Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

12 Temmuz 2026 Pazar

 

31 Mart 2024 Yerel Seçimleri Sonrasında Türkiye'de Yerel Siyasal Temsilin Dönüşümü: Yargısal ve Yönetsel Müdahalelerin Örüntü Çözümlemesi

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu araştırma, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra Türkiye'de belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahaleleri, yerel siyasal temsilin dönüşümü bağlamında incelemektedir. Çalışmanın temel amacı seçim sonrasında gerçekleştirilen yargısal operasyonlar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım uygulamaları, belediye meclislerince başkan vekili seçimi ve belediye yönetiminde meydana gelen değişikliklerin türlerini, dağılımını ve süreçsel özelliklerini ortaya koymaktır. Araştırmada, nicel ve nitel yöntemlerin birlikte kullanıldığı karma yöntem yaklaşımı benimsenmiş ve belediyelerin siyasal parti dağılımı ile müdahalelerin dağılımı karşılaştırılmış, ayrıca süreç çözümlemesi uygulanmıştır. İstatistiksel çözümlemeler, gözlenen müdahalelerin belediyelerin siyasal parti dağılımıyla orantılı olmadığını ve belirli belediye gruplarında anlamlı biçimde yoğunlaştığını göstermektedir. Bulgular, müdahalelerin birbirinden bağımsız işlemler olmaktan çok, yargısal operasyonlardan başlayarak yönetsel sonuçlara uzanan çok aşamalı bir süreç oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma ayrıca Türkiye'de belediyelere yönelik denetim ve ceza yargılaması uygulamalarında gözlenen kurumsal dönüşümü değerlendirmekte ve bu dönüşümün yerel siyasal temsil üzerindeki etkilerini tartışmaktadır. Çalışmanın en önemli katkısı, seçim sonrası yerel siyasal temsilin devingen bir süreç olarak çözümlenmesini sağlayan Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımını uygulaması ve bu yaklaşımın açıklayıcı gücünü görgül bulgularla ortaya koymasıdır.

Anahtar Kelimeler: Yerel seçimler; yerel siyasal temsil; belediyeler; yargısal müdahaleler; yönetsel müdahaleler; kayyım; lawfare; yarışmacı otoriterlik; yerel demokrasi; Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ).

 

Abstract

This study examines judicial and administrative interventions targeting municipalities in Türkiye following the 31 March 2024 local elections within the broader framework of the transformation of local political representation. The primary objective is to analyze the nature, distribution, and sequential dynamics of judicial operations, detentions, arrests, suspensions from office, trustee appointments, the appointment of acting mayors by municipal councils, and subsequent changes in municipal governance. Employing a mixed-methods research design, the study combines quantitative statistical analysis with qualitative process tracing. The distribution of interventions is compared with the partisan distribution of municipalities obtained in the 2024 local elections, while intervention sequences are examined through a dynamic process perspective. Statistical findings indicate that the observed interventions are not proportional to the partisan distribution of municipalities but are significantly concentrated within specific groups of municipalities. The findings further demonstrate that these interventions constitute a multi-stage process extending from criminal investigations to administrative consequences rather than isolated legal actions. The study also identifies an institutional transformation in the mechanisms governing municipal oversight and criminal proceedings in Türkiye and discusses its implications for local political representation. Methodologically, the article introduces and applies the Continuous Socio-Political Analysis (CSPA) approach, demonstrating its analytical capacity to explain dynamic and multi-stage post-election intervention processes. The study contributes to the comparative politics and public administration literature by conceptualizing local political representation as a dynamic institutional process shaped not only by elections but also by post-electoral judicial and administrative developments.

Keywords: Local elections; local political representation; municipalities; judicial interventions; administrative interventions; trusteeship; lawfare; competitive authoritarianism; local democracy; Continuous Socio-Political Analysis (CSPA).

 


 

GİRİŞ

31 Mart 2024 yerel seçimleri Türkiye'de uzun yıllar sonra yerel siyasal dengelerin önemli ölçüde yeniden şekillendiği bir dönüm noktası olmuştur. Seçim sonuçları yalnızca belediyelerin parti dağılımını değiştirmemiş ve aynı zamanda yerel yönetimlerin merkezi yönetimle ilişkileri, yerel demokrasinin işleyişi ve seçimle oluşan siyasal temsilin sürekliliği bakımından da yeni bir tartışma alanı yaratmıştır. Seçim sonrasında özellikle büyükşehir, il ve ilçe belediyelerine yönelik yargısal operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım atamaları, belediye meclislerince başkan vekili seçilmesi ve çeşitli siyasal transferler yerel yönetimlerin siyasal yapısını etkileyen gelişmeler olarak kamuoyunun gündemine yerleşmiştir.

Yerel yönetimler, demokratik siyasal sistemlerde yalnızca hizmet sunan yönetsel birimler değil, aynı zamanda seçim yoluyla oluşan halk iradesinin kurumsal düzeyde temsil edildiği temel siyasal kurumlardır. Bu nedenle seçim sonrasında belediye yönetimlerinde meydana gelen değişiklikler, yalnızca bireysel ceza soruşturmaları veya yönetsel işlemler olarak değil, yerel siyasal temsilin sürekliliği ve demokratik yönetişim açısından da incelenmesi gereken bir olgu niteliği taşımaktadır.

Türkiye'de bu süreç çoğu zaman tek tek yargısal işlemler veya bireysel yönetsel kararlar üzerinden tartışılmıştır. Buna karşılık, seçim sonrasında farklı hukuksal ve yönetsel müdahale biçimlerinin birlikte değerlendirilerek bunların yerel siyasal temsil üzerindeki yığınsal etkisini inceleyen sistemli görgül (ampirik) çalışmalar oldukça sınırlıdır. Mevcut tartışmaların önemli bir bölümü hukuksal değerlendirmeler veya siyasal yorumlar düzeyinde kalmakta ve müdahalelerin partilere, belediye türlerine ve zaman içerisindeki dağılımına ilişkin örüntüler yeterince çözümlenmemektedir.

Bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın temel sorusu, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahalelerin seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerinde sistemli bir örüntü (pattern) oluşturup oluşturmadığıdır. Bu kapsamda savcılık yönergesiyle yürütülen yargısal operasyonlar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım uygulamaları, belediye meclislerince başkan vekili seçimi ve siyasal transferler birlikte değerlendirilmektedir. Çalışmanın amacı, bu müdahalelerin hukuksal doğruluğu veya yerindeliği hakkında bir hüküm vermek değil, bunların seçim sonrasında yerel siyasal temsilin yapısını nasıl etkilediğini görgül veriler temelinde incelemektir.

Araştırmada, 31 Mart 2024 yerel seçimleri başlangıç noktası olarak alınmış ve bu tarihten sonraki süreçte kamuoyuna yansıyan yargısal ve yönetsel müdahaleler belediye düzeyinde derlenerek özgün bir veri seti oluşturulmuştur. Elde edilen veriler betimleyici istatistikler ve ki-kare uygunluk testi gibi yöntemlerle çözümlenerek müdahalelerin parti dağılımı ve belediye türleri bakımından belirli örüntüler oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmiştir.

Kuramsal olarak çalışma, yarışmacı otoriterlik, hukukun siyasal amaçlarla kullanılmasına ilişkin (lawfare) tartışmalar, yerel demokrasi ve çok düzeyli yönetişim yazınından yararlanmakta ve yöntemsel olarak ise Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme yaklaşımını uygulamaktadır. Bu yönüyle çalışma Türkiye'de yerel siyasal temsilin seçim sonrasında geçirdiği dönüşümü çok boyutlu bir çerçevede incelemeyi ve bu alandaki karşılaştırmalı siyaset ile kamu yönetimi yazınına görgül bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

Araştırmanın Amacı ve Hedefleri

Bu çalışmanın temel amacı, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra Türkiye'de yerel yönetimlere yönelik gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahalelerin seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerindeki etkilerini sistemli ve görgül bir çerçevede incelemektir. Çalışma, bireysel olayların hukuksal veya siyasal değerlendirmesini yapmaktan çok söz konusu müdahalelerin zaman içerisindeki dağılımını, yoğunlaşma biçimlerini ve ortaya çıkardığı örüntüleri çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Bu kapsamda araştırma aşağıdaki hedeflere yönelmektedir:

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal müdahaleleri (yargısal operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar) ve yönetsel müdahaleleri (görevden uzaklaştırmalar, kayyım atamaları, belediye meclislerince başkan vekili seçimi ve siyasal transferler) bütüncül bir veri seti içinde sınıflandırmak.

Müdahalelerin siyasal partilere, belediye türlerine (büyükşehir, il, ilçe ve belde) ve zaman boyutuna göre dağılımını ortaya koyarak bunların rastlantısal mı yoksa belirli örüntüler sergileyen sistemli uygulamalar mı olduğunu incelemek.

Seçim sonuçlarıyla oluşan yerel siyasal temsilin yargısal ve yönetsel müdahaleler sonrasında hangi ölçüde değişime uğradığını görgül veriler temelinde değerlendirmek.

Müdahalelerin dağılımını uygun istatistiksel yöntemlerle (özellikle ki-kare uygunluk testi) çözümleyerek gözlenen farklılıkların istatistiksel anlamlılığını sınamak.

Elde edilen bulguları yarışmacı otoriterlik, hukukun siyasal süreçlerde kullanımı (lawfare), yerel demokrasi ve yerel yönetim özerkliği yazını çerçevesinde tartışarak Türkiye'deki yerel yönetimlerin siyasal dönüşümüne ilişkin kuramsal katkı sağlamak.

Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımının, devingen siyasal süreçlerin ve çok aşamalı kurumsal müdahalelerin çözümlenmesinde uygulanabilirliğini göstermek ve yöntemin açıklayıcı kapasitesini görgül olarak değerlendirmek.

Bu hedefler doğrultusunda çalışma yerel seçimlerle oluşan demokratik temsilin yalnızca seçim günü ortaya çıkan bir sonuç olmadığını ve seçim sonrasında gerçekleşen yargısal ve yönetsel süreçlerin de yerel siyasal temsilin gerçek yapısını etkileyebildiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Böylece araştırmanın, Türkiye'de yerel yönetimler, demokratik temsil, hukuk-siyaset ilişkisi ve kamu yönetimi alanlarındaki kuramsal ve görgül tartışmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.

Araştırma Soruları

Bu çalışma 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra Türkiye'de yerel yönetimlere yönelik gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahalelerin seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerindeki etkilerini incelemektedir. Bu kapsamda aşağıdaki araştırma sorularına yanıt aranmıştır:

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahalelerin türleri nelerdir ve bunlar zaman içinde nasıl bir dağılım göstermektedir?

Yargısal ve yönetsel müdahaleler belediyelerin siyasal parti bağlılıklarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar göstermekte midir?

Gözlenen müdahale dağılımı belediyelerin siyasal partilere göre sayısal dağılımıyla uyumlu mudur, yoksa belirli belediye gruplarında anlamlı bir yoğunlaşma (örüntü) sergilemekte midir?

Yargısal müdahaleler ile yönetsel müdahaleler arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır? Yargısal operasyonlar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım uygulamaları ve belediye yönetimindeki değişiklikler birbirini izleyen bir müdahale sürecinin aşamaları olarak değerlendirilebilir mi?

İncelenen müdahaleler 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle oluşan yerel siyasal temsilin yapısını ve sürekliliğini hangi ölçüde etkilemiştir?

Elde edilen bulgular yarışmacı otoriterlik, hukukun siyasal süreçlerde kullanımı (lawfare), yerel demokrasi ve yerel yönetim özerkliği yazını açısından nasıl değerlendirilebilir?

Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımı seçim sonrasında ortaya çıkan çok aşamalı ve devingen müdahale süreçlerinin açıklanmasında ne ölçüde çözümleyici katkı sağlamaktadır?

Yöntem

Araştırma Deseni: Bu araştırma nicel ve nitel veri toplama tekniklerinin birlikte kullanıldığı açıklayıcı (explanatory) bir örüntü çözümlemesi niteliğindedir. Çalışmada 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra Türkiye'de belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahaleler sistemli biçimde sınıflandırılmış ve bu müdahalelerin seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerindeki etkileri görgül olarak incelenmiştir. Araştırmanın kuramsal ve yöntemsel çerçevesi devingen siyasal süreçlerin çok boyutlu olarak değerlendirilmesini esas alan Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımına dayanmaktadır. Bu yaklaşım, siyasal gelişmeleri tekil olaylar olarak değil, birbirini izleyen süreçler ve bunların oluşturduğu örüntüler üzerinden çözümlemektedir.

Araştırmanın Evreni ve Çözümleme Birimi: Araştırmanın evrenini 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonucunda oluşan Türkiye'deki tüm belediyeler oluşturmaktadır. Çözümleme birimi belediyedir. Büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyeleri birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmada belediye başkanları değil, belediyeler esas alınmıştır. Aynı belediyeye ilişkin birden fazla yargısal veya yönetsel işlem bulunması durumunda belediye tek çözümleme birimi olarak değerlendirilmiştir.

Araştırma Dönemi: Araştırma, 31 Mart 2024 yerel seçimleri ile 11 Temmuz 2026 tarihi arasında gerçekleşen olayları kapsamaktadır. Bu dönem, seçim sonuçlarıyla oluşan yerel siyasal temsilin sonraki süreçte hangi yargısal ve yönetsel müdahalelere maruz kaldığını incelemek amacıyla seçilmiştir.

Veri Kaynakları: Türkiye'de belediyelere yönelik savcılık yönergesiyle yürütülen yargısal operasyonlara ilişkin merkezi ve resmi bir istatistik yayımlanmamaktadır. Bu nedenle araştırmada özgün bir veri seti oluşturulmuştur. Veri seti aşağıdaki kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmıştır:

31 Mart 2024 yerel seçimlerine ilişkin resmi seçim sonuçları,

Kamu kurumlarının açıklamaları,

Belediyelerin resmi duyuruları,

Güvenilir ulusal ve uluslararası haber kuruluşlarının kronolojik haber derlemeleri,

Kamuoyuna açık yargısal ve yönetsel işlem kayıtları.

Her olay, olanaklı olduğu ölçüde birden fazla bağımsız kaynak kullanılarak doğrulanmıştır.

Değişkenlerin Araçsallaştırılması (Operasyonelleştirilmesi): Araştırmada aşağıdaki değişkenler oluşturulmuştur:

Bağımsız değişken: Belediyenin 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonucunda bağlı olduğu siyasal parti.

Bağımlı değişkenler: Yargısal operasyon, gözaltı, tutuklama, görevden uzaklaştırma, kayyım atanması, belediye meclisince başkan vekili seçilmesi ve siyasal transfer sonucu yönetimin değişmesi. Her belediye açısından bu değişkenler "var" veya "yok" (1/0) biçiminde kodlanmıştır.

Veri Çözümlemesi: Araştırmada öncelikle betimleyici istatistiklerden yararlanılarak müdahalelerin parti grupları, belediye türleri ve zaman içerisindeki dağılımları belirlenmiştir. Daha sonra, müdahalelerin belediye sayılarıyla orantılı olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek amacıyla ki-kare uygunluk testi uygulanmıştır. Böylece gözlenen dağılım ile belediye sayıları esas alınarak hesaplanan beklenen dağılım karşılaştırılmıştır. İstatistiksel çözümlemelerin amacı müdahalelerin belirli belediye gruplarında anlamlı bir yoğunlaşma gösterip göstermediğini ortaya koymaktır.

Araştırmanın Sınırlılıkları: Araştırmanın en önemli sınırlılığı Türkiye'de belediyelere yönelik yargısal operasyonlara ilişkin merkezi ve resmi bir veri tabanının bulunmamasıdır. Bu nedenle veri seti kamuoyuna açık kaynaklardan derlenmiştir. Çalışma müdahalelerin hukuksal yerindeliği veya yargı kararlarının doğruluğu konusunda değerlendirme yapmayı amaçlamamaktadır. İncelenen konu müdahalelerin seçim sonrasında yerel siyasal temsil üzerindeki dağılımı ve ortaya çıkardığı örüntülerdir. Bu nedenle araştırmanın bulguları müdahalelerin hukuksal niteliğine ilişkin değil, bunların seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerindeki görgül dağılımına ilişkindir.

Varsayımlar

Bu araştırma aşağıdaki temel varsayımlar üzerine kurulmuştur:

31 Mart 2024 yerel seçim sonuçları araştırmanın başlangıç noktasını oluşturan yerel siyasal temsilin geçerli ve güvenilir göstergesidir.

Araştırmada kullanılan açık kaynaklı verilerin (resmi açıklamalar, belediye duyuruları ve güvenilir ulusal ve uluslararası haber kuruluşlarının yayımladığı bilgiler) olayların temel özelliklerini doğru biçimde yansıttığı kabul edilmiştir.

Türkiye'de belediyelere yönelik yargısal müdahalelere ilişkin merkezi ve resmi bir veri tabanı bulunmadığından farklı kaynaklardan derlenerek oluşturulan veri setinin araştırmanın amaçları bakımından yeterli kapsayıcılığa sahip olduğu varsayılmıştır.

Araştırmada kullanılan yargısal müdahale ve yönetsel müdahale kavramlarının operasyonel tanımları bütün belediyeler için aynı ölçütlerle uygulanmıştır. Bu nedenle değişkenlerin sınıflandırılmasında sistemli bir yanlılık bulunmadığı kabul edilmiştir.

Araştırmada belediye çözümleme birimi olarak alınmıştır. Aynı belediyeye ilişkin birden fazla yargısal veya yönetsel işlem bulunması durumunda bu işlemlerin tek bir belediyeye ait olaylar dizisini temsil ettiği varsayılmıştır.

İncelenen yargısal ve yönetsel müdahalelerin belediyeler arasında gözlenen dağılımı, istatistiksel çözümleme yapmaya elverişli nitelikte olup, ki-kare uygunluk testinin uygulanmasına olanak sağlayacak bağımsız gözlemler olarak değerlendirilmiştir.

Araştırma yargısal veya yönetsel işlemlerin hukuksal doğruluğu, yerindeliği ya da maddi olgulara ilişkin doğruluğu konusunda herhangi bir varsayımda bulunmamaktadır. Çalışmanın temel varsayımı bu işlemlerin kamuoyuna yansıyan ve doğrulanabilen biçimleriyle yerel siyasal temsil üzerinde gözlemlenebilir etkiler oluşturduğudur.

Çalışmada elde edilen bulguların araştırmanın kapsadığı dönem (31 Mart 2024–11 Temmuz 2026) ile sınırlı olduğu ve bu dönemde gözlenen örüntüleri yansıttığı kabul edilmiştir.

KURAMSAL ÇERÇEVE VE YAZIN

Yerel yönetimler, demokratik siyasal sistemlerin yalnızca hizmet sunan yönetsel birimleri değil, aynı zamanda seçim yoluyla oluşan siyasal temsilin kurumsallaştığı temel demokratik yapılardır. Bu nedenle yerel seçimler, yalnızca yönetsel kadroların belirlenmesini değil, aynı zamanda yerel düzeyde siyasal meşruluğun yeniden üretilmesini sağlamaktadır. Demokratik sistemlerde seçimle oluşan temsilin sürekliliği hukuk devleti ilkesi ve demokratik hesap verebilirlik kadar önem taşımaktadır.

Yerel yönetimlerin merkezi yönetimle ilişkileri ise kamu yönetimi yazınının temel tartışma alanlarından biridir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı yerel yönetimlerin yönetsel ve mali özerkliğini demokratik yönetimin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. Buna karşılık birçok ülkede merkezi yönetimler anayasal ve yasal yetkiler çerçevesinde yerel yönetimler üzerinde çeşitli denetim ve vasilik (vesayet) yetkilerine sahiptir. Bu nedenle yerel yönetimlere yönelik müdahalelerin hukuksal dayanakları kadar bu müdahalelerin demokratik temsil üzerindeki etkileri de kamu yönetimi yazınının önemli araştırma konularından biri durumuna gelmiştir.

Siyaset bilimi yazınında son yıllarda öne çıkan tartışmalardan biri yargısal süreçlerin siyasal yarışma üzerindeki etkileridir. Hirschl (2004), siyasetin giderek yargısallaştığını (judicialization of politics) ileri sürerken, Comaroff ve Comaroff (2006) hukukun siyasal savaşımların önemli araçlarından biri durumuna geldiğini vurgulamaktadır. Dunlap (2008) tarafından uluslararası hukuk bağlamında geliştirilen lawfare kavramı ise daha sonra siyasal süreçlerde hukukun stratejik kullanımı tartışmalarında da yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Bu yazın, hukuksal süreçlerin yalnızca yargısal işlevleriyle değil, siyasal sonuçları bakımından da incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bununla bağlantılı olarak yarışmacı otoriterlik yaklaşımı (Levitsky ve Way, 2010), demokratik kurumların biçimsel olarak varlığını sürdürmesine karşın devlet kaynaklarının, yönetsel araçların ve hukuksal mekanizmaların siyasal yarışmayı etkileyecek biçimde kullanılabileceğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşım çerçevesinde özellikle seçici uygulama (selective enforcement) kavramı hukuksal kuralların farklı siyasal aktörlere eşit biçimde uygulanıp uygulanmadığının görgül olarak incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle son yıllarda karşılaştırmalı siyaset yazınında dikkat tek tek hukuksal işlemlerin doğruluğundan çok bu işlemlerin dağılımı ve oluşturduğu örüntüler üzerine yoğunlaşmaktadır.

Yerel yönetimlere yönelik müdahaleler konusunda mevcut yazın ağırlıklı olarak kayyım uygulamaları, yönetsel vasilik, yerel özerklik veya belirli yargısal süreçleri ayrı ayrı incelemektedir. Buna karşılık yargısal operasyonlar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım atamaları, belediye meclislerince başkan vekili seçimi ve siyasal transferleri birlikte ele alarak seçim sonrasında yerel siyasal temsilin nasıl dönüştüğünü bütüncül biçimde çözümleyen çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu durum, özellikle seçim sonrasında ortaya çıkan çok aşamalı müdahale süreçlerinin tek bir çözümleyici çerçevede değerlendirilmesini güçleştirmektedir.

Bu çalışma söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Araştırmada geliştirilen çözümleyici çerçeve yargısal ve yönetsel müdahaleleri birbirinden bağımsız olaylar olarak değil, seçim sonrasında yerel siyasal temsil üzerinde etkide bulunan çok aşamalı bir süreç olarak değerlendirmektedir. Bu amaçla Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımı kullanılmaktadır. SGSÇ siyasal süreçleri durağan kesitler yerine zamana yayılan, birbirini etkileyen ve sürekli güncellenen olay dizileri olarak ele almakta ve böylece müdahalelerin yalnızca tek tek sonuçlarını değil, birlikte oluşturdukları örüntüyü açıklamayı hedeflemektedir.

Bu kuramsal çerçeve doğrultusunda çalışma, 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'de gözlenen yargısal ve yönetsel müdahalelerin seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerindeki etkilerini görgül veriler temelinde incelemekte ve bulgularını yarışmacı otoriterlik, hukukun siyasal süreçlerdeki rolü, yerel demokrasi ve kamu yönetimi yazını bağlamında değerlendirmektedir.

Şekil 1: Kuramsal Model

SAYISAL BULGULAR

Yerel Seçim Sonuçları ve Belediye Dağılımı

31 Mart 2024 yerel seçimleri sonucunda Türkiye'de toplam 1.444 belediye oluşmuştur. Belediyelerin siyasal partilere göre dağılımı Tablo 1'de gösterilmektedir.

 

Çizelge 1:

 

31 Mart 2024 Yerel Seçimleri Sonrasında Belediyelerin Parti Dağılımı

Parti

Belediye Sayısı

Oran (%)

AK Parti

549

38,0

CHP

433

30,0

MHP

228

15,8

DEM Parti

85

5,9

İYİ Parti

32

2,2

Diğer

117

8,1

Toplam

1.444

100,0

 

Bu dağılım, araştırmada beklenen değerlerin hesaplanmasında temel alınmıştır.

Yargısal Müdahalelerin Dağılımı

Araştırma döneminde kamuoyuna yansıyan ve doğrulanabilen verilere göre en az 40 belediyeye yönelik savcılık talimatıyla yargısal operasyon gerçekleştirilmiştir. Bunların 39'u CHP, biri ise AK Parti tarafından yönetilen belediyelerdir.

 

Çizelge 2:

Parti Gruplarına Göre Yargısal Operasyonlar

Parti

Belediye Sayısı

Operasyon Sayısı

Operasyon Oranı (%)

CHP

433

39

9,0

AK Parti

549

1

0,18

MHP

228

0

0

DEM Parti

85

0

0

İYİ Parti

32

0

0

Diğer

117

0

0

 

Büyükşehir Belediyelerine Yönelik Müdahaleler

Araştırma döneminde CHP'nin kazandığı 14 büyükşehir belediyesinin önemli bir bölümüne yargısal veya yönetsel müdahale gerçekleştirilmiştir. Buna karşılık AK Parti'nin yönettiği 12 büyükşehir belediyesine yönelik aynı nitelikte bir yargısal operasyon saptanmamıştır.

Görevden Uzaklaştırmalar

Araştırma döneminde görevden uzaklaştırılan belediye başkanlarının büyük bölümü CHP belediyelerinde görev yapmaktadır. İncelenen dönemde görevden uzaklaştırılan belediyeler arasında üç büyükşehir, iki il belediyesi ve çok sayıda ilçe belediyesi bulunmaktadır.

Kayyım Uygulamaları

Kayyım uygulamaları toplam 13 belediyede gerçekleştirilmiştir. Bunların 10'u DEM Parti, 3'ü CHP tarafından yönetilen belediyelerdir.

Çizelge 3:

 

Kayyım Atanan Belediyeler

Parti

Belediye Sayısı

DEM Parti

10

CHP

3

Diğer

0

 

Belediye Yönetimlerinde Parti Değişimi

Araştırma döneminde bazı belediyelerde görevden uzaklaştırma, belediye meclisi kararları veya siyasal transferler sonucunda belediye yönetiminde parti değişikliği meydana gelmiştir. Özellikle belediye meclisi aritmetiğinin değiştiği bazı belediyelerde yönetim farklı siyasal partilere geçmiştir.

Ki-Kare Çözümlemesi

Yargısal operasyonların belediyelerin parti dağılımıyla uyumlu olup olmadığını belirlemek amacıyla ki-kare uygunluk testi uygulanmıştır. Beklenen değerler, 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonucunda partilerin kazandığı belediye sayıları esas alınarak hesaplanmıştır.

Çizelge 4:

 

Gözlenen ve Beklenen Operasyon Sayıları

Parti

Gözlenen

Beklenen

CHP

39

11,99

AK Parti

1

15,21

MHP

0

6,32

DEM Parti

0

2,35

İYİ Parti

0

0,89

Diğer

0

3,24

 

Ki-kare uygunluk testi sonucunda hesaplanan değer χ² ≈ 113 (serbestlik derecesi d = 5; p < 0,001) olarak bulunmuştur. Bu bulgu, gözlenen dağılımın belediyelerin siyasal partilere göre sayısal dağılımıyla uyumlu olmadığını ve müdahalelerin belirli belediye gruplarında anlamlı biçimde yoğunlaştığını göstermektedir. Bu bölümde sunulan bulgular yalnızca dağılımları ve istatistiksel ilişkileri ortaya koymaktadır. Bulguların olası nedenleri ve kuramsal anlamı izleyen tartışma bölümünde değerlendirilmektedir.

TARTIŞMA

Bu araştırmanın bulgularını değerlendirmeden önce, Türkiye'de belediyelere yönelik denetim ve ceza süreçlerinin hukuksal çerçevesinin açıklanması gerekmektedir. Kamuoyunda çoğu zaman "soruşturma", "inceleme", "operasyon" ve "kovuşturma" kavramları birbirinin yerine kullanılmakta ve bu durum farklı hukuksal mekanizmaların aynı süreç olarak algılanmasına yol açmaktadır. Oysa belediyelere ilişkin yönetsel denetim ile ceza adaleti süreci farklı hukuksal usullere ve farklı yetkili makamlara dayanmaktadır.

5393 sayılı Belediye Kanunu ile 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun çerçevesinde belediye başkanları ve belediye görevlileri hakkında yönetsel nitelikte inceleme ve soruşturma süreçlerinde İçişleri Bakanlığı önemli yetkilere sahiptir. Bakanlık, mülkiye müfettişleri veya diğer denetim elemanları aracılığıyla inceleme yaptırabilmekte ve belirli durumlarda soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar vermektedir. Bu süreç esas itibarıyla yönetsel denetim mekanizmasının bir parçasıdır.

Buna karşılık bu araştırmanın inceleme konusu olan süreç İçişleri Bakanlığı'nın yürüttüğü yönetsel soruşturmalar değildir. Araştırma yalnızca Cumhuriyet savcıları tarafından ceza yargılaması hükümleri çerçevesinde başlatılan arama, elkoyma, gözaltı, yakalama ve tutuklama gibi yargısal koruma önlemlerini içeren ceza soruşturmaları ile bunlara bağlı olarak ortaya çıkan yönetsel sonuçları kapsamaktadır. Kamuoyunda yaygın olarak "operasyon" olarak adlandırılan bu süreçler, kolluk kuvvetlerinin Cumhuriyet savcısının emri ve ceza yargılaması usulleri doğrultusunda gerçekleştirdiği yargısal işlemleri ifade etmektedir.

Bu ayrım, araştırmanın kapsamı açısından belirleyicidir. Nitekim İçişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan belediyelere ilişkin "soruşturma izni" istatistikleri, mülkiye müfettişlerinin yürüttüğü yönetsel süreçleri göstermekte ve savcılık makamlarınca yürütülen yargısal operasyonlara ilişkin resmi ve bütüncül bir istatistik içermemektedir. Ayrıca açıklanan verilerde soruşturma izni verilmeyen dosyaların parti bazındaki ayrıntılı dağılımı da bulunmadığından bu veriler savcılık tarafından yürütülen yargısal operasyonların siyasal dağılımını değerlendirmek için uygun bir gösterge oluşturmamaktadır.

Bu nedenle araştırmada çözümleme birimi olarak İçişleri Bakanlığı'nın yönetsel soruşturma istatistikleri değil, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra Cumhuriyet savcılıkları tarafından başlatılan ve kamuoyuna yansıyan yargısal operasyonlar esas alınmıştır. Çalışmanın amacı bu operasyonların hukuksal haklılığını veya yargısal sonucunu değerlendirmek değil, seçim sonrasında yerel siyasal temsil üzerindeki dağılımını ve oluşturduğu örüntüleri görgül olarak incelemektir.

Bu çerçevede elde edilen bulgular yargısal ve yönetsel müdahalelerin belediyeler arasında uyumlu (homojen) biçimde dağılmadığını, aksine belirli belediye gruplarında yoğunlaştığını göstermektedir. Ki-kare çözümlemesi de gözlenen dağılımın belediyelerin seçim sonuçlarına göre beklenen dağılımından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde saptığını ortaya koymaktadır. Bu bulgu araştırmanın temel sorusu bakımından önemli olup, gözlenen örüntünün rastlantısal bir dağılımla açıklanmasının güç olduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte, istatistiksel olarak anlamlı bir örüntünün bulunması tek başına bu farklılığın nedenini ortaya koymaz. Bu nedenle bulguların yorumlanmasında farklı açıklamaların da dikkate alınması gerekir. Örneğin, belirli belediyelerde yolsuzluk riskinin daha yüksek olduğu, nüfus büyüklüğü, bütçe hacmi, ihale sayısı veya büyükşehir belediyelerinin daha yoğun denetime konu edildiği yönündeki açıklamalar görgül olarak sınanabilecek hipotez seçenekleridir. Dolayısıyla bu çalışma neden-sonuç ilişkisini kesin olarak ortaya koymaktan çok açıklanması gereken istatistiksel bir örüntünün varlığını göstermektedir.

Bu yönüyle araştırma, hukuksal süreçlerin maddi doğruluğundan bağımsız olarak, seçim sonrasında yerel siyasal temsilin hangi mekanizmalar aracılığıyla dönüştüğünü inceleyen görgül bir siyaset bilimi çalışması niteliği taşımaktadır.

Bu araştırma, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahalelerin dağılımını görgül veriler temelinde incelemiştir. Bulgular, müdahalelerin belediyelerin siyasal dağılımıyla orantılı gerçekleşmediğini ve belirli belediye gruplarında yoğunlaştığını göstermektedir. Ki-kare çözümlemesi sonucunda gözlenen dağılımın beklenen dağılımdan istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaşması araştırmanın temel sorusuna olumlu yanıt vermektedir. Buna göre, incelenen dönemde belediyelere yönelik müdahaleler rastlantısal bir dağılım sergilememekte ve belirli bir örüntü oluşturmaktadır.

Bu bulgunun doğru yorumlanabilmesi için öncelikle araştırmanın kapsamı yeniden vurgulanmalıdır. Çalışma, belediye başkanları veya belediye görevlileri hakkında yürütülen ceza soruşturmalarının hukuksal haklılığını ya da yargı kararlarının doğruluğunu değerlendirmemektedir. Araştırmanın konusu, bu süreçlerin seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerindeki gözlemlenebilir etkileridir. Dolayısıyla burada incelenen olgu, bireysel ceza sorumluluğu değil, seçim sonrasında yerel siyasal temsilin hangi ölçüde ve hangi mekanizmalar aracılığıyla değiştiğidir.

Bu noktada Türkiye'deki belediyelere ilişkin iki farklı hukuksal sürecin birbirinden ayrılması önem taşımaktadır. Birinci süreç, İçişleri Bakanlığı'nın mülkiye müfettişleri aracılığıyla yürüttüğü yönetsel inceleme ve soruşturmalardır. Bu süreçte Bakanlık, mevzuat çerçevesinde belediye başkanları ve belediye görevlileri hakkında inceleme yaptırabilmekte ve belirli durumlarda soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verebilmektedir. İkinci süreç ise Cumhuriyet savcıları tarafından Ceza Yargılaması Kanunu hükümleri uyarınca yürütülen yargısal soruşturmalardır. Kamuoyunda yaygın olarak "operasyon" olarak adlandırılan süreçler bu ikinci kategoriye girmekte ve arama, gözaltı, yakalama ve tutuklama gibi koruma önlemlerini içermektedir. Araştırmanın veri seti yalnızca bu ikinci gruptaki yargısal süreçleri ve bunların yol açtığı yönetsel sonuçları kapsamaktadır.

Bu ayrım, İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan belediyelere ilişkin soruşturma izni istatistiklerinin neden bu araştırmanın temel veri kaynağı olarak kullanılmadığını da açıklamaktadır. Bakanlığın açıkladığı veriler mülkiye müfettişlerinin yürüttüğü yönetsel süreçlere ilişkindir. Buna karşılık savcılıklar tarafından başlatılan yargısal operasyonlara ilişkin bütüncül ve resmi bir istatistik bulunmamaktadır. Ayrıca açıklanan veriler soruşturma izni verilmeyen dosyaların parti bazındaki tam dağılımını içermediğinden siyasal dağılım bakımından karşılaştırmalı bir çözümleme yapmaya da elverişli değildir.

Araştırmanın bulguları seçim sonrasında ortaya çıkan müdahalelerin yalnızca yargısal operasyonlarla sınırlı kalmadığını göstermektedir. Bazı belediyelerde süreç, gözaltı ve tutuklamaları görevden uzaklaştırma kararlarının izlemesi, bazı durumlarda kayyım atanması veya belediye meclisince başkan vekili seçilmesi, kimi örneklerde ise siyasal transferler sonucunda belediye yönetiminin farklı bir siyasal partiye geçmesiyle devam etmiştir. Bu durum, yerel siyasal temsilin tek bir işlemle değil, birbirini izleyen yargısal ve yönetsel müdahaleler zinciri içerisinde yeniden şekillenebildiğini göstermektedir.

Bu bulgu yarışmacı otoriterlik yazınında tartışılan devlet gücünün seçici kullanımı ve hukuksal süreçlerin siyasal yarışma üzerindeki etkilerine ilişkin kuramsal yaklaşımlarla birlikte değerlendirilebilir. Bununla birlikte, bu çalışma tek başına müdahalelerin siyasal güdülerle gerçekleştirildiği sonucuna ulaşmamaktadır. İstatistiksel olarak anlamlı bir örüntünün saptanması bu örüntünün nedenini kendiliğinden açıklamaz. Büyükşehir belediyelerinin bütçe büyüklüğü, ihale hacmi, nüfus yapısı, denetim yoğunluğu veya başka yapısal değişkenler de farklı açıklamalar olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle araştırmanın ortaya koyduğu temel sonuç, açıklanması gereken sistemli bir dağılımın varlığıdır.

Bu yönüyle çalışma yargısal ve yönetsel müdahaleleri birbirinden bağımsız olaylar olarak değil, seçim sonrasında yerel siyasal temsilin dönüşümünü etkileyen birbirine bağlı süreçler olarak ele almaktadır. Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımı da tam bu noktada açıklayıcı bir çerçeve sunmaktadır. SGSÇ, siyasal gelişmeleri tekil olaylar yerine zamana yayılan süreçler ve süreçler arasındaki etkileşimler üzerinden değerlendirdiğinden belediyelere yönelik müdahalelerin bir bütün olarak çözümlenmesine olanak sağlamaktadır.

Sonuç olarak bu araştırma, 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında Türkiye'de yerel siyasal temsilin yalnızca seçim sonuçlarıyla değil, seçim sonrasında gerçekleşen yargısal ve yönetsel müdahaleler yoluyla da değişebildiğini göstermektedir. Bu bulgu, yerel demokrasi, hukuk-devlet ilişkisi ve siyasal temsil yazını açısından yeni araştırma soruları ortaya koymakta ve farklı ülkeler ve farklı dönemler üzerinde yapılacak karşılaştırmalı çalışmalar için de görgül bir başlangıç noktası oluşturmaktadır.

ÇÖZÜMLEME

31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinden Sonra Belediyelere Yönelik Gerçekleştirilen Yargısal ve Yönetsel Müdahalelerin Türleri Nelerdir ve Bunlar Zaman İçinde Nasıl Bir Dağılım Göstermektedir?

Araştırmanın ilk sorusu 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahalelerin kapsamını ve zaman içerisindeki gelişimini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular müdahalelerin tek bir işlemden ibaret olmadığını ve birbirini izleyen ve farklı hukuksal-yönetsel mekanizmaları içeren çok aşamalı bir süreç oluşturduğunu göstermektedir.  İncelenen dönemde saptanan yargısal müdahaleler, Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülen ceza soruşturmaları kapsamında gerçekleştirilen yargısal operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar ve bunlara bağlı ceza yargılaması işlemlerinden oluşmaktadır. Bu süreçler, Ceza Yargılaması Kanunu hükümleri çerçevesinde savcılık makamının yönetiminde kolluk kuvvetlerince yürütülmüş ve araştırmada "operasyon" kavramı bu yargısal süreçleri ifade etmek üzere kullanılmıştır. Yönetsel müdahaleler ise yargısal süreçlerin ardından veya bunlardan bağımsız olarak ortaya çıkan yönetsel sonuçları kapsamaktadır. Bunlar arasında belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması, kayyım atanması, belediye meclislerince başkan vekili seçilmesi ve çeşitli siyasal transferler sonucunda belediye yönetimlerinin el değiştirmesi yer almaktadır. Dolayısıyla araştırma, yalnızca ceza soruşturmalarını değil, bu soruşturmaların yerel yönetim yapısı üzerinde oluşturduğu kurumsal sonuçları da birlikte değerlendirmektedir. Zaman boyutu açısından incelendiğinde müdahalelerin seçimlerden hemen sonra sınırlı sayıda örnekle başladığı, ancak özellikle 2025 yılı itibarıyla belirgin biçimde yoğunlaştığı görülmektedir. Başlangıçta bireysel olaylar olarak değerlendirilebilecek işlemler, ilerleyen dönemde büyükşehir, il ve ilçe belediyelerini kapsayan daha geniş çaplı yargısal operasyonlara dönüşmüştür. Bu süreçte özellikle eş zamanlı operasyonlar, çok sayıda belediyeye yönelik ortak soruşturmalar ve bunları izleyen görevden uzaklaştırma kararları dikkat çekmektedir. Araştırmanın ortaya koyduğu önemli bulgulardan biri de yargısal ve yönetsel müdahalelerin çoğu durumda birbirinden bağımsız süreçler olarak değil, ardışık aşamalar şeklinde gerçekleşmesidir. Birçok olayda yargısal operasyonu gözaltı ve tutuklama izlemiş ve bunu görevden uzaklaştırma, bazı belediyelerde kayyım atanması veya belediye meclisince başkan vekili seçimi izlemiştir. Bazı örneklerde ise süreç siyasal transferler yoluyla belediye yönetiminin farklı bir siyasal parti tarafından yönetilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu bulgu, seçim sonrasında yerel siyasal temsilin yalnızca yargısal işlemlerden değil, birbirini tamamlayan yargısal ve yönetsel müdahaleler dizisinden etkilendiğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle, araştırmada incelenen olgu tek tek yargısal işlemler değil, seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerinde etkide bulunan çok aşamalı bir müdahale örüntüsüdür. Bu nedenle müdahalelerin ayrı ayrı değerlendirilmesi yerine zaman içinde birbirini izleyen ve birbirini tamamlayan süreçler olarak ele alınması araştırmanın temel çözümleyici yaklaşımını oluşturmaktadır.

Yargısal ve Yönetsel Müdahaleler Belediyelerin Siyasal Parti Bağlılığına Göre İstatistiksel Olarak Anlamlı Farklılıklar Göstermekte midir?

Araştırmanın ikinci sorusu yargısal ve yönetsel müdahalelerin belediyelerin siyasal parti bağlılığına göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektedir. Bu amaçla, 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonucunda partilerin kazandıkları belediye sayıları esas alınarak beklenen müdahale dağılımı hesaplanmış ve gözlenen dağılımla karşılaştırılmıştır. Yapılan çözümlemeler, müdahalelerin siyasal partilere göre uyumlu bir dağılım göstermediğini ortaya koymaktadır. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından yönetilen belediyelerde gözlenen yargısal müdahale sayısı, belediye sayısına göre hesaplanan beklenen değerin belirgin biçimde üzerindedir. Buna karşılık Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), DEM Parti, İYİ Parti ve diğer partiler tarafından yönetilen belediyelerde gözlenen müdahale sayıları beklenen değerlerin altında kalmıştır. Ki-kare uygunluk testi sonucunda elde edilen istatistiksel bulgular gözlenen dağılım ile seçim sonuçlarına göre hesaplanan beklenen dağılım arasındaki farkın rastlantısal dalgalanmalarla açıklanamayacak düzeyde olduğunu göstermektedir (χ² ≈ 113; sd = 5; p < 0,001). Dolayısıyla araştırmanın ikinci sorusuna verilen yanıt olumludur: Yargısal ve yönetsel müdahaleler belediyelerin siyasal parti bağlılığına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Ancak bu bulgunun kapsamı dikkatle değerlendirilmelidir. İstatistiksel anlamlılık tek başına müdahalelerin neden gerçekleştiğini veya belirli bir siyasal tercihle yürütüldüğünü kanıtlamaz. İstatistiksel çözümleme yalnızca gözlenen dağılımın, belediyelerin parti dağılımına göre beklenen örüntüden anlamlı biçimde saptığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle elde edilen sonuç müdahalelerin nedenlerine ilişkin kesin bir yargı değil, açıklanması gereken sistemli bir örüntünün varlığına işaret etmektedir. Araştırmanın kuramsal katkısı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Yerel seçimler sonrasında gözlenen yargısal ve yönetsel müdahalelerin belediyelerin siyasal parti bağlılığından bağımsız ve rastlantısal biçimde gerçekleştiği yönündeki sıfır hipotezi (h0) desteklenmemektedir. Buna karşılık elde edilen bulgular müdahalelerin parti dağılımına göre farklılaştığını ve seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerinde eşit olmayan etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Bu sonuç, yarışmacı otoriterlik ve hukukun siyasal süreçlerdeki rolüne ilişkin kuramsal tartışmalar açısından önem taşımakla birlikte söz konusu kuramları doğrulayan kesin bir kanıt olarak değil, bu çerçeveler ışığında değerlendirilmesi gereken görgül bir bulgu olarak ele alınmalıdır. Dolayısıyla araştırma belirli bir siyasal sonuca ulaşmaktan çok istatistiksel olarak anlamlı bir dağılım örüntüsünü ortaya koymakta ve bu örüntünün nedenlerinin gelecekte yapılacak karşılaştırmalı çalışmalarla daha ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini göstermektedir.

Gözlenen Müdahale Dağılımı Belediyelerin Siyasal Partilere Göre Sayısal Dağılımıyla Uyumlu mudur, Yoksa Belirli Belediye Gruplarında Anlamlı Bir Yoğunlaşma (Örüntü) Sergilemekte midir?

Araştırmanın üçüncü sorusu gözlenen yargısal ve yönetsel müdahalelerin belediyelerin siyasal partilere göre sayısal dağılımıyla uyumlu olup olmadığını ve müdahalelerin belirli belediye gruplarında sistemli bir yoğunlaşma gösterip göstermediğini incelemektedir. Bu soru, yalnızca istatistiksel farklılığın varlığını değil, söz konusu farklılığın belirli bir örüntü oluşturup oluşturmadığını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular, müdahalelerin seçim sonuçlarına göre beklenen dağılımla uyumlu olmadığını göstermektedir. Eğer müdahaleler belediyelerin siyasal parti bağlılığından bağımsız olarak gerçekleşmiş olsaydı her parti grubunda gözlenen müdahale sayılarının, o partinin yönettiği belediye sayısıyla yaklaşık orantılı olması beklenirdi. Oysa çözümleme sonuçları, bu beklentiden belirgin sapmalar bulunduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle CHP tarafından yönetilen belediyelerde gözlenen müdahale sayısı, beklenen değerin önemli ölçüde üzerinde gerçekleşirken diğer parti gruplarında gözlenen müdahaleler beklenen düzeylerin altında kalmıştır. Bu durum, müdahalelerin belediyeler arasında rastgele dağılmadığını, belirli bir belediye grubunda yoğunlaştığını göstermektedir. Ki-kare uygunluk testinin ortaya koyduğu yüksek istatistiksel anlamlılık düzeyi de bu sapmanın rastlantısal değişimle açıklanamayacağını desteklemektedir. Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri bu yoğunlaşmanın yalnızca yargısal operasyonlarla sınırlı olmamasıdır. Operasyonları sıklıkla gözaltı, tutuklama, görevden uzaklaştırma, kayyım atanması, belediye meclisince başkan vekili seçimi veya belediye yönetiminde değişiklikler izlemiştir. Böylece müdahaleler tekil olaylardan çok birbirini tamamlayan çok aşamalı bir süreç görünümü kazanmıştır. Bu durum, örüntünün yalnızca sayısal değil, süreçsel bir nitelik de taşıdığını göstermektedir. Bu bulgu, çalışmada benimsenen Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımını desteklemektedir. SGSÇ, siyasal gelişmeleri birbirinden bağımsız olaylar yerine zaman içinde birbirini etkileyen süreçler olarak ele almaktadır. Bu çerçevede araştırma belediyelere yönelik müdahalelerin yalnızca belirli bir siyasal parti grubunda sayısal olarak yoğunlaştığını değil, aynı zamanda yargısal ve yönetsel işlemlerin ardışık biçimde birbirini izlediği bütünleşik bir müdahale örüntüsü oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla araştırmanın üçüncü sorusuna verilen yanıt açıktır: Gözlenen müdahale dağılımı belediyelerin siyasal partilere göre sayısal dağılımıyla uyumlu değildir. Müdahaleler, belirli belediye gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir yoğunlaşma sergilemekte ve bu yoğunlaşma tekil olayların ötesine geçen, zaman içinde süreklilik gösteren bir örüntü niteliği taşımaktadır. Bununla birlikte, bu örüntünün varlığının saptanması tek başına örüntünün nedenini açıklamaz. Araştırmanın ulaştığı sonuç seçim sonrası dönemde gözlenen müdahalelerin rastlantısal bir dağılım göstermediği ve açıklanması gereken sistemli bir örüntü oluşturduğudur. Bu örüntünün ortaya çıkmasında etkili olabilecek hukuksal, kurumsal, yönetsel veya siyasal etkenlerin göreli ağırlığı ise daha ayrıntılı karşılaştırmalı araştırmaların konusunu oluşturmaktadır.

Yargısal Müdahaleler ile Yönetsel Müdahaleler Arasında Nasıl Bir İlişki Bulunmaktadır? Yargısal Operasyonlar, Tutuklamalar, Görevden Uzaklaştırmalar, Kayyım Uygulamaları ve Belediye Yönetimindeki Değişiklikler Birbirini İzleyen Bir Müdahale Sürecinin Aşamaları Olarak Değerlendirilebilir mi?

Araştırmanın dördüncü sorusu yargısal ve yönetsel müdahalelerin birbirinden bağımsız olaylar mı olduğu, yoksa seçim sonrasında yerel siyasal temsil üzerinde etkide bulunan bütünleşik bir müdahale sürecinin ardışık aşamalarını mı oluşturduğu sorusuna odaklanmaktadır. Elde edilen bulgular, incelenen olayların önemli bir bölümünde yargısal ve yönetsel müdahalelerin birbirini izleyen süreçler şeklinde gerçekleştiğini göstermektedir. Birçok belediyede süreç Cumhuriyet savcılıklarınca başlatılan yargısal operasyonlarla başlamış ve bunu gözaltı, tutuklama, görevden uzaklaştırma ve bazı durumlarda kayyım atanması veya belediye meclisince başkan vekili seçimi izlemiştir. Bazı örneklerde ise süreç belediye yönetiminin farklı bir siyasal partinin denetimine geçmesiyle sonuçlanmıştır. Bu ardışıklık müdahalelerin yalnızca hukuksal işlemler dizisi olmadığını ve aynı zamanda yerel siyasal temsilin kurumsal yapısını etkileyen çok aşamalı bir süreç oluşturduğunu göstermektedir. Dolayısıyla araştırmanın bulguları yargısal ve yönetsel müdahalelerin çözümleyici olarak birbirinden ayrılabilmesine karşın uygulamada çoğu zaman aynı sürecin birbirini tamamlayan aşamaları olarak işlediğini ortaya koymaktadır. Bu süreçte dikkat çeken nokta her yargısal operasyonun aynı yönetsel sonuçları doğurmamasıdır. Bazı belediyelerde süreç yalnızca ceza soruşturmasıyla sınırlı kalırken bazı belediyelerde görevden uzaklaştırma, kayyım atanması veya belediye meclisi aracılığıyla yeni yönetim oluşturulması gibi farklı yönetsel sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle araştırma, doğrusal ve zorunlu bir neden-sonuç zinciri bulunduğunu ileri sürmemektedir. Bunun yerine, belirli koşullarda birbirini izleyebilen ve farklı biçimlerde tamamlanabilen bir müdahale dizisinin varlığını ortaya koymaktadır. Bu bulgu Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımının temel varsayımlarından biriyle uyumludur. SGSÇ'ye göre siyasal süreçler tekil olaylar üzerinden değil, zaman içinde birbirini etkileyen ve yeni kurumsal sonuçlar üreten olay dizileri üzerinden çözümlenmelidir. Belediyelere yönelik müdahaleler de bu çerçevede değerlendirildiğinde operasyon, tutuklama, görevden uzaklaştırma, kayyım atanması ve yönetim değişikliği birbirinden bağımsız kararlar olmaktan çok aynı sürecin farklı evreleri olarak görünmektedir. Araştırmanın ulaştığı sonuç, seçim sonrasında belediyelere yönelik müdahalelerin yalnızca sayısal olarak belirli belediye gruplarında yoğunlaşmadığını ve aynı zamanda süreçsel bir örüntü sergilediğini de göstermektedir. Başka bir ifadeyle, çalışma yalnızca "hangi belediyelere müdahale edildiği" sorusunu değil, "müdahalelerin hangi sıra ve hangi kurumsal mekanizmalar aracılığıyla ilerlediği" sorusunu da yanıtlamaktadır. Bu yönüyle araştırma yerel siyasal temsilin dönüşümünü tekil hukuksal işlemler üzerinden değil, birbirini tamamlayan yargısal ve yönetsel müdahaleler zinciri üzerinden açıklayan bütüncül bir çözümleme sunmaktadır.

İncelenen Müdahaleler 31 Mart 2024 Yerel Seçimleriyle Oluşan Yerel Siyasal Temsilin Yapısını ve Sürekliliğini Hangi Ölçüde Etkilemiştir?

Araştırmanın beşinci sorusu seçim sonrasında gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahalelerin yerel siyasal temsil üzerindeki etkisini değerlendirmektedir. Bu değerlendirme, müdahalelerin hukuksal yerindeliğini veya ceza soruşturmalarının maddi doğruluğunu değil, seçimle oluşan temsil yapısında meydana gelen kurumsal değişimleri esas almaktadır. Araştırmanın bulguları, müdahalelerin yalnızca bireysel belediye başkanlarını hedef alan yargısal işlemler olarak kalmadığını ve birçok durumda seçimle oluşan yerel yönetim yapısını doğrudan etkileyen yönetsel sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Görevden uzaklaştırma kararları, kayyım atamaları, belediye meclislerince başkan vekili seçilmesi ve bazı belediyelerde yönetimin farklı siyasal aktörlerin denetimine geçmesi seçim sonrasında yerel siyasal temsilin başlangıçtaki görünümünün değişebildiğini ortaya koymaktadır. Bu değişimin etkisi belediyeler arasında aynı düzeyde değildir. Bazı belediyelerde müdahaleler yalnızca devam eden ceza soruşturmalarıyla sınırlı kalırken bazı belediyelerde seçilmiş belediye başkanlarının görev yapamaması nedeniyle temsil ilişkisi kurumsal olarak yeniden şekillenmiştir. Özellikle büyükşehir belediyeleri ile nüfus ve bütçe bakımından yüksek ağırlığa sahip belediyelerde meydana gelen müdahaleler, etkilenen seçmen sayısının büyüklüğü nedeniyle yerel siyasal temsil üzerinde daha geniş kapsamlı sonuçlar doğurmuştur. Araştırmanın ortaya koyduğu önemli bulgulardan biri de yerel siyasal temsilde meydana gelen değişimin tek bir yönetsel işlemle açıklanamayacak olmasıdır. İncelenen örneklerde temsil yapısı çoğu zaman birbirini izleyen yargısal ve yönetsel müdahalelerin birleşik etkisiyle dönüşmüştür. Bu nedenle seçim sonrasında oluşan temsil yapısındaki değişim bireysel kararların toplamı değil, zaman içinde gelişen çok aşamalı bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Bununla birlikte araştırma, bu dönüşümün seçim sonuçlarını tamamen ortadan kaldırdığı veya yerel demokratik meşruluğun bütünüyle sona erdiği yönünde bir sonuca ulaşmamaktadır. Bulguların gösterdiği sonuç seçimle oluşan yerel siyasal temsilin belirli belediyelerde hukuksal olarak öngörülmüş yargısal ve yönetsel mekanizmalar aracılığıyla yeniden yapılandığı ve bu yeniden yapılanmanın belediyeler arasında eşit biçimde gerçekleşmediğidir. Bu çerçevede araştırmanın beşinci sorusuna verilen yanıt, 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle oluşan yerel siyasal temsilin incelenen dönemde uygulanan yargısal ve yönetsel müdahaleler sonucunda belirli belediyelerde önemli ölçüde değişime uğradığı yönündedir. Bu değişim, yalnızca belediye başkanlarının kişisel hukuksal durumunu değil, seçmen iradesiyle oluşan temsil ilişkisinin kurumsal işleyişini de etkilemiştir. Sonuç olarak çalışma yerel siyasal temsilin seçim günü ortaya çıkan durağan bir yapı olmadığını ve hukuksal ve yönetsel süreçlerin etkisiyle zaman içinde yeniden şekillenebilen devingen bir kurumsal yapı olduğunu göstermektedir. Bu bulgu, yerel demokrasi, temsil kuramı ve kamu yönetimi yazınına, seçim sonrası dönemi de çözümlemenin ayrılmaz bir parçası olarak ele alan süreç odaklı bir yaklaşım önermektedir.

Elde Edilen Bulgular Yarışmacı Otoriterlik, Hukukun Siyasal Süreçlerde Kullanımı (Lawfare), Yerel Demokrasi ve Yerel Yönetim Özerkliği Yazını Açısından Nasıl Değerlendirilebilir?

Araştırmanın altıncı sorusu elde edilen görgül bulguların karşılaştırmalı siyaset ve kamu yönetimi yazınındaki temel kuramsal yaklaşımlar bakımından nasıl yorumlanabileceğini incelemektedir. Bu değerlendirme, araştırmanın ulaştığı istatistiksel sonuçları belirli kuramların kesin doğrulaması olarak değil, mevcut kuramsal tartışmalar ışığında anlamlandırılması gereken görgül bulgular olarak ele almaktadır. İlk olarak, yarışmacı otoriterlik yazını bakımından değerlendirildiğinde araştırmanın bulguları seçimlerin yarışmacı niteliğinin tek başına siyasal temsilin sürekliliğini güvence altına almadığını göstermektedir. İncelenen dönemde yerel siyasal temsil yalnızca seçim sonuçlarıyla değil, seçim sonrasında işleyen yargısal ve yönetsel mekanizmalar aracılığıyla da yeniden şekillenmiştir. Bu bulgu, yarışmacı otoriterlik yazınında vurgulanan, seçim sonrası devlet kapasitesi ve kurumsal araçların siyasal yarışma üzerindeki etkisine ilişkin tartışmalarla uyumlu bir görünüm sergilemektedir. Bununla birlikte çalışma, bu kuramın bütün unsurlarını sınamayı amaçlamamakta ve yalnızca elde edilen bulguların söz konusu yazında tartışılan beklentilerle örtüşebileceğini göstermektedir. İkinci olarak, hukukun siyasal süreçlerde kullanımı (lawfare) yazını açısından araştırma dikkat çekici sonuçlar ortaya koymaktadır. Bulgular, belediyelere yönelik yargısal süreçlerin yalnızca bireysel ceza sorumluluğu bağlamında değil, yerel yönetimlerin kurumsal yapısı üzerinde de etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Bununla birlikte araştırma herhangi bir ceza soruşturmasının hukuksal dayanaktan yoksun olduğu veya hukukun siyasal amaçlarla kullanıldığı yönünde bir sonuca ulaşmamaktadır. Çalışmanın ortaya koyduğu bulgu yargısal süreçlerin seçim sonrasında yerel siyasal temsil üzerinde gözlemlenebilir kurumsal sonuçlar doğurduğu ve bu nedenle siyasal süreçlerin çözümlenmesinde dikkate alınması gereken bir değişken oluşturduğudur. Bu yönüyle araştırma, lawfare yazınına doğrudan bir doğrulama sunmaktan çok bu tartışmalar için yeni görgül veriler sağlamaktadır. Üçüncü olarak, yerel demokrasi yazını açısından araştırma seçimlerin demokratik meşruluk üretmedeki merkezi rolünü doğrulamakla birlikte seçim sonrasında meydana gelen yargısal ve yönetsel müdahalelerin temsil ilişkisini zaman içinde değiştirebildiğini göstermektedir. Yerel demokrasinin yalnızca seçim günü oluşan bir siyasal düzenleme olarak değil, seçim sonrasında da kurumsal sürekliliği korunması gereken devingen bir temsil sistemi olarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu bulgu, yerel demokrasi çalışmalarında seçim sonrası süreçlerin de çözümlemenin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğine işaret etmektedir. Dördüncü olarak, yerel yönetim özerkliği yazını bakımından çalışma merkezi yönetimin anayasal ve yasal yetkileri ile yerel özerklik arasındaki dengenin önemini yeniden gündeme getirmektedir. Demokratik hukuk devletlerinde belediyelerin hukuka uygunluk denetimi ve ceza sorumluluklarının araştırılması meşru ve gerekli mekanizmalardır. Bununla birlikte araştırmanın bulguları bu süreçlerin yerel siyasal temsil üzerinde önemli kurumsal sonuçlar doğurabildiğini göstermektedir. Bu nedenle yerel yönetim özerkliği tartışmalarında yalnızca denetim yetkisinin varlığı değil, bu yetkinin uygulanma biçimi ve temsil üzerindeki etkileri de değerlendirilmesi gereken temel boyutlar arasında yer almaktadır. Son olarak, araştırmanın geliştirdiği Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımı, söz konusu kuramsal tartışmalar arasında bütünleştirici bir çözümleyici çerçeve sunmaktadır. SGSÇ, seçim sonrasında meydana gelen yargısal ve yönetsel müdahaleleri tekil olaylar olarak değil, zaman içinde birbirini etkileyen ve yerel siyasal temsilin kurumsal yapısını dönüştüren süreçler dizisi olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, yarışmacı otoriterlik, lawfare, yerel demokrasi ve yerel yönetim özerkliği yazınını ortak bir süreç çözümlemesinde buluşturarak seçim sonrası siyasal dönüşümlerin daha kapsamlı biçimde incelenmesine olanak sağlamaktadır. Bu değerlendirmeler ışığında araştırmanın temel kuramsal katkısı yerel siyasal temsilin yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil, seçim sonrasında işleyen yargısal ve yönetsel süreçlerin birlikte oluşturduğu devingen bir kurumsal yapı olarak çözümlenmesi gerektiğini ortaya koymasıdır. Böylece çalışma, seçim sonrası dönemi yerel demokrasi çözümlemesinin ikincil bir aşaması olmaktan çıkararak siyasal temsilin sürekliliğini ve dönüşümünü açıklayan temel inceleme alanlarından biri durumuna getirmektedir.

Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) Yaklaşımı Seçim Sonrasında Ortaya Çıkan Çok Aşamalı ve Devingen Müdahale Süreçlerinin Açıklanmasında Ne Ölçüde Çözümleyici Katkı Sağlamaktadır?

Araştırmanın yedinci sorusu bu çalışmada kullanılan Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımının açıklayıcı kapasitesini değerlendirmektedir. Amaç, SGSÇ'nin yalnızca kuramsal bir öneri olup olmadığını değil, seçim sonrasında gelişen çok aşamalı müdahale süreçlerinin çözümlenmesinde ne ölçüde işlevsel bir çerçeve sunduğunu ortaya koymaktır. Araştırmanın bulguları, belediyelere yönelik müdahalelerin tekil ve birbirinden bağımsız olaylar olarak açıklanmasının yetersiz kaldığını göstermektedir. İncelenen örneklerde yargısal operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım uygulamaları, belediye meclislerince başkan vekili seçilmesi ve bazı durumlarda belediye yönetimindeki değişiklikler zaman içinde birbirini izleyen süreçler durumunda gerçekleşmiştir. Bu nedenle araştırma konusu, yalnızca belirli tarihlerde meydana gelen hukuksal işlemlerden değil, süreklilik gösteren bir müdahale dizisinden oluşmaktadır. Geleneksel kesitsel çözümlemeler, bu tür olayları çoğunlukla birbirinden bağımsız gözlemler olarak değerlendirmektedir. Böyle bir yaklaşım, belirli bir tarihte hangi belediyede hangi işlemin yapıldığını gösterebilmekte ancak müdahalelerin zaman içinde nasıl geliştiğini, birbirini nasıl etkilediğini ve seçimle oluşan yerel siyasal temsil üzerinde nasıl birikimli sonuçlar doğurduğunu açıklamakta sınırlı kalmaktadır. SGSÇ yaklaşımı ise olayları durağan veriler olarak değil, sürekli güncellenen ve birbirini etkileyen süreçler olarak ele almaktadır. Bu araştırmada geliştirilen veri seti de aynı anlayışla oluşturulmuştur. Her yeni yargısal veya yönetsel müdahale, önceki gelişmelerden bağımsız bir olay olarak değil, devam eden sürecin yeni bir aşaması olarak değerlendirilmiştir. Böylece çözümleme, yalnızca olayların sayısını değil, olaylar arasındaki zamansal ardışıklığı, kurumsal bağlantıları ve temsil üzerindeki birleşik etkileri de inceleyebilmiştir. Araştırmanın bulguları, SGSÇ'nin özellikle üç noktada önemli çözümleyici katkı sağladığını göstermektedir. Birincisi, farklı zamanlarda gerçekleşen yargısal ve yönetsel müdahaleleri tek bir süreç içinde değerlendirmeye olanak tanımaktadır. İkincisi, operasyon, tutuklama, görevden uzaklaştırma ve kayyım uygulamaları gibi farklı hukuksal ve yönetsel işlemler arasındaki süreçsel bağlantıları görünür kılmaktadır. Üçüncüsü ise seçim günü ortaya çıkan temsil yapısı ile seçim sonrasında gerçekleşen kurumsal dönüşümler arasındaki ilişkiyi devingen bir bakış açısıyla çözümleyebilmektedir. Bu yönüyle SGSÇ, yalnızca Türkiye'deki belediyelere ilişkin bu araştırmaya özgü bir yöntem olarak değerlendirilmemelidir. Yaklaşım seçim sonrası siyasal krizler, anayasal dönüşümler, yargısal müdahaleler, olağanüstü yönetim uygulamaları ve uzun süreye yayılan kurumsal değişim süreçleri gibi çok aşamalı siyasal gelişmelerin incelenmesinde de kullanılabilecek genel bir süreç çözümlemesi modeli sunmaktadır. Araştırmanın ulaştığı sonuç, SGSÇ'nin seçim sonrasında ortaya çıkan çok aşamalı müdahale süreçlerini açıklamada güçlü bir çözümleyici çerçeve sağladığı yönündedir. Yaklaşım, yalnızca olayların kronolojik sıralanmasını değil, olaylar arasındaki etkileşimleri, kurumsal sonuçları ve zaman içinde oluşan örüntüleri birlikte değerlendirebildiği için yerel siyasal temsilin dönüşümünü durağan çözümlemelere göre daha kapsamlı biçimde açıklayabilmektedir. Bu nedenle SGSÇ'nin temel katkısı siyasal olayları tek tek hukuksal veya yönetsel işlemler olarak incelemek yerine sürekli güncellenen ve birbirini etkileyen süreçler bütünü olarak çözümlemesidir. Araştırma bulguları, seçim sonrası yerel siyasal temsilin anlaşılmasında süreç odaklı bu yaklaşımın önemli bir açıklama gücüne sahip olduğunu göstermekte ve yöntemin farklı ülke örneklerinde karşılaştırmalı araştırmalarla sınanmasına yönelik yeni bir araştırma gündemi önermektedir.

BELEDİYE DENETİM VE CEZA YARGILAMASI MİMARİSİNDEKİ KURUMSAL DÖNÜŞÜM

Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli bulgulardan biri Türkiye'de belediyelere yönelik denetim ve ceza yargılaması uygulamalarında son yıllarda belirgin bir kurumsal dönüşümün gözlenmesidir. Bu dönüşüm yalnızca belediyelere yönelik müdahale sayısındaki değişimle sınırlı olmayıp soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin işleyiş mantığında da önemli farklılaşmalar bulunduğunu göstermektedir. Geleneksel uygulamada belediyeler üzerindeki yönetsel denetim büyük ölçüde İçişleri Bakanlığı'nın mülkiye müfettişleri tarafından yürütülmekteydi. Yönetsel inceleme ve teftiş sonucunda ceza hukuku bakımından suç şüphesi doğuran unsurlar saptandığında dosyalar Cumhuriyet savcılıklarına gönderilmekte ve ceza yargılaması süreci bu aşamadan sonra başlamaktaydı. Bu modelde yönetsel denetim ile yargısal kovuşturma arasında kurumsal bir eşik bulunmaktaydı. Araştırmanın kapsadığı dönemde ise uygulamanın farklılaştığı görülmektedir. İncelenen çok sayıda olayda Cumhuriyet savcılıklarının ihbarlar, yakınmalar veya doğrudan yürüttükleri değerlendirmeler üzerine yargısal soruşturma başlattıkları ve yargısal kolluk aracılığıyla operasyonlar gerçekleştirildiği, gözaltı ve tutuklama önlemlerinin uygulandığı, ardından görevden uzaklaştırma, kayyım atanması veya belediye yönetiminde değişiklik gibi yönetsel sonuçların ortaya çıktığı gözlenmiştir. Bu nedenle araştırmada incelenen süreç klasik yönetsel denetim modelinden farklı özellikler sergileyen yeni bir uygulama örüntüsü olarak değerlendirilmektedir. Bu değişim yalnızca uygulama alışkanlıklarıyla sınırlı değildir. Son yıllarda ceza yargılaması ve yargı örgütünde gerçekleştirilen kurumsal düzenlemeler de belediyelere yönelik süreçlerin işleyişini etkileyen yeni bir hukuksal çerçeve oluşturmuştur. Sulh ceza hakimliklerinin kurulması, bölge adliye (istinaf) mahkemelerinin sistem içindeki rolünün güçlenmesi, temyiz incelemesinin kapsamına ilişkin değişiklikler ve Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun yapısında gerçekleştirilen düzenlemeler ceza adalet sisteminin kurumsal mimarisini yeniden şekillendiren gelişmeler arasında yer almaktadır. Araştırma, bu düzenlemelerin tamamını normatif açıdan değerlendirmemekte ancak belediyelere yönelik müdahalelerin çözümlenmesinde dikkate alınması gereken kurumsal bağlamın önemli unsurları olduğunu ortaya koymaktadır. İncelenen olaylarda ayrıca ihbar mekanizmalarının kullanımı, gizli tanık beyanlarına dayanılması, koruma önlemlerinin uygulanması, uzun iddianameler hazırlanması ve yargılamaların uzun süre devam etmesi gibi ceza yargılaması süreçlerinin yerel yönetimlerin işleyişi üzerinde etkiler doğurabildiği görülmektedir. Bu etkiler, mahkumiyet kararı bulunup bulunmamasından bağımsız olarak, belediye yönetimlerinin yönetsel kapasitesi, karar alma süreçleri ve hizmet sunumu üzerinde sonuçlar yaratabilmektedir. Çalışma bu saptamayı bireysel davaların hukuksal isabetine ilişkin bir değerlendirme olarak değil, incelenen dönemde gözlenen kurumsal işleyişin yerel yönetimler üzerindeki etkisine ilişkin görgül bir gözlem olarak ortaya koymaktadır. Bu çerçevede araştırmanın temel bulgularından biri, Türkiye'de belediyelere yönelik denetim ve ceza yargılaması süreçlerinin yalnızca niceliksel olarak değil, kurumsal işleyiş bakımından da önemli bir dönüşüm geçirdiğidir. Seçim sonrasında yerel siyasal temsilin nasıl şekillendiğini anlamak için yalnızca belediyelere yönelik yargısal ve yönetsel işlemleri incelemek yeterli değildir. Aynı zamanda bu işlemlerin gerçekleştiği yargısal ve yönetsel mimarinin geçirdiği dönüşümün de çözümlemenin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu araştırma, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra Türkiye'de belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargısal ve yönetsel müdahaleleri bütüncül bir çerçevede incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma, tek tek yargısal işlemleri veya bireysel belediye örneklerini değerlendirmek yerine seçim sonrasında ortaya çıkan müdahalelerin türlerini, dağılımını, zaman içindeki gelişimini ve yerel siyasal temsil üzerindeki etkilerini birlikte çözümlemiştir.

Araştırmanın ilk bulgusu, belediyelere yönelik müdahalelerin tek tip olmadığıdır. Yargısal operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyım uygulamaları, belediye meclislerince başkan vekili seçimi ve bazı durumlarda belediye yönetimindeki değişiklikler, farklı hukuksal ve yönetsel araçlar olarak ortaya çıkmıştır. Ancak bu araçlar çoğu olayda birbirinden bağımsız işlemler değil, birbirini izleyen süreçlerin aşamaları olarak gerçekleşmiştir. Bu nedenle belediyelere yönelik müdahaleler tekil olaylar yerine süreç odaklı bir çözümleme çerçevesinde değerlendirilmiştir.

İkinci olarak, araştırmada elde edilen nicel bulgular müdahalelerin belediyelerin siyasal parti dağılımıyla orantılı biçimde gerçekleşmediğini göstermektedir. Yapılan istatistiksel çözümlemeler, gözlenen dağılımın seçim sonuçlarına göre hesaplanan beklenen dağılımdan anlamlı biçimde saptığını ortaya koymuştur. Özellikle CHP tarafından yönetilen belediyelerde müdahalelerin beklenen düzeyin üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu bulgu, müdahalelerin rastlantısal biçimde dağılmadığını ve açıklanması gereken sistemli bir örüntü bulunduğunu göstermektedir. Bununla birlikte çalışma bu örüntünün nedenlerine ilişkin kesin bir nedensellik öngörüsünde bulunmamakta ve yalnızca gözlenen dağılımın rastlantı varsayımıyla açıklanamayacağını ortaya koymaktadır.

Üçüncü olarak araştırma, Türkiye'de belediyelere yönelik denetim ve ceza yargılaması uygulamalarında önemli bir kurumsal dönüşüm yaşandığını göstermektedir. Geleneksel olarak belediyelere ilişkin yönetsel incelemelerin büyük ölçüde İçişleri Bakanlığı'nın mülkiye müfettişleri tarafından yürütüldüğü ve gerekli görülen dosyaların daha sonra Cumhuriyet savcılıklarına gönderildiği modelin yanında araştırmanın kapsadığı dönemde savcılıkların doğrudan başlattığı yargısal soruşturmaların ve bunları izleyen yönetsel işlemlerin belirgin biçimde öne çıktığı görülmektedir. Bu süreç ceza yargılaması hukukundaki uygulamalar ile yargı örgütünde son yıllarda gerçekleştirilen kurumsal düzenlemelerin oluşturduğu yeni bağlam içinde değerlendirilmelidir. Dolayısıyla çalışma, yalnızca müdahalelerin sonuçlarını değil, bu müdahalelerin gerçekleştiği kurumsal mimarideki dönüşümü de çözümlemenin önemli bir parçası olarak ele almaktadır.

Dördüncü olarak, araştırma seçim sonrasında yerel siyasal temsilin durağan bir yapı olmadığını göstermektedir. Yerel seçimlerle oluşan temsil ilişkisi, daha sonraki yargısal ve yönetsel süreçlerden etkilenebilmekte ve bazı belediyelerde seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması, kayyım atanması veya belediye meclislerince yeni başkan vekillerinin seçilmesi sonucunda temsilin kurumsal işleyişi değişebilmektedir. Böylece çalışma, yerel demokrasinin yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil, seçim sonrasındaki kurumsal süreçler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kuramsal açıdan değerlendirildiğinde araştırmanın bulguları, yarışmacı otoriterlik, hukukun siyasal süreçlerde kullanımı (lawfare), yerel demokrasi ve yerel yönetim özerkliği yazınında ileri sürülen bazı kuramsal beklentilerle uyumludur. Bununla birlikte çalışma, söz konusu kuramların doğruluğunu kanıtlamayı amaçlamamaktadır. Araştırmanın katkısı, bu kuramsal tartışmaların değerlendirilmesine olanak sağlayan özgün ve sistemli görgül bulgular üretmesidir.

Araştırmanın en önemli yöntemsel katkısı ise Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımının uygulanmasıdır. SGSÇ, siyasal gelişmeleri birbirinden bağımsız olaylar olarak değil, zaman içinde birbirini etkileyen, sürekli güncellenen ve yeni kurumsal sonuçlar üreten süreçler olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım sayesinde araştırma yalnızca "kaç belediyeye müdahale edildiği" sorusunu değil, müdahalelerin hangi sırayla gerçekleştiğini, hangi mekanizmalar aracılığıyla ilerlediğini ve yerel siyasal temsil üzerinde nasıl birleşik etkiler oluşturduğunu da açıklayabilmiştir. Böylece SGSÇ, seçim sonrası siyasal dönüşümlerin çözümlenmesinde kullanılabilecek süreç temelli bir yöntem olarak açıklayıcı gücünü ortaya koymuştur.

Araştırmanın bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Çalışma, kamuoyuna yansıyan ve doğrulanabilen verilerle sınırlıdır. Belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin resmi ve bütüncül bir veri tabanının bulunmaması nedeniyle veri seti açık kaynaklardan, resmi açıklamalardan ve güvenilir haber kaynaklarından derlenmiştir. Ayrıca çalışma, ceza soruşturmalarının hukuksal esasını veya bireysel dosyaların maddi doğruluğunu değerlendirmemekte ve yalnızca seçim sonrasında gözlenen yargısal ve yönetsel müdahalelerin örüntüsünü incelemektedir. Bu nedenle ulaşılan sonuçlar, hukuksal sorumlulukların değil, siyasal ve kurumsal süreçlerin çözümlenmesine ilişkindir.

Sonuç olarak bu araştırma, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra Türkiye'de belediyelere yönelik yargısal ve yönetsel müdahalelerin rastlantısal ve birbirinden bağımsız olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini ve belirli belediye gruplarında yoğunlaşan, çok aşamalı ve süreçsel özellikler gösteren bir müdahale örüntüsü oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Bunun yanında çalışma, belediyelere yönelik denetim ve ceza yargılaması uygulamalarının kurumsal yapısında meydana gelen dönüşümün de bu örüntünün anlaşılmasında önemli bir çözümleyici değişken olduğunu göstermektedir.

Bu bulgular, yerel siyasal temsilin yalnızca seçim günü ortaya çıkan durağan bir sonuç olmadığını ve seçim sonrasında işleyen hukuksal ve yönetsel süreçler tarafından da şekillendirilebilen devingen bir kurumsal yapı olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla yerel demokrasinin, seçimlerin yapılması kadar seçim sonrasında temsil ilişkisinin hangi kurumsal mekanizmalar içinde sürdürüldüğünü de dikkate alan daha geniş bir çözümleyici çerçeve içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu yönüyle araştırma, Türkiye örneğinden hareketle karşılaştırmalı siyaset, kamu yönetimi ve yerel demokrasi yazınına üç temel katkı sunmaktadır: Birincisi, seçim sonrası yerel siyasal temsilin dönüşümünü açıklayan özgün bir görgül veri seti ortaya koymaktadır. İkincisi, yargısal ve yönetsel müdahaleleri birbirinden bağımsız işlemler olarak değil, süreçsel bir örüntü içinde inceleyen çözümleyici bir yaklaşım geliştirmektedir. Üçüncüsü ise Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yönteminin, seçim sonrasında ortaya çıkan çok aşamalı siyasal dönüşümlerin incelenmesinde uygulanabilir ve açıklayıcı bir yöntem olduğunu göstermektedir. Bu nedenle çalışmanın ulaştığı bulguların farklı ülkelerde yerel yönetimler, seçim sonrası siyasal süreçler ve kurumsal dönüşümler üzerine yapılacak karşılaştırmalı araştırmalar için de yararlı bir çözümleyici çerçeve sunacağı değerlendirilmektedir.


 

Kaynakça

 

Bardach, E., ve Patashnik, E. M. (2024). A practical guide for policy analysis: The eightfold path to more effective problem solving (7th ed.). CQ Press.

Bourdieu, P. (1990). The logic of practice. Stanford University Press.

Creswell, J. W., ve Creswell, J. D. (2023). Research design: Qualitative, quantitative, and mixed methods approaches (7th ed.). SAGE.

George, A. L., ve Bennett, A. (2005). Case studies and theory development in the social sciences. MIT Press.

Geddes, B., Wright, J., ve Frantz, E. (2018). How dictatorships work: Power, personalization, and collapse. Cambridge University Press.

Grindle, M. S. (2007). Going local: Decentralization, democratization, and the promise of good governance. Princeton University Press.

Heinelt, H., ve Bertrana, X. (Eds.). (2011). The second tier of local government in Europe: Provinces, counties, départements and landkreise in comparison. Routledge.

Levitsky, S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press.

Linz, J. J. (2000). Totalitarian and authoritarian regimes. Lynne Rienner.

O'Donnell, G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69.

Organisation for Economic Co-operation and Development. (2023). OECD multi-level governance studies: Decentralisation and regional governance. OECD Publishing.

Schedler, A. (2013). The politics of uncertainty: Sustaining and subverting electoral authoritarianism. Oxford University Press.

Tilly, C. (2006). Regimes and repertoires. University of Chicago Press.

United Cities and Local Governments. (2022). The future of local and regional governments. UCLG.

United Nations Human Settlements Programme. (2022). World cities report 2022: Envisaging the future of cities. UN-Habitat.

Venice Commission. (2020). Report on respect for democracy, human rights and the rule of law during states of emergency. Council of Europe.

V-Dem Institute. (2025). Democracy report 2025: Twenty-five years of autocratization. University of Gothenburg.

World Bank. (2024). Decentralization and local governance. World Bank.

Yin, R. K. (2018). Case study research and applications: Design and methods (6th ed.). SAGE.

Hiç yorum yok: