Ekrem İmamoğlu’nun Yönetiminde Görülen Temel Hata
Türleri: Çözümleyici, İdeolojik, İletişimsel ve Stratejik Boyutlar
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
26 HAZİRAN 2025
GİRİŞ
Türkiye’nin en büyük ve en
karmaşık megakenti İstanbul’un yönetimi, sadece yerel bir sorun olmaktan
çıkmış, aynı zamanda ulusal siyaset ve kamu yönetimi yazınında önemli bir alan
oluşturmuştur. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçimle
geldiği 2019 yılından itibaren geniş halk kitleleri tarafından umutla
karşılanmış olsa da uygulamada bir dizi yönetimsel hata ve eksiklikle
karşılaşılmıştır. Bu makalede, İmamoğlu’nun belediye yönetimindeki temel hata
türleri çözümleyici, ideolojik, iletişimsel ve stratejik açılardan ele
alınacaktır. Her bir hata türü, somut gerçek olaylarla desteklenerek
İmamoğlu’nun yönetsel başarım düzeyinin eleştirel bir çözümlemesi sunulacaktır.
Ancak hemen belirtmek gerekir ki bu yazıda belirtilen hatalar sadece kesimsel
ve sınırlı örneklerdir ve tam bir liste olmak savından uzaktır.
ÇÖZÜMLEME:
HATA TÜRLERİ
Çözümleyici Hatalar
Çözümleyici hatalar bir
yöneticinin karşılaştığı sorunları doğru tanımlayamaması, neden-sonuç
ilişkilerini eksik kavraması ve bu sorunlara uygun çözümler geliştirememesi
anlamına gelir. İmamoğlu’nun yönetiminde gözlemlenen önemli çözümleyici hatalar
şunlardır:
İstanbul’da İçme Suyuna Yapılan Fahiş Zamlar
İstanbul Büyükşehir
Belediyesi’nin su fiyatlarına uyguladığı yüksek zam oranları, toplumsal adalet
ve kamu hizmeti ilkeleri açısından ciddi bir sorun oluşturmuştur. Artan
maliyetlerin gerekçelendirilmesi yapılmakla birlikte dar gelirli kesimlerin bu
zamlardan nasıl etkileneceğine yönelik kapsamlı bir çözümleme yapılmamış,
sübvansiyon ve destek mekanizmaları geliştirilmemiştir. Bu eksiklik toplumsal
dengeleri bozmuş ve belediyenin halkla ilişkilerinde olumsuzluk yaratmıştır.
İstanbul Kentinin 10, 20 ve 50 Yıllık Uzun Vadeli
Gelişim Vizyonunun Eksikliği
Büyük bir megakent olan
İstanbul’un yönetiminde, orta ve uzun vadeli kapsamlı bir vizyonun bulunmaması
yönetimin yetersizliğini ortaya koyar. İmamoğlu’nun belediye stratejileri daha
çok kısa vadeli gereksinmelere odaklanmış, kentin demografik dönüşümü, altyapı
gereksinimleri, iklim değişikliği etkileri ve toplumsal devingenlere yönelik
sistemli çözümlemelerden yoksun kalmıştır. Bu durum, kentin sürdürülebilir
gelişimini ve küresel yarışma gücünü olumsuz etkilemektedir.
Belediye Yönetiminde Kurumsal ve Örgütsel Gelişmenin
Öneminin Göz Ardı Edilmesi
İstanbul Büyükşehir
Belediyesi’nin karmaşık yapısı, güçlü kurumsal yapılar ve örgütsel kapasite
gerektirmektedir. Ancak yönetimde, kurumsal reformlar ve bürokratik gelişim
süreçleri yeterince önemsenmemiştir. Bu eksiklik, karar alma süreçlerinin
etkinliğini düşürmüş, kriz yönetiminde yetersizlikler ortaya çıkarmış ve
yenilikçiliğin önünü kesmiştir.
İnsan Gücü Planlaması ve Personel Yönetimindeki
Eksiklikler
Belediyenin yaklaşık 100.000’i
aşan personel sayısına karşın bilimsel insan gücü çözümlemesi ve planlaması
yapılmamış ve yetkin eleman sayısı sınırlı kalmıştır. Ayrıca, gereksiz
istihdamın yaygınlığı kurumsal disiplin ve güdülenmede zayıflıklara neden
olmuştur. Bu durum, hizmet kalitesini olumsuz etkilerken kaynak kullanımında
ciddi verimsizliklere yol açmaktadır.
İdeolojik Hatalar
İdeolojik hatalar yöneticinin
temsil ettiği toplumsal kesimlerin değerleriyle çelişen ya da bu değerlerin
gerektirdiği net siyasal duruşu ortaya koyamaması anlamına gelir.
Toplumsal Belediyeciliğin Her Şeyin Önüne Çıkarılması
İmamoğlu yönetimi toplumsal
belediyecilik söylemini öncelikli ve vazgeçilmez bir siyasa olarak
benimsemiştir. Ancak bu yaklaşım kentin kalkınma, altyapı, çevresel
sürdürülebilirlik gibi önemli alanlarının ihmal edilmesine yol açmıştır. Toplumsal
siyasaların dağıtımcı ve kısa vadeli yardım odaklı kalması yapısal sorunları
çözmede yetersiz kalmıştır. Ayrıca, toplumsal belediyecilik söyleminin seçim
stratejisi olarak öne çıkarılması siyasal hedeflerle kamu hizmeti sunumu
arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmıştır.
Kendisine Bağlı Bir Meclis Grubu Oluşturmayı Liyakat
ve Erdeme Tercih Etmesi
Parti içi iktidarı pekiştirmek
amacıyla liyakat ve erdem yerine kişisel sadakate dayalı bir meclis grubu
oluşturulması toplumsal demokrat belediyecilik ilkeleriyle çelişmiştir. Bu
yaklaşım, kurumsal ait olma ve demokratik temsil ilkelerini zayıflatmış ve
siyasal erdemden uzaklaşan bir yönetim uygulaması olarak eleştirilmiştir.
İletişimsel Hatalar
İletişimsel hatalar, halkla ve
medya ile kurulan ilişkilerde yapılan yanlış tercihleri, kriz anlarında verilen
mesajların olumsuz etkilerini ve algı yönetimindeki başarısızlıkları kapsar.
Nagehan Alçı’nın Karadeniz Gezisine Davet Edilmesi ve
Gerçek Gazetecilerin Dışlanması
İmamoğlu’nun Karadeniz
gezisine, kamuoyunda tartışmalı bir figür olan Nagehan Alçı’nın davet edilmesi
ve bağımsız ve eleştirel gazetecilerin dışlanması geniş seçmen kesimlerinde
kırgınlık yaratmıştır. Bu durum, basın özgürlüğü ve çoğulculuk duyarlılığıyla
bağdaşmayan bir algı doğurmuştur. Simgesel önem taşıyan bu tercih iletişim
stratejisinde hedef kitlenin duygusal haritasının göz ardı edildiğine işaret
etmektedir.
Adaylığını Çok Erken ve Zamansız Açıklaması
İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı
adaylığına ilişkin söylemlerini erken ve zamansız biçimde gündeme taşıması
muhalefet bloğu içindeki uyumu zedelemiş ve kamuoyunda belirsizlik ve güven
kaybı yaratmıştır. Söylemin muğlaklığı “ikili oyun” algısını doğurarak liderlik
imajını olumsuz etkilemiştir.
Stratejik Hatalar
Stratejik hatalar, siyasal
kararların zamanlaması, hedef kitleyle uyumu, uzun vadeli planlamalar ve
ittifak ilişkileri bağlamında yapılan yanlış tercihleri ifade eder.
Yerel Seçimlerde Genç ve Deneyimsiz Adayları Ön Plana
Çıkarması
Liyakat yerine sadakat esasına
dayalı aday tercihleri yerel yönetimlerde etkililiği ve verimliliği düşürmüş ve
parti içi huzursuzluklara yol açmıştır. Bu tercihler, kurumsal kapasitenin
zayıflamasına ve seçmen nezdinde güvensizliğe neden olmuştur.
Kendisini Güçlendirme Aracı Olarak Kadro Atamaları
Belediye meclisi ve ilçe
adayları üzerinden kendisine bağlı bir siyasal blok oluşturması demokratik
temsil ve yerel katılım ilkelerini zedelemiştir. Bu güç merkezileşmesi parti
içi yarışmanın adil zeminden sapmasına ve örgüt yapısında yozlaşmaya neden
olmuştur.
SİYASAL ARKA
PLAN VE PARTİ İÇİ ALGI DEVİNGENLERİ
Ekrem İmamoğlu’nun yönetsel uygulamaları
yalnızca kamu yönetimi teknikleri açısından değil aynı zamanda siyasal
iletişim, parti içi dengeler ve kamuoyunda oluşturduğu temsil biçimi açısından
da değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, bazı kesimlerde giderek artan bir
güvensizlik duygusu, sadece uygulamalardaki teknik eksikliklerden değil, aynı
zamanda liderin söylem biçimi, karar alma biçemi ve siyasal etikle kurduğu
ilişkiden kaynaklanmaktadır.
CHP içinde ve yakın çevresinde
dile getirilen bazı eleştiriler, İmamoğlu’nun içtenliği, siyasal bagajı, dış siyasa
vizyonu ve kurumsal sadakat düzeyi konusunda ciddi duraksamalar içermektedir.
Parti örgütü içinde farklı kesimlerin, geçmiş dönemdeki tutarsızlıklar,
simgesel duruşlar ya da siyasal hırsın öncelenmesi nedeniyle güven zemininde
aşınma yaşadığı savlanmaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde
öne çıkan kişisel liderlik arayışları, kimi partililerce partinin tarihsel
değerleri ve savaşım uygulamalarıyla örtüşmeyen bir ‘kariyerizm’ olarak
değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerde, İmamoğlu’nun AKP karşıtlığı
üzerinden yükselen bir mağdurluk imajına yaslandığı ve bu algının siyasal
derinliği olmayan, hamasete dayalı bir popülizme kapı araladığı yönünde
eleştiriler öne çıkmaktadır. Dahası, bazı partililer arasında iktidarın gitmesi
uğruna kimin geleceği önemli değil anlayışının egemen olmaya başlaması siyasal seçeneğin
niteliği konusundaki tartışmaları artırmıştır.
İfade edilen bu rahatsızlıklar,
yer yer çok sert ve kişisel düzeyde olmakla birlikte, partinin siyasal ve etik
yönelimi bakımından dikkate alınması gereken sinyaller içermektedir. CHP’nin
yüzyılı aşan tarihsel birikimi etik temeller üzerine kurulu bir siyaset
anlayışını zorunlu kılar. Bu nedenle, liderlik biçeminin sadece seçim başarısı
üzerinden değil tutarlılık, saydamlık, kolektif sorumluluk ve örgütsel ahlak
ilkeleri temelinde de değerlendirilmesi gerekmektedir.
GENEL DEĞERLENDİRME, SONUÇ VE ÖNERİLER
Bu tür yönetimsel eksikliklerin
tekrarlanmaması, yalnızca bireysel liderlik biçimlerinin değil, aynı zamanda
belediyelerde kurumsal denge-denetim mekanizmalarının yeniden tasarlanmasıyla olanaklıdır.
Özellikle büyükşehir belediyelerinde, hesap verebilirlik, liyakat esaslı atama
ve uzun vadeli stratejik planların sürekliliği ve yönetişim kapasitesinin temel
belirleyicileri olarak öne çıkmaktadır.
Yerel yönetimler, sadece hizmet
sunumunun değil, aynı zamanda kentsel geleceğin stratejik planlamasının da
merkezinde yer almaktadır. Bu bağlamda İstanbul gibi küresel ölçekte bir megakenti
yöneten siyasal figürlerin, sadece güncel talepleri değil aynı zamanda uzun
vadeli gelişmeleri de öngörebilecek bir kurumsal kapasiteye ve vizyona sahip
olmaları beklenir. Ancak son yıllarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi
yönetiminde gözlemlenen uygulamalar kamuoyunun büyük kesimlerinde bu
beklentilere dönük ciddi duraksamaların doğmasına neden olmuştur.
İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun liderliğindeki yönetim, başlangıçta demokratikleşme,
katılım, saydamlık ve toplumsal belediyecilik vaatleriyle kamuoyunda olumlu bir
beklenti oluşturmuştur. Ancak zaman içerisinde, bu vaatlerin birçoğunun simgesel
düzeyde kaldığı, temel sorunlara yapısal çözümler üretilemediği, buna karşın
siyasal popülizmin ve kişisel kariyer hedeflerinin öne çıktığı bir yönetsel
model şekillenmiştir.
Öncelikle, Belediye Başkanı’nın
adaylığını çok erken, zamansız ve fevkalade istekli bir şekilde açıklaması bu
süreci kişisel bir fırsat olarak gördüğünü düşündürmektedir. İktidar bloğunun
yıprandığı bir dönemde muhalefet adına stratejik bir toparlanma gerekliliği
ortadayken bireysel hırsların belirleyici olduğu bu çıkış toplumsal muhalefet
açısından bütüncül bir strateji geliştirilmesini engellemiştir. Başkanın, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi bütçesinden Türkiye genelinde tesisler yapması ve açması,
çok sayıda ili dolaşarak söylevler vermesi ve bu niyetini aleni bir şekilde
kamuoyuna açıklaması da İstanbul’un ağır sorunlarını ikinci plana iten bir
siyasal tutumun göstergesidir.
Yönetsel düzeyde ise liyakat ve
kurumsal kapasite açısından ciddi sorunlar mevcuttur. Yerel seçimlerde,
özellikle ilçe belediyeleri bağlamında genç, deneyimsiz ve liyakat açısından
tartışmalı adayların öne çıkarılması başkanın kendisine bağlı bir meclis grubu
oluşturma çabası olarak yorumlanmıştır. Bu yaklaşım, yönetsel etkililik ve
toplumsal temsil yeteneğini zayıflatmakta ve partizanlıkla yönetim arasında
keskin bir çizginin silikleştiğini göstermektedir.
İstanbul Büyükşehir
Belediyesi'nin personel siyasası da önemli bir kurumsal zayıflık alanıdır.
100.000’in üzerinde çalışana sahip olan bu dev kamu örgütünde kapsamlı bir
insan gücü planlaması yapılmamış ve yetkin personel sayısı sınırlı kalırken
yüksek sayıda gereksiz kadro istihdam edilmiştir. Belediyede örgütsel gelişimin
desteklenmemesi, kurumsal hafızanın zayıflaması ve kamu hizmetlerinde ölçünleştirme
sağlanamaması ile sonuçlanmıştır.
Bunlara ek olarak, İstanbul’un
uzun vadeli gelişimi konusunda net bir vizyonun bulunmadığı da
gözlemlenmektedir. 10, 20 ve 50 yıllık projeksiyonların olmadığı, kentin gereksinmelerinin
dönemsel siyasal gündemlere ve takvimlere göre yeniden tanımlandığı
görülmektedir. Oysa İstanbul gibi bir megakent ulaşım altyapısından iklim
değişikliğine, sayısallaşmadan kentsel yoksulluğa kadar çok boyutlu
stratejileri zorunlu kılmaktadır. Bu alanlarda gereken dönüşümler yerine toplumsal
belediyecilik adı altında popülist harcamaların artırılması geçici ve dağınık
yardım programlarıyla seçmen bağlılığı sağlamaya yönelik bir yaklaşımı işaret
etmektedir.
Bir başka dikkat çekici konu da
kamuoyunun bilgi edinme hakkının zayıflatılmasıdır. Karadeniz gezisi örneğinde
görüldüğü üzere, belediye başkanıyla birlikte geziye sadece iktidara yakın
isimlerin davet edilmesi, eleştirel ve bağımsız gazetecilerin dışlanması,
demokratik hesap verebilirlik açısından ciddi bir sorundur. Bu yaklaşım, kamu
yöneticisinin değil, siyasal aktörün refleksidir.
Son olarak, İstanbul’da içme
suyuna yapılan yüksek oranlı zamlar da toplumsal adalet ve halk yararı
ilkeleriyle çelişmektedir. Su gibi temel bir gereksinim kaleminde
fiyatlandırmanın bu ölçüde yükseltilmesi toplumsal belediyecilik savlarıyla
açık bir çelişki içindedir.
Bütün bu örnekler, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi yönetiminin yönetsel verimlilik ve etkililikten çok
siyasal hedeflere yöneldiğini, popülizm, simgesel uygulamalar ve kişisel
kariyer kurmanın kurumsal reformların önüne geçtiğini göstermektedir. Yerel
yönetimlerde başarı sadece seçim kazanmakla değil aynı zamanda sürdürülebilir
ve adil bir kamu yönetimi oluşturmakla ölçülmelidir. Bu bağlamda, İstanbul’un
mevcut yönetimi büyük ölçüde kaçırılan bir fırsatı temsil etmektedir.
İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanı'nın izlediği siyasal çizgi, yerel yönetim kapasitesinin
geliştirilmesinden çok bireysel siyasal hedeflerin gerçekleştirilmesine odaklı
bir görünüm sunmaktadır. Popülist adımlar, liyakat dışı tercihler ve kurumsal
gelişimin göz ardı edilmesi, İstanbul’un geleceğini riske atan uygulamalar
olarak değerlendirilmelidir. Bu çözümleme, bir kişiyi değil, yerel
yönetimlerdeki siyasal istismarın ve yönetsel yetersizliklerin daha geniş bir
bağlamda sorgulanmasını amaçlamaktadır. Bu konuda daha fazla bilgi almak
isteyenler “Belediyelerde Yolsuzluk” başlıklı araştırmamı okumalıdır.
İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yönetiminde ortaya çıkan çözümleyici, ideolojik,
iletişimsel ve stratejik hata türleri sadece belediyenin işleyişinde aksamalara
yol açmamış aynı zamanda İstanbul’un sosyo-politik devingenlerinde de çeşitli
kırılmalara neden olmuştur. Bu hata ve eksikliklerin giderilmesi, kurumsal
kapasitenin güçlendirilmesi, siyasal vizyonun netleştirilmesi, iletişim
stratejilerinin yeniden yapılandırılması ve uzun vadeli planlama disiplininin
benimsenmesiyle olanaklı olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder