Başarısız Darbeden Rejim Dönüşümüne:
15 Temmuz'un Türkiye Siyasetindeki Kurucu Rolü
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
15 Temmuz 2016 darbe girişimini yalnızca başarısız bir askeri müdahale girişimi
olarak değil, Türkiye'nin siyasal rejimi ve devlet mimarisi üzerinde uzun
dönemli etkiler yaratan önemli bir tarihsel dönemeç olarak incelemektedir.
Araştırmanın temel amacı, 15 Temmuz'un siyaset bilimi açısından simgesel
anlamını açıklamak ve Türkiye'nin siyasal gelişim çizgisini nasıl etkilediğini çözümlemektir.
Çalışma, tarihsel kurumsalcılık, önemli dönemeç kuramı, kurucu kriz yaklaşımı
ve yarışmacı otoriterleşme yazınını bir araya getiren bütünleşik bir kuramsal
çerçeveye dayanmaktadır. Yöntem olarak süreç izleme (process tracing),
çıkarımsal çözümleme (inferential analysis) ve yazar tarafından
geliştirilen Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımı
birlikte kullanılmıştır. Bulgular, 15 Temmuz'un tek başına rejim dönüşümünün
nedeni olmadığını ancak daha önce başlamış siyasal ve kurumsal eğilimleri
hızlandıran, yeni meşruluk çerçeveleri oluşturan ve devlet kurumlarının yeniden
yapılandırılmasına olanak sağlayan önemli bir dönemeç işlevi gördüğünü
göstermektedir. Çalışma ayrıca, başarısız darbelerin askeri amaçlarına
ulaşamasalar bile, siyasal sistemlerin yeniden yapılanmasında kurucu etkiler
yaratabileceklerini ileri süren yeni bir çözümleyici model önermektedir. Bu
yönüyle araştırma, darbe çalışmaları, rejim dönüşümü yazını ve karşılaştırmalı
siyaset alanına kuramsal ve yöntemsel katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Anahtar
Kelimeler: 15
Temmuz, darbe girişimi, önemli dönemeç, kurucu kriz, rejim dönüşümü, yarışmacı
otoriterlik, süreç izleme, tarihsel kurumsalcılık, SGSÇ, Türkiye.
Abstract
This article examines the failed coup attempt of 15
July 2016 not merely as an unsuccessful military intervention but as a critical
historical juncture that produced long-term consequences for Turkey's political
regime and state architecture. The study aims to explain the symbolic
significance of the July 15 coup attempt from a political science perspective
and to analyze its role in reshaping Turkey's political trajectory. The
theoretical framework integrates historical institutionalism, critical juncture
theory, the concept of constitutive crisis, and the literature on competitive
authoritarianism. Methodologically, the study combines process tracing,
inferential analysis, and the author's Continuous Socio-Political Analysis
(CSPA) approach. The findings suggest that the July 15 coup attempt was not the
sole cause of regime transformation; rather, it accelerated pre-existing
political and institutional trends, generated new sources of political
legitimacy, and facilitated the restructuring of state institutions.
Furthermore, the study proposes an analytical model arguing that failed coups
may produce profound institutional and political transformations even when they
fail to seize political power. By doing so, the article contributes to the
comparative literature on coups, regime transformation, historical
institutionalism, and political methodology.
Keywords: July 15 coup
attempt, failed coup, critical juncture, constitutive crisis, regime
transformation, competitive authoritarianism, process tracing, historical
institutionalism, Continuous Socio-Political Analysis (CSPA), Turkey.
GİRİŞ
15 Temmuz
2016 tarihinde Türkiye yakın siyasal tarihinin en önemli krizlerinden biriyle
karşı karşıya kalmıştır. Başarısızlıkla sonuçlanan askeri darbe girişimi
yalnızca devletin anayasal düzenini hedef alan bir güvenlik tehdidi olarak
değil, aynı zamanda Türkiye'nin siyasal kurumlarını, yönetim yapısını ve rejim devingenlerini
derinden etkileyen tarihsel bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Başarısız
darbeler çoğunlukla başarısız siyasal olaylar olarak değerlendirilmektedir.
Oysa bazı başarısız darbeler, siyasal rejimler üzerinde başarılı darbeler kadar
derin ve kalıcı etkiler yaratabilmektedir. Bu çalışma, 15 Temmuz 2016 darbe
girişimini bu kuramsal problem çerçevesinde incelemektedir. Aradan geçen on yıl
içinde olayın kronolojisi, aktörleri, örgütlenme biçimi, hukuksal sonuçları ve
toplumsal etkileri üzerine geniş bir yazın oluşmuştur. Buna karşın, 15
Temmuz'un siyaset bilimi açısından taşıdığı kuramsal anlam ile Türkiye'nin
siyasal rejiminin evrimindeki rolü henüz yeterince açıklığa kavuşturulmuş
değildir. Bu çalışma başarısız darbelerin rejim dönüşümündeki kurucu rolünü
açıklayan yeni bir siyaset bilimi modeli geliştirmektedir.
Mevcut
çalışmaların önemli bir bölümü darbe girişiminin nedenleri, planlanma süreci, askeri
gelişim süreci ve bastırılma biçimi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu yaklaşım
kuşkusuz olayın anlaşılması açısından önemlidir. Bununla birlikte, siyaset
biliminin temel sorusu yalnızca bir darbenin neden gerçekleştiği değildir. Aynı
derecede önemli olan soru başarısızlıkla sonuçlanan bir darbe girişiminin nasıl
olup da bir ülkenin siyasal rejimini yeniden şekillendiren tarihsel bir
kırılmaya dönüşebildiğidir. Bu yönüyle 15 Temmuz yalnızca incelenmesi gereken
bir siyasal olay değil, aynı zamanda rejim dönüşümünü açıklayabilecek kuramsal
bir olgudur.
Bu çalışma,
15 Temmuz'u yalnızca başarısız bir askeri darbe girişimi olarak ele
almamaktadır. Çalışmanın temel varsayımı olayın siyasal öneminin darbe
gecesinde yaşananlarla sınırlı olmadığı ve asıl belirleyici etkisinin
sonrasında ortaya çıkan kurumsal yeniden yapılanma, yönetim anlayışındaki
değişim, yürütme organının güç yoğunlaşması, güvenlik mimarisinin yeniden
tasarlanması ve devlet-toplum ilişkilerinin yeniden tanımlanması sürecinde ortaya
çıktığıdır. Bu nedenle makale 15 Temmuz'u hem kendi tarihsel bağlamı içinde çözümlemekte
hem de onu Türkiye'deki rejim dönüşümünün açıklanmasında merkezi bir çözümleyici
değişken olarak değerlendirmektedir.
Bu çerçevede
çalışma iki temel araştırma sorusuna yanıt aramaktadır. Birinci soru, 15 Temmuz
2016'nın siyaset bilimi kuramları açısından nasıl kavramsallaştırılması
gerektiğidir. İkinci soru ise 15 Temmuz'un Türkiye'nin siyasal rejiminin
evrimini hangi nedensel mekanizmalar aracılığıyla etkilediğidir. Bu iki soru
birbirinden bağımsız değildir. Aksine, 15 Temmuz'un siyasal niteliği doğru
biçimde açıklanmadan onun rejim dönüşümündeki rolünün anlaşılması olanaklı
değildir.
Bu çalışma,
tarihsel kurumsalcılık, rejim dönüşümü ve otoriterleşme yazınlarını ortak bir çözümleyici
çerçevede buluşturmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda 15 Temmuz, yalnızca
Türkiye'ye özgü tarihsel bir olay olarak değil, başarısız darbe girişimlerinin
siyasal rejimlerin yeniden yapılanmasında oynayabileceği rolü tartışmaya açan
karşılaştırmalı bir örnek olay olarak ele alınmaktadır. Böylece çalışma, darbe yazını
ile rejim dönüşümü yazını arasında kuramsal bir köprü kurmayı ve Türkiye örneği
üzerinden siyaset bilimine daha genel çıkarımlar sunmayı hedeflemektedir.
Amaç ve
Hedefler
Bu
çalışmanın temel amacı, 15 Temmuz 2016 darbe girişimini yalnızca başarısız bir askeri
müdahale olarak değil, Türkiye'nin siyasal rejiminin dönüşümünde belirleyici
rol oynayan önemli bir siyasal dönemeç olarak incelemektir. Çalışma, darbe
girişiminin askeri veya hukuksal boyutundan çok siyaset bilimi kuramları
çerçevesinde taşıdığı çözümleyici anlamı ve Türkiye'nin siyasal gelişim çizgisi
üzerindeki etkilerini açıklamayı hedeflemektedir. Bu genel amaç doğrultusunda
çalışma beş temel hedefe yönelmektedir:
15 Temmuz'u siyaset bilimi yazınında yer alan darbe, önemli
dönemeç (critical juncture), kurucu kriz (founding crisis),
kurucu anlatı (founding narrative) ve rejim dönüşümü kavramları
çerçevesinde kavramsallaştırmak.
15 Temmuz öncesinde Türkiye'de yaşanan siyasal, kurumsal ve
devlet içi güç savaşımını darbe girişiminin ortaya çıkışını açıklayan tarihsel
bağlam içinde değerlendirmek.
Darbe girişiminin ardından gerçekleşen anayasal, yönetsel,
hukuksal ve kurumsal değişimleri çözümleyerek Türkiye'nin siyasal rejiminin
hangi mekanizmalar aracılığıyla dönüştüğünü ortaya koymak.
15 Temmuz'un yalnızca bir güvenlik krizi değil, aynı zamanda
yeni siyasal düzenin meşruluğunun oluşumunda ve devletin yeniden
yapılandırılmasında işlev gören kurucu bir siyasal olay olup olmadığını siyaset
bilimi kuramları ışığında değerlendirmek.
Türkiye örneğinden hareketle, başarısız darbe girişimlerinin
rejim dönüşümündeki rolüne ilişkin karşılaştırmalı siyaset yazınına kuramsal ve
yöntemsel katkı sunmak.
Bu çalışma,
15 Temmuz'a ilişkin tarihsel veya siyasal tartışmaları yeniden üretmeyi
amaçlamamaktadır. Temel hedefi, bu olayı siyaset biliminin kavramsal
araçlarıyla açıklamak ve Türkiye'deki rejim dönüşümünü tarihsel bağlamı,
kurumsal devingenleri ve nedensel mekanizmaları birlikte ele alan çözümleyici
bir çerçeve geliştirmektir.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma
aşağıdaki üç temel araştırma sorusuna yanıt aramaktadır:
15 Temmuz 2016 darbe girişiminin siyaset bilimi açısından
simgesel ve kuramsal anlamı nedir? Bu soru kapsamında 15 Temmuz'un başarısız
bir askeri darbe girişimi olmanın ötesinde, önemli dönemeç (critical
juncture), kurucu kriz (founding crisis), kurucu anlatı (founding
narrative) ve rejim dönüştürücü siyasal olay gibi kuramsal yaklaşımlar
çerçevesinde nasıl kavramsallaştırılabileceği incelenmektedir.
15 Temmuz 2016 Türkiye'nin siyasal rejiminin dönüşümünde
nasıl bir rol oynamıştır? Bu soru kapsamında darbe girişiminin ardından
gerçekleşen anayasal, yönetsel, hukuksal ve kurumsal değişimlerin Türkiye'nin
siyasal rejiminin evrimini hangi mekanizmalar aracılığıyla etkilediği ve bu
dönüşümün siyaset bilimi yazını açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiği çözümlenmektedir.
15 Temmuz sonrasında Türkiye'deki rejim dönüşümü hangi
siyasal ve kurumsal mekanizmalar aracılığıyla gerçekleşmiştir?
YÖNTEM
Araştırma
Tasarımı
Bu çalışma,
nitel araştırma yaklaşımına dayalı açıklayıcı bir tek örnek olay incelemesi
(explanatory single-case study) olarak tasarlanmıştır. İnceleme konusu olan
15 Temmuz 2016 darbe girişimi, yalnızca Türkiye'nin yakın siyasal tarihindeki
önemli bir olay olarak değil, aynı zamanda siyasal rejim dönüşümünü açıklamaya
elverişli önemli bir örnek olay (critical case) olarak ele alınmaktadır.
Bu tercih çalışmanın temel araştırma sorularından kaynaklanmaktadır.
Araştırmanın amacı, darbe girişiminin kronolojik gelişimini yeniden anlatmak
veya aktörlerin hukuksal sorumluluklarını tartışmak değildir. Temel amaç, 15
Temmuz'un siyaset bilimi açısından taşıdığı simgesel ve kuramsal anlamı
açıklamak ve bu olayın Türkiye'nin siyasal rejiminin dönüşümündeki rolünü çözümlemektir.
Bu doğrultuda çalışma, açıklayıcı örnek olay incelemelerinin temel varsayımını
benimsemektedir. Buna göre, tek bir olay uygun kuramsal çerçeve ve sistemli
yöntem kullanıldığında yalnızca incelenen olaya ilişkin değil, daha genel
kuramsal tartışmalara da katkı sağlayabilir. Bu nedenle 15 Temmuz Türkiye'ye
özgü tarihsel bir olay olmasının ötesinde, başarısız darbe girişimlerinin
siyasal rejimlerin dönüşümündeki rolünü incelemek açısından çözümleyici değeri
yüksek bir araştırma nesnesi olarak değerlendirilmektedir. Araştırmanın
tasarımı üç temel ilkeye dayanmaktadır. Birinci ilke, olayın tarihsel
bağlamından koparılmadan incelenmesidir. Bu nedenle çözümleme, yalnızca 15
Temmuz gecesiyle sınırlı tutulmamış ve darbe öncesinde şekillenen siyasal ve
kurumsal gelişmeler ile darbe sonrasında ortaya çıkan anayasal, yönetsel ve
kurumsal dönüşümler aynı çözümleyici süreç içinde değerlendirilmiştir. Böylece
darbe girişimi, tekil ve yalıtılmış bir olay olarak değil, uzun dönemli bir
siyasal dönüşüm sürecinin önemli dönemeçlerinden biri olarak ele alınmıştır. İkinci
ilke, açıklayıcı çözümleme ile betimleyici anlatının birbirinden ayrılmasıdır.
Çalışma, olayların kronolojik sıralanmasını amaçlamamakta ve bunların siyaset
bilimi kuramları açısından taşıdığı anlamı ve nedensel ilişkilerini açıklamaya
odaklanmaktadır. Bu nedenle çözümleme "ne oldu?" sorusunun ötesine
geçerek "neden önemliydi?" ve "Türkiye'nin siyasal rejimini
hangi mekanizmalar aracılığıyla etkiledi?" sorularına yanıt aramaktadır. Üçüncü
ilke ise çözümleyici tarafsızlıktır. Çalışma, kamuoyunda yer alan siyasal veya
hukuksal tartışmalardan bağımsız olarak, doğrulanabilir görgül (ampirik) bulgular
ile bu bulgulardan hareketle geliştirilen çözümleyici çıkarımları birbirinden
açık biçimde ayırmaktadır. Böylece araştırma, herhangi bir siyasal görüşü
doğrulamayı ya da çürütmeyi değil, mevcut kanıtların siyaset bilimi kuramları
çerçevesinde hangi açıklamaları desteklediğini sistemli biçimde değerlendirmeyi
amaçlamaktadır. Bu araştırma tasarımı, 15 Temmuz'u yalnızca tarihsel bir olay
olarak değil, Türkiye'de rejim dönüşümünü açıklayan devingen bir siyasal süreç
olarak incelemeye olanak sağlamaktadır. Bu çerçevede izleyen bölümlerde süreç
izleme yöntemi ile Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımı
birlikte kullanılarak olayın nedensel mekanizmaları ve uzun dönemli siyasal sonuçları
bütüncül bir çözümleme içinde değerlendirilecektir.
Süreç
İzleme (Process Tracing)
Bu
çalışmanın temel yöntemsel bileşenini süreç izleme (process tracing)
oluşturmaktadır. Süreç izleme, belirli bir siyasal sonucun hangi nedensel
mekanizmalar aracılığıyla ortaya çıktığını açıklamayı amaçlayan ve özellikle
tek olay araştırmalarında yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Çalışmada
süreç izleme, 15 Temmuz darbe girişiminin yalnızca gerçekleşme sürecini değil,
aynı zamanda bu olay ile darbe sonrasında ortaya çıkan rejim dönüşümü
arasındaki nedensel bağlantıları ortaya koymak amacıyla kullanılmaktadır. Bu
yaklaşım, darbe öncesindeki siyasal gelişmeler, devlet içindeki güç savaşımları,
karar alma süreçleri, darbe girişiminin seyri ve sonrasında gerçekleştirilen
anayasal ve kurumsal değişiklikleri birbirinden bağımsız olaylar olarak değil,
birbirine bağlı bir nedensel süreç olarak değerlendirmektedir. Böylece çözümleme,
yalnızca olayların kronolojik sıralanmasına değil, bu olaylar arasındaki
nedensel mekanizmaların belirlenmesine odaklanmaktadır. Süreç izleme yöntemi,
özellikle üç çözümleyici unsurun incelenmesine olanak sağlamaktadır: (i) karar
alıcıların stratejik tercihleri, (ii) önemli dönemeçlerin siyasal süreç
üzerindeki etkileri ve (iii) bu tercih ve dönemeçleri birbirine bağlayan
nedensel mekanizmalar. Böylece araştırma, yalnızca "ne oldu?"
sorusunu değil, "hangi süreçler sonunda bu sonuç ortaya çıktı?"
sorusunu da sistemli biçimde incelemektedir.
Sürekli
Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ)
Bu çalışma,
süreç izleme yöntemini Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ)
yaklaşımı ile bütünleştirmektedir. SGSÇ, siyasal krizlerin ve rejim
dönüşümlerinin durağan olaylar değil, sürekli değişen ve yeni bilgi üretmeye
devam eden devingen süreçler olduğu varsayımına dayanmaktadır. Bu nedenle çözümleme,
yalnızca belirli bir zaman kesitine değil, olayların zaman içinde değişen
siyasal, kurumsal ve uluslararası bağlamına da odaklanmaktadır. Süreç izleme
yöntemi nedensel mekanizmaların ortaya çıkarılmasında güçlü bir çözümleyici
araç sunmaktadır. Bununla birlikte, karmaşık siyasal krizlerde yeni belgelerin
ortaya çıkması, yeni tanıklıkların açıklanması, kurumsal değişimlerin devam
etmesi ve uluslararası gelişmelerin süreci etkilemesi, çözümlemelerin zaman
içinde güncellenmesini gerekli kılmaktadır. SGSÇ, tam da bu gereksinime yanıt
vermek amacıyla geliştirilmiştir. Bu yaklaşımda süreç izleme yöntemi nedensel
mekanizmaların belirlenmesini sağlarken, SGSÇ bu mekanizmaların yeni bilgi ve
bulgular ışığında yeniden değerlendirilmesine olanak vermektedir. Böylece
çalışma, doğrusal ve durağan bir çözümleme yerine geri besleme mekanizmalarını
dikkate alan devingen ve çok katmanlı bir çözümleme çerçevesi benimsemektedir. Bu
amaçla süreç izleme, çıkarımsal çözümleme ve bu çalışmada geliştirilen Sürekli
Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımı birlikte kullanılmaktadır.
SGSÇ, siyasal krizlerin yeni bilgiler ışığında devingen biçimde yeniden
değerlendirilmesini sağlayan tamamlayıcı bir çözümleme çerçevesi sunmaktadır.
Çıkarımsal
Çözümleme (Inferential Analysis)
Bu
araştırmanın temel yöntemsel ilkelerinden biri doğrulanmış görgül bulgular ile
bu bulgulardan hareketle geliştirilen çıkarımsal değerlendirmelerin birbirinden
açık biçimde ayrılmasıdır. Özellikle devletin üst düzey karar alma süreçlerine
ilişkin araştırmalarda bütün birincil belgelere erişimin olanaklı olmaması toplumsal
ve siyasal bilimlerde çıkarımsal çözümlemeleri kaçınılmaz kılmaktadır. Bu
çalışmada çıkarımsal çözümleme, doğrudan gözlemlenemeyen süreçler hakkında
kesin hükümler vermek amacıyla değil, mevcut görgül bulguların hangi
açıklamaları daha güçlü desteklediğini değerlendirmek amacıyla
kullanılmaktadır. Bu nedenle araştırmada ulaşılan her çıkarım gözlemlenebilir
olgular, doğrulanabilir belgeler ve kuramsal tutarlılık çerçevesinde ele
alınmaktadır. Aynı zamanda çalışma, farklı açıklamaları araştırmanın ayrılmaz
bir parçası olarak kabul etmektedir. Tek bir açıklamayı doğrulamaya yönelik bir
yaklaşım yerine, rakip açıklamalar sistemli biçimde değerlendirilmekte ve
mevcut kanıtların açıklayıcılık gücü karşılaştırmalı olarak çözümlenmektedir.
Böylece çıkarımlar, doğrulanmış olguların yerine geçirilmemekte aksine mevcut
kanıtların çözümleyici yorumları olarak sunulmaktadır.
Veri
Kaynakları
Araştırmada
kullanılan veriler çoklu kaynak yaklaşımı doğrultusunda derlenmiştir. Başlıca
veri kaynaklarını anayasal ve yasal düzenlemeler, Türkiye Büyük Millet Meclisi
tutanakları ve komisyon belgeleri, Cumhurbaşkanlığı ile ilgili kamu
kurumlarının resmi açıklamaları, yargı kararları, ulusal ve uluslararası
kuruluşların raporları, hakemli akademik yayınlar, güvenilir medya arşivleri ve
konuya ilişkin bilimsel araştırmalar oluşturmaktadır. Farklı kaynaklardan elde
edilen bilgiler karşılaştırmalı olarak değerlendirilerek bulguların
güvenilirliği ve iç tutarlılığı artırılmaya çalışılmıştır.
Araştırmanın
Sınırlılıkları
15 Temmuz
darbe girişimi önemli ölçüde güvenlik, istihbarat ve üst düzey siyasal karar
alma süreçlerini içeren karmaşık bir olaydır. Bu süreçlere ilişkin birçok belge
ve kayıt kamuoyuna açık değildir. Dolayısıyla araştırma, erişilebilir ve
doğrulanabilir görgül verilerle sınırlıdır. Bu sınırlılık, çalışmanın temel
yöntemsel yaklaşımını da belirlemektedir. Araştırma, kamuoyuna açık olmayan
bilgi ve belgelere ilişkin kesin hükümler üretmeyi amaçlamamakta ve mevcut görgül
bulguların desteklediği nedensel açıklamaları değerlendirmektedir. Bu nedenle
ulaşılan sonuçlar kesin doğrular olarak değil, kullanılan kuramsal çerçeve,
yöntem ve mevcut kanıtlar temelinde geliştirilen çözümleyici değerlendirmeler
olarak sunulmaktadır. Bu yaklaşım hem bilimsel saydamlığın korunmasına hem de
araştırmanın yeniden değerlendirilebilir ve geliştirilebilir olmasına olanak
sağlamaktadır.
ÇÖZÜMLEYİCİ
ÖNERMELER
1) 15 Temmuz 2016 yalnızca başarısız bir
askeri darbe girişimi değil, Türkiye'nin siyasal rejim dönüşümünü hızlandıran önemli
bir dönemeçtir.
2) 15 Temmuz'un siyaset bilimi açısından
önemi darbe girişiminin askeri sonucundan çok yeni siyasal düzenin meşruluğunu
ve kurumsal yeniden yapılanmasını şekillendiren kurucu bir siyasal olay
olmasından kaynaklanmaktadır.
3) 15 Temmuz sonrasında gerçekleşen
anayasal, yönetsel ve kurumsal değişimler, birbirinden bağımsız reformlar
olarak değil, rejim dönüşümünün birbirini tamamlayan nedensel mekanizmaları
olarak değerlendirilmelidir.
4) 15 Temmuz'un siyasal etkileri
yalnızca darbe gecesi yaşanan gelişmeler incelenerek açıklanamaz ve olay öncesi
güç savaşımı, darbe süreci ve darbe sonrası kurumsal dönüşüm tek bir çözümleyici
süreç içinde değerlendirilmelidir.
5) Başarısız darbe girişimleri belirli
siyasal koşullar altında yeni rejimlerin kurumsallaşmasını hızlandıran kurucu
siyasal olaylara dönüşebilir.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Darbeler
ve Başarısız Darbeler: Kavramsal Yaklaşımlar
Mevcut darbe
yazını büyük ölçüde darbelerin başarı veya başarısızlık nedenlerine
odaklanırken, başarısız darbelerin uzun dönemli rejim etkilerini açıklayan
çalışmalar sınırlıdır. Darbeler, siyaset bilimi yazınında uzun yıllar boyunca
ağırlıklı olarak askeri müdahaleler, iktidarın zor kullanılarak ele geçirilmesi
ve demokratik siyasal düzenin kesintiye uğraması bağlamında incelenmiştir.
Klasik çalışmalar darbelerin nedenleri, aktörleri, başarı koşulları ve
demokratik rejimler üzerindeki etkileri üzerinde yoğunlaşırken, daha yakın
dönem araştırmaları darbeleri yalnızca askeri olaylar olarak değil, devlet
kapasitesi, sivil-asker ilişkileri, kurumsal yapı ve siyasal rejim devingenleriyle
yakından ilişkili çok boyutlu süreçler olarak değerlendirmektedir. Bu gelişim,
darbe çalışmalarını yalnızca güvenlik eksenli çözümlemelerin ötesine taşıyarak
karşılaştırmalı siyaset ve rejim çalışmalarıyla bütünleştirmiştir. Bu yazında
darbeler çoğunlukla başarı ya da başarısızlıklarına göre sınıflandırılmaktadır.
Başarılı darbeler mevcut siyasal iktidarın devrilmesiyle sonuçlanırken,
başarısız darbeler hedeflenen iktidar değişikliğini gerçekleştiremez. Ancak bu
ayrım, başarısız darbelerin siyasal etkilerinin sınırlı olduğu anlamına
gelmemektedir. Aksine son yıllarda yapılan çalışmalar, başarısız darbe
girişimlerinin de siyasal kurumlar, devlet kapasitesi, güvenlik aygıtı ve
rejimlerin meşruluk stratejileri üzerinde uzun dönemli etkiler yaratabileceğini
göstermektedir. Bu nedenle başarısız darbeler yalnızca sonuçsuz kalan askeri
girişimler olarak değil, sonraki siyasal gelişmeleri şekillendirebilen önemli
siyasal olaylar olarak da incelenmeye başlanmıştır. Bununla birlikte mevcut yazının
önemli bir bölümü başarısız darbeleri çoğunlukla güvenlik siyasaları, askeri
reformlar veya darbe girişimlerinin bastırılması bağlamında ele almakta ve bu
olayların siyasal rejimlerin yeniden yapılandırılmasındaki kurucu rolünü sistemli
biçimde açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Başarısız darbe girişimlerinin hangi
koşullar altında kapsamlı anayasal değişimlere, devlet örgütlenmesinin yeniden
yapılandırılmasına ve siyasal meşruluğun yeniden tanımlanmasına zemin
hazırladığı sorusu yazında henüz sınırlı ölçüde incelenmiştir. Bu çalışma, söz
konusu boşluktan hareket etmektedir. Araştırma, 15 Temmuz 2016 darbe girişimini
yalnızca başarısız bir askeri müdahale olarak değerlendirmemekte ve bu olayın
Türkiye'de siyasal rejim dönüşümünü hızlandıran ve yeni siyasal düzenin
kurumsallaşmasına katkıda bulunan önemli bir siyasal süreç olarak çözümlenmesi
gerektiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla çalışmanın odağı darbenin neden
başarısız olduğu değil, başarısızlığın ardından ortaya çıkan siyasal ve
kurumsal dönüşümün nasıl gerçekleştiği ve hangi mekanizmalar aracılığıyla yeni
bir rejim mimarisinin oluşumuna katkı sağladığıdır. Bu yaklaşım, darbelerin
yalnızca iktidarı değiştirmeyi amaçlayan askeri müdahaleler olarak değil, aynı
zamanda devlet ile siyasal rejim arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı
tarihsel kırılma anları olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir. Böyle bir bakış
açısı darbe çalışmalarını rejim dönüşümü tarihsel kurumsalcılık ve önemli
dönemeç yazınıyla buluşturarak daha geniş bir çözümleyici çerçeve sunmaktadır.
Bu nedenle izleyen alt bölümlerde 15 Temmuz'un siyaset bilimi açısından
taşıdığı anlamı açıklayabilmek için önemli dönemeç, rejim dönüşümü, kurucu kriz
ve kurucu anlatı kavramları birlikte ele alınacaktır.
Ara
Değerlendirme
Darbe yazını,
darbe girişimlerinin nedenlerini ve sonuçlarını açıklamada önemli bir kuramsal
birikim sunmaktadır. Bununla birlikte, başarısız darbe girişimlerinin rejim
dönüşümündeki kurucu rolü henüz yeterince kuramsallaştırılmış değildir. Bu
çalışma, tam da bu boşluğu hedeflemektedir. Temel savı, başarısız darbelerin
yalnızca sonuçsuz kalan askeri müdahaleler olarak değil, belirli siyasal
koşullar altında yeni kurumsal düzenlerin oluşumunu hızlandırabilen kurucu
siyasal olaylar olarak da çözümlenmesi gerektiğidir. Bu önerme izleyen kuramsal
tartışmaların ve görgül çözümlemenin hareket noktasını oluşturmaktadır.
Önemli
Dönemeç (Critical Juncture)
Önemli
dönemeç (critical juncture) kavramı tarihsel kurumsalcılık yazınının
temel açıklama araçlarından biridir. Kavram, belirli tarihsel anlarda ortaya
çıkan siyasal veya toplumsal gelişmelerin, mevcut kurumsal yapıları ve siyasal
süreçleri kalıcı biçimde değiştirecek yeni gelişme yolları (developmental
paths) oluşturduğunu ifade etmektedir. Önemli dönemeçler, yalnızca kısa
süreli krizler veya beklenmedik olaylar değildir aksine uzun dönemli kurumsal
sonuçlar üreten ve sonraki siyasal gelişmeleri belirleyen tarihsel kırılma
noktalarıdır. Bu nedenle tarihsel kurumsalcılık yaklaşımı siyasal sistemlerde
meydana gelen köklü dönüşümlerin açıklanmasında önemli dönemeç kavramına
merkezi bir önem atfetmektedir. Yazında, önemli dönemeçler kurumsal
sürekliliğin geçici olarak zayıfladığı, aktörlerin tercih alanlarının
genişlediği ve alınan kararların uzun dönemli etkiler yarattığı dönemler olarak
tanımlanmaktadır. Bu dönemlerde yapılan tercihlerin etkisi yalnızca içinde
bulunulan siyasal siyasal zaman boyutuyla sınırlı kalmamakta ve yeni kurumsal
yapıların oluşmasına, siyasal güç ilişkilerinin yeniden düzenlenmesine ve
sonraki siyasa tercihlerinin belirlenmesine de yön vermektedir. Bir başka
ifadeyle önemli dönemeçler, siyasal sistemlerin gelecekte izleyeceği kurumsal
patikaların belirlendiği tarihsel eşiklerdir. Önemli dönemeç yaklaşımı
olayların önemini yalnızca meydana geldikleri anda ortaya çıkan sonuçlarla
değerlendirmez. Asıl belirleyici unsur söz konusu olayın yeni bir kurumsal
yönelim başlatıp başlatmadığıdır. Eğer belirli bir siyasal gelişme devletin
örgütlenmesini, anayasal düzeni, güç dağılımını veya siyasal meşruluk
anlayışını kalıcı biçimde değiştiren süreçleri tetikliyorsa bu gelişme önemli
dönemeç olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla önemli dönemeç kavramı,
olayların büyüklüğünden çok, uzun dönemli kurumsal etkilerine odaklanmaktadır. Bu
yaklaşımın önemli sonuçlarından biri de önemli dönemeçlerin tek başına
açıklayıcı olmamasıdır. Bir olayın önemli dönemeç niteliği kazanabilmesi onu
izleyen kurumsal dönüşümlerin gerçekleşmesine bağlıdır. Başka bir ifadeyle, önemli
dönemeçler kendi başlarına tarihsel değişimi yaratmaz ancak yeni kurumsal
düzenlemelerin, siyasal tercihlerin ve güç ilişkilerinin oluşmasına olanak
sağlayan bir fırsat yapısı oluştururlar. Bu nedenle önemli dönemeçlerin çözümlenmesi
yalnızca olayın kendisini değil, olay sonrasında gelişen nedensel
mekanizmaların da incelenmesini gerektirir. Bu çalışma, 15 Temmuz 2016 darbe
girişimini bu kuramsal çerçeve içinde değerlendirmektedir. Araştırmanın temel
savı 15 Temmuz'un öneminin yalnızca başarısız bir askeri müdahale olmasından
kaynaklanmadığıdır. Asıl önem bu olayın Türkiye'de anayasal düzenin, yürütme
organının, güvenlik bürokrasisinin, yargı sisteminin ve devlet örgütlenmesinin
yeniden yapılandırılmasına olanak sağlayan tarihsel bir dönemeç oluşturmuş
olmasında yatmaktadır. Bu nedenle 15 Temmuz'un siyaset bilimi açısından
açıklanması, yalnızca darbe gecesinde yaşanan olayların incelenmesiyle sınırlı
kalamaz ve darbe sonrasında ortaya çıkan kurumsal dönüşüm sürecinin de aynı çözümleyici
bütünlük içinde değerlendirilmesini gerektirir. Bununla birlikte, bu çalışma önemli
dönemeç kavramını tek başına yeterli görmemektedir. Önemli dönemeç yaklaşımı,
tarihsel kırılmayı açıklamakta güçlü olmakla birlikte, bu kırılmanın hangi
siyasal mekanizmalar aracılığıyla kalıcı kurumsal dönüşüme dönüştüğünü
ayrıntılı biçimde açıklamaz. Özellikle siyasal aktörlerin stratejik tercihleri,
meşruluk üretme süreçleri, güvenlik siyasalarının yeniden tanımlanması ve
kurumsal yeniden yapılanmanın devingenleri yalnızca önemli dönemeç kavramıyla
açıklanabilecek olgular değildir. Bu nedenle çalışma, önemli dönemeç
yaklaşımını süreç izleme yöntemi ve Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme
(SGSÇ) ile bütünleştirmektedir. Süreç izleme önemli dönemeç sonrasında işleyen
nedensel mekanizmaların sistemli biçimde izlenmesine olanak sağlarken, SGSÇ bu
mekanizmaların zaman içinde değişen siyasal koşullar ve yeni bilgiler ışığında
yeniden değerlendirilmesini olanaklı kılmaktadır. Böylece önemli dönemeç,
yalnızca tarihsel bir kırılma noktası olarak değil, uzun dönemli rejim
dönüşümünü başlatan devingen bir süreç olarak çözümlenmektedir.
Ara
Değerlendirme
Önemli
dönemeç kuramı, 15 Temmuz'un siyasal önemini açıklamak için güçlü bir başlangıç
noktası sunmaktadır. Bununla birlikte, bu yaklaşım tek başına olayın neden
rejim dönüşümünü hızlandırdığı veya hangi kurumsal mekanizmalar aracılığıyla
kalıcı sonuçlar ürettiği sorularına yeterli yanıt verememektedir. Bu nedenle
çalışma, önemli dönemeç kavramını tarihsel kurumsalcılık, süreç izleme ve SGSÇ
ile bütünleştirerek daha kapsamlı bir çözümleyici çerçeve önermektedir. Bu
çerçevede 15 Temmuz, yalnızca tarihsel bir kırılma değil, Türkiye'nin siyasal
rejiminin yeniden yapılandığı süreci başlatan kurucu bir dönemeç olarak
değerlendirilmektedir. Bir sonraki bölümde, bu dönüşümün niteliği rejim
dönüşümü yazını çerçevesinde ele alınacaktır.
Rejim
Dönüşümü (Regime Transformation)
Siyaset
bilimi yazınında rejim dönüşümü (regime transformation) siyasal sistemin
temel kurallarında, iktidarın örgütlenme biçiminde, devlet-toplum ilişkilerinde
ve siyasal yarışmanın işleyişinde meydana gelen yapısal değişimleri ifade
etmektedir. Rejim dönüşümü, yalnızca hükümet değişikliği veya anayasal
reformlarla sınırlı olmayıp, siyasal iktidarın kullanılma biçimini, kurumsal
denge mekanizmalarını ve siyasal meşruluk anlayışını yeniden şekillendiren uzun
dönemli süreçleri kapsamaktadır. Bu nedenle rejim dönüşümü, tek bir olaydan çok,
birbirini izleyen kurumsal ve siyasal değişimlerin oluşturduğu tarihsel bir
süreç olarak ele alınmaktadır. Demokratikleşme yazını uzun yıllar boyunca
otoriter rejimlerden demokrasiye geçiş süreçlerine odaklanmış ve buna karşılık
demokrasilerin otoriterleşmesi veya yarışmacı yapılarının aşamalı biçimde
değişmesi görece daha sınırlı biçimde incelenmiştir. Son yirmi yılda ise yarışmacı
otoriterlik, demokratik gerileme (democratic backsliding), otoriterleşme
ve yürütmenin güç yoğunlaşması gibi kavramlar rejim dönüşümünü açıklayan temel
kuramsal çerçeveler durumuna gelmiştir. Bu çalışmalar, rejim değişiminin çoğu
zaman ani kopuşlardan değil, hukuk, bürokrasi, seçim sistemi, medya ve güvenlik
kurumlarında gerçekleşen kademeli dönüşümlerden oluştuğunu göstermektedir. Bu yazının
ortak noktası, rejim dönüşümünü tek bir anayasal değişikliğe veya tek bir
siyasal olaya indirgememesidir. Aksine, dönüşüm siyasal aktörlerin stratejik
tercihleri, kurumsal yeniden yapılanma, hukuk düzenindeki değişiklikler,
güvenlik siyasalarının yeniden tanımlanması ve meşruluk söylemlerinin yeniden oluşturulması
gibi birbirini tamamlayan süreçlerin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla
rejim dönüşümü hem kurumsal hem de söylemsel boyutları bulunan çok katmanlı bir
siyasal değişim sürecidir. Bu çalışma, rejim dönüşümünü açıklarken tarihsel
kurumsalcılık ile süreç izleme yaklaşımını birlikte kullanmaktadır. Tarihsel
kurumsalcılık, dönüşümün uzun dönemli kurumsal yönünü açıklarken, süreç izleme
yöntemi bu dönüşümü olanaklı kılan nedensel mekanizmaları görünür kılmaktadır.
Böylece anayasal değişiklikler, yürütmenin yeniden örgütlenmesi, yargının
kurumsal yapısındaki dönüşümler ve güvenlik bürokrasisinin yeniden
yapılandırılması birbirinden bağımsız reformlar olarak değil, aynı rejim
dönüşümünün farklı bileşenleri olarak değerlendirilmektedir. Bu çerçevede 15
Temmuz, çalışmada rejim dönüşümünün nedeni olarak değil, dönüşümü hızlandıran
ve yeni kurumsal düzenlemelerin önünü açan önemli bir siyasal dönemeç olarak
ele alınmaktadır. Araştırmanın temel varsayımı Türkiye'deki rejim dönüşümünün
tek bir gecede gerçekleşmediği ve buna karşılık 15 Temmuz'un bu sürecin yönünü
belirleyen ve sonraki kurumsal değişimlere güçlü bir siyasal meşruluk zemini
sağlayan tarihsel bir eşik oluşturduğudur. Bu yaklaşım, rejim dönüşümünü
yalnızca anayasal değişikliklerle açıklayan dar yorumlardan ayrılmakta ve
siyasal, kurumsal ve söylemsel mekanizmaların birlikte değerlendirilmesini
önermektedir. Ancak mevcut rejim dönüşümü yazını da bazı sınırlılıklar
taşımaktadır. Çalışmaların önemli bir bölümü dönüşümün sonuçlarına
odaklanırken, bu dönüşümü başlatan önemli olayların siyasal işlevini ikincil
planda bırakmaktadır. Özellikle başarısız darbe girişimlerinin hangi koşullar
altında kapsamlı kurumsal yeniden yapılanmaları hızlandırdığı, yazında sistemli
biçimde açıklanmış değildir. Bu nedenle yalnızca rejim dönüşümü kuramı
kullanılarak 15 Temmuz'un siyasal anlamını bütünüyle açıklamak olanaklı
görünmemektedir. Bu çalışma, söz konusu sınırlılığı aşmak amacıyla rejim
dönüşümü yaklaşımını önemli dönemeç kuramı süreç izleme yöntemi ve Sürekli
Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) ile bütünleştirmektedir. Böylece
rejim dönüşümü, yalnızca ortaya çıkan kurumsal sonuçların değil, bu sonuçları olanaklı
kılan tarihsel kırılmaların, siyasal aktörlerin stratejik tercihlerinin ve
zaman içinde değişen güç ilişkilerinin birlikte çözümlendiği devingen bir süreç
olarak ele alınmaktadır. Bulgular, 15 Temmuz'un rejim dönüşümünün tek nedeni
olmadığını, buna karşılık mevcut siyasal eğilimleri hızlandıran, yeni meşruluk
çerçeveleri oluşturan ve devlet mimarisinin yeniden yapılandırılmasını olanaklı
kılan kurucu bir siyasal olay işlevi gördüğünü göstermektedir.
Ara
Değerlendirme
Rejim
dönüşümü yazını siyasal sistemlerde meydana gelen uzun dönemli kurumsal
değişimleri açıklamak açısından güçlü bir kuramsal temel sunmaktadır. Bununla
birlikte, önemli siyasal olayların bu dönüşümlerde oynadığı kurucu rolü
açıklamakta tek başına yeterli değildir. Bu çalışma, rejim dönüşümünü önemli
dönemeç yaklaşımıyla ilişkilendirerek 15 Temmuz'un yalnızca bir güvenlik krizi
değil, Türkiye'deki siyasal rejimin yeniden yapılandırılmasını hızlandıran
tarihsel bir dönemeç olduğunu ileri sürmektedir. İzleyen bölümde, bu dönüşümün
toplumsal meşruluğunun nasıl üretildiği "kurucu kriz" ve "kurucu
anlatı" kavramları çerçevesinde incelenecektir.
Kurucu
Kriz ve Kurucu Anlatı
Siyasal
sistemler, yalnızca anayasal kurallar ve kurumsal düzenlemeler aracılığıyla
değil, aynı zamanda ortak tarihsel deneyimler, toplu (kolektif) hafıza ve meşruluk
anlatıları üzerinden de yeniden üretilmektedir. Bu nedenle bazı siyasal krizler
kısa süreli kararsızlık dönemleri olmanın ötesine geçerek yeni siyasal
düzenlerin oluşumunda kurucu işlev üstlenebilmektedir. Bu çalışma, bu tür
krizleri kurucu kriz (foundational crisis) olarak adlandırmaktadır. Kurucu
kriz, mevcut siyasal düzenin meşruluğunun ciddi biçimde sorgulandığı, devletin
temel kurumlarının tehdit altında algılandığı ve bu tehdide verilen siyasal
yanıtların yeni bir kurumsal ve yönetsel düzenin oluşumuna zemin hazırladığı
tarihsel kırılma anını ifade etmektedir. Bir krizin kurucu nitelik
kazanabilmesi için yalnızca yüksek düzeyde siyasal tehdit yaratması yeterli
değildir. Aynı zamanda bu krizin yeni anayasal düzenlemeleri, kurumsal yeniden
yapılanmayı ve siyasal meşruluğun yeniden tanımlanmasını olanaklı kılan bir
referans noktası durumuna gelmesi gerekir. Bu yönüyle kurucu kriz yalnızca bir
güvenlik sorunu değil, yeni bir siyasal düzenin kurulmasını olanaklı kılan
tarihsel bir eşiktir. Ancak hiçbir kurucu kriz siyasal etkisini kendiliğinden
üretmez. Krizin kurucu niteliği zaman içinde oluşturulan ve toplumsal düzeyde
yeniden üretilen kurucu anlatılar (foundational narratives) aracılığıyla
pekiştirilir. Kurucu anlatılar belirli bir tarihsel olaya ortak anlam yükleyen,
siyasal meşruluğu yeniden tanımlayan ve yeni kurumsal düzenin toplumsal
kabulünü güçlendiren söylemsel yapılardır. Bu anlatılar resmi söylemler,
siyasal liderlerin konuşmaları, eğitim siyasaları, anma törenleri, kamusal simgeler,
medya söylemleri ve kolektif hafıza uygulamaları aracılığıyla sürekli yeniden
üretilmektedir. Bu çerçevede kurucu anlatılar geçmişi yalnızca açıklayan
tarihsel yorumlar değildir. Aynı zamanda bugünkü siyasal düzenin neden meşru
olduğu, hangi tehditlere karşı şekillendiği ve gelecekte hangi siyasal
değerlerin korunması gerektiği konusunda normatif bir çerçeve de sunarlar.
Böylece tarihsel bir olay yalnızca geçmişe ait bir olgu olmaktan çıkar ve
güncel siyasal düzenin meşruluk kaynaklarından biri durumuna gelir. Kurucu kriz
ile kurucu anlatı arasındaki ilişki karşılıklıdır. Kurucu kriz, kurucu
anlatının oluşmasına zemin hazırlarken, kurucu anlatı da krizin tarihsel
anlamını sürekli yeniden üreterek onun siyasal etkisini kalıcılaştırmaktadır.
Bu nedenle rejim dönüşümünü açıklamak isteyen çalışmaların yalnızca anayasal
değişiklikleri veya kurumsal reformları incelemesi yeterli değildir. Aynı
zamanda bu değişimleri meşrulaştıran söylemsel mekanizmaların da çözümlenmesi
gerekmektedir. Bu çalışma, kurucu kriz ve kurucu anlatı kavramlarını rejim
dönüşümü yazınını tamamlayan çözümleyici araçlar olarak kullanmaktadır. Mevcut yazın
kurumsal değişimin nasıl gerçekleştiğini büyük ölçüde açıklayabilmekte ancak bu
değişimlerin toplumsal kabulünün hangi siyasal anlatılar aracılığıyla
üretildiğini ikincil planda bırakmaktadır. Oysa siyasal rejimler yalnızca
kurumsal düzenlemelerle değil, bu düzenlemelere anlam kazandıran anlatılar
sayesinde de kararlılık kazanmaktadır. Bu bağlamda 15 Temmuz'un siyaset bilimi
açısından önemi yalnızca yaşanan askeri girişimde değil, bu olayın sonraki
yıllarda siyasal meşruluğun yeniden tanımlanmasında, devlet-toplum ilişkisinin
yeniden çerçevelenmesinde ve kurumsal dönüşümlerin gerekçelendirilmesinde
üstlendiği işlevde aranmalıdır. Dolayısıyla çalışma, 15 Temmuz'u tek başına bir
güvenlik olayı olarak değil, kurucu kriz ile kurucu anlatının birlikte
üretildiği tarihsel bir süreç olarak değerlendirmektedir.
Ara
Değerlendirme
Kurucu kriz
ve kurucu anlatı kavramları rejim dönüşümünün yalnızca kurumsal değil, aynı
zamanda söylemsel ve simgesel boyutlarını da görünür kılmaktadır. Bu yaklaşım, önemli
dönemeç ve rejim dönüşümü yazınını tamamlayarak siyasal değişimin meşruluk
üretme süreçlerini çözümlemenin merkezine taşımaktadır. Böylece araştırmanın
temel sorularından biri olan 15 Temmuz'un siyaset bilimi açısından taşıdığı
simgesel anlam kuramsal bir zemine oturtulmaktadır. İzleyen bölümde ise bu
dönüşümün devletin kurumsal yapısında nasıl somutlaştığı tarihsel kurumsalcılık
bakış açısıyla incelenecektir.
Tarihsel
Kurumsalcılık ve Devletin Yeniden Yapılanması
Tarihsel
kurumsalcılık (historical institutionalism) siyasal kurumların
oluşumunu, sürekliliğini ve değişimini tarihsel süreçler içinde açıklayan en
etkili kuramsal yaklaşımlardan biridir. Bu yaklaşım, kurumları yalnızca hukuksal
düzenlemeler veya örgütsel yapılar olarak değil, siyasal aktörlerin
davranışlarını şekillendiren ve zaman içinde kendi sürekliliğini üreten
kurallar, normlar ve uygulamalar bütünü olarak ele almaktadır. Kurumsal değişim
de ani ve rastlantısal bir olaydan çok tarihsel süreçler boyunca biriken
tercihlerin, krizlerin ve siyasal savaşımların ürünü olarak
değerlendirilmektedir. Tarihsel kurumsalcılığın temel varsayımlarından biri
siyasal sistemlerin belirli gelişim patikaları (path dependence)
oluşturduğudur. Belirli bir dönemde alınan kararlar yalnızca kısa vadeli
sonuçlar doğurmaz ve aynı zamanda gelecekteki kurumsal seçenekleri de
sınırlandırır veya kolaylaştırır. Bu nedenle siyasal kurumlar geçmişten
bağımsız olarak açıklanamaz. Kurumsal dönüşümün anlaşılabilmesi için önemli
dönemeçlerde alınan kararların ve bunların zaman içinde yarattığı birikimli
etkilerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Yazında kurumsal değişimin
yalnızca devrimler veya anayasal kopuşlarla gerçekleşmediği kabul edilmektedir.
Kurumlar çoğu zaman kademeli fakat derin etkiler yaratan süreçlerle
dönüşmektedir. Katmanlaşma (layering) kavramı mevcut kurumların üzerine
yeni kuralların eklenmesini, dönüşüm (conversion) kavramı mevcut
kurumların farklı amaçlarla kullanılmasını, yer değiştirme (displacement)
kavramı eski kurumsal yapıların yenileriyle değiştirilmesini ve sürüklenme (drift)
kavramı ise kurumların değişen koşullar karşısında işlevlerinin farklılaşmasını
ifade etmektedir. Bu kavramlar, kurumsal değişimin tek bir biçimi olmadığını ve
farklı mekanizmaların aynı süreç içinde birlikte işleyebileceğini
göstermektedir. Bu çalışma açısından tarihsel kurumsalcılık iki nedenle önem
taşımaktadır. Birincisi, 15 Temmuz sonrasında gerçekleşen anayasal ve yönetsel
değişikliklerin tek tek değerlendirilmesi yerine bunların devletin kurumsal
mimarisinde meydana gelen daha geniş ölçekli dönüşümün parçaları olarak çözümlenmesine
olanak vermektedir. İkincisi, kurumsal değişimin yalnızca hukuksal
düzenlemelerden ibaret olmadığını ve yürütme organının güç dağılımı, güvenlik
bürokrasisinin yeniden örgütlenmesi, yargı kurumlarının işleyişi, kamu
yönetiminin yapısı ve devlet-toplum ilişkilerindeki değişimlerle birlikte
değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte tarihsel
kurumsalcılık da tek başına yeterli değildir. Bu yaklaşım, kurumsal değişimin
yönünü ve sürekliliğini başarılı biçimde açıklamakla birlikte siyasal
aktörlerin kriz anlarında neden belirli tercihleri yaptıkları, bu tercihlerin
nasıl meşrulaştırıldığı ve hangi nedensel mekanizmalar aracılığıyla uygulamaya
geçirildiği konusunda sınırlı açıklama gücüne sahiptir. Özellikle yüksek
belirsizlik içeren siyasal krizlerde aktörlerin stratejik davranışları ve karar
alma süreçleri yalnızca kurumsal çözümleme ile tam olarak açıklanamamaktadır. Bu
nedenle çalışma, tarihsel kurumsalcılığı süreç izleme yöntemiyle
bütünleştirmektedir. Süreç izleme, kurumsal dönüşümün yalnızca sonucunu değil,
bu sonuca götüren karar zincirini, önemli aktörleri ve nedensel mekanizmaları çözümlemeye
olanak vermektedir. Buna ek olarak SGSÇ yaklaşımı, kurumsal dönüşümün
tamamlanmış bir süreç değil, yeni gelişmeler ışığında sürekli yeniden
değerlendirilmesi gereken devingen bir olgu olduğu varsayımından hareket
etmektedir. Böylece kurumsal değişim, yalnızca belirli bir tarih kesitinde
gözlemlenen sonuçlar üzerinden değil, zaman içinde değişen siyasal koşullar ve
yeni görgül bulgular dikkate alınarak çözümlenmektedir. Bu çerçevede çalışma,
devletin yeniden yapılanmasını tek bir reformun veya tek bir anayasal
değişikliğin sonucu olarak değil, önemli dönemeç, kurucu kriz, siyasal meşruluk
üretimi ve kurumsal yeniden yapılanma mekanizmalarının birbirini beslediği
tarihsel bir süreç olarak değerlendirmektedir. Böylece devletin yeniden
yapılanması rejim dönüşümünün kurumsal görünümü durumuna gelmektedir.
Ara
Değerlendirme
Tarihsel
kurumsalcılık, rejim dönüşümünün kurumsal boyutunu açıklamada güçlü bir
kuramsal temel sunmaktadır. Ancak kurumsal değişimin arkasındaki siyasal
tercihleri, kriz devingenlerini ve meşruluk mekanizmalarını tek başına
açıklayamamaktadır. Bu nedenle çalışma önemli dönemeç, rejim dönüşümü, kurucu
kriz, süreç izleme ve tarihsel kurumsalcılığı tek bir çözümleyici model içinde
birleştirmektedir. İzleyen bölümde bu kuramsal bütünleşme sistemli biçimde
ortaya konulacak ve araştırmanın temel çözümleyici çerçevesi olarak SGSÇ'nin bu
bütünleşme içindeki yeri açıklanacaktır.
Kuramsal Bütünleştirme:
Başarısız Darbelerden Rejim Dönüşümüne Bütünleşik Bir Çözümleyici Çerçeve
Önceki
bölümlerde ele alınan kuramsal yaklaşımlar 15 Temmuz'un farklı boyutlarını
açıklamak açısından önemli katkılar sunmaktadır. Darbe yazını askeri
müdahalelerin nedenlerini ve sonuçlarını, önemli dönemeç yaklaşımı tarihsel
kırılmaların uzun dönemli etkilerini, rejim dönüşümü yazını siyasal sistemlerde
meydana gelen kurumsal değişimleri ve tarihsel kurumsalcılık ise bu
değişimlerin sürekliliğini ve kurumsal mantığını açıklamaktadır. Bununla
birlikte, bu kuramların hiçbiri tek başına 15 Temmuz gibi çok aktörlü, çok
katmanlı ve uzun süreye yayılan bir siyasal süreci bütün yönleriyle açıklayabilecek
yeterlilikte değildir. Bu sınırlılıkların temel nedeni her yaklaşımın siyasal
sürecin yalnızca belirli bir boyutuna odaklanmasıdır. Darbe kuramı ağırlıklı
olarak darbenin nedenlerine ve başarısına odaklanırken, önemli dönemeç
yaklaşımı tarihsel kırılmayı açıklamakta, rejim dönüşümü yazını kurumsal
sonuçları incelemekte ve tarihsel kurumsalcılık ise kurumsal sürekliliği ve
değişim mekanizmalarını çözümlemektedir. Oysa 15 Temmuz gibi siyasal krizlerde
bu süreçler birbirinden bağımsız değildir. Tarihsel kırılmalar, kurumsal
yeniden yapılanmalar, meşruluk üretimi, siyasal aktörlerin stratejik tercihleri
ve devlet kapasitesindeki değişimler aynı siyasal sürecin birbirini tamamlayan
bileşenlerini oluşturmaktadır. Bu nedenle çalışma, söz konusu kuramsal
yaklaşımları birbirinin seçeneği olarak değil, birbirini tamamlayan açıklama
düzeyleri olarak değerlendirmektedir. Araştırmanın önerdiği çözümleyici modelde
darbe girişimi başlangıç noktasını önemli dönemeç tarihsel kırılmayı, kurucu
kriz ve kurucu anlatı siyasal meşruluğun yeniden oluşturulmasını, tarihsel
kurumsalcılık kurumsal yeniden yapılanmayı ve rejim dönüşümü ise bu sürecin
uzun dönemli siyasal sonuçlarını açıklamaktadır. Süreç izleme yöntemi ise bu
unsurları birbirine bağlayan nedensel mekanizmaların sistemli biçimde çözümlenmesini
sağlamaktadır. Bu bütünleşik çerçevenin devingen bileşenini ise Sürekli
Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) oluşturmaktadır. SGSÇ, mevcut
kuramların yerine geçen yeni bir rejim kuramı olarak değil, farklı kuramsal
yaklaşımları ortak bir çözümleyici yapı içinde bütünleştiren ve yeni bilgi ve
bulgular ışığında çözümlemelerin sürekli gözden geçirilmesini sağlayan üst
düzey bir çözümleme yaklaşımı olarak tasarlanmıştır. Böylece araştırma, siyasal
krizleri durağan olaylar olarak değil, zaman içinde yeni aktörlerin, yeni
belgelerin ve yeni kurumsal gelişmelerin etkisiyle sürekli yeniden şekillenen devingen
süreçler olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşımın en önemli yöntemsel sonucu
doğrulanmış görgül bulgular ile çözümleyici çıkarımların açık biçimde
birbirinden ayrılmasıdır. Özellikle güvenlik, istihbarat ve üst düzey siyasal
karar alma süreçlerini içeren olaylarda bütün birincil belgelere erişimin olanaklı
olmaması sosyal bilimlerde çıkarımsal çözümlemeleri kaçınılmaz kılmaktadır.
SGSÇ, bu sınırlılığı yöntembilimsel bir zayıflık olarak değil, açıkça
tanımlanmış bir araştırma koşulu olarak kabul etmekte ve ulaşılan her sonucun
hangi görgül verilere, hangi kuramsal varsayımlara ve hangi çıkarımsal
değerlendirmelere dayandığını görünür duruma getirmektedir. Bu çerçevede
çalışma, 15 Temmuz'u yalnızca başarısız bir askeri darbe girişimi olarak değil,
önemli dönemeç, kurucu kriz, kurumsal yeniden yapılanma ve rejim dönüşümünün
kesiştiği çok katmanlı bir siyasal süreç olarak ele almaktadır. Araştırmanın
temel savı bu sürecin anlaşılabilmesi için tek bir kuramsal yaklaşımın yeterli
olmadığı ve farklı açıklama düzeylerini bir araya getiren bütünleşik bir çözümleyici
modele gereksinme duyulduğudur.
Kuramsal
Model
Bu çalışmada
önerilen çözümleyici model aşağıdaki nedensel zincire dayanmaktadır:
Şekil 1: Model
Bu model
doğrusal ve tek yönlü bir nedensellik varsaymamaktadır. Süreç boyunca siyasal
aktörlerin stratejik tercihleri, uluslararası gelişmeler, toplumsal tepkiler ve
yeni kurumsal düzenlemeler birbirlerini karşılıklı olarak etkilemektedir. SGSÇ
yaklaşımı, bu karşılıklı etkileşimleri ve geri besleme mekanizmalarını çözümleyerek
rejim dönüşümünü durağan bir sonuç değil, sürekli evrilen bir siyasal süreç
olarak değerlendirmektedir.
Ara
Değerlendirme
Bu kuramsal bütünleşme
araştırmanın iki temel sorusunu birlikte açıklamayı amaçlamaktadır: 15
Temmuz'un siyaset bilimi açısından taşıdığı simgesel anlam nedir? ve 15 Temmuz
Türkiye'nin siyasal rejiminin dönüşümünde nasıl bir rol oynamıştır? Bu
soruların yanıtı tek bir kuramdan değil, darbe çalışmaları, önemli dönemeç
yaklaşımı, rejim dönüşümü yazını, tarihsel kurumsalcılık, süreç izleme ve
SGSÇ'nin oluşturduğu bütünleşik çözümleyici çerçeveden hareketle verilmektedir.
İzleyen bölümde bu kuramsal model Türkiye örneğine uygulanarak araştırmanın çözümleyici
önermeleri görgül bulgular ışığında değerlendirilecektir.
15
TEMMUZ’UN SİMGESEL ANLAMI VE REJİMİN DÖNÜŞÜMÜNDEKİ ROLÜ
Darbe
Öncesi Siyasal Bağlam (2013–2016): Devlet İçi Güç Savaşımından Önemli Dönemece
15 Temmuz
2016 darbe girişimi siyasal ve kurumsal boşlukta ortaya çıkan ani bir olay
olarak değerlendirilemez. Bu girişim, Türkiye'de 2010'lu yılların başından
itibaren giderek derinleşen devlet içi güç savaşımının, siyasal ittifakların
çözülmesinin ve kurumlar arası gerilimlerin oluşturduğu karmaşık bir bağlam
içinde meydana gelmiştir. Bu nedenle 15 Temmuz'u açıklamak için yalnızca darbe
gecesinde gerçekleşen askeri hareketliliğe değil, bu sürece zemin hazırlayan
siyasal ve kurumsal dönüşümlere de bakmak gerekmektedir. 2013 yılı Türkiye
siyasal tarihi açısından önemli bir kırılma noktasıdır. Uzun süre boyunca
iktidar partisi ile Gülen hareketi arasında çeşitli devlet kurumlarında oluşan
örtük iş birliği özellikle yargı ve güvenlik bürokrasisi alanlarında etkili
olmuş ancak 17–25 Aralık 2013 süreciyle birlikte bu ilişki açık bir çatışmaya
dönüşmüştür. Bu süreç, yalnızca hükümet ile belirli bir toplumsal-siyasal yapı
arasındaki bir anlaşmazlık olarak değil, devlet içindeki farklı güç odaklarının
siyasal denetim savaşımı olarak da değerlendirilmiştir. Bu aşamadan sonra
siyasal savaşım klasik hükümet-muhalefet yarışmasının ötesine geçerek devlet
kurumlarının denetimi üzerinde yoğunlaşmıştır. Yargı, emniyet, bürokrasi ve
güvenlik kurumları, bu savaşımın temel alanları durumuna gelmiştir. Böylece
siyasal çatışmanın niteliği değişmiş, savaşım yalnızca seçimler yoluyla iktidar
yarışına değil, devlet kapasitesinin ve kurumsal denetimin paylaşımına ilişkin
daha derin bir çatışmaya dönüşmüştür. Bu süreç, tarihsel kurumsalcılık
açısından değerlendirildiğinde devlet kurumlarının yalnızca tarafsız uygulama
mekanizmaları olmadığını ve farklı aktörlerin güç ilişkilerinin şekillendiği
siyasal alanlar olduğunu göstermektedir. Kurumların denetimi üzerindeki savaşım
ilerleyen dönemde devletin yeniden yapılandırılmasına ilişkin tartışmaların da
temelini oluşturmuştur. 2014 ve 2015 yılları boyunca devam eden gelişmeler bu
çatışmanın kurumsal boyutunu daha da güçlendirmiştir. Devlet içindeki
kadrolaşma, güvenlik kurumlarının yeniden düzenlenmesi ve karşılıklı tasfiye
girişimleri siyasal sistemde yüksek düzeyde güvensizlik ve belirsizlik
yaratmıştır. Böylece 15 Temmuz'a giden süreçte devlet kurumları arasındaki
ilişkiler yalnızca yönetsel bir sorun olmaktan çıkmış ve rejimin kararlılığı ve
devlet kapasitesi açısından temel bir siyasal soruna dönüşmüştür. 2015–2016
dönemi ise bu gerilimlerin daha geniş güvenlik ve siyasal krizlerle birleştiği
bir dönem olmuştur. İç güvenlik sorunları, terör saldırıları, bölgesel
gelişmeler ve siyasal kutuplaşmanın artması devletin güvenlik yaklaşımını ve
siyasal karar alma süreçlerini doğrudan etkilemiştir. Bu koşullar, devlet
içindeki güç savaşımının daha sert biçimler alabileceği bir siyasal ortam
yaratmıştır. Ancak burada önemli bir çözümleyici ayrım yapılmalıdır. 15
Temmuz'un ortaya çıkışını yalnızca tek bir nedene bağlamak karmaşık bir siyasal
süreci aşırı basitleştirmek anlamına gelir. Darbe girişimi aktörlerin stratejik
hesapları, devlet içi çatışmalar, örgütsel yapılanmalar, güvenlik bürokrasisinin
durumu ve dönemin siyasal koşullarının etkileşimi içinde değerlendirilmelidir. Bu
nedenle çalışma, 15 Temmuz öncesi dönemi "kaçınılmaz olarak darbeye giden
doğrusal bir süreç" olarak değil, farklı aktörlerin kararları ve
karşılıklı stratejileri sonucunda belirli bir önemli eşiğe ulaşan devingen bir
süreç olarak ele almaktadır. Süreç izleme yaklaşımı açısından önemli olan, tek
bir başlangıç nedeni bulmak değil, olaylar arasındaki nedensel bağlantıları ve
mekanizmaları ortaya koymaktır. Bu çerçevede 2013–2016 dönemi 15 Temmuz'un
kendisi değil, onu olanaklı kılan siyasal ve kurumsal koşulların oluştuğu
dönemdir. Bu dönem, daha sonra yaşanacak olayın önemli dönemeç niteliği
kazanmasını sağlayan tarihsel arka planı oluşturmaktadır.
Ara
Değerlendirme
2013–2016
dönemi Türkiye'de devlet içi güç ilişkilerinin yeniden düzenlendiği, eski
siyasal ittifakların çözüldüğü ve kurumlar üzerindeki savaşımın yoğunlaştığı
bir dönemdir. Bu süreç, 15 Temmuz'un açıklanması açısından gerekli ancak tek
başına yeterli olmayan bir arka plan sunmaktadır. İzleyen bölümde 15 Temmuz
darbe girişimi önemli dönemeç ve kurucu kriz kavramları çerçevesinde
incelenecektir.
15
Temmuz: Önemli Dönemeç ve Başarısız Darbenin Siyasal Sonuçları
15 Temmuz
2016 gecesi gerçekleşen darbe girişimi Türkiye siyasal tarihinde yalnızca
başarısız olmuş bir askeri müdahale girişimi olarak değerlendirilemez. Siyaset
bilimi açısından olayın temel önemi askeri iktidar değişiminin gerçekleşmemiş
olmasına karşın siyasal sistem üzerinde uzun dönemli ve yapısal etkiler
yaratmış olmasıdır. Bu yönüyle 15 Temmuz klasik darbe çözümlemelerinin
ötesinde, başarısız bir darbe girişiminin nasıl bir önemli dönemece
dönüşebileceği sorusunu gündeme getirmektedir. Klasik darbe yazını büyük ölçüde
askeri müdahalelerin başarı veya başarısızlık koşullarına odaklanmaktadır. Bu
yaklaşımda darbenin başarısı iktidarın ele geçirilmesi ve mevcut yönetimin
değiştirilmesi üzerinden ölçülmektedir. Ancak başarısız darbeler de siyasal
sistemler üzerinde önemli etkiler yaratabilir. Çünkü darbe girişimleri yalnızca
iktidarı ele geçirmeye yönelik eylemler değildir ve aynı zamanda devlet
kurumlarının işleyişini, siyasal aktörlerin davranışlarını ve toplumun güvenlik
algısını değiştiren yüksek yoğunluklu siyasal krizlerdir. Bu çerçevede 15
Temmuz "başarısız darbe" kavramının çözümleyici sınırlarını
genişleten bir örnek oluşturmaktadır. Askeri müdahale girişimi hedeflediği
siyasal sonucu gerçekleştirememiştir. Ancak olay sonrasında ortaya çıkan
kurumsal ve siyasal dönüşümler girişimin tarihsel etkisinin yalnızca
başarısıyla ölçülemeyeceğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle, darbe girişimi
başarısız olmuş fakat siyasal sonuçları bakımından etkili olmuştur. Önemli
dönemeç yaklaşımı açısından bir olayın tarihsel önemini belirleyen unsur,
meydana geldiği andaki sonuçlarından çok sonrasında oluşturduğu yeni gelişme
patikalarıdır. 15 Temmuz bu açıdan değerlendirildiğinde, devletin örgütlenme
biçiminde, güvenlik anlayışında, hukuk düzeninde ve siyasal karar alma
mekanizmalarında meydana gelen değişimlerin başlangıç noktalarından biri olarak
görülmektedir. Bu süreçte ilk önemli mekanizma siyasal meşruluk alanında ortaya
çıkmıştır. Darbe girişimi, siyasal iktidar açısından yalnızca bir yönetim
tehdidi değil, devletin varlığına ve demokratik düzene yönelik bir saldırı
olarak çerçevelenmiştir. Bu çerçeve, sonraki dönemde alınan olağanüstü
önlemlerin ve kurumsal yeniden yapılanma adımlarının siyasal meşruluğunun
oluşturulmasında önemli rol oynamıştır. Böylece 15 Temmuz, yalnızca bir
güvenlik olayı olmaktan çıkarak siyasal anlamı sürekli yeniden üretilen bir
kurucu anlatının merkezine yerleşmiştir. İkinci önemli mekanizma devlet
kurumlarının yeniden yapılandırılmasıdır. Darbe girişimi sonrasında güvenlik
bürokrasisi, kamu yönetimi, yargı ve diğer devlet kurumlarında kapsamlı
değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Bu değişiklikler yalnızca darbe girişimine
katıldığı veya destek verdiği düşünülen yapıların tasfiyesiyle sınırlı kalmamış
ve devletin kurumsal işleyişinde daha geniş kapsamlı düzenlemelere yol
açmıştır. Bu nedenle 15 Temmuz sonrası dönem, tarihsel kurumsalcılık açısından
mevcut kurumların yeniden düzenlendiği bir dönüşüm süreci olarak incelenebilir.
Üçüncü mekanizma siyasal aktörler arasındaki güç ilişkilerinin yeniden
şekillenmesidir. Büyük siyasal krizler mevcut ittifakları dönüştürebilir, yeni
siyasal yakınlaşmalar yaratabilir ve aktörlerin stratejik konumlarını
değiştirebilir. 15 Temmuz sonrasında Türkiye siyasetinde ortaya çıkan yeni
siyasal dengeler yalnızca olayın doğrudan sonuçlarıyla değil, olayın siyasal
aktörler tarafından nasıl yorumlandığı ve hangi stratejik tercihlere
dönüştürüldüğü ile birlikte değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, 15
Temmuz'un önemli dönemeç niteliği kazanmasını açıklarken çözümleyici bir ayrım
yapmak gerekir. Bir olayın önemli dönemeç olması olay sonrasında gerçekleşen
bütün değişimlerin otomatik olarak olay tarafından belirlendiği anlamına
gelmez. Tarihsel süreçlerde aktörlerin tercihleri, seçenekleri ve güç savaşımları
belirleyici olmaya devam eder. Bu nedenle 15 Temmuz değişimin tek nedeni değil,
belirli siyasal ve kurumsal tercihlerin uygulanmasını kolaylaştıran bir
tarihsel fırsat yapısı olarak değerlendirilmelidir. Bu noktada süreç izleme
yaklaşımı önemli bir katkı sağlamaktadır. Süreç izleme 15 Temmuz ile sonraki
kurumsal dönüşümler arasında doğrudan ve basit bir nedensellik kurmak yerine
aradaki mekanizmaları incelemeyi gerektirir. Sorulması gereken temel soru şudur:
15 Temmuz hangi mekanizmalar aracılığıyla uzun dönemli siyasal ve kurumsal
sonuçlar üretmiştir? Bu soruya verilecek yanıt siyasal söylemler, hukuksal
düzenlemeler, kurumsal yeniden yapılanmalar ve aktör stratejilerinin birlikte
incelenmesini gerektirmektedir.
Ara
Değerlendirme
15 Temmuz
siyaset bilimi açısından önemini darbenin başarıya ulaşmasından değil,
başarısız bir askeri girişimin kapsamlı siyasal ve kurumsal sonuçlar
üretmesinden almaktadır. Bu nedenle olay, klasik darbe çözümlemeleri içinde
sınırlı kalmayacak biçimde önemli dönemeç, kurucu kriz ve rejim dönüşümü
kavramlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, 15 Temmuz'u yalnızca
belirli aktörlerin eylemi olarak değil, devlet yapısının, siyasal meşruluk
anlayışının ve kurumsal düzenin yeniden şekillendiği tarihsel bir süreç olarak
ele almaktadır. İzleyen bölümde bu sürecin ikinci boyutu, yani 15 Temmuz'un
kurucu kriz niteliği ve siyasal anlatının yeniden oluşturulmasındaki rolü
incelenecektir.
15
Temmuz'un Kurucu Kriz Niteliği: Siyasal Meşruluk ve Yeni Devlet Anlatısının Oluşturulması
Siyasal
krizlerin tümü aynı nitelikte değildir. Bazı krizler mevcut siyasal düzen
içinde yönetilebilir ve kısa süreli kararsızlıklar olarak kalabilirken,
bazıları siyasal sistemin temel kurumlarını, meşruluk kaynaklarını ve
devlet-toplum ilişkilerini yeniden tanımlayan tarihsel dönüm noktalarına
dönüşebilir. Bu çalışma, ikinci tür krizleri kurucu kriz kavramı çerçevesinde
değerlendirmektedir. Kurucu kriz, mevcut düzenin yalnızca işleyişinde değil,
anlam dünyasında da kırılma yaratan, siyasal aktörlerin devleti, tehditleri,
güvenliği ve meşruluğu yeniden tanımlamasına neden olan tarihsel bir süreçtir.
Böyle krizlerde temel sorun yalnızca ortaya çıkan somut tehdit değildir. Asıl
önemli olan, bu tehdidin siyasal sistem içinde nasıl anlamlandırıldığı ve hangi
kurumsal sonuçlara dönüştürüldüğüdür. 15 Temmuz bu açıdan incelendiğinde olayın
etkisinin yalnızca askeri müdahale girişiminin kendisinden kaynaklanmadığı
görülmektedir. Darbe girişimi sonrasında ortaya çıkan siyasal süreç devletin
güvenliği, siyasal düzenin korunması ve kamu kurumlarının yeniden
yapılandırılması konularında yeni bir çerçeve oluşturmuştur. Böylece 15 Temmuz
belirli bir tarihsel olay olmanın ötesine geçerek siyasal anlamı sürekli
yeniden üretilen bir referans noktası durumuna gelmiştir. Kurucu krizlerin en
önemli özelliklerinden biri siyasal meşruluğun yeniden oluşturulmasıdır. Kriz
dönemlerinde siyasal aktörler yalnızca mevcut tehditlere yanıt vermezler ve
aynı zamanda hangi düzenin korunması gerektiğini ve hangi siyasal değerlerin
öncelikli olduğunu yeniden tanımlarlar. Bu süreçte oluşturulan anlatılar alınan
kararların meşruluğunu destekleyen önemli araçlar durumuna gelir. 15 Temmuz
sonrasında oluşan siyasal anlatının temel unsurlarından biri olayın devletin
varlığına ve demokratik düzene yönelik kapsamlı bir tehdit olarak
çerçevelenmesidir. Bu çerçeve, darbe girişiminin yalnızca belirli bir grubun askeri
müdahale girişimi olarak değil, devlet kurumlarının güvenliği ve siyasal
düzenin geleceği açısından önemli bir tehdit olarak değerlendirilmesini
sağlamıştır. Böylece olağanüstü siyasal ve kurumsal önlemler daha geniş bir meşruluk
çerçevesi içinde sunulmuştur. Bununla birlikte, kurucu anlatıların yalnızca
siyasal iktidarlar tarafından oluşturulan tek yönlü söylemler olarak
değerlendirilmesi yeterli değildir. Kurucu anlatılar farklı toplumsal kesimler
tarafından farklı biçimlerde yorumlanabilir, kabul edilebilir veya
eleştirilebilir. Bu nedenle bir olayın kurucu niteliğinin çözümlenmesi yalnızca
resmi söylemlerin incelenmesini değil, farklı aktörlerin bu söylemlere
verdikleri tepkilerin ve olayın toplumsal hafızadaki yerinin de
değerlendirilmesini gerektirir. Bu noktada kurucu kriz kavramı rejim dönüşümü yazınına
önemli bir katkı sağlamaktadır. Çünkü rejim dönüşümü yalnızca anayasal veya
kurumsal değişikliklerle gerçekleşmez. Siyasal düzenlerin devamlılığı aynı
zamanda bu düzenlerin hangi tarihsel deneyimler üzerine kurulduğuna ilişkin
ortak anlam çerçevelerine bağlıdır. Kurucu krizler, bu anlam çerçevelerinin
yeniden oluşturulduğu dönemlerdir.
15 Temmuz
örneğinde kurucu kriz niteliği, üç temel mekanizma üzerinden
değerlendirilebilir. Birinci mekanizma tehdit algısının yeniden
tanımlanmasıdır. Kriz sonrasında devlet güvenliği anlayışı genişlemiş ve
güvenlik yalnızca dış tehditlerle değil, devlet kurumları içindeki
örgütlenmeler ve sadakat sorunlarıyla da ilişkilendirilmiştir. İkinci
mekanizma, kurumsal yeniden yapılanmanın meşrulaştırılmasıdır. Olağanüstü
dönemlerde gerçekleştirilen kurumsal değişiklikler çoğu zaman kriz anlatısı
üzerinden anlamlandırılır. Böylece belirli reformlar veya yeniden yapılanma
adımları olağan siyasal süreçlerin dışında ortaya çıkan bir güvenlik gereksiniminin
sonucu olarak sunulur. Üçüncü mekanizma ise siyasal kimlik ve kolektif hafıza
üretimidir. Kurucu krizler toplumların geçmişi nasıl hatırlayacağını ve
gelecekte hangi tehditlere karşı nasıl konumlanacağını etkiler. Bu nedenle anma
törenleri, resmi simgeler ve kamusal söylemler yalnızca geçmişi anımsatma
araçları değil, güncel siyasal düzenin anlamlandırılma biçimleridir. Ancak
burada önemli bir yöntembilimsel ayrım yapılmalıdır. Bir olayın kurucu anlatı
içinde merkezi bir yer kazanması o olayla ilgili bütün yorumların üzerinde
uzlaşıldığı anlamına gelmez. Siyasal toplumlarda aynı tarihsel olay farklı
aktörler tarafından farklı biçimlerde yorumlanabilir. Bu nedenle bilimsel çözümleme
belirli bir anlatıyı doğru veya yanlış ilan etmekten çok hangi anlatıların
hangi siyasal ve kurumsal sonuçlarla bağlantılı olduğunu incelemelidir. Bu
yaklaşım SGSÇ'nin temel varsayımlarıyla da uyumludur. Çünkü siyasal olayların
anlamı zaman içinde değişebilir ve yeni belgeler, yeni aktör davranışları ve
yeni kurumsal gelişmeler geçmiş olayların yeniden değerlendirilmesini
gerektirebilir. Bu nedenle 15 Temmuz'un siyasal anlamı yalnızca olayın meydana
geldiği geceye değil, sonrasında gelişen uzun dönemli dönüşüm sürecine
bakılarak çözümlenmelidir.
Ara
Değerlendirme
15 Temmuz'un
kurucu kriz niteliği olayın yalnızca askeri boyutuyla değil, siyasal meşruluk,
devlet anlatısı ve kurumsal dönüşüm süreçleri üzerindeki etkileriyle
anlaşılabilir. Bu açıdan bakıldığında 15 Temmuz Türkiye siyasal sisteminde yeni
bir anlamlandırma çerçevesi oluşturan ve sonraki kurumsal dönüşümlere meşruluk
sağlayan tarihsel bir referans noktası olarak değerlendirilebilir. İzleyen
bölümde bu kurucu krizin somut kurumsal sonuçları incelenecek ve güvenlik
bürokrasisi, kamu yönetimi, yargı ve anayasal düzen alanlarında meydana gelen
değişimler tarihsel kurumsalcılık ve süreç izleme yaklaşımıyla çözümlenecektir.
KURUMSAL
YENİDEN YAPILANMA VE DEVLET MİMARİSİNDEKİ DÖNÜŞÜM
Önemli
krizlerin siyasal sistemler üzerindeki en önemli etkilerinden biri devlet
kurumlarının yeniden düzenlenmesi yoluyla ortaya çıkmaktadır. Tarihsel
kurumsalcılık açısından bakıldığında kriz dönemleri yalnızca mevcut kurumların
işleyişini bozmaz ve aynı zamanda aktörlere kurumsal değişim için yeni fırsat
alanları yaratır. Bu nedenle 15 Temmuz sonrası dönem, yalnızca darbe girişimine
verilen güvenlik tepkileri çerçevesinde değil, devlet mimarisinde meydana gelen
daha geniş ölçekli yeniden yapılanma süreci olarak incelenmelidir. Bu yeniden
yapılanma birbirinden bağımsız düzenlemeler toplamı olarak değil, yürütme
yapısı, güvenlik bürokrasisi, yargı sistemi ve kamu yönetimi alanlarında
birbirini tamamlayan değişimler bütünü olarak değerlendirilmelidir. Süreç
izleme yaklaşımı açısından temel soru tek tek reformların varlığını
göstermekten çok bu reformların hangi nedensel mekanizmalar aracılığıyla daha
geniş bir siyasal dönüşüm sürecine bağlandığını ortaya koymaktır.
Yürütmenin
Yeniden Yapılandırılması ve Güç Yoğunlaşması
15 Temmuz
sonrası dönemin en önemli kurumsal gelişmelerinden biri yürütme organının
yeniden yapılandırılmasıdır. 2017 anayasa değişikliği ile parlamenter sistemden
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş Türkiye'nin siyasal kurumlarında
kapsamlı bir dönüşüm yaratmıştır. Bu değişiklik yürütme yetkisinin kullanım
biçimini, yasama-yürütme ilişkilerini ve bürokratik karar alma mekanizmalarını
yeniden düzenlemiştir. Tarihsel kurumsalcılık açısından değerlendirildiğinde
anayasal değişiklik yalnızca teknik bir hükümet sistemi reformu değildir. Aynı
zamanda siyasal iktidarın örgütlenme biçiminde meydana gelen yapısal bir
değişimi ifade etmektedir. Yürütme yetkisinin merkezileşmesi, karar alma
süreçlerinde hız ve eş güdüm sağlama amacıyla gerekçelendirilirken, siyasal
bilim yazınında bu tür dönüşümler aynı zamanda denge-denetleme mekanizmaları,
güçler ayrılığı ve kurumsal karşı ağırlıklar açısından da tartışılmaktadır. Bu
nedenle 2017 sonrası dönüşüm tek yönlü bir açıklamayla ele alınamaz. Bir
tarafta daha etkili karar alma ve yönetim kapasitesi savı bulunurken, diğer
tarafta yürütme gücünün yoğunlaşmasının kurumsal denetim mekanizmaları
üzerindeki etkileri tartışılmaktadır. Bu çalışma açısından önemli olan bu
tartışmaların ötesinde, söz konusu değişikliğin 15 Temmuz sonrasında oluşan
siyasal dönüşüm sürecinin önemli bir kurumsal bileşeni olmasıdır.
Güvenlik
Bürokrasisinin Yeniden Düzenlenmesi
Darbe
girişimleri, doğrudan devletin güvenlik kurumlarını hedef aldıkları için
sonrasında güvenlik bürokrasisinde kapsamlı değişikliklerin gerçekleşmesi
beklenen bir sonuçtur. 15 Temmuz sonrası dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri,
güvenlik kurumları ve asker-sivil ilişkileri alanında önemli düzenlemeler
yapılmıştır. Bu dönüşümün temel gerekçesi devlet kurumları içinde ortaya
çıktığı değerlendirilen örgütsel yapılanmaların tasfiyesi ve güvenlik
kurumlarının yeniden yapılandırılması olmuştur. Ancak siyaset bilimi açısından
daha geniş soru şudur: Güvenlik kurumlarının yeniden düzenlenmesi devlet
kapasitesini nasıl etkilemiştir? Bir yandan bu tür düzenlemeler devletin kendi
güvenlik kurumları üzerindeki denetimini artırmayı ve kurumsal sadakat
mekanizmalarını yeniden oluşturmayı amaçlayabilir. Diğer yandan, güvenlik
kurumlarının siyasal iktidarla ilişkisi ve kurumsal özerklik düzeyi açısından
yeni tartışmalar ortaya çıkarabilir. Bu nedenle 15 Temmuz sonrası güvenlik
alanındaki değişimler yalnızca darbe tehdidine karşı alınan önlemler olarak
değil, devlet kapasitesinin ve güvenlik yönetiminin yeniden tanımlandığı bir
süreç olarak değerlendirilmelidir.
Yargı
Kurumlarında Dönüşüm
Devlet
mimarisindeki dönüşümün en tartışmalı alanlarından biri yargı kurumları
olmuştur. Darbe girişimi sonrasında yargı alanında gerçekleştirilen
düzenlemeler bir taraftan devlet içindeki yasa dışı yapılanmaların tasfiyesi ve
yargı güvenliğinin sağlanması amacıyla gerekçelendirilmiş ve diğer taraftan
yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve kurumsal denge açısından yoğun
tartışmalara konu olmuştur. Bu ikili boyut siyasal kurum çözümlemelerinde
önemli bir noktaya işaret etmektedir. Kurumsal değişimler çoğu zaman tek bir
amaçla açıklanamaz. Aynı düzenleme, farklı aktörler tarafından farklı
biçimlerde değerlendirilebilir ve farklı siyasal sonuçlar üretebilir. Bu
nedenle çalışma yargı alanındaki dönüşümü yalnızca hukuksal düzenlemeler
üzerinden değil, yargının devlet içindeki konumu, yürütme ile ilişkisi ve
siyasal sistemdeki denetim işlevi açısından değerlendirmektedir.
Kamu
Yönetimi ve Devlet Kapasitesinin Yeniden Tanımlanması
15 Temmuz
sonrası dönüşümün bir diğer boyutu kamu yönetimi alanında görülmektedir.
Olağanüstü dönem düzenlemeleri ve sonrasında yapılan yönetsel değişiklikler
kamu personel sistemi, bürokratik örgütlenme ve karar alma süreçleri üzerinde
etkiler yaratmıştır. Kamu yönetimi açısından temel sorun yalnızca örgütsel
değişiklikler değildir. Asıl soru, devlet kapasitesinin hangi ilkeler
doğrultusunda yeniden tanımlandığıdır. Devlet kapasitesi, eş güdüm, uygulama
gücü ve kriz yönetimi açısından değerlendirilebileceği gibi aynı zamanda
kurumsal özerklik, hesap verebilirlik ve hukuksal sınırlar açısından da
incelenmelidir. Bu bağlamda 15 Temmuz sonrası dönem devletin krizlere karşı
dayanıklılığını artırma amacı ile kurumsal denge ve denetim mekanizmalarının
korunması arasındaki gerilimi görünür kılmıştır.
Ara
Değerlendirme
15 Temmuz
sonrası kurumsal yeniden yapılanma tek bir alanda gerçekleşen sınırlı bir
reform süreci değildir. Yürütme, güvenlik bürokrasisi, yargı ve kamu yönetimi
alanlarındaki değişimler birlikte değerlendirildiğinde devlet mimarisinde
kapsamlı bir yeniden düzenleme süreci ortaya çıkmaktadır. Bu dönüşümün siyasal
anlamı yalnızca yapılan kurumsal değişikliklerde değil, bu değişikliklerin
hangi tarihsel koşullar altında gerçekleştiğinde ve hangi meşruluk çerçevesi
içinde uygulandığında ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle 15 Temmuz kurumsal değişim
açısından bir başlangıç noktası değil, mevcut siyasal eğilimleri hızlandıran ve
yeni kurumsal patikaların oluşmasına olanak sağlayan önemli bir dönemeç olarak çözümlenmelidir.
İzleyen bölümde bu kurumsal dönüşümlerin toplam etkisi rejim dönüşümü açısından
değerlendirilecek ve 15 Temmuz'un Türkiye'nin siyasal rejimi üzerindeki uzun
dönemli sonuçları incelenecektir.
15 TEMMUZ
VE REJİM DÖNÜŞÜMÜ: YARIŞMACI OTORİTERLEŞME AÇISINDAN DEĞERLENDİRME
Rejim
dönüşümü siyaset bilimi yazınında yalnızca anayasal düzen değişiklikleriyle
açıklanamayacak kadar kapsamlı bir kavramdır. Bir siyasal rejimin niteliği
iktidarın nasıl elde edildiği, nasıl kullanıldığı, hangi kurumsal sınırlarla
çevrelendiği ve siyasal aktörler arasındaki yarışmanın hangi koşullarda
gerçekleştiği üzerinden değerlendirilir. Bu nedenle rejim dönüşümü çözümlemeleri,
yalnızca şekilsel kurumlara değil, aynı zamanda bu kurumların işleyişine ve
siyasal güç ilişkilerine odaklanmaktadır. Bu çalışma açısından temel soru
şudur: 15 Temmuz sonrası gerçekleşen kurumsal ve siyasal dönüşümler,
Türkiye'nin rejim yapısını hangi yönde etkilemiştir? Bu soruya yanıt verebilmek
için çalışma, yarışmacı otoriterlik (competitive authoritarianism),
demokratik gerileme (democratic backsliding) ve yürütme gücünün
yoğunlaşması (executive aggrandizement) yazınından yararlanmaktadır. Bu
yaklaşımlar, çağdaş siyasal sistemlerde otoriterleşmenin çoğu zaman açık bir
demokratik kopuş biçiminde değil, seçimlerin devam ettiği ancak siyasal yarışma
koşullarının giderek daha eşitsiz duruma geldiği süreçler aracılığıyla
gerçekleşebileceğini göstermektedir. Yarışmacı otoriterlik yaklaşımına göre, bu
tür rejimlerde demokratik kurumlar tümüyle ortadan kalkmaz. Seçimler yapılmaya
devam eder, muhalefet partileri etkinlik gösterebilir ve biçimsel anayasal
kurumlar varlığını sürdürebilir. Ancak iktidar sahipleri devlet kaynakları,
hukuk kurumları, medya alanı ve bürokratik kapasite üzerindeki üstünlüklerini
kullanarak siyasal yarışmayı kendi lehlerine şekillendirebilirler. Bu nedenle
rejimin niteliğini belirleyen temel unsur kurumların varlığı değil, kurumların
nasıl işlediğidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, 15 Temmuz sonrası dönem,
Türkiye'deki daha önce başlamış olan bazı siyasal ve kurumsal eğilimlerin
hızlandığı bir dönem olarak incelenebilir. Darbe girişimi devletin güvenliği ve
siyasal düzenin korunması çerçevesinde olağanüstü bir meşruluk alanı oluşturmuş
ve bu alan içinde yürütme yapısı, güvenlik kurumları, yargı ve kamu yönetimi
alanlarında kapsamlı değişiklikler gerçekleştirilmiştir.
Yürütme
Gücünün Yoğunlaşması ve Kurumsal Denge Sorunu
Rejim
dönüşümünün en önemli göstergelerinden biri yürütme gücünün diğer siyasal
kurumlarla ilişkisi ve sınırlandırılma biçimidir. 2017 anayasa değişikliğiyle
birlikte Türkiye'nin hükümet sistemi değiştirilmiş ve yürütme yetkisinin
örgütlenme biçiminde önemli bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Bu dönüşümün savunusu
daha hızlı karar alma, siyasal kararlılık ve yönetim kapasitesinin artırılması
gerekçelerine dayanmaktadır. Buna karşılık siyaset bilimi yazınında güçlü
yürütme modelleri, özellikle denge-denetleme mekanizmalarının zayıflaması
durumunda, iktidar yoğunlaşması ve kurumsal karşı ağırlıkların azalması
riskleri açısından değerlendirilmektedir. Bu nedenle yürütme sistemindeki
değişim tek başına rejimin niteliğini belirleyen bir unsur değildir. Asıl
değerlendirilmesi gereken nokta yürütme gücünün hangi kurumsal sınırlar içinde
kullanıldığı ve diğer kurumların bağımsız denetim kapasitesinin nasıl
korunduğudur.
Kurumsal
Özerklik ve Denge-Denetleme Mekanizmaları
Demokratik rejimlerin temel özelliklerinden biri siyasal
iktidarın yalnızca seçim yoluyla belirlenmesi değil, aynı zamanda hukuk
devleti, bağımsız kurumlar ve kurumsal denetim mekanizmaları aracılığıyla
sınırlandırılmasıdır. 15 Temmuz sonrası dönemde gerçekleştirilen kurumsal
değişimler devlet kapasitesini güçlendirme ve güvenlik tehditlerine karşı etkililik
sağlama amacıyla gerekçelendirilmiştir. Ancak aynı süreç, kurumların özerkliği,
yargının bağımsızlığı ve kamu yönetiminin tarafsızlığı açısından yeni
tartışmalar da ortaya çıkarmıştır. Bu noktada rejim dönüşümü çözümlemesinin
temel sorunu ortaya çıkmaktadır: Devlet kapasitesinin güçlendirilmesi ile
iktidarın kurumsal sınırlarının daralması arasındaki denge nasıl kurulmaktadır?
Bu soru, çağdaş otoriterleşme yazınının da merkezinde yer almaktadır.
Siyasal Yarışmanın
Niteliğindeki Değişim
Yarışmacı
otoriterlik yaklaşımının temel vurgusu seçimlerin varlığı ile eşit yarışma
koşullarının aynı şey olmadığıdır. Bir rejimde seçimlerin düzenli olarak
yapılması, tek başına demokratik yarışmanın bütün unsurlarının mevcut olduğunu
göstermez. Bu nedenle siyasal yarışma çözümlenmesinde muhalefetin etkililik
alanı, medya çoğulculuğu, hukuk kurumlarının tarafsızlığı, devlet kaynaklarının
kullanım biçimi ve siyasal aktörler arasındaki kurumsal eşitlik gibi unsurlar
birlikte değerlendirilmelidir. 15 Temmuz sonrası süreçte yaşanan kurumsal
dönüşümler bu alanlarda önemli tartışmalar yaratmıştır. Bu tartışmalar
Türkiye'nin siyasal rejiminin niteliğine ilişkin değerlendirmelerin yalnızca
anayasal düzenlemeler üzerinden değil, siyasal uygulamaların bütünlüğü içinde
yapılması gerektiğini göstermektedir.
Farklı
Açıklamalar ve Nedensellik Sorunu
15 Temmuz
ile rejim dönüşümü arasındaki ilişki değerlendirilirken önemli bir yöntembilimsel
sorun ortaya çıkmaktadır: Bütün değişimleri yalnızca 15 Temmuz ile açıklamak olanaklı
mıdır? Bu çalışma bu tür tek nedenli açıklamalardan kaçınmaktadır. Çünkü
Türkiye'deki siyasal dönüşümün bazı unsurları 15 Temmuz öncesinde de ortaya
çıkmıştı. Dolayısıyla 15 Temmuz bütün dönüşümün başlangıç nedeni olmaktan çok
mevcut eğilimleri hızlandıran, meşruluk sağlayan ve yeni kurumsal tercihlerin
uygulanmasını kolaylaştıran önemli bir dönemeç olarak değerlendirilmektedir. Bu
yaklaşım, nedenselliği daha karmaşık ancak daha gerçekçi biçimde ele
almaktadır. Siyasal dönüşümler çoğu zaman tek bir olayın doğrudan sonucu değil,
uzun dönemli yapısal eğilimlerin, aktör tercihlerinin ve önemli olayların
karşılıklı etkileşiminin ürünüdür.
Ara
Değerlendirme
15 Temmuz
sonrası Türkiye'deki siyasal dönüşüm, klasik anlamda ani bir rejim
değişikliğinden çok kurumların işleyişinde ve siyasal güç ilişkilerinde meydana
gelen aşamalı bir dönüşüm süreci olarak değerlendirilebilir. Bu süreçte yürütme
gücünün yeniden yapılandırılması, devlet kurumlarının yeniden düzenlenmesi ve
siyasal yarışma koşullarındaki değişimler belirleyici unsurlar olmuştur. Bu
nedenle 15 Temmuz'un rejim dönüşümündeki rolü, doğrudan ve tek başına
belirleyici bir neden olarak değil, daha önce başlamış olan siyasal eğilimleri
yoğunlaştıran ve yeni bir kurumsal patikanın oluşmasını kolaylaştıran önemli
bir tarihsel dönemeç olarak açıklanmaktadır. Bu değerlendirme, çalışmanın temel
savını güçlendirmektedir: Başarısız darbe girişimleri, askeri amaçlarına
ulaşamasalar bile siyasal sistemlerin yeniden yapılanmasında kurucu etkiler
yaratabilirler.
BULGULARIN
TARTIŞILMASI VE KURAMSAL KATKI
Bu çalışma,
15 Temmuz 2016 darbe girişimini yalnızca başarısız olmuş bir askeri müdahale girişimi
olarak değil, Türkiye'nin siyasal kurumları, devlet mimarisi ve rejim işleyişi
üzerinde uzun dönemli etkiler yaratan önemli bir siyasal dönemeç olarak
incelemiştir. Süreç izleme, tarihsel kurumsalcılık ve Sürekli Güncellenen
Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımının birlikte kullanılması olay ile
sonraki siyasal dönüşümler arasındaki nedensel mekanizmaların ortaya konulmasını
sağlamıştır. Araştırmanın temel bulgusu şudur: 15 Temmuz'un siyasal önemi darbe
girişiminin başarıya ulaşmasından değil, başarısız bir darbe girişiminin
siyasal meşruluk, kurumsal yapılanma ve rejim işleyişi üzerinde dönüştürücü
sonuçlar üretmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bulgu, klasik darbe yazınının
önemli bir varsayımını yeniden değerlendirmeyi gerektirmektedir. Geleneksel
yaklaşımda darbeler çoğunlukla iktidarın ele geçirilip geçirilememesi üzerinden
çözümlenir. Ancak 15 Temmuz örneği başarısız darbelerin de siyasal sistemler
üzerinde güçlü etkiler yaratabileceğini göstermektedir. Bu nedenle darbe
çalışmalarında yalnızca "başarı koşulları" değil, "başarısız
darbelerin siyasal sonuçları" da bağımsız bir araştırma alanı olarak ele
alınmalıdır.
Başarısız
Darbelerin Dönüştürücü Etkisi
Çalışmanın
ilk kuramsal katkısı başarısız darbelerin siyasal etkilerini açıklamaya yönelik
bir çözümleyici çerçeve önermesidir. Darbe girişimleri hedefledikleri iktidar
değişimini gerçekleştiremese bile siyasal aktörlerin davranışlarını, devlet
kurumlarının yeniden düzenlenmesini ve meşruluk söylemlerini etkileyebilirler. Bu
durum, siyasal krizlerin yalnızca mevcut düzeni tehdit eden olaylar olmadığını
ve aynı zamanda yeni kurumsal düzenlemelerin ortaya çıkabileceği fırsat
yapıları oluşturduğunu göstermektedir. 15 Temmuz örneğinde darbe girişimi askeri
açıdan başarısız olmuş ancak siyasal sonuçları bakımından etkili olmuştur. Kriz
sonrasında ortaya çıkan yeni güvenlik anlayışı, kurumsal düzenlemeler ve
siyasal anlatılar başarısız darbenin dönüştürücü etkisini ortaya koymaktadır. Bu
nedenle çalışmanın temel önermelerinden biri şöyledir: Başarısız darbeler,
iktidar değişimi yaratamasalar bile devletin yeniden yapılandırılması ve rejim
dönüşümü açısından önemli dönemeçler oluşturabilirler.
Önemli
Dönemeçlerin Siyasal Aktörler Tarafından Kullanılması
İkinci kuramsal
katkı önemli dönemeç kavramına ilişkindir. Tarihsel kurumsalcılık yazınında önemli
dönemeçler mevcut kurumsal patikaların değişebildiği ve yeni gelişme yollarının
ortaya çıkabildiği dönemler olarak ele alınmaktadır. Ancak önemli dönemeçler
kendiliğinden sonuç üretmezler. Aynı kriz farklı siyasal sistemlerde farklı
sonuçlara yol açabilir. Belirleyici olan aktörlerin krizi nasıl
anlamlandırdığı, hangi stratejileri geliştirdiği ve hangi kurumsal seçenekleri
tercih ettiğidir. 15 Temmuz örneği kriz ile sonuç arasındaki ilişkinin otomatik
olmadığını göstermektedir. Darbe girişimi tek başına rejim dönüşümü yaratmamış
ancak siyasal aktörlerin belirli kurumsal tercihlerde bulunabileceği bir meşruluk
ve fırsat alanı oluşturmuştur. Bu nedenle çalışma şu önermeyi geliştirmektedir:
Önemli krizler siyasal dönüşümün doğrudan nedeni değil, aktörlerin kurumsal
değişim gerçekleştirebilmeleri için fırsat alanı oluşturan tarihsel
koşullardır.
Kriz, Meşruluk
ve Kurumsal Dönüşüm İlişkisi
Çalışmanın
üçüncü katkısı ‘kriz-meşruluk-kurumsal dönüşüm’ ilişkisini açıklamaya
yöneliktir. Siyasal sistemlerde büyük krizler yalnızca maddi sonuçlar doğurmaz
ve aynı zamanda yeni anlam çerçeveleri üretir. Kriz dönemlerinde siyasal
aktörler tehditleri tanımlar, öncelikleri belirler ve hangi değişimlerin
gerekli olduğunu toplumsal olarak meşrulaştırmaya çalışırlar. 15 Temmuz
sonrasında oluşan siyasal anlatı güvenlik, devlet bütünlüğü ve kurumsal yeniden
yapılanma kavramlarını merkeze almıştır. Bu anlatı sonraki kurumsal
değişikliklerin siyasal anlamlandırılmasında önemli rol oynamıştır. Bu bağlamda
çalışma, rejim dönüşümlerinin yalnızca anayasal değişikliklerle değil,
krizlerin ürettiği meşruluk süreçleriyle de bağlantılı olduğunu ileri
sürmektedir.
SGSÇ'nin Kuramsal
ve Yöntembilimsel Katkısı
Bu çalışma
aynı zamanda Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımının
siyasal krizlerin çözümlenmesindeki kullanımını göstermektedir. Geleneksel
süreç izleme, olaylar arasındaki nedensel mekanizmaları ortaya çıkarmada güçlü
bir yöntemdir. Ancak siyasal krizler durağan süreçler değildir. Yeni bilgiler,
yeni aktör davranışları ve yeni kurumsal sonuçlar ortaya çıktıkça başlangıçtaki
açıklamalar yeniden değerlendirilmek zorundadır. SGSÇ yaklaşımı bu noktada
tamamlayıcı bir bakış açısı sunmaktadır. Süreç izleme olaylar arasındaki
nedensel mekanizmaları açıklar. SGSÇ bu mekanizmaların değişen siyasal bağlam
içinde sürekli yeniden değerlendirilmesini sağlar. Bu nedenle çalışma, karmaşık
siyasal krizlerin çözümlenmesinde iki aşamalı bir yaklaşım önermektedir: Nedensel
açıklama (Process Tracing) ve devingen ve güncellenebilir açıklama yani SGSÇ.
Bu yaklaşım, özellikle yüksek siyasal belirsizlik içeren rejim dönüşümleri,
darbeler, devrimler ve devlet krizleri gibi alanlarda kullanılabilir.
Genel Kuramsal
Model
Çalışmanın
bulgularından hareketle aşağıdaki çözümleyici model önerilmektedir:
Şekil 2: Yeni Çözümleyici Model
Bu model,
siyasal dönüşümlerin yalnızca ekonomik, toplumsal veya kurumsal etmenlerle
değil, krizlerin siyasal aktörler tarafından nasıl anlamlandırıldığı ve
kullanıldığı üzerinden de açıklanabileceğini göstermektedir.
Ara
Değerlendirme
Bu çalışma,
15 Temmuz'u açıklarken iki indirgemeci yaklaşımdan uzak durmaktadır. Birinci
yaklaşım, olayı yalnızca başarısız bir askeri girişim olarak görmektedir.
İkinci yaklaşım ise bütün sonraki dönüşümleri tek bir olayın doğrudan sonucu
olarak açıklamaktadır. Bunun yerine çalışma, 15 Temmuz'u daha karmaşık bir
süreç içinde değerlendirmektedir: Önceden biriken siyasal gerilimler, önemli
kriz anı, aktörlerin stratejik tercihleri ve kurumsal yeniden yapılanma
süreçleri birlikte ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, yalnızca Türkiye örneğini
açıklamakla kalmayıp, başarısız darbelerin ve büyük siyasal krizlerin rejim
dönüşümlerindeki rolünü incelemek için karşılaştırmalı siyaset açısından da
kullanılabilecek bir çözümleyici çerçeve sunmaktadır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
15 Temmuz
2016 darbe girişimi Türkiye'nin yakın siyasal tarihinde yalnızca başarısız
olmuş bir askeri müdahale girişimi olarak değil, devlet yapısı, siyasal
kurumlar ve rejim işleyişi üzerinde uzun dönemli etkiler yaratan önemli bir
tarihsel dönemeç olarak değerlendirilmelidir. Bu çalışma, 15 Temmuz'u açıklamak
için olayı yalnızca gerçekleştiği geceye indirgememiş ve darbe öncesi siyasal
gerilimleri, kriz anındaki aktör davranışlarını ve sonrasında ortaya çıkan
kurumsal dönüşümleri süreç izleme ve Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik
Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımı çerçevesinde incelemiştir.
Araştırmanın
temel sorusu 15 Temmuz'un siyaset bilimi açısından hangi anlamı taşıdığı ve
Türkiye'nin siyasal gelişim çizgisini nasıl etkilediğidir. Çalışmanın ulaştığı
temel sonuç 15 Temmuz'un öneminin askeri girişimin başarıya ulaşıp
ulaşmamasından değil, başarısız bir darbe girişiminin siyasal sistem üzerinde
yarattığı dönüştürücü etkiden kaynaklandığıdır.
Bu açıdan 15
Temmuz, klasik darbe çözümlemelerinin ötesinde değerlendirilmesi gereken bir
siyasal kriz örneğidir. Geleneksel yaklaşımda darbelerin başarısı iktidarın ele
geçirilmesi ve mevcut yönetimin değiştirilmesi üzerinden ölçülmektedir. Ancak
15 Temmuz örneği başarısız darbelerin de devlet kurumları, siyasal meşruluk
anlayışı ve rejim yapısı üzerinde önemli sonuçlar üretebileceğini
göstermektedir.
Çalışmanın
ilk temel bulgusu 15 Temmuz'un bir önemli dönemeç niteliği taşıdığıdır. Ancak
bu önemli dönemeç geçmişten tümüyle kopuş anlamına gelmemektedir. Aksine, 2013
sonrası dönemde derinleşen devlet içi güç savaşımı kurumsal gerilimler ve
siyasal kutuplaşmalar üzerine gelen bir kriz olarak değerlendirilmelidir. Bu
nedenle 15 Temmuz yeni bir sürecin başlangıç noktası olmaktan çok mevcut
siyasal eğilimleri hızlandıran ve yeni kurumsal patikaların oluşmasını sağlayan
bir dönüm noktasıdır.
İkinci temel
bulgu 15 Temmuz'un bir kurucu kriz niteliği kazanmış olmasıdır. Siyasal krizler
yalnızca mevcut düzeni tehdit eden olaylar değildir aynı zamanda yeni meşruluk
çerçevelerinin ve siyasal anlatıların oluşmasına zemin hazırlayabilirler. 15
Temmuz sonrasında güvenlik, devlet bütünlüğü ve kurumsal yeniden yapılanma
kavramları siyasal söylemin merkezine yerleşmiş ve bu durum sonraki kurumsal
dönüşümlerin anlamlandırılmasında önemli rol oynamıştır.
Üçüncü temel
bulgu 15 Temmuz sonrası dönemde gerçekleşen kurumsal değişimlerin devlet
mimarisinde kapsamlı bir yeniden yapılanmaya yol açtığıdır. Yürütme
sistemindeki değişiklikler, güvenlik bürokrasisinin yeniden düzenlenmesi, yargı
alanındaki dönüşümler ve kamu yönetimindeki yeniden yapılanmalar birlikte
değerlendirildiğinde devletin örgütlenme biçiminde önemli değişiklikler ortaya
çıkmıştır.
Ancak bu
değişimleri yalnızca tek bir olayın doğrudan sonucu olarak değerlendirmek çözümleyicilik
açıdan yetersiz olacaktır. Siyasal dönüşümler, çoğu zaman krizler, aktör
tercihleri ve kurumsal değişimlerin karşılıklı etkileşimi sonucunda ortaya
çıkar. Bu nedenle çalışma, 15 Temmuz'u rejim dönüşümünün tek nedeni olarak
değil, daha önce başlayan siyasal eğilimleri yoğunlaştıran, kurumsal
değişikliklere meşruluk sağlayan ve yeni bir siyasal patikanın oluşmasını
kolaylaştıran önemli bir tarihsel olay olarak değerlendirmektedir.
Bu bağlamda
araştırmanın ikinci temel sorusuna ilişkin sonuç şudur: 15 Temmuz, Türkiye'nin
siyasal çizgisini ani bir kopuşla değil, yürütme gücünün yeniden
yapılandırılması, devlet kurumlarının yeniden düzenlenmesi ve siyasal yarışma
koşullarının değişmesi yoluyla aşamalı bir biçimde etkilemiştir. Bu dönüşümün
niteliği siyaset bilimi yazınında yarışmacı otoriterleşme, demokratik gerileme
ve güçlü yürütme modelleri çerçevesinde tartışılabilir. Ancak bu çalışma,
belirli bir rejim sınıflandırmasını önceden kabul etmek yerine rejim
dönüşümünün göstergelerini ve mekanizmalarını çözümlemeyi tercih etmektedir.
Çalışmanın
önemli bir diğer sonucu siyasal krizlerin çözümlenmesinde olay ile sonuç
arasında doğrudan ve basit ilişkiler kurmanın yetersiz olduğudur. 15 Temmuz
örneği krizlerin ancak aktörler tarafından nasıl anlamlandırıldığı, hangi
stratejilerle kullanıldığı ve hangi kurumsal tercihlere dönüştürüldüğü
incelendiğinde anlaşılabilir.
Bu noktada
SGSÇ yaklaşımı önemli bir yöntembilimsel katkı sunmaktadır. Siyasal süreçler
durağan değildir ve yeni bilgiler, yeni aktör davranışları ve yeni kurumsal
sonuçlar ortaya çıktıkça açıklamalar da yeniden değerlendirilmelidir. Bu
nedenle SGSÇ, karmaşık siyasal krizlerin zaman içinde değişen anlamlarını ve
sonuçlarını izlemeye olanak sağlayan devingen bir çözümleme çerçevesi
sunmaktadır.
Sonuç olarak
15 Temmuz siyaset bilimi açısından yalnızca bir darbe girişimi değil, başarısız
bir askeri müdahalenin nasıl önemli bir siyasal dönemece ve kurumsal dönüşüm
sürecine dönüşebileceğini gösteren önemli bir örnektir. Olayın tarihsel önemi
iktidarı ele geçirme başarısından değil, devlet yapısı, siyasal meşruluk ve
rejim işleyişi üzerinde yarattığı uzun dönemli etkilerden kaynaklanmaktadır.
Bu çalışma,
15 Temmuz örneği üzerinden daha genel bir siyasal önermeye ulaşmaktadır: Başarısız
darbeler askeri amaçlarına ulaşamasalar bile, krizlerin ürettiği meşruluk
alanları ve kurumsal yeniden yapılanma süreçleri aracılığıyla siyasal
rejimlerin dönüşümünde belirleyici rol oynayabilirler. Bu önerme yalnızca
Türkiye örneğini anlamaya değil, farklı ülkelerde yaşanan başarısız darbeler,
devlet krizleri ve rejim dönüşümleri üzerine yapılacak karşılaştırmalı
araştırmalara da katkı sağlayabilecek bir çözümleyici çerçeve sunmaktadır.
Özcesi, 15
Temmuz 2016'nın yalnızca başarısız bir askeri darbe girişimi değildir,
Türkiye'de yeni siyasal rejimin kurumsallaşmasını hızlandıran önemli bir
dönemeç ve kurucu siyasal olaydır. 15 Temmuz yalnızca Türkiye'nin yakın
tarihini değiştiren bir olay değildir. Başarısız darbelerin rejim dönüşümündeki
rolünü yeniden düşünmeyi gerektiren bir siyaset bilimi olgusudur. 15 Temmuz'u
anlamak bir darbe girişimini açıklamaktan ibaret değildir. Asıl sorun başarısız
bir darbe girişiminin hangi siyasal ve kurumsal mekanizmalar aracılığıyla rejim
dönüşümünün kurucu olayına dönüştüğünü açıklamaktır. Bu çalışma, 15 Temmuz
2016'nın yalnızca başarısız bir askeri darbe girişimi olmadığını ve Türkiye'de
siyasal rejim dönüşümünü hızlandıran kritik bir dönemeç, yeni siyasal düzenin
meşruluğunu güçlendiren kurucu bir kriz ve devletin kurumsal yeniden
yapılanmasını tetikleyen kurucu bir siyasal olay olarak işlev gördüğünü ileri
sürmektedir. Bu sav, süreç izleme yöntemi ile Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik
Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımının bütünleştirilmesine dayanan çözümleyici bir
çerçeve içinde değerlendirilmektedir.
Çalışma,
başarısız darbelerin siyasal sonuçlarını açıklamak amacıyla "Kurucu
Siyasal Olay Modeli" olarak adlandırılabilecek yeni bir çözümleyici
çerçeve önermektedir. Bu model, başarısız darbelerin askeri amaçlarına
ulaşamasalar bile rejim dönüşümünü hızlandırabilecek kurucu siyasal süreçler
başlatabileceğini ileri sürmektedir.
Kaynakça
Acemoglu,
D., ve Robinson, J. A. (2012). Why nations fail: The origins of power,
prosperity, and poverty. Crown Publishers.
Beach, D., ve
Pedersen, R. B. (2019). Process-tracing methods: Foundations and guidelines
(2nd ed.). University of Michigan Press.
Bellin, E.
(2004). The robustness of authoritarianism in the Middle East: Exceptionalism
in comparative perspective. Comparative Politics, 36(2), 139–157.
Bogaards, M.
(2009). How to classify hybrid regimes? Defective democracy and electoral
authoritarianism. Democratization, 16(2), 399–423.
Collier, D.
(2011). Understanding process tracing. PS: Political Science ve Politics,
44(4), 823–830.
Dahl, R. A.
(1971). Polyarchy: Participation and opposition. Yale University Press.
Diamond, L.
(2002). Thinking about hybrid regimes. Journal of Democracy, 13(2), 21–35.
Esen, B., ve
Gümüşçü, Ş. (2016). Rising competitive authoritarianism in Turkey. Third World
Quarterly, 37(9), 1581–1606.
Geddes, B.,
Wright, J., ve Frantz, E. (2014). Autocratic breakdown and regime transitions:
A new data set. Perspectives on Politics, 12(2), 313–331.
George, A.
L., ve Bennett, A. (2005). Case studies and theory development in the social
sciences. MIT Press.
Gerring, J.
(2007). Case study research: Principles and practices. Cambridge University
Press.
Hale, H. E.
(2015). Patronal politics: Eurasian regime dynamics in comparative perspective.
Cambridge University Press.
Hinnebusch,
R. (2015). The international politics of the Middle East. Manchester University
Press.
Huntington,
S. P. (1991). The third wave: Democratization in the late twentieth century.
University of Oklahoma Press.
Kuru, A. T.
(2022). Islam, authoritarianism, and underdevelopment: A global and historical
comparison. Cambridge University Press.
Levitsky,
S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after
the Cold War. Cambridge University Press.
Levitsky,
S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown Publishing.
Linz, J. J.
(2000). Totalitarian and authoritarian regimes. Lynne Rienner Publishers.
Mahoney, J.,
ve Thelen, K. (2010). Explaining institutional change: Ambiguity, agency, and
power. Cambridge University Press.
O'Donnell,
G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69.
O'Donnell,
G., Schmitter, P. C., ve Whitehead, L. (1986). Transitions from authoritarian
rule: Tentative conclusions about uncertain democracies. Johns Hopkins
University Press.
Pierson, P.
(2004). Politics in time: History, institutions, and social analysis. Princeton
University Press.
Svolik, M.
W. (2012). The politics of authoritarian rule. Cambridge University Press.
Tilly, C.
(2007). Democracy. Cambridge University Press.
V-Dem
Institute. (2025). Democracy Report 2025: 25 years of autocratization –
Democracy at dusk? University of Gothenburg.
Waldner, D.
(2015). What makes process tracing good? PS: Political Science ve Politics,
48(1), 123–127.
Türkiye
ve 15 Temmuz'a ilişkin kaynaklar
Aydınlı, E.
(2016). A paradigmatic shift for the Turkish generals and an end to the coup
era in Turkey. Turkish Studies, 17(2), 205–224.
Çınar, M.
(2020). Turkey’s presidential system and democratic backsliding. South European
Society and Politics, 25(1), 1–25.
Esen, B., ve
Gümüşçü, Ş. (2018). Building a competitive authoritarian regime: State-business
relations in Turkey. Journal of Balkan and Near Eastern Studies, 20(1), 1–19.
Güney, A., ve
Tekin, B. Ç. (2016). Turkey after the coup attempt: Political implications and
institutional transformation. Turkish Studies.
Kalaycıoğlu,
E. (2018). The presidential system and Turkey's democratic future. South
European Society and Politics, 23(1), 1–18.
Öniş, Z.
(2015). Monopolizing the center: The rise of the Justice and Development Party
and the erosion of democratic space in Turkey. South European Society and
Politics, 20(1), 1–22.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder