıdır.
Sonuç: Gerekçeli
Karar Beklenmelidir
Aktaş davası bakımından şu aşamada
kesin bir sonuca ulaşmak doğru değildir. Mahkemenin açıkladığı hükümler önemli
olmakla birlikte, gerekçeli karar olmadan mahkemenin kanıtları nasıl
değerlendirdiğini, hangi sanık bakımından hangi kanıtı yeterli gördüğünü,
suçların unsurlarını nasıl oluşturduğunu ve örgüt suçlaması ile bireysel suçlar
arasındaki hukuksal bağlantıyı nasıl kurduğunu tam olarak bilmek olanaklı
değildir. Bu nedenle asıl değerlendirme gerekçeli karar açıklandıktan sonra
yapılmalıdır. Ancak gerekçeli kararın beklenmesi, bugünden hiçbir şey
söylenemeyeceği anlamına da gelmez. Tam tersine, bugün ortaya çıkan tablo
gelecekte yapılacak incelemenin sorularını belirlemektedir. Bu soruların
başında şunlar gelmektedir:
Aynı ekonomik aktörün farklı siyasal
partilere mensup belediyelerle ilişkileri neden farklı hukuksal sonuçlar
doğurmuştur?
Benzer suç duyuruları neden farklı
soruşturma süreçlerine alınmıştır?
Belediye başkanları bakımından yönetsel
ve yargısal denetim mekanizmaları eşit ve tutarlı biçimde uygulanmış mıdır?
Siyasal parti değiştirmeleri ile
hukuksal süreçlerin seyri arasında sistemli bir ilişki var mıdır?
Ve son olarak, Bütün bu göstergeler
birlikte değerlendirildiğinde, yargısal süreç siyasal yarışmanın olağan bir
unsuru olmaktan çıkıp siyasal aktörlerin tasfiyesinde kullanılan bir
mekanizmaya dönüşmüş müdür?
Bu soruların hiçbirinin yanıtı
bugünden peşin olarak verilmemelidir. Fakat tam da bu nedenle Hukuksal Tasfiye
Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) önem taşımaktadır. Çerçeve, siyasal kanı hukuksal
sonucun yerine koymak yerine, siyasal ve hukuksal süreçleri karşılaştırılabilir
göstergeler üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Aktaş davası bakımından
şimdilik söylenebilecek en doğru şey budur: Karar, HTÇÇ bakımından ciddi
araştırma soruları doğurmuştur fakat bu soruların yanıtları gerekçeli karar
açıklanmadan verilmemelidir. Asıl çözümleme, gerekçeli karar geldiğinde
başlayacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder